« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

PARTİ CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!

09 Kas 2009

SONRAKİ YAZI

AÇILIM VE İLETİŞİM

26 Ağu 2009

Nurullah KAPLAN

02 Eyl

2009

DARWİN… AÇILIM… BEDİÜZZAMAN

02 Eylül 2009

Türkiye'nin açılımlara boğulduğu süreçte Abdullah Gül'ün önemli bir yeri var. Alevi açılımı… ermeni açılımı… kürt açılımı… İlk açılımını ise Hoca'ya karşı yapmıştı… 2000 Yılındaki Fazilet Partisi kongresinde aday olarak, Milli Görüş lideri ve siyasi yasaklı olan Necmettin Erbakan'a karşı Tayyip Erdoğan ile birlikte isyan bayrağını açmıştı.

Milli Görüş içerisinde yetişen, 1991-2002 arasında üç dönem üst üste Refah ve Fazilet partilerinden milletvekili; 1993'den itibaren parti genel başkan yardımcılığı; 1996-97 yıllarında 54.hükümet döneminde bakanlık yapan Abdullah Gül, Fazilet Partisi'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasını fırsat bilerek Tayyip Erdoğan ile birlikte yeni partilerini kurmuştu. Yeni partilerinin kuruluşu ve sonrasında bolca kullandıkları Milli görüş gömleğini çıkarıp, yeni bir gömlek giydiklerine dair söylemlerini ise "değişime" dayandırıyorlardı. Özallı yıllardan beri moda olan ve her kapıya uyan, her kapıyı açan bir maymuncuk; yirminci asrın son çeyreğinden bu yana yükselen değer, sihirli bir kavram olarak dillerden düşmeyen "değişim"!

Refah Partisi milletvekili olduğu o günlerde, AB sürecinin milleti yoksullaştıracağını, ülkeyi böleceğini, Türkiye'nin domuz çiftlikleri ile dolup taşacağını gayet beliğ bir üslupla meclis kürsüsünden savunan Abdullah Gül öyle bir değişim geçirdi, öyle bir mutasyona uğradı ki AB ve ABD politikaları paralelinde teşebbüs etmediği açılım kalmadı. İçinde büyüdüğü aile ortamı ve yetişmiş olduğu Milli Görüş hareketi bünyesinde şekillenen şahsiyeti, bir dâva olarak bağlandığı inancı, velhasılı sahip olduğu bütün bir dünya görüşü birkaç yıl içinde tam tersi sayılabilecek bir istikamette değişebilir mi? Ellili yaşlardaki birinin böylesi değişmesi mümkün mü?

Cengiz Çandar soldan liberalliğe çark etmiş bir eski tüfek olarak bilinir. O da, Abdulah Gül ile aynı yaşlarda. Amerikan Tarsus Kolejinde okumuş… Kendisini Rumelili olarak gördüğünü, Selanikli olan annesinin muhtemelen dönme olduğunu söylemekte. Gençlik yıllarında Doğu Perinçek'in Aydınlık tayfasındandı. Lübnan'daki FKÖ kamplarında eğitim görmüştü. Demokrasi, özgürlük, insan hakları eğitimi değil.. silah kullanma, bombalama, adam öldürme eğitimi. Sonra gazeteci oldu… Değişti, liberal oldu. Özal'a olduğu gibi Abdullah Gül'e de pek yakın.

Cengiz Çandar 14 Ağustos tarihli Hürriyet Gazetesindeki köşesinde YDH'yı kurma çalışmaları sırasında Cem Boyner ile gittiği Kastamonu/Tosya gezisini yazmış. Din ve milliyet duygularının iç içe, en yoğun yaşandığı ve en çok şehit veren bölgelerimizden birisi olan Tosya'da Boyner ile birlikte Cuma namazı kılıp, Tosya'lılara "Burada sizlerin, bizlerin alınlarının secdeye vardığı aynı anda, Mardin'in Kızıltepe'sinde, Diyarbakır'ın Bismil'inde, Hakkari'nin Şemdinli'sinde de alınlar secdedeydi." Diye başlayan duygusal bir konuşmayla kürt sorununun çözümü için ikna çabalarında bulunmuş(!). FKÖ kamplarında eğitimden geçen, Maocu, ateist bir komünistten, Türk-kürt kardeşliği(!) için Tosya'da Cuma namazında secdeye varan liberal bir dönüşüme... Karşımızda yine o sihirli kavram: Değişim.

Bediüzzaman Said Nursî geçtiğimiz yüzyılın en tesirli din adamlarından birisi. Bitlis'in Hizan ilçesinden, Nurs Köyünden olan Said Nursî kürt kökenli olmasına rağmen kürtçülük yapanlarla arasına koyduğu mesafe ile bilinirdi. İsyana teşebbüs eden Şeyh Said'in yardım tekliflerini "küfrün karşısında İslâm'a kal'a olmuş, asırlardır İslâm'ın kılıncı olmuş bu necip millete silah çekilmez" diyerek geri çevirip, siyasetten uzak kalarak talebe yetiştirmeye yönelmişdi. Kendisi ve izinden giden talebelerinin ayrılıkçılık karşısındaki tavrı yakın zamana kadar, İslâm kardeşliği, dini inanç ve değerler etrafında birlikten yanaydı.

Said-i Nursî bağlılarının en etkili grubu olan Fethullah Gülen ekibi de değişimin sihrine yakalanmış olmalı… Bediüzzaman olarak anıp, risalelerini Kur'anın en güzel tefsiri diye belledikleri Said-i Nursî'nin İslâm kardeşliği yerine, AB kriterleri ve ABD politikalarını çözüm olarak kabullenmişler. Sahip oldukları medya vasıtaları ile dört bir koldan kamuoyu oluşturmaya, çalışıyorlar. Batı'nın takip ettiği politikaları millete dikte etmek, direnç noktalarında oluşan tepkiyi kırmak genellikle solda yer alan ve millete tepeden bakan bir "seçkin" güruhunun misyonuyken, şimdilerde bu vazifeyi üstlenmek Zaman cemaatinin uhdesinde.

Hem ermeni, hem de kürt açılımında gazete ve televizyonları ile en çok çaba sarf eden cemaatten, bölücülük karşısında Bediüzzaman'ın İslâm kardeşliği adına en ufak bir sesleniş duyulmuyor.

Gün be gün yeni örnekleri ile karşılaştığımız bu "değişim" numunelerine bakınca gayri ihtiyari, Darwin'e haksızlık mı ediyoruz diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Evrim Teorisi'ne göre canlılar ortak kökten değişe değişe gelmektedirler ve çevre şartlarına uyum sağlayabilenler varlıklarını devam ettirmektedirler… Yani teorinin özü "mutasyon" ve "adaptasyon"dan ibaret.

Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan benzeri gömlek değiştiren Milli Görüşçüler, Cengiz Çandar gibi eski sol tüfekler, Zaman cemaati gibi Bediüzzaman taraftarlarının sergiledikleri, çıplak gözle dahi çok bariz görülebilen "mutasyon ve adaptasyon" örneklerini, hayatın kendisi kadar sahih olan sosyal değişimin mahsulü olarak görenler çıkabilir. Ben bu "değişimlere" hayatın kendi akışı içerisinde yaşanması mümkün olan normal hadiseler olmaktan ziyade, Darwin'in Evrim teorisi hakkındaki kannatlerimi sarsan "örnek olaylar" olarak bakıyorum. Darwin'in görüşlerinin vülgarize edilmiş hali "insan maymundan gelmektedir" şeklindeydi. Bütün olup biten bu "değişim sihrine" rağmen insanların maymundan geldiğini söylemek mümkün değilse de, maymuna evrilen insanlar olabileceğini göz ardı etmemek gerek!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Ağu 2019

12 Mart 1971 Askeri muhtırası ile bütün üniversite ve yüksek okullardaki Ülkü Ocakları, Hür-Genç, Dev-Genç ve benzeri kuruluşlar kapatılarak faaliyetlerine son verildi.

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 53,12 M - Bugün : 7617