Silahlanan dünya, yükselen Türkiye
Ragıp Kutay Karaca 01 Ocak 1970
Soğuk Savaş sonrası "kurallara dayalı uluslararası düzen" söyleminin içi her gün biraz daha boşaltılıyor. Genel kabul gören normlar yerli yerinde duruyor; ne var ki uygulama her geçen yıl biraz daha zayıflıyor. Silaha ayrılan kaynak büyürken, diplomasinin alanı küçülüyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) verilerine göre dünya askeri harcamaları 2025 yılında reel olarak yüzde 2,9 büyüyerek 2 trilyon 887 milyar dolara çıktı. Son on yıllık dönemde (2016-2025) küresel harcama yüzde 41 oranında arttı.
En çok harcama yapan 15 ülke, 2025'te dünya askeri harcamalarının yüzde 80'ini, yani 2,304 trilyon dolarını üstlenmiş. Bu kümenin tepesindeki beş aktör (ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan) tek başlarına 1,686 trilyon dolarlık harcamayla küresel pastanın yüzde 58'ini oluşturuyor. NATO üyeleri, küresel toplamın yarısından fazlasını oluşturmaya devam ediyor: 2025 itibarıyla ittifak üyelerinin toplam harcaması 1,581 trilyon dolara ulaşarak dünya askeri harcamalarının yüzde 55'ini oluşturdu.
NATO için yüzde 5 hedefinin arkasındaki itici güç yalnızca NATO bürokrasisinin teknik bir hesabı değil, kıta çapında değişen bir güvenlik aklının ürünü. Münih Güvenlik Konferansı'nda Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in "kurallara dayalı dünya düzeninin artık var olmadığını" açıkça ifade etmesi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in uzay, istihbarat ve derin vuruş yeteneklerinde bir "Avrupa omurgası" kurma çağrısı, harcama rakamlarındaki büyümenin yapısal okunması gerektiğini açıklıyor.
Avrupa, altmış yıl sonra yeniden ithalatın merkezi
Devletler arasında 2021-2025 döneminde el değiştiren büyük silahların hacmi, bir önceki beş yıllık döneme (2016-2020) göre yüzde 9,2 daha yükseldi; Avrupa, 1960'lardan bu yana ilk kez küresel silah ithalatının en büyük payına (yüzde 33) sahip. Bu rakamlar yalnızca Rusya-Ukrayna krizinin yarattığı talebi değil, Avrupa'nın yıllardır ihmal ettiği konvansiyonel kapasite açığını hızla kapatma telaşını da yansıtıyor.
Avrupa'nın bu telaşı, ReArm Europe girişimi ve SAFE (Security Action for Europe) gibi finansman araçlarıyla kurumsal bir çerçeveye kavuşmuş durumda. Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Söz konusu finansman bir kerelik bir kıpırdanmanın sonucu değil, üye devletlerin yasal çerçevelerine, çok yıllı bütçelerine ve sanayi politikalarına işlenmiş yapısal bir yön değişimidir.
En büyük beş ihracatçı (ABD, Fransa, Rusya, Almanya ve Çin) tüm silah ihracatının yüzde 70'ini oluşturdu. Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinin birleşik payı yüzde 62'den yüzde 74'e tırmandı; bu, küresel silah ticaretinin merkezinin coğrafi olarak Batı'ya kaydığını gösteriyor. ABD, küresel silah ihracatının yüzde 43'üne tek başına hükmediyor ki bu dünyadaki her on silah anlaşmasının dördünü ifade ediyor.
İlk yüz şirket: Sermaye nerede toplaniyor?
Defense News'in her yıl hazırladığı dünyanın ilk 100 savunma sanayi şirketi listesi, askeri kapasitenin gerçekten nerede üretildiğini gösteren bir röntgen niteliğinde. İlk 100 şirketin 79'u, küresel silah ihracatında ilk 10'a giren ülkelere ait. Bu listeye 11. sıradaki Türkiye'yi de eklediğimizde rakam 84'e çıkıyor. Yani şirket düzeyindeki yoğunlaşma, ülke düzeyindeki yoğunlaşmayı bire bir takip ediyor.
Burada dikkat çekici nokta: dünyadaki ilk dokuz silah tedarikçisi, küresel GSMH sıralamasında da ilk 15'in içinde yer alıyor. Tek istisna İsrail. Bu ülke ekonomik büyüklük açısından daha alt sıralarda kalmasına karşın, ABD ile derinleşen savunma sanayi işbirliği sayesinde silah tedarikinde öne çıkıyor. Türkiye ise her iki sıralamada 11. konumda bulunarak ekonomik ağırlığı ile savunma kapasitesi arasında simetri kuran aktörlerden biri.
Türkiye: % 122'lik sıçramanın anatomisi
Ülkemizin askeri harcamaları 2025'te 30 milyar dolara ulaştı; bu, 2016'ya kıyasla ise % 94'lük bir artış demek. Bu yükselişte Irak, Somali ve Suriye'de sürdürülen operasyonların payı var; ne var ki gerçek itici güç, yerli silah sanayisine yönlendirilen kaynaklar oldu. Savunma sanayini destekleyen özel fonun ödenekleri 2025 yılında toplam askeri harcamanın yüzde 22'sini oluşturdu. Yani her dört liralık savunma harcamasının yaklaşık birisi yerli kapasite kurmaya gidiyor.
Bu yatırımın karşılığı ihracat tablosunda kendini açık biçimde gösteriyor. Türkiye'nin küresel silah ihracatındaki payı, 2016- 2020 dönemine göre yüzde 122 oranında artarak 2021-2025'te yüzde 1,8'e yükseldi ve Türkiye dünyada 11. sıraya çıktı. İhracatın yüzde 16'sı Pakistan'a, yüzde 12'si BAE'ye, yüzde 8,4'ü ise Ukrayna'ya yapıldı. Bu coğrafi yelpaze Türk savunma ihracatının bölgesel olarak çoklu eksende konumlandığını gösteriyor.
Türkiye için önemli bir bölge de Sahra Altı Afrika. Türkiye bölgeye yaptığı ihracatta yüzde 11'lik bir paya sahip ki bu da bizi Çin ve Rusya’dan sonra üçüncü sıraya yerleştiriyor.
İthalat tarafında da kayda değer bir kırılma yaşandı: Türkiye'nin küresel silah ithalatındaki payı bir önceki dört yıllık döneme göre yüzde 9,7 oranında geriledi. İthalatımızda Almanya yüzde 31'lik payla ilk sırada yer alıyor, ardından yüzde 29 ile İspanya ve yüzde 19 ile İtalya geliyor. Türkiye'nin temel silah tedarikçilerinin üçünün de Batı Avrupa ve NATO üyesi olması, bu ekseni kalıcılaştırmamız gerektiğini gösteriyor.
Resmi rakamlar da bu tabloyu doğruluyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi ve sektör kuruluşlarının verilerine göre Türk savunma ve havacılık sanayinin ihracatı 2025 yılında ilk kez 10 milyar dolar eşiğini aştı; bu rakam 2002'de yalnızca 248 milyon dolardı.
Yükselişin temeli, sürdürülebilirliğin koşulu
Bu noktada bir tespiti açıkça yapmak gerekir: Türk savunma sanayisinin son çeyrek asırdaki yükselişinin temel etkeni siyasi iradedir. Kararlı bir tercih olmadan, ne 30 milyar dolarlık askeri harcamanın yüzde 22'sini yerli sanayiye yönlendirecek özel fonu kurabilirdiniz, ne uzun vadeli AR-GE bütçelerine süreklilik kazandırabilirdiniz, ne de tedarikçi-üretici zincirinin oluşmasını mümkün kılan kamu alım garantilerini verebilirdiniz.
Sektörün dünya liginde rekabet edebilmesini sağlayan başka bir unsur daha var: Liyakat. İnsan kaynağında liyakatin kurumsallaşması savunma sanayimizin en önemli gücü. Savunma sanayisinde yaratılan “liyakat” döngüsü diğer sektörlere de uygulanır ise Türkiye’nin sanayi büyüklüğünün dünyada geleceği yer kestirilemez bir hal alır.
Ufukta: Batı eksenli teknolojik işbirlikleri
İhracatımızı Batı'ya doğru, teknolojik işbirlikleriyle çeşitlendirmek gerekir. Avrupa'nın 2021- 2025'te küresel silah ithalatının yüzde 33'ünü tek başına yaptığı ve NATO'nun savunma harcamalarını yüzde 5'e çıkarma hedefine kilitlendiği bir ortamda savunma sanayimizin asıl büyüme potansiyeli bu coğrafyada.
Bu noktada Avrupa'nın "stratejik özerklik" söylemini doğru okumak gerekiyor. AB'nin ABD'ye olan savunma bağımlılığını azaltma arayışı, ilk bakışta kıta içi tedarikçileri öne çıkaracak gibi görünüyor. Ancak Avrupa'nın iç sanayi kapasitesi, ortaya çıkan talebi kısa ve orta vadede tek başına karşılayabilecek hacimde değil.
Boş kalan kapasitenin bir kısmı kaçınılmaz olarak NATO uyumlu, kanıtlanmış muharebe deneyimi olan ve fiyat-performans dengesini koruyan dış tedarikçilerden karşılanacak. Türk savunma sanayisi bu profili karşılayan birkaç adresten biri. Bunun farkında olarak ortaklık kapısını çalmak, kapının açılmasını beklemekten çok daha verimli bir strateji olur. Burada yapılması gereken Türk firmalarını Batılı tedarik zincirinin organik bir parçası haline getirmek olmalı.
Üçüncü ülke ihtiyacı Türkiye'nin lehine
Bugün ABD-Çin rekabetinin tedarik zincirlerinde yarattığı kayma, NATO'nun yeniden silahlanma programı ve Avrupa'nın bağımsız savunma kapasitesi inşa etme arayışı, hep birlikte aynı kapıyı çalıyor: Güvenilir, kapasiteli ve hareket alanı geniş bir "üçüncü ülke" ihtiyacı. Türkiye; coğrafyası, sanayi tabanı, savunma teknolojisindeki sıçraması ve NATO içindeki ağırlığıyla bu kapıdan geçmeye en hazırlıklı aktörlerden biri konumunda.
Bu kapıdan kalıcı biçimde geçildiği takdirde Türkiye'nin küresel silah ihracatındaki 11. sıradan tek haneli rakamlara çıkması kısa vadede gerçekleşebilir bir hedef olur.
https://www.dunya.com/kose-yazisi/silahlanan-dunya-yukselen-turkiye/826099