« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

İTİRAF MI İFTİRA MI?

22 Oca 2009

SONRAKİ YAZI

ÇUL, ÇAPUT YA DA BAYRAK!

03 Ara 2008

Nurullah KAPLAN

31 Ara

2008

MÜNEVVER YOKLUĞUNDA…

31 Aralık 2008

Yeni bir yılın arifesinde yine kan, yine ölüm.. kucaklarda taşınan çocukların cansız bedenleri televizyon görüntüleri ile evimizin içindeydi. Tarih boyunca hep fitnenin, bozgunculuğun, hile ve desisenin öteki adı olmuş yahudilerin, yaklaşık yarım asırdır, toprak satın alarak kurdukları devletleri ile estirdikleri terörün şiddetlenerek sürmesini bütün dünya gibi biz de seyretmekteyiz.

Yakın zamana kadar, Filistin dâvasına fahri mücahid olarak destek verenlerin ekseriyeti, gömlek değiştirerek iktidar kayığına bindiğinden olsa gerek, cami avlularındaki gösteri mekanlarında in cin top oynuyor. Birkaç kırık dökük protesto cümleleri ile yapılmış açıklamalardan gayrisi yok. Yüreği sızlayan bir avuç insanın kendiliğinden, küçük alanlarda bir araya gelerek verdiği tepki ise gündelik hayatın hay-huyu arasında kaybolup gidiyor.

İnsan vicdanını sızlatan haksızlıklar, zalimlikler karşısında kitlelerin hissiyatına tercüman olacak tepkilerin ortaya konması, aydınların öncülük etmesi, teşkilatların da kalabalıkları sevk ve idare ile yönlendireceği organizasyonlar sayesinde mümkün olabilir. Siyasi partiler, vakıflar, dernekler ve benzeri sivil toplum kuruluşları, dergi ve gazeteler kitlesel gösteriler ile ferdî tepkilerin maşerî boyutta tecessüm etmesine zemin hazırlarlar. Aydınlar, fikir erbabı, kalem sahipleri hem ferdi hem de toplumu yaşanan ızdırapların ziyadesiyle hissedilmesi, anlaşılması ve tepki gösterilmesi hususunda hissi ve akli değerlendirmeler ile toplumu aydınlatmak sorumluluğunu taşır.

Ne yazık ki, bizim ülkemizde aydın etiketi taşıyanlar ya aydın sorumluluğu yerine sadece aydın imtiyazları ile yaşarlar, ya da aydın olmayı milletin değerlerine ihanet etmenin gereği sayarlar. Gün begün şahit oldukları siyon katliamlarına gözlerini kapayan aydınlarımız(?) yüzyılın başındaki ermeni ihanetinden zuhur eden tehcir hadisesini, taşnak ağzıyla kaleme aldıkları özür mektupları ile üzerimize yıkmaya çalışıyorlar.

"Özür diliyoruz" kepazeliği ile Türk'e dair düşmanlıklarını bir kez daha ifşa eden makûlenin tavrı "aydın nedir/kimdir" tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. İsrail'in Gazze vahşeti, aydın güruhunun özür rezilliği ve beraberinde başlayan "aydın" sorgulamasının önümüze koyduğu gerçeklik yılın son günü olunca ölümünün 20. sene-i devriyesinde Seyyid Ahmed Arvasi'nin eksikliğini daha derinden hissetmemize de vesile oldu.

Batı'dan kopyaladığımız nice kelime ve kavramlardan birisi olan "aydın", 18.yy Avrupa'sının din ve benzeri değerlerin tamamını akıl ile değiştirme gayretleri çerçevesinde yaşanmış aydınlanma döneminin mahsulü olduğundan, bu topraklara kökten yabancıdır. Bizim aydınımız yoktu… Münevverlerimiz, ulemamız, hâkimlerimiz vardı. Yaklaşık yüz elli yıldır yaşadığımız değişim, münevverlerimizi aydınlara dönüştürdü. Bu dönüşüme direnen, itiraz eden ve yanlış istikamette seyreden değişim cereyanını aslî mecrasına tebdil etmeyi vazife addeden, nâdide münevverlerimizden Seyyid Ahmed Arvasi Hoca eserlerinden ziyade şahsında aydın-münevver farklılığının en mümtaz numunesini sunmuştu.

Arvasi Hoca'ya göre münevver "üstün bir zihnî güce sahip, zaman içinde, bu gücünü millî ve beşeri tecrübelerle besleyen, belli bir iş ve meslekte mütehassıs, iyice sindirdiği kültür değerlerinden yeni sentezlere gidebilen, Allah'tan başka ilâh tanımayan, bu yüce "tevhid" inancını, âlemşümül bir mesaj halinde, bütün insanlığa ulaştırmaya çalışan, yanlıştan doğruya, çirkinden güzele, kötüden iyiye, küfürden imana, vahşetten medeniyete, zulümden adalete, haksızlıktan Hakk'a, kısacası, "karanlıktan nûra" doğru yol arayan ve bulan ilim, fikir ve gönül adamıdır..."

Aydın nedir tartışmalarında yazılıp çizilen bütün tanım ve tarifleri bir tarafa bırakalım; aydın için bilgi, düşünme, samimiyet, cesaret, dürüstlük, hakikatperverlik, hak ve adalet tutkusu gibi olmazsa olmaz şartları geçelim.. münevver olmak için evvelen "yanlıştan doğruya, çirkinden güzele, kötüden iyiye, küfürden imana, vahşetten medeniyete, zulümden adalete, haksızlıktan Hakk'a …" yol arayan ve bu arayışına aklı, ilmi, sanatı memur eyleyen bir tercihe iman etmek iktiza eder.

Bu imanda yeterince sabitkadem olabilenler yok denecek kadar azaldığından siyasi partiler, dernekler, vakıflar gibi siyasi ve içtimai teşekküller yönetimde bulunanların şahsi emvali gibi yönetilmekteler. Topluma yön verecek, yol gösterecek müesseseler var oluş sebeplerinden uzakta, misyonu, müessiriyeti olmayan dolayısıyla mensuplarına güven ve ümit yerine sadece ve sadece menfaat vaat edebilen kuruluşlara dönüşmüş durumda. Seyyid Ahmed Arvasi, Galip Erdem, Erol Güngör gibi az sayıdaki münevverimizden mahrumiyetimiz, Nevzat Kösoğlu, Durmuş Hocaoğlu, S.Kemal Tural, İskender Öksüz gibi az sayıdaki yetişmiş insanımızın göz ardı edilmesi, Hareket olarak siyaset bezirganlarının elinde oyuncak olmamızı da kaçınılmaz kılmaktadır.

Arvasi Hoca'mıza ve onun manevi şahsında Türk-İslâm dâvasına hizmeti geçmiş ve dâr-ı bekâya irtihal etmiş bütün dâva mensuplarını Fâtihalarla yad edelim. Allah onlardan razı olsun…

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Ağu 2019

12 Mart 1971 Askeri muhtırası ile bütün üniversite ve yüksek okullardaki Ülkü Ocakları, Hür-Genç, Dev-Genç ve benzeri kuruluşlar kapatılarak faaliyetlerine son verildi.

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 53,12 M - Bugün : 6669