« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

BALKONDAN SEYRETMEK

09 Tem 2009

SONRAKİ YAZI

EY KAHPE RÜZGÂR…

10 Haz 2009

Nurullah KAPLAN

01 Tem

2009

DEVLET OLMAK!

01 Temmuz 2009

12 Haziran'da yapılan İran seçimlerinin öncesinde başlayan değerlendirmeler(!) gündemden henüz düşmeye başladı. Anlaşılan o ki, renkli devrimlerden bir yenisini vehmedenler, hayallerinin bir başka bahara kaldığını fark etmiş olmalılar.

Hâlbuki iki-üç haftalık zaman diliminde hayli ahkâm kesmişlerdi… İran üzerine sosyolojik, stratejik, siyasi hatta teolojik değerlendirmeleri(!) görünce matbuatımızın İran uzmanları(!) açısından pek zengin olduğuna kanî olmamak mümkün değil. Lâkin Velayet-i Fâkih, Ayetullah el-Uzma, Hüccetülislam, Şia teolojisi, Tahran esnafı, orta sınıf gibi bolca kavramın boca edildiği bu sosyolojik tahliller, bu İran derin analizleri nedense hep Batı kokularını burnumuza dayatıyor.

Yazılarda geçen İran siyasi aktörlerinin isimleri bile İngilizce telaffuzları esas alınarak yazılmış… Belli ki, kaynaklar Amerikan ya da İngiliz basın dünyasından… Dünyaya batıdan bakıp, dünyayı batıdan okuyanlar, kendi milletine kendi ülkesine bile Batı aynasından bakanlar için tabii bir hâl! Kendi insanını tanımayanlar, çoğu zaman mollalar diye aşağıladığı İranlıları tanıyabilirler mi? Peki yaptıkları bolca analiz(!), değerlendirme(!) ve öngörüler ne anlama geliyor? Batı'nın gönüllü ajanlığı değilse eğer, entellektüel görüntü sevdasından başka bir şey de değildir. Eh, aşırma ile, hırsızlıkla, kestirmeden, kısa yoldan aydın olmanın ip uçları bunlar.

New York Times, Washington Post, Guardian, CNN üzerinden entelektüelliğe soyunan, Farsça ile hiçbir aşinalığı olmadığı halde İran uzmanı kesilenlerin yazıp, çizdikleri sadece kıblegâhlarını gösteren birer pusula olarak bir şeyler ifade edebilir. Bu taifeden yazıp çizenlerle mukayese edince İran konusunda yetkin sayılabilecek Taha Akyol ve Cengiz Çandar gibi isimlerin de "sonuç" olarak söyledikleri aynı minvalde cereyan ediyor.

Cengiz Çandar, İran'a ayak basmamış ya da ancak turist olarak gitmiş olabileceğini söylediği ve "İran sosyoloji uzmanları" diye dalga geçtiği yazarların aksine Ortadoğu, Arap ve İran mevzubahis olunca uzman kesilse de… İran sosyal ve siyasal yapısı üzerine doğru şeyler söylese de, esas mevzuya dönünce oy hırsızlığı, seçim hileleri, özgürlük taleplerini seslendiren sokak gösterileri, Ali Hamaney'in Cuma hutbesine rağmen devam eden gösterilerin sistem meşruiyetini gölgelediğine dair peş peşe sıraladığı rutin Batı perspektifi kendisini diğer İran uzmanları(!) ile aynı çizgide buluşturuyor.

Batı gazeteleri üzerinden, ya da tek kelime Farsça bilmeden İran uzmanlığına soyunanları bir yana bırakalım; genel hatlarıyla bakılınca İran'ın kendi iç dinamikleri ve dâhili iktidar mücadelesinin tesiriyle vuku bulan iktidar yarışı ve seçim sonrası gösterilerde küresel ekonomiye adaptasyonu reddeden, uluslararası finans sistemine teslim olmayan, ABD ve İsrail karşısında en önemli siyasi hamlesi olan nükleer çalışmalara devam eden bir MİLLİ DEVLET olarak varlığını sürdürmeye kararlı tavrı ve siyasetini hedef alan örtülü operasyonların payını hissetmek, görmek ve bilmek için tarihin hangi mecrada aktığına bakmak yeter de artar bile.

İran'ın başına gelenler, ister modern hayatın/modern devletin, iletişim ve özgürlüklerin cazibesinden neşet eden tabii ve dâhili saiklerden beslensin; isterse küresel aktörlerin planları ve tazyikiyle harekete geçen suni ve harici katalizatörlerle hızlandırılsın, bunlarla baş edebilmesi gösteriyor ki, küreselcilik karşısında teslimiyet tek yol değildir! Maruz kaldığı baskıların kaynağı, direnmesine de kaynak olabilmekte.

İran, devrimin üzerinden geçen 30 yıllık süre içerisinde heyecan ve yaratıcılığını kaybetse de, mezhep orijinli inancı üzerine kurduğu milli yapısını kendine has devlet nizamı ile sapa sağlam ayakta tutabiliyor, İsrail öncülüğünde cereyan eden uluslararası baskılara direnebiliyor… Haysiyetle, devlet olmanın hakkını vererek…

Uzmanlık.. sosyoloji.. renkli devrimler bir yana, millet olmak-devlet olmak nedir, nasıldır İran'a bakmak ve ders almak gerekir. Hele Türk Milliyetçileri çok daha itinayla bakıp, çok daha derin tahliller yapmalı! Müşahhas ve mücessem bir numune var karşımızda!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

22 Nis 2019

1975 senesi başlarında mecliste temsil edilen sağ partiler ile Milliyetçi Cephe hükümeti kurulması gündeme gelmişti. Türkeş Bey bu konuyu önce partinin merkez yetkili organlarıyla, sonra il başkanlarıyla istişare etti.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,73 M - Bugün : 46603