« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

ESKİ SENARYO YENİ ARTİST

08 Nis 2009

SONRAKİ YAZI

BİR SEÇİM DAHA…

25 Mar 2009

Nurullah KAPLAN

01 Nis

2009

BAŞBUĞ TÜRKEŞ! BOZKURT MUHSİN!

01 Nisan 2009

Darbecilerin getirdiği siyasi yasakların bir referandum ile son bulmasını müteakip, MÇP Genel Başkanlığını üstlenen Rahmetli Başbuğ'un çağrısı ile Muhsin Yazıcıoğlu, Mustafa Mit, Mehmet Ekici, Mehmet Eke, Yaşar Yıldırım, Şefkat Çetin gibi Ocak başkanlığı yapmış isimler partiye katılmıştı. Katılımların estirdiği heyecan dalgası kongre salonunu coşturmuştu... "Başbuğ Türkeş! Bozkurt Muhsin!" sloganları ile salonun içi dışı inliyordu…

Partiye katıldığı 1987 yılından itibaren yoğun bir tempoyla çalışmaktaydı. Yurdun dörtbir yanından gelen davetlere katılıyor, ziyaretlerde bulunuyordu. Bir yandan Parti, Ocak teşkilatlarının faaliyetlerine katılıyor, bir yandan da Başbuğ'un işaretiyle kurdukları Sosyal Güvenlik Vakfı ile cezaevlerindeki Ülkücülerin ve ailelerin maddi-manevi ihtiyaçları için çabalıyordu.

Kapitalizmin yerleşmeye başladığı yıllardı ve paranın gücü geçmişle mukayese kabul etmez şekilde hükümfermâydı. Türkeş'in elinden tutup milletvekili, bakan yaptıkları da dâhil olmak üzere pek çok partili Türkeş'i yalnız bırakmıştı. ANAP'a giden eski Ülkücüler durumlarını meşrulaştırmak uğruna dedikodu kazanını kaynatmaktaydılar. Yeniden teşkilatlanma döneminde geçmişin muhasebesini yapıp, sağlam ve emin adımlarla yola koyulmak yerine yine kervanı yolda dizmekle karşı karşıya kalınmıştı. Teşkilatlar bir yandan yokluk, öte yandan fitne kıskacında, yürümeye çalışıyordu.

İttifakla meclise girdiğimiz 1991 Seçimleri sonrasında diğer partilerden dönmeye başlayanların, o partilerdeki siyasi hastalıkları da beraberlerinde getirmeleri teşkilatlardaki huzursuzlukları iyice artırmıştı. Üstelik bütün hızıyla toplumu dönüştüren kapitalist uygulamalar, bu toplumun bir parçası olarak bizi de dönüştürmekteydi. İdealizm zayıflıyor, artan ferdiyetçiliğin tabii sonucu olarak nefsani istekler güçleniyordu. Gaye ile vasıta yer değiştirmekteydi… İktidar olmak, parti içi iktidar olmak bile öncelikli hedef haline gelmişti. Bunca sıkıntı, her gittiği yerde Muhsin Başkan'ın önüne koyuluyordu. Başbuğ'a ulaşamayanlar, O'nun vekili bildikleri Başkan'a dertlerini sıralayıp, çare bekliyorlardı.

Bu ahval içerisinde, birileri dışarıdan çekerek, birileri de içeriden iterek Muhsin Başkan'ı MÇP'den kopardılar. Bütün itiş, çekişlerle birlikte iradesini bu yönde kullanmış, tercihini ayrılıktan yana koymuştu. Ama, istifasını kamuoyuna deklare etmek üzere yaptığı toplantıda okuduğu metindeki " …içeride militarist, dışarıda oportünist…" söylemi, O'nun hiç kullanmadığı bu terminoloji bile göstermekteydi ki, dışarıdan birilerinin fena şekilde etkisi vardı bu ayrılıkta.

Kendisini parti dışına itmeye çalışan ve Türkeş'le arasını açmaya çalışanlar olduğu gibi, parti içi şikâyetlerinde haklı olduğunu, ama ayrılıkla bunların çözülemeyeceğini söyleyen arkadaşları da vardı. Yakın çevresinden bir dostunun " bırakalım partiyi, yeniden ocaklara dönelim" çağrısını "Biz siyasete soyunduk" diyerek geri çevirmişti. Siyaseti tercih etmesinde, partililer Mamak Dil İstihbarat Okulu'nda tutukluyken, Ocaklıların Mamak Askeri cezaevinde, işkencehanelerde tutulmasının payı mı ağır basmıştır, yoksa siyasetin daha etkili bir yol olduğuna dair kanaati mi acaba?

İdeallerinin önünün kesildiğine dair kanaatiyle MÇP'den ayrılmıştı… Bu ayrılık, kendisinin ve beraberinde ayrılan Ülkücülerin yerlerini, bu hareketin varlık sebebiyle uyuşmazlık gösteren bir çok fuzuli şahsiyetin doldurması sonucunu doğurmuştu. O herc ü merc içerisinde ön plana çıkmak için fırsat bulan bu taife parti yapısı içerisinde etkili olmaya başladı. Partideki grupları birbirleri ile dengeleyen Başbuğ'un eli zayıflamıştı… Ne gariptir ki, sadece ayrılığı körükleyenler kazançlı çıkmıştı. Muhsin Başkan, hareket olarak yaşadığımız sıkıntıları aşmak için siyaset dışı vasıtalar ve siyaset üstü bir zemine ihtiyaç duyduğumuz tesbitine katılsaydı; yeniden diriliş için öncelikle Ülkücülüğü politikanın dar kulvarlarına hapis olmaktan, siyasetin cenderesinden , partinin tahakkümünden kurtaracak uzun soluklu bir sefere Bismillah deseydi, ideallerinin.. ideallerimizin önünü açmak için belki de bir daha hiç yakalayamayacağımız bir şans yakalardı. Yeni bir parti kurmayı çıkış olarak görünce…Olmadı, belki de olamadı. Siyasetin Ülkücülük üzerindeki ağırlığı azalması gerekirken, telafi edilemeyecek şekilde arttı. Hareket'in kader çizgisi 12 Eylül'le birlikte ikinci kez menfi bir istikamete kırılıyordu…

Ayrılık sürecinde kaçınılmaz olarak yaşanan bütün kırgınlıklara rağmen ülkücülerin gönlündeki yerini koruduğu, dün yapılan cenaze merasiminde çok bariz göründü. Ayrılıktan dolayı O'na kızanların, kırılanların, küsenlerin gönlünde bile hala Muhsin Başkan'dı O. Yüksek bürokrasinin, Türkeş ihtilal yapıyor korkusuyla Ankara'yı terk ettiği, Büyük Yürüyüş'ü tertipleyen Ocak Genel Başkanıydı hâla… Mamak cehenneminden çıkmış Muhsin Başkan'dı hâla… MÇP'deki Muhsin Başkan'dı hâla… Ve her şeyden önce, O bir Ocak Genel Başkanıydı…

Cenazesindeki kalabalık, siyaseten bir çatı altında derleyip, toparlayamadığımız Ülkücülerin dağınıklığını gösteriyordu… Hızla kaybetmekte olduğumuz vefa duygusunun henüz tükenmediğini de gösteriyordu… Her şeye rağmen ümit kandilinin tamamen sönmediğini gösteriyordu…

Siyasetin ne kadar farklı bir şey olduğunu gösteriyordu… Bölükbaşı'nın "darı var, tane yok" deyişi gibi, gönlünü kazandıkları çok, oyunu aldıkları azdı… Gönlünde yer verenler, oy vermeye gelince cimri davranıyorlardı. Akıl başka yerde, gönül başka yerde demek ki. Son on-onbeşyıldır camia olarak yaşadığımız sıkıntı bu olsa gerek. Aklımızın ve gönlümüzün işaret ettiği yekpareliği kaybetmişiz… Bizi daraltan, bunaltan bu olmalı… Aklımızın ve gönlümüzün ayrılığı. Öyle ya, beraberce yer sofrasında bağdaş kuracak kadar yakın gördüğümüze değil, tokalaşırsak kolonyalı mendile ihtiyaç duyar mı diye merakla bekleşeceğimiz birine oy verdiğimize göre akıl-gönül ayrılığımız ruh dengemizi bozacak kadar ilerlemiş olmalı… Kaybettiğimiz dengemizi muvazeneye kavuşturacak, aklımızı ve gönlümüzü birleştirecek yeni bir lider, yeni bir kadroya kavuşur muyuz acaba? Allah u alem…

Bir Ülkü Ocakları Genel Başkanı için Taceddin Dergâhı ne kadar da münasip bir mezar yeri olmuş. Akıl eyleyenlerden Allah razı olsun! Akif'in istirahatgâhı da yalnızlıktan kurtulmuş olur. Yazıcıoğlu ve bu dâvaya hizmeti geçmiş, Rahmet-i Rahmanâ kavuşmuş bütün Ülkücülerin mekânı Cennet olur inşallah…



" Teselliden nasibim yok, hazân ağlar bahârımda
….."

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

22 Nis 2019

1975 senesi başlarında mecliste temsil edilen sağ partiler ile Milliyetçi Cephe hükümeti kurulması gündeme gelmişti. Türkeş Bey bu konuyu önce partinin merkez yetkili organlarıyla, sonra il başkanlarıyla istişare etti.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,73 M - Bugün : 46585