« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

M. METİN KAPLAN

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

26 Oca

2026

Osmanlı Türkçesi

Ahmet Bican Ercilasun 01 Ocak 1970

İşbu güzel dilimiz, Dede Korkut’un dediği gibi, işte o zamanlardan beri sürilüp gideyorur.

Osmanlı Türkçesi, 15. yüzyıl ortalarından 20. yüzyıl başlarına dek Osmanlı coğrafyasında kullanılan Türkçedir. Öncesine Eski Oğuz Türkçesi veya Eski Anadolu Türkçesi, sonrasına Bugünkü (Modern) Türkiye Türkçesi denir.

Osmanlı Türkçesi yerine kısaca Osmanlıca terimi de yaygın olarak kullanılır. Ancak halk arasındaki yaygın bir yanlışı düzeltmek gerekir. Yazıdan değil dilden bahsediyorum. Osmanlıca veya Osmanlı Türkçesi yazının değil dilin adıdır. Eski Oğuz Türkçesi için de Osmanlıca için de Arap harfleri kullanılmıştır. 1928’deki harf inkılabına dek Modern Türkiye Türkçesi için de Arap harfleri kullanılmıştır. 1928’de dili değil alfabeyi değiştirdik. Söz gelişi 1924 anayasasının 68. maddesindeki “Her Türk hür doğar, hür yaşar.” cümlelerini 1924’te Arap harfleriyle, 1928’den sonraki baskılarda Latin kökenli Türk alfabesiyle yazdık.

Osmanlıca / Osmanlı Türkçesi teriminin alfabeyi değil dili ifade ettiğini böylece belirttikten sonra Osmanlı döneminin dili hakkında konuşabiliriz. Bu konuda da yaygın bir yanlış vardır. Lise kitaplarındaki Divan edebiyatı konularında sanatlı örnekler yer alır. Fuzuli, Baki, Nef’i, Nedim gibi şairlerin gazel ve kasidelerinin dili genellikle ağırdır. Osmanlıca deyince, sanat yapmak için özellikle ağdalı yazılmış bu şiirlerin dili anlaşılır genellikle. Baki’nin, Kanuni’nin, Mimar Sinan’ın böyle bir dille konuştuğu sanılır. Oysa Osmanlı döneminde yaşamış insanların dili bu şiirlerdeki dil gibi ağır değildir.

Bakınız Kanuni ile Mimar Sinan şehre su getirilmesi hakkında nasıl konuşuyor:

“Mimar Sinan: Pâdişâhum, eğer bu hayrât-ı azim (büyük hayrat) sana müyesser olursa tâ bu mahalden İslambol’a on bir saat menzildür. Kiseleri uç uca dizüp bu kadar mâl-i firâvân (çok mal) sarf idersenüz bu hayrat size nasip olur… / Süleyman Han: Ey Mimar Sinan, hele şu âb-ı nab (tatlı su) İslambol’a hendese üzre (geometri ilmine göre) gitmek mümkün müdür? / Mimar Sinan: Belî pâdişâhum mümkündür. Nehr-i azim (büyük nehir) gibi cereyan eder. Ey imdi sen kiseleri uç uca eğer dizersen bu su İslambol’a varır.”

Eserini 1730’da yazan Holderman’dan da bazı karşılıklı konuşmaları aktaralım:

“-Ne çok eylendiniz ağalar? -Boş boşuna deyüldi, Çelebinün evinde bir eyü kahve altı buldum. Yazık ki sen de benüm ile gelmedün. İki saatten berü seni burada Ahmet Ağa ile bekler-idüm. -Ya, Ahmet Ağa neredür? -Size selâmı var.”

Yavuz Kartallıoğlu’nun Osmanlı Konuşma Dili adlı eserini edinirseniz buna benzer daha pek çok konuşma dili örnekleri görürsünüz.

Yukarıda verdiğim örnekler sadece konuşma diline ait sanılmasın. Osmanlı döneminde pek çok eser de aynı şekilde sade dille yazılmıştır. Bunun için de ünlü denizcimiz Pîrî Reis’in 1525-1526’da istinsah edilen Kitâb-ı Bahriye’sinden İmroz adasını anlatan bir örnek verelim:

“Şöyle hikâyet olunur ki karşusunda Rumilinde Ece Ovası kenarları boğaza gelince (-ye dek) kadîmüzzamanda da şimdiki gibi beklenür imiş. Cezîre-i mezbûrun (anılan adanın) mâmur olmasına sebep Ece Ovası kenarlarında olan bekçilere tenbih olmasıyiçün olmış imiş. Bu üslup üzerine ki mezkûr cezîreden derya yüzinde kaç gemi görseler gündüz dühân (duman) ile ve gice ateş ile alâmet gösterürler imiş.”

Elimde Kültür ve Turizm Bakanlığınca basılmış harika bir tıpkıbasım var. Yukarıdaki metni oradan okudum.

Osmanlı atalarımız 500 yıl boyunca böyle konuşmamış olsalardı biz bugünkü dili nereden bulabilirdik ki? 1911’de Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Ali Canip, İstanbul halkının konuştuğu gibi yazalım, diyerek millî edebiyat akımını başlattılar. Sanatçılarımız da şiirlerini, romanlarını bu sade dille yazdılar. İşbu güzel dilimiz, Dede Korkut’un dediği gibi, işte o zamanlardan beri sürilüp gideyorur.

Ziyaret -> Toplam : 263,50 M - Bugn : 73893

ulkucudunya@ulkucudunya.com