« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

DAĞLARI UNUTMAYIN!

12 Ağu 2009

SONRAKİ YAZI

BALKONDAN SEYRETMEK

09 Tem 2009

Nurullah KAPLAN

23 Tem

2009

FERDİYETTEN BİREYSELE…

23 Temmuz 2009

Doğu Türkistan'da 26 Haziran'da başlayan olayların üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Olayların katliama dönüştüğü ünlerde dahi, medyada alt başlıklarla yer verilen katliam haberleri gündemden tamamen düştü. Bir aya kalmaz hepsi unutulur… Kerkük gibi, Telafer gibi, Tazehurmatu gibi … Çin'den gelecek idam haberleri ise ancak internet sitelerinde yer bulur.

Medyanın sahiplenmediği olaylar karşısında duyarlılık düşük, unutulma süresi ise çok kısa oluyor. Kitlelerle iletişim kurmak ve onları harekete geçirebilmek artık medyanın inhisarında. Artık eskisi gibi kitleleri meydanlarda toplayacak ve onları harekete sevk edecek liderler, bu tür organizasyonları yapabilecek teşkilatlar yok! Doğu Türkistan ile en çok alâkadar olan, olması iktiza eden Ülkü Ocakları ve aynı çizgideki diğer teşkilatların yaptıkları eylemlere katılanların sayısı beş yüzü bulmuyor bile. Anadolu'nun kendi halinde sıradan kasabalarında bir sünnet-düğün merasimine katılım bundan daha fazlayken Ankara, İstanbul, Bursa gibi büyük şehirlerde otuz-kırk yıllık geçmişe sahip, binlerce mensubu olan teşkilatların harekete geçirebildikleri insan sayısı üç yüz-beş yüze ancak erişiyor…

Şikâyetçisi olduğumuz mevcut hâlin yegâne müsebbibi teşkilatların kötü idaresi değil tabii ki, onlara soracak olursanız, bu duyarsız insanlarla bu kadarı bile başarı sayılır! Toplumdaki bu menfi değişimi tersine çevirmekle mükellef olsalar ve dahi varlık sebepleri bu olsa bile şikâyetleri tamamen boş değil…

Şairler mensubu oldukları cemiyetin rahminde yaşadıkları doğum sancılarını dile getirirler… Lâle devrinin şairleri aşk,şarab,gül-lâle üzerine yazarken, on dokuzuncu asrın ikinci yarısında şairlerin dilinde vatan, hürriyet, millet, uyanış vardır. Yirminci yüz yılda şiirlerini bir iş, oluş, eylem ve hareket üzerine bina eden şairlerin sayısı fazladır. Son çeyrek asırda yazılan şiirler arasında " Tohum saç bitmezse toprak utansın!", "Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes", " Yürü hâla ne diye oyunda oynaştasın, Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın" "Kahramanlık saldırmak ve bir daha dönmemektir" " Bir bayrak dalgalansa yüceden, hadi dese biri… Peşindeyim, Vallahi peşindeyim" mealinde harekete, eyleme çağıran şiirlere rastlamak zordur. Şairler ve şiirleri toplumdaki değişimin istikametini göstermekte… Toplumdaki değişim paralelinde şairler de kitlelere değil, bireylere hitap etmekteler artık!

Cemiyetin, daha doğrusu bütün insanlığın son çeyrek asırda yaşadığı büyük değişimin bizi getirip bıraktığı yerde insanların sosyal meselelere bigâne kalıp, ferdi meselelere yönelmesi, hayatı bütünüyle bireysel algılayıp, bireysel yaşaması var. Bu bireysellik, çekirdek aileyi bile parçalayıp, tek başına gazete-televizyon-sinema-internet ile yaşayan bir hayat tarzını yaygınlaştırıyor. Aile fertlerine bile yabancılaşan insanların; kendi nefsi ve egosu ile baş başa bir hayat yaşan insanların sosyal meselelere ilgisi ancak ve ancak kendi nefsini alakadar eden kısmı ile sınırlı olabiliyor.

Son çeyrek asırdır yaşadığımız liberalleşme dönemi özgürlük, bireysel haklar, bireyin güçlenmesi üzerine kurulmuştu. İdeolojilerin, teşkilatların, tarikatların egemenliğinden kurtularak özgür bireyler olarak daha güçlü, üretken, yaratıcı özelliklerini geliştirerek hayat standartları yüksek bireyler ve bu bireylerin oluşturduğu toplumda özgürlük ve mutluluk içinde yaşanacak bir hayatı vaat edenler, hakikaten de ideolojileri bitirip, inanç ve ülküleri hayatın dışına iterek fertleri bireyleştirdiler.

Bireyselliğin hükmünü icra ettiği bu dönemde özgüveni artmış, yaratıcılığı gelişmiş, yükselen kalitesini topluma aksettirerek katkı sağlamış, mutlu-huzurlu fertler vaadinin gerçekleştiğini ise göremedik. Bilakis zincirlerinden kopmuş bir iştiha ile yalnız ve yalnız kendisini, menfaatlerini düşünen, arzularını kolay yoldan tatmin etmeye çalışan, üretimi az - tüketimi çok; tatminsiz, huzursuz, mutsuz, tedirgin bireyler, ve bu bireylerin etkin olduğu toplum yapısı çıktı karşımıza.

Başı kesilen, derisi yüzülen, uzuvları parçalanıp yakılan cinayetler, toplu öldürmeler, ölüm ayinleri, organ nakli için kaçırılan çocuklar, ensest ilişkiler, küçük yaşlara inmiş esrar kullanımı, sınırsız cinsellik, özgürlük histerisine kapılmış bireyselliğin hayatımıza akseden yönleri olarak karşımızda duruyor. İdeolojilerin, inançların esaretinden kurtarmayı vaat ettikleri bireyleri nefislerinin esiri yapanlar, şiddet-uyuşturucu-fuhuş sektörlerinin azgın kârlarını kasalarına akıtan liberaller olarak amaçlarına ulaşmakta çok da zorlanmadılar.

İnsan fıtratında var olan insiyakları ve iştiyakları murakabe ederek dizginleyen ve müspet kanallara tevcih eden din, ahlâk, ülkü gibi mekanizmaları devre dışı bırakmayı becerebilenler, insanın içindeki hayvanı serbest-başıboş bıraktılar. Rahmetli S.Ahmed Arvasi Hocamızın ideal-dramatik-hayvan insan tarifiyle remz ettiği insan, esfel-i safilin ve eşref-i mahlûkat ararsında gidip gelen bir sarkaçtan farksızdı. Bu bireysellik illeti bedeni ihtiyaçlarını güdüleri ile karşılamaya programlanmış hayvanlara iyice yaklaştırdı sarkaçdaki âdemoğlunu.

Dünün dramatik insanı hayvan insana dönüşürken, dünün ideal insanı dramatik insana doğru savruldu. Dünün ülkücüleri bugün henüz tam olarak kopmadığı idealleri ile iyice içine battığı gündelik hayatın dayattığı ben merkezli yaşayışın arasında gidip gelmekte.

Millet olarak, hatta bütün insanlık olarak yaşadığımız bu değişim seli biz Ülkücüleri de önüne katıp istikameti doğrultusunda sürüklemeye devam ediyor. Bu değişim, dünyanın gidişatı mucibince kaçınılmaz bir sonuç mudur? Eğer bu kaçınılmaz bir gerçeklikse teşkilatlara ne hacet! Yok eğer kaçınmak mümkünse, bunun yolunu bulmak da evvelen teşkilatlara düşer…

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Ağu 2019

12 Mart 1971 Askeri muhtırası ile bütün üniversite ve yüksek okullardaki Ülkü Ocakları, Hür-Genç, Dev-Genç ve benzeri kuruluşlar kapatılarak faaliyetlerine son verildi.

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 53,12 M - Bugün : 6726