« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

03 Ağu

2026

Düzensiz Göç’ün Nasıl Bir Silah Olarak Kullanıldığına Dair: Ceuta Örneği…

Abdullah Ağar 01 Ocak 1970

İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Ceuta’da yaşanan göçmen krizi, göçün artık yalnızca insani bir olgu değil, devletlerin elinde nasıl stratejik bir silaha dönüştüğünü bir kez daha gösteriyor.
Suriye iç savaşı, IŞİD türbülansı, Afganistan krizi, cihatçı transferleri ve diğer bölgesel krizler boyunca göçün bir baskı aracı olarak kullanılabilme ihtimali çokça tartışıldı. Türkiye’nin son on beş yılda yaşadığı tecrübe de düzensiz göçün güvenlik, demografi, ekonomi ve siyaset üzerinde nasıl sonuçlar doğurabileceğini ortaya koydu. Ceuta ise bu gerçeğin Avrupa açısından en yalın ve en güncel örneklerinden biridir.
Göçmen kartı; baskıdır, tehdittir, şantajdır, istikrarsızlık üretme aracıdır ve gerektiğinde karşı tarafı hizaya getirmek için kullanılan hibrit bir güç unsurudur.
İyi kurgulanmış ve yönlendirilmiş düzensiz göç; demografik, sosyolojik, ekonomik, siyasi ve güvenlik boyutları bulunan stratejik bir tehdide dönüşebilir.
Ceuta’da krizin görünen aktörü Fas’tır. Ancak görünen aktör ile jeopolitik tablo aynı şey değildir.
Trump döneminde ABD’nin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenlik iddiasını tanıması, buna karşılık Fas’ın İbrahimi Anlaşmalar çerçevesinde İsrail ile normalleşmesi ve Gazze Savaşı sonrasında İspanya’nın Filistin konusunda aldığı net tavır, bugün yaşanan gelişmelerden bağımsız değerlendirilemez. Bu gelişmeler, Batı Akdeniz ve Kuzey Afrika’daki güç dengelerinin yeniden şekillenmesinde önemli rol oynadı.
İspanya’nın son dönemde izlediği dış politika; özellikle Filistin meselesindeki söylemi ve İsrail’e yönelik eleştirileri nedeniyle Madrid’i yeni bir jeopolitik baskı alanının içine çekti. Ceuta’da yaşananlar da bu baskının yalnızca sınır güvenliği boyutu değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik boyutudur.
ABD veya İsrail’in bu göç hareketini doğrudan organize ettiğini gösteren kamuya açık bir kanıt bugün için yok. Ancak jeopolitikte asıl belirleyici olan, çoğu zaman operasyonu kimin yaptığı değil; hangi stratejik ortamın oluşturulduğu, hangi aktörlerin elinin güçlendiği ve ortaya çıkan tablodan kimin siyasi ya da stratejik kazanç sağladığıdır.
Bu nedenle Ceuta krizini yalnızca Fas’ın sınır politikası olarak okumak eksik bir değerlendirme olur. Kriz; Batı Sahra’dan Gazze’ye, Washington’dan Tel Aviv’e uzanan daha geniş bir jeopolitik denklemin içinde anlam kazanmaktadır.
Bütün belirsizliklere rağmen kesin olan şudur: Devletler artık yalnızca ordularla değil; göçle, enerjiyle, ticaretle, finansla, bilgiyle ve algıyla da mücadele ediyor. Hibrit savaş çağında göç, gerektiğinde sınırları zorlayan bir insan hareketi değil; devletlerin elinde baskı kuran, istikrarsızlık üreten ve rakiplerini siyasi taviz vermeye zorlayan stratejik bir güç çarpanına dönüşebiliyor. Ceuta’da yaşananlar da bunun Avrupa’nın kapısındaki en güncel örneklerinden biridir.
Türkiye ise Suriye iç savaşının başladığı günden bu yana bu stratejik tablonun ağır bedelini ödüyor.
Buradaki asıl soru şudur:
Düzensiz göçü gerçekten kim yönetiyor?
Sınırı geçen çaresiz insanlar mı?
Yoksa o insan hareketlerini kendi jeopolitik hedefleri doğrultusunda yönlendiren, teşvik eden, kullanan veya istismar eden devletler, istihbarat servisleri ve güç odakları mı?
21’inci yüzyılın hibrit savaşlarını anlamak isteyen herkes, önce bu sorunun cevabını aramalıdır. Çünkü hibrit savaşlarda çoğu zaman silah insan değil; yönlendirilen insan hareketidir.
https://www.facebook.com/abdullahagar2

Ziyaret -> Toplam : 314,54 M - Bugn : 8158

ulkucudunya@ulkucudunya.com