« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

TÜRK MODERNLEŞMESİ - Zihniyet İktisat Tarihi

27 Eyl 2021

SONRAKİ YAZI

Türklerin Bilge Atası TONYUKUK

28 Haz 2021

Halim Kaya

12 Tem

2021

KERKÜK - Gönlümde Aşk Yüreğimde Sızıdır

12 Temmuz 2021

Bir Türk yurtları sevdalısı olan Osman Oktay’ı Türk Yurtlarına yaptığı seyahatlerde gördüklerini okuyup öğrendiği tarihi bilgilerinin yanına günümüz de yaşayanların yaşadıkları zulüm ve esaret hayatının bilgilerini de katarak yazdığı “Moderne Seyahatname” ve “Bir Ülkücünün Romanı Galip Abi” ya da diğer adıyla “Galip Erdem Kendini Unutan Adam” kitaplarıyla tanımış ve siz okuyucularımıza tanıtmıştık. Osman Oktay, çok yönlü bir insan, yazar, şair, radyocu, programcı, öğretmen, yönetici, şiirleri bestelenmiş bir güfte yazarı kısacası on parmağından on marifet olan üretken bir ağabeyimiz.

Bu gün sizinle benim tanıştığım dördüncü kitabı olan “Kerkük – Gönlümde Aşk Yüreğimde Sızıdır”ı okumam dolayısıyla bu kitap üzerinden düşüncelerimi ve Osman Oktay’ın bitmez tükenmez Türk Yurtları aşkının Kerkük üzerine olanlarını aktarmaya çalışacağım. Bir Vefa örneği olarak kitabını Kerküklü Sadun Köprülü’nün aziz hatırasına ithaf etmiş. Kitap Net Kitaplık yayınlarından Ocak 2021 de Ankara’da ikinci baskı 304 sayfa olarak basılmış.

“Daha can boğazdayken/ Çektiler salamızı…” (S:10) daha romanın başında ölmeden, can boğazdayken salası verilmiş ancak yaşayan Kerkük’ü anlatan bundan iyi hangi cümle kurulabilir ki. Kerkük anavatandan ayrı kaldığı günden beri nefes alıyor mu almıyor mu tam bilinmez. O gün bu gün “Mum kimin yanan Kerkük”ü getirip Çanakkale’de tamamı şehit olan 57. Alayın askerlerinden acı bir olay ile bağlar. Yaralılar ve Şehitler toplanırken erlerden biri ağır yaralı tanıdığı bir Türk askerini öper okşar ağlayarak şehitlerin arasına koyalım işaret eder, arkadaşı yaralı askerin henüz şehit olmadığını fark edince “Ne yapıyorsun o arkadaş henüz ölmemiş” (S:10) der. Diğeri yine hıçkırıklar içinde ağlayarak kararlı bir şekilde “ Çanakkale’de bu kadar ölünür” (S:10) der ve ağır yaralı askeri şehit askerler safına bırakırlar. Ölmeden Salası verilen Türkler Türklerin yurt tutuğu her yerdedir.

Osman Oktay Kerkük’ün Türk Yurdu olmasının tarihini Emevi, Abbasi Halifeleri dönemlerinde Araplar arasındaki iç çekişmelerde bir denge olarak bölgeye yerleştirildiğini ve kendilerini korumaları içinde şehirler kurduklarını ifadeden sonra Kerkük’e yerleşen Oğuz Boylarını “Bayat, Yıva, Döger, Çepni, Eymür, Karakoyunlu, Harbendeli, Beğdili, Ulaşlu, Ocuşlu, Gökçelu, Şebek Salur, Biravcılı, Karanaz, Muradlı, Bacanlı, Karaboğa, Salihli, Yağmur, Tatlu, Mavıllı, Sarıllı, Yağcı…” (S:11) olarak sıralar.

Osman Oktay, Türklerin Bağdat, Kerkük, Musul ve civarlarına yerleşmelerinin Hicri 54, Miladi 674 yılında Emevi halifesi Muaviye’nin ve Horasan Valisi Ubeydullah bin Ziyad’ın Türklerin savaşçılıklarına hayran kaldığını ve Horasan Valisi Ubeydullah bin Ziyad’ın seçkin bir birlik kurup Irak’a gönderdiğinden başlayarak, Halife Me’mun ve Halife Mu’tasım zamanında yerleşen Türk sayısının artması üzerine Irak’ta Samerra şehrini kurduğunu ve bu şehri 836-892 yıllarında hilafet merkezi olarak kullandığını aktarır. Şair el- Uceyni’den aktardığı şiiri delil olarak sunar ve buraların Türk hakimiyetindeyken Kürt vali atandığını ifade eder. İbnü’l Esir’in el-Kamil Fi’t- Tarih (İslam Tarihi) eserinin “Hicret’in 279. Yılı Olayları” bölümünde yazdığını ve kendisinin de “Demek istediğim, daha 892 yılına kadar Musul’da Kerkük’te Kürtlerin esamesi bile okunmadığı” (S:46) kanaatin de olduğunu ifade etmektedir. Kürt vali olayından sonra İbnü’l-Esir’in eserinde aktardığı aynı zamanda sağlam bir hadis râvisi olan Hz Ömer’in oğlu Abdullah bin Ömer’den aktardığı rivayette “Hz. İbrahim’in ateşe atılmasını ilk tavsiye eden kişi Farslardan göçebe, bedevi birsidir, deyince kendisine sorarlar. Farsların da bedevileri var mıdır? İşte Abdullah bin Ömer’in verdiği cevap: Evet, onların da bedevileri vardır; bunlar Kürtlerdir!” (S:46-47) diyerek Kürtlerin Fars Bedevileri olduğunu da sağlam bir tarihi belge ile ortaya koymaktadır. Sonra Kerkük üzerine Türkler tarafından söylenmiş Türkü, Hoyrat ve Şiirlerin tapu senedi olduğunu örnekleriyle göstermeye çalışır.

Osman Oktay, Kerkük – Musul civar şehirlerin Türkleşme tarihinden belgelerle bahsederken geçmişi günümüz olaylarına bağlıyor, Bob, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz gibi Türklük aleyhine olan uluslararası projelerden ve siyasi aymazlıklardan bahsediyor. Sadun Köprülü üzerinden Kerkük Türklüğünün yaşadıklarını, Saddam Hüseyin diktatörünün uyguladığı zulmü ortaya koyuyor. Hele 22 Ekim 1967 tarihinde yaşanan ve Süleyman Demirel’in Bağdat ve Kerkük’ü ziyareti olayı birinci Kerkük faciası olmuştur. O zaman Süleyman Demirel’i karşılayıp nümayiş yapanlar, Türkeş diye slogan atanlar sonradan tutuklanıp cezalandırılmışlar işkencelere maruz kalmışlardı. İkincisi de Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün 1973 yılında yaptığı Bağdat ziyaretinde karşılayanların Başbuğ Türkeş sloganları atması Fahri Korutürk’ü rahatsız etmiş ve olaya şahit olanlara Türkiye’ye dönünce bu olaydan kimseye bahsetmeyin diye tembihlemişti. Tabi orada kalan Türkmenlerin başına gelenler cabası. Benim bir Kerküklü arkadaşım olan (İlhan) Timur Efe Kırdar da 1987 yılında Bursa’da misafirimiz olduğu 1975 yılından beri Ülkücü Üniversite öğrencilerinin kaldığı Yurtoğlu Apartmanında misafirimizken “3 kere Türkiye’ye kaçak girdiğini ancak her yakalanışından kendisine sorulan “Türkiye’nin başbakanı kim?” sorusuna “Türkeş” cevabını verdikleri için sınır dışı edildiğini ve 3. Yakalanışından sonra ancak o günkü başbakanın ismi söyleyerek Türkiye’de kalabildiği”ni anlattığı hatıralarından bahsetmişti.

Kerkük belgesel romanında Kerkük tarihiyle birlikte Türkiye ile yaşanan gidiş gelişler ve Türkiye’nin her Kerkük’lünün gönlündeki yeri ortaya konulurken roman kahramanlarının isimleri üzerinden de bir mesaj verilmeye, günümüz siyasi yapısıyla da irtibat kurulmaya, bir tavsiye vermeye çalışılmıştır.

Bir buçuk yıl akla hayale gelmez işkencelerden geçirilen, kendisinin MHP, Alparslan Türkeş ile irtibatı sorgulananı, kurmuş olduğu gizli teşkilatı araştırılan Sadun Köprülü’nün Ebu Garip hapishanesinde 85 kilodan 40 kiloya düştüğü işkence günlerinde verdiği kiloları da lamaya başladığı, anne ve babasının gizlice soktuğu kitapları okuduğu ve okuttuğu, yine gizlice sokulan radyodan dinlediği haberleri arkadaşlarına aktardığı bir ortam yakalamış işkence gördüğü bir buçuk yıl esnasında vakıf olmadığı vuku bulmuş olayları da içeri sokulan dergi vs. den okuyordu. Okuduğu, bu haberlerden birsi de MSP partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan Başbakan yardımcısı olarak Irak’a yaptığı seyahatte Türk varlığını görmezden gelmiş, görüşme isteklerini geri çevirmiş, daha ileri giderek “terörist” demiş olduğu haberi ve bu konuda Ahmet Kabaklı’nın 17 Ağustos 1980 tarihinde Tercüman Gazetesinde yazmış olduğu “Yanına Bırakılamaz” adlı makalesidir. Saddam Hüseyin’in bu ziyaret dolayısıyla jest yaparak tutuklu Türkmenleri serbest bırakması söylemesi üzerine Necmettin Erbakan “Onlar sizin iç meselenizdir. Bana verilen bilgiye göre zaten teröristtirler ve camiye giden Müslümanlara kezzap atmışlardır!” (S:198) diye bilmiştir. Kendisine bu bilgiyi veren devlet görevlilerinin cahilliği ortada çünkü Sadun Köprülü bir buçuk yıllık işkence döneminde kemikleri kırık etleri lime lime kesikken bile namazını aksatmamaya çalışmıştı. Nasıl bir istihbarat topladınız ki Camiye gidenlere kezzap atı yalanının uydurdunuz. Daha ileri giderek Kerkük Türklerine yapılanları “Münhasıran Türk odluları için Türklere yapılan bir zulüm söz konusu değildir. Irak’ta idam edilen Türklerin, bomba atmak, cinayet işlemek ve camilerde namaz kılanların yüzlerine kezzap atmak gibi suçlar işledikleri bana bildirilmiştir…” (S:198) ayrı bir beyanatı da olmuştu. Bu hadiseyi Türkiye’de haber yapan Tercüman, Hürriyet Son Havadis, Günaydın gazetelerindeki konuyla ilgili yazılardan bir veya iki yazıya birkaç gün içinde imza atan Ergün Göze, Bedii Faik, Tekin Erer, Cihat Baban,
Ahmet Kabaklı, Hüsamettin Çelebi gibi duyarlı yazarlardır. “11 Eylül 1980 tarihli gazeteler de “Türk Göçmen ve Mülteciler Federasyonu” ile “Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği”nin “Erbakan’ı kınama” haberleri yer almıştı.” (S:202)

Bir buçuk yıl tırnaklarının sökülmesi, vücuduna elektrik verilmesi, pervaneye bağlanarak döndürülmek suretiyle eterinin kesilmesi, kemiklerinin kırılması, anne babasının karşısında işkence edilmek gibi işkencelerden geçirilen Sadun Köprülü, Abu Garip ve Musul Baduş hapishanelerinde 15 yıl hapis yatmıştır. Ömrü hapishanelerde geçmişti ayrı ayrı sekiz ay altı ay gibi girip çıktıklarını saymazsak tam 17 yıl Saddam zulmüne maruz kalmıştı.

Türkiye’de Kerkük ve Türkmen davasına hizmet edenler fert olarak ne kadar samimi ve içten sarıldılarsa da resmi makamlar hiçbir zaman kendi halkı ve Kerkük Türkmenleri kadar samimi olarak meseleye yaklaşmadı, ya da yetkililer Atatürk ve Alparslan Türkeş kadar meselenin şuurunda olmadılar. Kerkük Türkmen davasına destek hep sivil ve gönüllü kişilere ve kuruluşlara kaldı. Bu yardım da daima devletin sınırlamaları dâhilinde olabildi. Hiçbir zaman da Türkmenler için talep eden, taarruz eden pozisyonunda olmadı, uğranılan zulümlerden mazur kalınan işkencelerden kurtarılma, daha çok mağduriyetleri giderme, yaraları sarma, pansuman etme mahiyetinde oldu. Aslında Türklerin bütün davaları Şehit Şamil Basayev ifade ettiği gibi “Bir dava uğrunda ölünecek kadar değerli değil ise, uğrunda yaşanacak kadarda değerli değildir” Bunun için işkence ve ölümü göze alabiliyorlar ve yapılanlara katlana biliyorlar.

Osman Oktay öyle yürek yakıcı anlatmış ki Sadun’un hikâyesini zaman zaman kendi dünyandan çıkıyor, Sadun ile birlikte yaşıyor, bazen gözlerinden yaşlar sel gibi akarken, hıçkırıklara boğuluyor, Sadun’da ki Kerkük, Türkmen, Türkiye sevgisini görüp uğrunda çektiklerini okudukça kendi kendine ne bu sevgi, ne bu aşk diyorsun.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

11 Eki 2021

Kaynaklarda Türklerin atası olarak Hz. Nuh'un oğlu Yafes aleyhisselam gösterilir. Yafes aleyhisselam'ın sekiz oğlundan birisinin adı Türk'tür ve Türk soyu ve Türk adı buradan gelmektedir.

Halim Kaya

27 Eyl 2021

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2021

Hüdai KUŞ

20 Eyl 2021

Efendi BARUTCU

20 Eyl 2021

Nurullah KAPLAN

15 Eyl 2021

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Mar 2021

Ziyaret -> Toplam : 75,86 M - Bugün : 11570

ulkucudunya@ulkucudunya.com