« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Halim Kaya

17 Oca

2022

TÜRKİYE’DE KOMİNİZMİN KAYNAKLARI

17 Ocak 2022

Türk Ocağı Başkanlığı da yapmış olan Prof. Dr. Osman Turan Selçuklu Tarihi uzmanı olarak yazdığı önemli tarih kitaplarına ve ülkemiz problemlerini dile getiren yaşadığı dönemim aktüel çeşitli problemlerine öneriler sunduğu makalelerden oluşan kitaplara sahip olmasına rağmen “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi” adlı kitabı ile tanınmış meşhur olmuştur. “Türkiye’de Komünizmin Kaynakları” kitabı daha önce aldığım ve haberdar olduğum, okuduğum kitapların aksine hakkında bilgim olmayan bir kitaptı. İnternetten satış yapan Sahaf bir satış sitesinde satış ilanını görünce Prof. Dr. Osman Turan ismine istinaden hemen aldım.

Prof. Dr. Osman Turan Türkiye’nin en başta gelen Selçuklu tarihçilerinden biri olarak Anadolu’da yaşayan Türk milletinin yakın geçmişi Selçukluyla bağ kurmuşken öte yandan da Osmanlı Hanedanından bir hanımla evlenerek Osmanlıyla da bağ kurmuş, şahsında mezcettiği bu geçmiş bağlarının mahsulü olması muhtemel bir kitap olan “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi” gibi bir şaheser kitabın yazma vukufiyetini kendisine kazandırmıştır.

Elimizdeki kitap Prof. Dr. Osman Turan yazdığı “Türkiye’de Komünizmin Kaynakları” kitabı Nakışlar Yayınevi tarafından 1977 yılında 3. Baskısı 28 başlık altında yazılmış çeşitli makaleleri ihtiva eden 160 sayfa olarak tabedilmiştir. 3. Baskıya Nakışlar Yayınevinin yazdığı Önsözden anladığımıza göre kitabın 1. Baskısı 1963 yılında Şark Matbaası tarafından yapılmış. Osman Turan’ın “Eser hakkında” başlığı altında yazdığı yazıdan 1. Baskının 1964 yılında 10 bin adet olarak basıldığı ve birkaç ay zarfında mevcudu kalmadığı anlaşılıyor. Osman Turan birinci baskının Makaleleri yayınlayan Yeni İstanbul gazetesi kapanınca gazetede neşredilen dokuz makaleliyi broşür olarak basmayı teklif etmiş ve bu eser “Türkiye’de Komünizmin Kaynakları” meydana gelmiştir. Nakışlar Yayınevi tarafından yazılan önsözden 1967 yılında ikinci baskısı yapılan kitabın bu baskısı da Şark Matbaası tarafından yapıldığı ifade edilmekte ve ikinci baskının da üç ayda tükendiğini okuyoruz. Osman Turan “…esere yeni makalelerimizden bazıları eklenerek 1967 yılında ikinci baskı bir misli daha büyütülerek meydana çıkmıştır. Eserin yeni hüviyeti ve bazı makalelerin mevzuları ona artık ‘Türkiye’de Komünizmin Kaynakları ve Kültür İhtilali” adının verilmesini gerektirdi.” (S:6) ifadesi kitabın hacminin ve isminin ikinci baskıda değiştiğini göstermektedir. Nakışlar Yayınevinin yazdığı Önsözde 3. Baskı için yazardan izin alındığı ifade edilmektedir. Nakışlar Yayınevini tarafından basılan kitabın 3. Baskısı kitabın üzerindeki yayın tarihi olarak yazılmış olan 1977 yılında yapmıştır. Osman Turan’ın yukarıya aldığımız ifadesine göre Nakışlar Yayınevi tekrar 3. Baskıda kitabın adını “Türkiye’de Komünizmin Kaynakları” olarak birinci baskıdaki adıyla basmıştır. 4. baskısını ise 1980 yılında yapmıştır.

Elimizde kitap hakkında iki farklı bilgi bulunmaktadır. Birincisinde; 1. ve 2. Baskıları Şark Matbaası tarafından yapılan kitabın 3. ve 4. Baskılarının Nakışlar Yayınevi tarafından yapıldığı ifade edilirken, ikincisinde ise; İkinci baskı dâhil son Üç baskısı da Nakışlar Yayınevi tarafından gerçekleştirildiği bilgisidir. Bizim kanaatimiz 1. ve 2. Baskısı Şark Yayınevi tarafından yapılmış ve 3. Baskısı ile 4. Baskısı da Nakışlar Yayınevi tarafından gerçekleştirilmiştir. Kitabın birinci baskısının 10 adet yapıldığı bilgisi verilmişken diğer baskıların kaçar adet yapıldığı hususunda bir bilgi mevcut değildir. Nakışlar yayınevi 3. Baskı için istedikleri giriş yazısının kitabı kaç formalık daha genişleteceği yeni bir eser ortaya çıkacağı düşüncesiyle bu yazıyı 4. Baskıya koymayı Prof. Dr. Osman Turan’dan rica ettiklerini ifade ediyor. Nakışlar Yayınevinin Prof. Dr. Osman Turan’dan 4. Baskıya koymayı rica ettiği yazı ne oldu diye İnternette yaptığımız kısa bir araştırma sonucu Prof Dr. Osman Turan adına 247 sayfadan müteşekkil “Türkiye'de Komünizmin Kaynakları ve Kültür İhtilâli” adlı bir kitabın 1980 yılında 4. Baskı olarak yayınlanmış olduğunu tespit ettik. Demek ki Nakışlar Yayınevi 4. Baskıda tekrar dönerek Osman Turan’ın ikinci baskı için isim olarak ifade ettiği “Türkiye'de Komünizmin Kaynakları ve Kültür İhtilâli” adını kullanmıştır. Ancak 4. Baskıda da kitaba bazı makaleler eklenmiş ve kitap genişletilmiş yeni baskı olarak basılmıştır. Elimizdeki 3. Baskı 160 sayfayken 4. Baskı 247 sayfadır. Osman Turan’dan 4. baskıya konulması rica edilen yazılar dolayısıyla aralarında 87 sayfa kadar bir hacim farkı oluşmuştur.

Kitabın birinci baskısının 10 bin basılıp üç ayda tükenmesi, ikinci ve sonraki baskılarında sayı verilmese de 1.ve 2.baskıda basılanların üç ayda tükendiği bilgisi bizde her baskıda en az 10 bin baskı yapılmış olacağı kanaati oluşturuyor. Kitap 1964 yılından 1980 yılına kadar en az 40 bin adet satmış oluyor. Bir pazarlama tekniği kullanılmadan günümüz kitap piyasası için iyi bir rakam olduğunu düşünüyoruz. Demek ki o yıllarda Türkiye’deki sağ kesim bugünkü insanlardan daha fazla okuyormuş.

Osman Turan, kitaba insanların Türkiye’de komünist bir tehlike olmadığına, Türk milletinin bu afete karşı muafiyete sahip olduğuna olan yaygın kanaatin son siyasi ve ideolojik sarsıntılara kadar sürdüğünü bu kanaatin vaktinde müttefiklerimize intikal ettirildiğinden 2. Dünya savaşından sonra bu yüzden Amerikan yardımlarından yaralanamadığımız tespit edip “ictimai bünyemizin hususiyetleri” (S:11) ni anlatarak başlar. Türkiye’de milli Tarih şuurunun uğurlu bir hususiyeti olarak daha sağlam ve muvazeneli bir içtimai bünyeye sahip olduğu, Komünizmin sebepleri olan “arazi Aristokrasisi”nin neden olduğu esir köylü kitlelerin Mirî toprak rejimi dolayısıyla görülmediği, henüz büyük sanayi kurulmadığı içinde kapitalist ve işçi sınıfı ve aralarındaki dengesizlikten doğan mücadelelerin olmadığı, bunların yanında milletimizin vatanperverliği ve manevi değerlerimize bağlılığının komünizme karşı bir set teşkil etiğini ifade eder. Osman Turan’a göre “Komünizm hiçbir ülkede büyük kitlelerin isteği ile gerçekleşmemiş, aksine daima çok küçük, fakat teşkilatlı bir münevver çetenin veya ecnebi tahakkümün neticesi olarak yerleşmiş” (S:12) olduğunu Türkiye’de kimse düşünmemiştir. Osman Turan komünizmin yerleşmesini “Manevi Amillerin” önemini unutarak onu sadece bir “İktisadi tezat” olarak adlandırdığı ekonomik sebeplere bağlamayı “tarihi materyalizm”e sapmak olarak görür ve bu tarihi materyalizme sapmayı da Muhakeme yeteneğini Marksizm’e kaptırmış olmaya bağlar.

Komünist cephede mücadele eden aydınların içinde varlıklı ve refah seviyesi yüksek kişilerin çokluk teşkil ettiği, hatta içlerinde patronların olmasının komünizmin kabul edilmesinin maddi olmadığını ancak manevi sefaletten kaynaklandığını, bu yüzden Türkiye’deki komünistlerin Manevi sükûtun içinde yüzen aydınlardan oluştuğunu, işçi ve köylülerin komünizme meyletmemelerinin de maddenin rolünü azaltmakta manevi değerlerin kudretini göstermektedir.

Benim yıllar süren okumalarım sonucu bir çıkarım olarak ulaştığım Türkiye’deki İnkılâpların 2. Mahmut (20 Temmuz 1785-02 Temmuz 1839) 31 yıllık padişahlık zamanından başladığı ve bu yüzden kendisine “Gâvur Padişah” denildiği yönündeki kanaatimi destekleyen, hatta teyit eden “İnkılâbın, Tazminattan beri devam eden normal tekâmül ve Garplılaşma” (S:15) ifadesinde Osman Turan’dan bir dayanak daha bulmuş oldum.

Türkiye’nin girmek istediği Avrupa medeniyetinin temeli olan İlmini alarak İlim, kültür ve din müesseselerini yeniden kurmak suretiyle zaruri olan ilim ve ihtisas adamları ile ciddi bir seçkin kadro yetiştirilir manevi buhrana yol açmadan ilerlemenin yolu da bulunmuş olurdu. “İlmin rehberliğinin ve murakabesinin ihmal edilmesi, sadece hükümet ve siyaset adamlarının görüş ve arzularına” (S:17) göre yapılacak inkılâpların fikri kısırlık içinde olacağını ve buhran yaratacağını öngörmektedir.

Osman Turan’a göre Türkiye’de solcu Komünist aydınlar İnkılâpları sola kaydırmak için çabalamakta, “Devrimbaz” ve “ilerici” sıfatlar takınan sözde aydınların medeniyet davamızı ilmi zihniyetten mahrum kılarak taassuptan daha tehlikeli olan dogmatizme (S:17-18) mahkûm edip boğmaya çalışmaktadırlar.

Osman Turan Komünist Solcu Aydınların ve “Devrimbazların” Türk kültürü ve Maarifine vurdukları en ağır darbelerden birinin “Uydurma bir dil”in (S:30) hükümet kuvvetiyle okullarda zorunlu tutulmasıyla “ilme, kültüre ve Türkçenin kanunlarına pervasızca karşı gelen bu hareketle nesiller arasında uçurumlar yaratıldı ve yeni nesillerin kültür ve dimağları kısırlaştırıldı.”ğını (S:30) savunmaktadır. Bizim bize ettiğimizi bizden başkası yapamaz babından olarak “Solcuların çok fazlasıyla benimseyip ifsad ettikleri bu dil hareketi Bolşeviklerin beklediklerinden de daha ileri bir tahrip idi. Gerçekten Bolşevikler, Türk kavimlerini ve diğer Asya milletlerini dilleriyle parçalayıp temsil etmek için, her birine bir kabile dili ve alfabesi tertip ederken daha makul ve insaflı davranmışlardı.” (S:32 olarak ifade eder. Türkçenin bir grameri ve sentaks’ı olmasına rağmen üzerinde oynanan bir oyunun da “devrik cümle” (S:32) modası olduğunu da dil üzerindeki oynan çirkin ve yıkıcı oyunlar arasında sayar.

Türk milliyetçiliğinin Türkiye’de İstiklal Savaşının kazanılmasında etkin olmasından dolayı hiç olmazsa onun şeklen lüzum ve itibarının tartışılması söz konusu bile olmayınca bu hüviyetinden dolayı solcui materyalist ve milliyet düşmanları “Türkiyedeki mana ve ananesiyle milleti korumak ve yükseltmekten başka bir günahı olmayan ve bu sıfatıyla da ilmi, milli, İslami ve insani gayelere uygun gelen Türk milliyetçiliği mana ve medlulünü bozan” (S:36) faaliyetlere yöneldiler. Türk milliyetçiliğine “ırkçılık ve emperyalizm” damgası vurdular “dindar ve milliyetçi” gözükmeyi “gericilik” olarak adlandıran Atatürkçü ve İnkılâpçı görünen ve geçinen devrimbazlar milliyetçiliği yıkmaya çalıştılar. Türk milliyetçiliği anayasanın mukaddimesinde zor yer buldu. “Vatan ve milliyetçilik” kelimelerinin kutsiyetini gidermek için “milletçi ve memleketçi” (S:36) kelimelerini icat ettiler. Osman Turan bütün bunların Rus ve Çin komünizmlerinin Slav ve Çin milliyetçiliği yaptığı bir dönemde yaşandığından ifade etmektedir.

Osman Turan, Türkiye’de komünizm ve sosyalizm ile mücadele etmenin yolunun yeni iş sahaları açmak, işsiz işçiye iş sağlamak gibi her ne kadar ekonomik olduğunu söylese de tekraren “…asıl mesele maneviyat buhranını halletmeğe, ilim ve maarif müesseselerini ıslah ederek Türk kültürüne normal gelişme imkânlarını vermeğe; memleketi selamete eriştirecek kafi derecede ilim, ihtisas adamlarına ve sağlam bir münevver kadro yetiştirmeğe” (S:63-64) bağlı olduğunu ifade etmektedir.

Osman Turan’ın ilim yolunda atılım yapmadan, Sanayii kurmadan, kültürel altyapıyı sağlamlaştırılmadan Avrupa Birliğine girmek Türk milletinin yok olmasıdır, dediği satırları okurken “Müşterek Pazar”ın şimdiki adıyla Avrupa Birliği için tarihte “AKÇT-Avrupa Kömür Çelik Topluluğu”, “EURATOM-Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu”, “AET-Avrupa Ekonomik Topluluğu” isimlerinin de kullanıldığını ve Türk Milliyetçilerinin o zamanlar Avrupa Birliğine girilmesine karşıyken ve alternatif olarak da Türk Devletleri Birliğin olan Turanı savunurken zamanla bu düşüncelerinin değişip “onurlu bir giriş”e evrildiğini hatırladım. Düşününce de bu evrilmenin sadece bundan ibaret olmadığını Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Fırkası hakkındaki kanaatlerinin de “komitacı ve devleti yıkan” bir grup olduğu fikrinden değişerek “şehit Enver paşa ve Kafkas İslam Ordusu Komutanlığı ve Turan”a evrilmiştir. Diğer bir kanat değişikliği de “Köy Enstitüleri” hakkında olmuştur. Köy Enstitülerinin kapatıldığı yıllarda komün hayatını köye taşıyan ve komünizm yuvası olarak görülen Köy enstitüleri bu gün Anadolu’da kültür üreten ve eğitimi köylere yayan tamamen Türk ürünü modern okullar olarak görülmeye başlanmıştır. Eskiden yaşayan ve kendi kendini yenileyen dil savunulup uydurukça ve dilde sadeleşme, yabancı kelimeleri atma adı altında canlı dilin kelime hazinesinin azaltıldığı, dilin kısırlaştırıldığı, maksat ve gaye yerine türetilen “amaç”ın argo manasından başka manası yoktur diyerek acayip ve ucube kelimeler türetildiği gerekçesiyle eleştiriler yapılırken bugün dile yerleşmiş ne yapalım diye dün eleştirilen durumlar bugün kabul görmektedir.

Osman Turan hoca “Köy Enstitüleri”nin kapatıldığını ileri sürerek tekrar açılması için açılış ve kapanış yıllarında nümayişler yapanlara cevap babından “Köy Enstitülerinin kapanmayıp sadece isim ve program değişikliği yapıldığını ve köy öğretmenlerinin de toprak işçiliğinden kurtarıldığını, kendisi ve talebesinin gayeye göre bilgi ve kültürlerini genişletmek için zaman kazandığını” (S:114) görüşlerini ifade ederek kapatılma gerekçelerini sıralamıştır. Bu sebepler; Köy Enstitü öğretmenlerine maaş yerine bir miktar arazi veriliyor, öğretmen öğrencisiyle bu araziyi işleterek geçimini sağladığı içinde tarladan çıkamıyordu. Bütün enstitülere yayılmamakla birlikte sol ideolojinin buralarda üstlenmiş olması ve buralarda yuvalanan solcu komünistlerin köylerde komünizm propagandası yapması, bu propaganda ile de Maoist Çin’de olduğu gibi “Kültür ihtilali” gerçekleştirmeye çalışmaları, Köylü şehirli husumeti yaratarak ihtilale zemin hazırlamak, köylüden bir amele sınıf yaratarak ezilen sınıf oluşturmaya çalışmak, Türk gençliğini yabancı ideolojilerin devşirmesinden kurtarmak da bu sebepler arasındadır.

Osman Turan XIX. asırda liberalizmin olduğu gibi XX. yüzyılda da sosyalizm ve komünizmin Avrupalı “büyük komünist” müttefiklerin Rusya’yı ziyaretten sonra “orada sosyalizm namına yapılan zulümleri, yaşanan ızdırapları, hayaller uğruna öldürülen milyonları, yeni teşekkül eden ve doktrine aykırı gelen sınıfları ve bunlar arası hayat seviyesi uçurumlarını görmüş ve bu dogmatik mezhepten ayrılmışlardır.” (S:118) itibar kaybettiğini, sosyal adalet tedbirlerinin gelişmesiyle bu rejimin İngiltere ve Almanya gibi sanayi ileri ülkelerin sosyalist partilerinin kendilerini törpülediğini, müfrit sosyalist ve komünistlerin hayallerden realitelere yaklaştığını ifade etmiştir. Hatta Bolşevik rejimin tutuna bilmesi için medeniyetin temeli olan aileyi yıkmaktan vazgeçmişler, milliyetçi duyguları komünizmle mezcederek bu sayede kuvvetlenmeye çalışırken “Rusya’da yaşayan esir milletleri ve bunlar arasında, en mühim olarak Türkleri temsil veya yok etmek maksadıyla, tarihin kaydetmediği en müthiş ve zalim metotları tatbik etmekle de komünizmden ziyade Rus Nasyonalizmine hizmet etmişlerdir. (…) Türklerin dinlerini, tarih ve kültürlerini, yıkmak suretiyle önce parçalamak, sonra da yok etmek tedbirlerine başvurmuşlar; daimi toptan tehcir ve iskân hareketleri ile de bu gayeye varmayı süratlendirmişlerdir.” (S:120) tespitlerini yapmıştır.

Osman Turan Komünist ve Sosyalistlerin Türk Ordusunu ele geçirmeye çalıştıklarını, bunun içinde milliyetçi göründükleri tehlikesine dikkat çekerek, ordunun manevi ve teknik olarak güçlendirilmesin gerektiğini, ordu mensuplarına verilecek eğitimde sivil kişilerin yaşadığı bölünmüşlük ve parçalanmışlıktan etkilenmeyecek şekilde milli manevi değerlerle teçhiz edilmesi gerektiğini, Kore’ye gönderdiğimiz birlik içinde imamların olmadığını görünce her ordunun papazları olur diyerek bu ordunun da imamlarının olmasını istemeleri üzerine imamlar, vaizler gönderildiğini bu uygulamanın daha iyi eğitilmiş ilahiyatçılarla sürdürülmesinin ordudaki manevi moral değerleri yükselteceğini ve komünistlerin Rus Ordusunun girmediği hiçbir ülkede komünist rejim kuramadıklarını ifade etmektedir.

Tarih tekerrür etmiş ve kendilerini gizleyen, öyle ki kamufle olabilmek için içki içmekte ve namaz kılmamakta, oruç tutmamakta bir beis görmeyen çağımızın haşhaşileri orduda oluşturdukları kadrolar ile ülke yönetimine el koymak ve kendilerini destekleyen dış mihrakların istediği tavizleri temin etmek için vatanın ve milletin namusuna halel getirmiş ve her ne kadar tartışmalı da olsa kanlı bir ihtilale kalkışmışlardır. Devlet ve millet düşmanları devlet müessese ve kadrolarını ele geçirme hevesinden tarih boyunca vazgeçmediği gibi bundan sonra da vazgeçmeyecektir. Devlet kadrolarını seçerken liyakat ölçütünden sonra bölücü yıkıcı ifsad edici zararlı teşekküllerle irtibatlı olunup olunmadığı soruşturulup araştırılmalı ve bu denetim ve gözetim hususunda da devamlı uyanık olmaklığımız elzemdir.

Osman Turan Türk milletinin varlığını, kültür ve devletinin devamını tehlikeye düşüren unsurların birinin de kendi içinden çıkardığı devlet adamları, beyleri hanları olduğunu Göktürk Hükümdarı Bilge Kağan’ın kitabesinden aktarmaktadır. Bu konuda da Bilge Kağandan buyana söz söyleyenler defalarca haklı çıkmış, vatanına milletine ihanet edenler defalarca milletine ve devletini yıkma teşebbüsünde bulunmuş, hatta kötü emellerine ulaşmak, bölücü niyetlerinde başarıya ulaşmak için dış güçlerle ittifaklar yapmış, Türk milletinin, Türk vatanının düşmanlarından her asırda her türlü desteği de almışlardır.

Biz de Osman Turan’ın Bilge Kağan’ın hitabesinden açarak aldığı ve bitirdiği gibi bitirelim. “Ey Türk milleti, aydınları! Üstte gök çökmediği (büyük istila orduları saldırmadığı), altta yer delinmediği (iç isyanlarla boğuşmadığın) halde senin nizamını ve an’anelerini (milli şuur, mefkûre ve birliğini, içtimai ve ahlaki temellerini) kim bozu? (Yani sen içeride sağlam kaldıkça harici düşman seni mağlup edemez ve yıkamaz.)

“EY TÜRK MİLLETİ, TİTRE VE KENDİNE DÖN!...” (S:160)

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 80,05 M - Bugn : 294

ulkucudunya@ulkucudunya.com