« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

SONRAKİ YAZI

BABAM ÜLMÜŞ

30 Eki 2018

Yusuf Yılmaz ARAÇ

27 Ara

2018

GALLEMİT - ULU KAM

27 Aralık 2018

“Künyeler kazınır demir sandıkta
Tükenip gidiyor ömür dediğin…”

Ulu Kam da sessiz sedasız fani ömrünü tüketti gitti. Beşer ismiyle kaydedildiği kütükten künyesi kazındı. Servet Somuncuoğlu’nun her satırı hikmet dolu Gallemit kitabıyla ikisi de çoktan ölümsüzlerin arasına girmişti. Kitabın kapağında upuzun saçları ve sakalları, bir deri bir kemik vücudu ve fakat hüzünlü bilge duruşuyla hafızalarda yerini koruyacak.

Yazarın asker ocağında tanıdığı Muzaffer Sarısülük de kendisi gibi edebiyatçıdır. Entelektüel seviyeleri sıradanlığın ötesinde olduğu için iyi anlaşırlar, edebi sohbetlerle birbirlerini ölçüp tarttıktan sonra sırlarını paylaşacak derecede dostluk tesis ederler. Acemi birliğindeki dağıtımdan önce Muzaffer Hoca geleceğe dair sıra dışı tasavvurlarını dostuna ifşa eder. “Çok küçük yaşta evlendim. Beş çocuğum var. Hepsini seviyorum. Şüphesiz onlar da beni seviyor. Fakat hayat tercihim farklı olacak. İlkel yaşama dönecek ve duygusal zekâya döneceğim. Entelektüel zekâ insanlığın sonunu hazırlıyor. Savaş denildiğinde kanım donuyor, ama insanlar savaştan vazgeçmiyor. Ben kendime ait belirlediğim dünyaya döneceğim. Bu benim kendi seçimim. Herkes bir şeyler diyecek, kim ne derse desin umurumda değil. Plastiğe dokunmadan yaşamak istiyorum. Çekileceğim. Ömrümün kalan kısmını insan gibi yaşamak istiyorum.”

Ve dediğini yapar. İlkel hayata döner. Adeta uzlete çekilir. Ayrıldıktan sonra yazarla bir süre irtibatı sürdürürler. Kitapta yer alan ilk mektubunun ilk cümlesi hayat felsefesini hülasa etmektedir. “Savrulup gidiyor ömür dediğin…”

Yirmi yedi yıl medeniyetin sunduğu imkânlardan mahrum kalmak ömrü savurup harcamak mıdır bilemeyiz. Derme çatma bir kulübede ekmeksiz aşsız, ilaçsız doktorsuz, açlıktan ölmeden, soğuktan donmadan çeyrek asır yaşamak. Şüphesiz tercih edilecek, tavsiye edilecek, emsal alınacak bir hayat tarzı gibi görünmüyor. Ancak şartlar ne olursa olsun yolunda sebat etmenin, sözünden dönmemenin çok saygıdeğer olduğu kesin.

Muzaffer Hoca öğretmenlik mesleğinden istifa etmeyebilirdi. Elinden iş de geliyormuş, maaşının yanına ek gelir katarak gül gibi geçinir, kooperatife filan girip ev bark sahibi olabilirdi. Üç beş sene sonra bir tavassutla idareci de olurdu. Siyasi uysallık gösterirse az daha geçince muhtemelen müdür de olurdu. Muhakkak ki her bir şey olurken kişiliğinde yaşamak zorunda kalacağı değişim cendereye girmişçesine ruhunu daha da sıkacaktı. O ruhunu sosyal müesseselerin vereceği ıstıraba teslim etmektense tabiat güçlerinin fiziki eziyetini tercih etti. Mahrumiyete belki daha uzun yıllar mukavemet edebilecekken alçak bir kurşunla vurulan oğlu Ethem Sarısülük’ün acısı takatini azalttı. Doğrusunu Allah bilir. Ancak üreyip çoğalma çağına gelmeden kesilen kuzulara acıyan bir yürek o acıya ne kadar dayanabilir ki.

Ulu Kam; bir kere sesini duymuştum. Gelip görmeye niyet etmedim hiç. Lüzum etseydi sen çağırırdın, ben de hissederdim. Çünkü Servet kitabında; “Her şey birbirine karıştı. Kam o mu, ben mi, yoksa Aziz mi” diye sorarak üçüncü şahıs sıfatıyla naçizi de kenarından kam cümlesine dahil etmişti. Yaşadığın yerlere gelip saygıdeğer dünyanda rahatsız etmek istemedim. Çünkü sen kendi şartlarının iyileştirilmesiyle ilgili bir dava gütmedin, topyekûn menfiliklerle idi meselen. İnsanlığa daha insani hayat sunacağına inandığımız ideallerimizi henüz gerçekleştiremedik. Dolayısıyla seni mutlu kılacak hususlar paylaşamayacağım için gönül rahatlığıyla gelemedim.

Ancak buzlu gecelerde aklıma düştün hep. Mükellef sayılabilecek sofralarda da. Oğlun vurulduğunda biz de bir evlat kaybetmiş gibi yandık. Daha fazlası elden gelmedi. Mekânın uçmağ olsun. Mazlumla zalimin hesaplaşacağı, topal karıncanın hakkını alacağı zeminde karşılaşırız inşallah. Gallemit ile isminiz daima yaşayacak. İlk kez mektubunda duyduğumuz türküyle sizi daima yad edeceğiz. Saygıyla…

“Bir insan ömrünü neye vermeli
Tükenip gidiyor ömür dediğin
Yolda kalan da bir, yürüyen de bir
Savrulup gidiyor insan dediğin

Yüreğin ürperir kapı çalınsa
Esmeyen yelinden hile sezerler
Künyeler kazınır demir sandıkta
Harcanıp gidiyor insan dediğin

Dışı eli yakar, içi de seni
Sona eklenmeli sözün öncesi önce gideni
Ayrılık gününün kör dereleri
Bölünüp gidiyor nehir dediğin…”

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

14 Oca 2019

22 Aralık 2018, Sarıkamış Harekâtı’nın 104. yıldönümüdür. Bu Harekât’ın ilk amacı; 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı - Rus Harbi) Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle sonuçlanınca Ruslar’a savaş tazminatı olarak verilen Batum’u ve Berlin Antlaşması ile yine Ruslar’a terkedilen Sarıkamış, Kars, Ardahan ve Artvin’i kurtarmaktı.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

27 Ara 2018

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 45,36 M - Bugün : 15253