« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

01 Haz

2026

Silahlanan dünya, yükselen Türkiye

Ragıp Kutay Karaca 01 Ocak 1970

Soğuk Savaş sonrası "kurallara dayalı uluslararası düzen" söyleminin içi her gün biraz daha boşaltılıyor. Genel kabul gören normlar yerli yerinde duruyor; ne var ki uygulama her geçen yıl biraz daha zayıflıyor. Silaha ayrılan kaynak büyürken, diplomasinin alanı küçülüyor.

Stockholm Uluslararası Ba­rış Araştırmaları Enstitü­sü’nün (SIPRI) verileri­ne göre dünya askeri harcamaları 2025 yılında reel olarak yüzde 2,9 büyüyerek 2 trilyon 887 milyar do­lara çıktı. Son on yıllık dönemde (2016-2025) küresel harcama yüz­de 41 oranında arttı.

En çok harcama yapan 15 ülke, 2025'te dünya askeri harcamala­rının yüzde 80'ini, yani 2,304 tril­yon dolarını üstlenmiş. Bu küme­nin tepesindeki beş aktör (ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindis­tan) tek başlarına 1,686 trilyon dolarlık harcamayla küresel pas­tanın yüzde 58'ini oluşturuyor. NATO üyeleri, küresel toplamın yarısından fazlasını oluşturmaya devam ediyor: 2025 itibarıyla itti­fak üyelerinin toplam harcaması 1,581 trilyon dolara ulaşarak dün­ya askeri harcamalarının yüzde 55'ini oluşturdu.

NATO için yüzde 5 hedefinin ar­kasındaki itici güç yalnızca NATO bürokrasisinin teknik bir hesabı değil, kıta çapında değişen bir gü­venlik aklının ürünü. Münih Gü­venlik Konferansı'nda Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in "ku­rallara dayalı dünya düzeninin ar­tık var olmadığını" açıkça ifade etmesi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in uzay, is­tihbarat ve derin vuruş yetenekle­rinde bir "Avrupa omurgası" kur­ma çağrısı, harcama rakamların­daki büyümenin yapısal okunması gerektiğini açıklıyor.

Avrupa, altmış yıl sonra yeniden ithalatın merkezi
Devletler arasında 2021-2025 döneminde el değiştiren büyük silahların hacmi, bir önceki beş yıllık döneme (2016-2020) göre yüzde 9,2 daha yükseldi; Avrupa, 1960'lardan bu yana ilk kez küresel silah ithalatının en büyük payına (yüzde 33) sahip. Bu rakamlar yal­nızca Rusya-Ukrayna krizinin ya­rattığı talebi değil, Avrupa'nın yıl­lardır ihmal ettiği konvansiyonel kapasite açığını hızla kapatma te­laşını da yansıtıyor.

Avrupa'nın bu telaşı, ReArm Europe girişimi ve SAFE (Security Action for Europe) gibi finansman araçlarıyla kurumsal bir çerçeve­ye kavuşmuş durumda. Burada al­tı çizilmesi gereken nokta şudur: Söz konusu finansman bir kerelik bir kıpırdanmanın sonucu değil, üye devletlerin yasal çerçeveleri­ne, çok yıllı bütçelerine ve sanayi politikalarına işlenmiş yapısal bir yön değişimidir.

En büyük beş ihracatçı (ABD, Fransa, Rusya, Almanya ve Çin) tüm silah ihracatının yüzde 70'ini oluşturdu. Kuzey Amerika ve Ba­tı Avrupa ülkelerinin birleşik payı yüzde 62'den yüzde 74'e tırmandı; bu, küresel silah ticaretinin mer­kezinin coğrafi olarak Batı'ya kay­dığını gösteriyor. ABD, küresel si­lah ihracatının yüzde 43'üne tek başına hükmediyor ki bu dünyada­ki her on silah anlaşmasının dör­dünü ifade ediyor.

İlk yüz şirket: Sermaye nerede toplaniyor?
Defense News'in her yıl hazırla­dığı dünyanın ilk 100 savunma sa­nayi şirketi listesi, askeri kapasite­nin gerçekten nerede üretildiğini gösteren bir röntgen niteliğinde. İlk 100 şirketin 79'u, küresel silah ihracatında ilk 10'a giren ülkelere ait. Bu listeye 11. sıradaki Türki­ye'yi de eklediğimizde rakam 84'e çıkıyor. Yani şirket düzeyindeki yoğunlaşma, ülke düzeyindeki yo­ğunlaşmayı bire bir takip ediyor.

Burada dikkat çekici nokta: dünyadaki ilk dokuz silah teda­rikçisi, küresel GSMH sıralama­sında da ilk 15'in içinde yer alıyor. Tek istisna İsrail. Bu ülke ekono­mik büyüklük açısından daha alt sıralarda kalmasına karşın, ABD ile derinleşen savunma sanayi iş­birliği sayesinde silah tedarikin­de öne çıkıyor. Türkiye ise her iki sıralamada 11. konumda buluna­rak ekonomik ağırlığı ile savunma kapasitesi arasında simetri kuran aktörlerden biri.

Türkiye: % 122'lik sıçramanın anatomisi
Ülkemizin askeri harcamaları 2025'te 30 milyar dolara ulaştı; bu, 2016'ya kıyasla ise % 94'lük bir ar­tış demek. Bu yükselişte Irak, So­mali ve Suriye'de sürdürülen ope­rasyonların payı var; ne var ki ger­çek itici güç, yerli silah sanayisine yönlendirilen kaynaklar oldu. Sa­vunma sanayini destekleyen özel fonun ödenekleri 2025 yılında top­lam askeri harcamanın yüzde 22'si­ni oluşturdu. Yani her dört liralık savunma harcamasının yaklaşık bi­risi yerli kapasite kurmaya gidiyor.

Bu yatırımın karşılığı ihracat tablosunda kendini açık biçimde gösteriyor. Türkiye'nin küresel silah ihracatındaki payı, 2016- 2020 dönemine göre yüzde 122 oranında artarak 2021-2025'te yüzde 1,8'e yükseldi ve Türkiye dünyada 11. sıraya çıktı. İhraca­tın yüzde 16'sı Pakistan'a, yüzde 12'si BAE'ye, yüzde 8,4'ü ise Uk­rayna'ya yapıldı. Bu coğrafi yel­paze Türk savunma ihracatının bölgesel olarak çoklu eksende ko­numlandığını gösteriyor.

Türkiye için önemli bir bölge de Sahra Altı Afrika. Türkiye böl­geye yaptığı ihracatta yüzde 11'lik bir paya sahip ki bu da bizi Çin ve Rusya’dan sonra üçüncü sıraya yerleştiriyor.

İthalat tarafında da kayda değer bir kırılma yaşandı: Türkiye'nin küresel silah ithalatındaki payı bir önceki dört yıllık döneme gö­re yüzde 9,7 oranında geriledi. İt­halatımızda Almanya yüzde 31'lik payla ilk sırada yer alıyor, ardından yüzde 29 ile İspanya ve yüzde 19 ile İtalya geliyor. Türkiye'nin temel silah tedarikçilerinin üçünün de Batı Avrupa ve NATO üyesi olma­sı, bu ekseni kalıcılaştırmamız ge­rektiğini gösteriyor.

Resmi rakamlar da bu tabloyu doğruluyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi ve sektör kuruluşlarının verilerine göre Türk savunma ve havacılık sanayinin ihracatı 2025 yılında ilk kez 10 milyar dolar eşi­ğini aştı; bu rakam 2002'de yalnız­ca 248 milyon dolardı.

Yükselişin temeli, sürdürülebilirliğin koşulu
Bu noktada bir tespiti açıkça yapmak gerekir: Türk savunma sanayisinin son çeyrek asırdaki yükselişinin temel etkeni siyasi iradedir. Kararlı bir tercih olma­dan, ne 30 milyar dolarlık aske­ri harcamanın yüzde 22'sini yer­li sanayiye yönlendirecek özel fo­nu kurabilirdiniz, ne uzun vadeli AR-GE bütçelerine süreklilik ka­zandırabilirdiniz, ne de tedarik­çi-üretici zincirinin oluşmasını mümkün kılan kamu alım garan­tilerini verebilirdiniz.

Sektörün dünya liginde reka­bet edebilmesini sağlayan başka bir unsur daha var: Liyakat. İnsan kaynağında liyakatin kurumsal­laşması savunma sanayimizin en önemli gücü. Savunma sanayi­sinde yaratılan “liyakat” döngü­sü diğer sektörlere de uygulanır ise Türkiye’nin sanayi büyüklü­ğünün dünyada geleceği yer kesti­rilemez bir hal alır.

Ufukta: Batı eksenli teknolojik işbirlikleri
İhracatımızı Batı'ya doğru, tek­nolojik işbirlikleriyle çeşitlendir­mek gerekir. Avrupa'nın 2021- 2025'te küresel silah ithalatının yüzde 33'ünü tek başına yaptığı ve NATO'nun savunma harcama­larını yüzde 5'e çıkarma hedefine kilitlendiği bir ortamda savunma sanayimizin asıl büyüme potan­siyeli bu coğrafyada.

Bu noktada Avrupa'nın "strate­jik özerklik" söylemini doğru oku­mak gerekiyor. AB'nin ABD'ye olan savunma bağımlılığını azalt­ma arayışı, ilk bakışta kıta içi teda­rikçileri öne çıkaracak gibi görü­nüyor. Ancak Avrupa'nın iç sanayi kapasitesi, ortaya çıkan talebi kısa ve orta vadede tek başına karşıla­yabilecek hacimde değil.

Boş ka­lan kapasitenin bir kısmı kaçınıl­maz olarak NATO uyumlu, kanıt­lanmış muharebe deneyimi olan ve fiyat-performans dengesini ko­ruyan dış tedarikçilerden karşıla­nacak. Türk savunma sanayisi bu profili karşılayan birkaç adresten biri. Bunun farkında olarak ortak­lık kapısını çalmak, kapının açıl­masını beklemekten çok daha ve­rimli bir strateji olur. Burada ya­pılması gereken Türk firmalarını Batılı tedarik zincirinin organik bir parçası haline getirmek olmalı.

Üçüncü ülke ihtiyacı Türkiye'nin lehine
Bugün ABD-Çin rekabetinin tedarik zincirlerinde yarattığı kayma, NATO'nun yeniden silahlanma programı ve Avrupa'nın bağımsız savunma kapasitesi inşa etme arayışı, hep birlikte aynı kapıyı çalıyor: Güvenilir, kapasiteli ve hareket alanı geniş bir "üçüncü ülke" ihtiyacı. Türkiye; coğrafyası, sanayi tabanı, savunma teknolojisindeki sıçraması ve NATO içindeki ağırlığıyla bu kapıdan geçmeye en hazırlıklı aktörlerden biri konumunda.

Bu kapıdan kalıcı biçimde geçildiği takdirde Türkiye'nin küresel silah ihracatındaki 11. sıradan tek haneli rakamlara çıkması kısa vadede gerçekleşebilir bir hedef olur.

https://www.dunya.com/kose-yazisi/silahlanan-dunya-yukselen-turkiye/826099

Ziyaret -> Toplam : 295,83 M - Bugn : 248277

ulkucudunya@ulkucudunya.com