« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

“78 KUŞAĞI“NIN ROMANI “KOYU GRİ SENELER”

19 Nis 2021

SONRAKİ YAZI

Türk Milliyetçiliğinin Özel Hali; ÜLKÜCÜLÜK

01 Mar 2021

Halim Kaya

08 Mar

2021

TABUTLUKLARDAN TBMM'YE MHP'NİN TARİHİ

08 Mart 2021

İdris Aydın ile önce sosyal medya üzerinden tanıştık, sonra ortak arkadaşımız Dr. Hayati Bice’nin hakkında bilgi vermesi üzerine de sosyal medya arkadaşlığımız ve Ülkü Yaz internet sitesindeki ortak okumalarımız ve paylaşımlarımızla gelişmeye başladı. Kendisinin iyi bir okuyucu ve okuduklarını düşünen yorumlayan biri olduğunu bilirdim ancak sosyal medyada paylaştığı “TABUTLUKLARDAN TBMM'YE MHP'NİN TARİHİ-Alparslan Türkeş’in Liderliği-” kitabını nasıl temin edebileceğimi sormam üzerine kendisinin adıma imzalı gönderebileceğini söylemesi, beni de bu değerlendirme ve kitap analizi yazısını yazmaya sevk etti.

İdris Aydın 1964 doğumlu benden bir yaş büyük, ama kitabın girişindeki sayfada kendi hakkında bilgi verdiği bölümde “Tabutluklardan TBMM'ye MHP'nin Tarihi-Alparslan Türkeş’in Liderliği-” adlı kitabından önce yazdığı muhtevaları hakkında bilgim olmasa da “Çocuklar Ağlamasın” ve “Gülerek Gir Şehre” adlı iki kitabının daha olduğunu gördüm. Yaşıtız diyebileceğim İdris Aydın gayet çalışkan bir yazar. Yanlış anlamadıysam çok yakında da 15 Temmuz, Cemaat ve Fetö ile ilgili olacak dördüncü kitabı çıkacak.

Kitap Kardelen Yayınlarından Ağustos 2020 tarihinde çıkmış ve Önsöz, Giriş, Genel Anlamda Milliyetçilik ve Türk Milliyetçiliği, Alparslan Türkeş’in Ataları ve Doğumu, 3 Mayıs 1944 Tabutluk İşkenceleri, Nihal Atsız’ın İki Mektubu, TSK-Demokrat Parti Gerginliğinden 27 Mayıs 1960 Darbesi’ne, 27 Mayıs Darbesinden Sonraki Siyasal Gelişmeler, Albay Talat Aydemir’i İdama Götüren Başarısız Darbe Teşebbüsleri, MHP’ye Giden Siyasal Yolun İlk İstasyonu: CKMP, Tarih 1969 Adana Kongresi’nden CKMP’den MHP’ye Dönüşüm, Dokuz Işık Doktrini, 12 Eylül 1980 CIA Darbesiyle Türk Milliyetçiliğinin İmhası, 12 Eylül 1980 Darbesi’nden Önce Gladyo Ülkeyi Nasıl Karıştırdı?, 12 Eylül 1980 Darbesi’nin Ardından Neler Olmuştu?, Alparslan Türkeş’in 12 Eylül Mahkemesindeki İlk Konuşması, 1982 Anayasa Referandumu, Sakat Doğan Muhafazakar Parti’den Milliyetçi, Hareket Partisi’ne, Başbuğ Türkeş Yeniden Siyaset Sahnesinde, Bozkurtların Dirilişi: MHP Küllerinden Doğuyor, Harekette Toparlanma Başlıyor ama Yollar da Ayrılıyor, Ülkücülerin En Büyük Kaybı: Başbuğ Vefat ediyor, Başbuğ İçin Neler Söylediler?, Ülkücülerin Başbuğu Uğrulaması, Bozkurtların Doğumu, Son Olarak iddialı başlıklardan oluşmaktadır. Ayrıca kitabın sonuna Taranılan ve Yararlanılan Kaynaklar bölümü de konulmuştur.

Siyasi hayatı özel hayatının önüne geçmiş karizmatik bir liderin hayatı ile MHP’nin tarihi nasıl ayrılır bilmem ama sanki kitap “Alparslan Türkeş’in Siyasi Hayatı” adında olsaydı daha isabet etmiş olurdu gibi geliyor. Çünkü başlıklara baktığımızda resmen Türkeş’in hayatından bahsetmektedir.

İdris Aydın haklı olarak Alparslan Türkeş’in “Son senelerde tavır ve düşüncelerinde değişmeler olduğu iddialarını ortaya atanlar, kendi yanlışlarını ve yanılgılarını gizlemek ihtiyacını duyanlardır.” (S:11) diyor. Bizce o bir mihenk taşıydı. Azıtan, sapıtan, ihanet eden herkes ona bakara kendisine çekidüzen veriyordu. Türk Milliyetçilerinin geçmişten günümüze söyleyip, yazdıklarından “…değiştireceği ne bir cümle ne de bir paragraf var. Tarih onları haklı çıkardı.”(S:11) Daha önsöz’ü okurken görüyorsunuz ki idris Aydın bilgi ve kültür olarak anlatacağı meseleye ve kendisini ifadede yetkin, kullandığı Türkçeye hakim bir kişi.

“Alparslan Türkeş’i, anlatmanın zorluğu, onun çok yönlü ve özgün oluşundan kaynaklanmaktadır. O, askerdir, ihtilalcıdır, demokrattır, mahkûmdur, teorisyendir, devlet adamıdır, genel başkandır, bilgedir, öğretmendir, bayraktardır, dava adamıdır, liderdir, ülkücüdür ve nihayet Başbuğ’dur.” (S:13) ve “Türk siyasi tarihinde Alparslan Türkeş kadar takip edilmiş, yüceltilmiş, kurtarıcı olarak görülmüş ve güvenilmiş dengeleyici ve denetleyici çok azdır.”(S:14) Bu güne kadar ciltler dolusu kitaplar yazıldı ancak bu kadar kısa bu kadar detaylı kimse anlatamadı Başbuğ Türkeş’i. “Başbuğ Türkeş hakkında olumlu ya da olumsuz söylenmedik söz, belirtilmeyen kanaat de neredeyse kalmamıştır. Türk siyasi tarihinde onun kadar ön yargılarla sorgulanmış, suçlanmış, itham edilmiş, iftiraya uğramış, haksızlık yapılmış insan da çok azdır.” (S:17)

İdris Aydın Milliyetçilik tarifini yaparken Necip Fazıl Kısakürek’ten ve “Ülkücü Dünya Görüşü”ne başvurmuş ve onlar tarafından yapılmış tariflerden yararlanmıştır. Burada şunu özellikle belirtmek durumundayım, “Ülkücü Dünya Görüşü” ilk kez Namık Kemal Zeybek tarafından kavram olarak kullanılmış ancak M. Metin Kaplan tarafından geliştirilmiş ve iki kitap olarak yazılmış, yıllardır savunularak ayrıca “Ülkücü Dünya Görüşü” adlı internet sitesinde yaşatılmaya ve kamuoyuna mal edilmeye çalışılmış ve hala da çalışmaktadır. “Milliyetçilik; milletini ve bu milleti meydana getiren milliyet unsurlarını sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülküsüdür… Türk milliyetçiliği ise; Türk milleti ile Türk milletini meydana getiren İslamiyet, Türkçe ve Türk soyunu sevmek, korumak, yükseltmek ve yüceltmek ülküsüdür.” (S:29)

İdris Aydın’ın, M. Metin Kaplan’dan alıp aktardığı en teferruatlı tarifi ile “Ülkücü Dünya Görüşü demek olan, Müslüman ve Dokuz Işıkçı Türk Milliyetçiliği’nin, kendisini başka milliyetçiliklerden farklı kılan, aslında sadece iki ana/temel özelliği vardır ve diğere bütün özellikleri bu iki ana/temel özellikten doğmaktadır: Birincisi İslamî olmak, ikincisi Dokuz Işıkçı olmak. Biz bunu; Ülkücü Dünya Görüşünün felsefesi İslamiyet’tir, doktrini de Dokuz Işıktır, diye ifade ediyoruz. Dolayısıyla Türk Milliyetçiliğinin, Müslüman olmasından kaynaklanan; dindar olmak ve her türlü emperyalizm’e, faşizm’e, nazizm’e, ırkçılığa, şovenizm’e ve asabiye’ye karşı olmak, ve Dokuz Işıkçı olmaktan kaynaklanan; Turancılık, ülkücülük, ahlakçılık, ilimcilik, toplumculuk, hürriyetçilik ve şahsiyetçilik, köycülük, gelişmecilik ve halkçılık, endüstricilik ve teknikçilik, köycülük, gelişmecilik ile demokrasicilik/demokratlık gibi bir dizi özellikleri vardır.” (S:26) İslami ve ülkücü Türk Milliyetçiliğinin dokuz ışık doktrinine M. Metin Kaplan “demokrasicilik/demokratlık” gibi bir ilke daha eklemiş ve bunların hepsinin İslam olmak gibi bir şarta bağlamıştır. “Ülkücü Dünya Görüşü” kitabını 1977 yılında yazmaya başladığını ikili görüşmelerimizde ifade eden M. Metin Kaplan günümüzde görülen seküler bir “Ulusalcılık” anlayışından Ülkücü Türk Milliyetçiliğini tefrik etmiştir. Efendi Barutçu’nun “Mahbesten Mektuplar” adlı kitabına yazdığımız analizde de ifade etmeye çalıştığım ve yazdığım Ülkücü Türk Milliyetçiliğinin ne olduğunu çile çekenlerden dinlemek ve öğrenmek gerekir, demiştim. Çünkü Efendi Barutçu ve M. Metin Kaplan (Kendisine Mahalli Basın tarafından daha cezaevine girmeden önce Başbuğ’un Manevi oğlu başlıkları atılan M. Metin Kaplan’ın ailesinde başka fertler de Yusufiyelerde aynı çileleri çekmiş bir kişi olarak Ülkücü Hareket üzerine en fazla söz söyleme ve tarif etme hakkını elde eden kişilerden biridir.) gibi bu davanın samimi bir inanç ile çilesini çekmiş ilkler arasında olanlar hep İslam temelinde bir ülkücülük anlamış ve yaşamışlardır. Ancak seküler bir Milliyetçiliği savunanlar İslam temelli bir ülkücülüğü kabullenmezler.

İdris Aydın, Nihal Atsız’ın Orhun Dergisinde Başbakan Şükrü Saraçoğlu ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i hedef alan “Bursa cezaevinde hüküm giymiş bir suçlu olarak bulunan Nazım Hikmet’e Milli Eğitim Bakanlığı tarafından el altından paralar verilmektedir. Bir Vatan haini olduğu bilinen Sabahattin Ali, Ankara’da Devlet Konservatuarında öğretmendir.”(S:51) ve Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali’yi ifşa eden mektubuna yer veriri. Milliyetçilerin mücadelelerinin temelinde yer alan komünist Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali olmasına rağmen bu gün geldiğimiz noktada maneviyattan uzak milliyetçiler bunlara övgü dizmekteler. Nihal Atsız gibi bir fikir önderine ihanet içindedirler. Buna rağmen hala kendilerinin milliyetçi olduğunu ve Nihal Atsız’ı sevdiklerini söyleyebilmektedirler.

İdris Aydın Başbuğ Türkeş’in demokrasiden yana demokrat bir adam olduğunu anlattıktan sonra onun şöyle dediğini; “Ben 27 Mayıs tecrübesini geçirdikten sonra, o kanaate vardım ki, ihtilal yoluyla bir memlekete hizmet etmek mümkün değildir. Ne kadar eksik ne kadar aksayan tarafları olursa olsun hukuk yoluyla bir memlekete hizmet en iyi yoldur…./…Memleketin aydınlarına, vatansever insanlarına tavsiyem şudur; en kötü hukuk nizamı, en iyi ihtilaldan daha iyidir.” (S:60)nakleder. Ve peşi sıra da şu özünü ilave eder “En kötü demokratik idare en iyi ihtilaldan iyidir.” (S:60) Zaten Türkeş’in demokrat olduğunu sağır sultan bile duydu. O ki eşi Muzaffer hanımın ölümünden iki yıl sonra Seval hanımla evlenip evlenmemesini parti meclisine oylatmıştı. “Oysa demokrasi insan varlığına sevgi ve insan iradesine saygının bir ifadesidir” ve “Bu gün, değil hazırlamak ve yapmak, ihtilalı düşünmek bile vatana ihanettir.” (S:61) bu cümlelerini içine sindirmiş olan bir liderde millete hizmet yolunda aşk ile çalışmaktan başka düşünce kalır mı? O kendisine ihanet edenleri bile af edebilecek bir merhamet, millet ve insan sevgisi ile doluydu.

İnsanları milli iradeye saygılı olmaya çağıran Alparslan Türkeş’in aynı zaman da “Milli iradenin herhangi bir seçimde oy çoğunlunu sağlayan partinin genel başkanının tek başına temsil edemeyeceği devletin tarihinden gelen köklü müesseselerin de milli iradenin temsilinde yetkili ve milli bağımsızlığın korunmasında görevli olduğunu unutmamalıdır.”(S:61) şeklinde düşündüğü de İdris Aydın tarafından kitapta belirtilmiştir. Biz Alparslan Türkeş’in bu sözünden her ne kadar hükümetler tek başına iktidar olsa da bütün milletin hükümeti gibi davranmalı, Anayasal müesseseler olan Büyük Millet Meclisi, Yüksek Mahkemeler, Sivil Toplum Kuruluşları ve tarihi devlet geleneği gibi unsurlarla istişari bir uyum içinde memleketi yönetmesi gerektiğini, kazandığı çoğunluğa dayanıp güvenerek ben yaptım oldu tarzında davranmaması gerektiğini söylemektedir.

“1950 yılında iktidarın “kurucu” bir partiden başka bir partiye barışçı bir yolla devri, Türkiye gibi ülkelerde çok az rastlanılmasında, Türkiye’nin 1876’dan beri bir meclis ve seçim geleneğine, güdümlü ve kısa süreli de olsa bir muhalefet deneyimine sahip olması büyük önem taşımaktadır.” (S:78) İsmet İnönü gibi Atatürk’ün resimlerini paralardan kaldıran ve tek adam olarak ülkeyi 1938’den itibaren 12 yıl yöneten 1946 da yapılan seçimde açık oy gizli tasnif ile sandıkta yapılan çeşitli oyunlarla iktidarı devretmemiş bir anlayıştan devralınmıştır.

Alparslan Türkeş’in CKMP’ye Genel Başkan seçilmesiyle partiden istifa edenler olduğu gibi partiye katılımların olacağını da Sol bir dergi olan YÖN’den aktararak şöyle ifade eder. “Sol eğilimli Yön Dergisi ise, CKMP’nin Türkeş ile birlikte yeni bir örgütlenme stratejisi geliştirdiği ve partinin canlılık kazandığından söz ederek ‘… CKMP’nin kongresi, klasik bir kanuni formaliteyi yerine getirmekten ziyade, Türkiye’deki milliyetçilerin toplanması ve bir kurultay havası içinde Türkiye’nin dertlerine eğilinmesi bakımından ilgi çekiciydi. Bilhassa, henüz bu milliyetçi kuruluşa kayıtlarını yaptırmamış milliyetçilerin Kongreyi ilgiyle izlemeleri ve olumlu düşüncelerle ayrılmaları, gelecekte CKMP’ye katılımların olacağını gösteren delillerdi.’ Diyerek CKMP’nin etkinliğini vurgulamaktaydı.” (S:82) Partinin yeni örgütlenme stratejisi ile 1965 yılı sonlarında yayınlana “9 Işık” ile ideolojik ilkeleri; milliyetçilik, ülkücülük, ahlakçılık, toplumculuk, ilimcilik, hürriyetçilik ve şahsiyetçilik, köycülük, gelişmecilik ve halkçılık , (Endüstricik) sanayicilik ve teknikçilik olarak ortaya konmuştur. “MHP’de bu örgütsel ve ideolojik yapılanmanın yerleşmesinden sonra artık MHP, halk arasında “Türkeş partisi”, bu parti üyeleri ve sempatizanları da “Türkeşci” adıyla anılmaya başlandı.” (S:85)

İdris Aydın; M. Metin Kaplan’ın Ülkücü Dünya Görüşü’nden yararlandığı gibi Başbuğ’dan, İslam Dinin milletimizi geriletmediğini aksine ilerlemesine vesile olduğunu, Haçlıların medeniyeti eski Yunan, Roma, Hiristiyanlıktan almadığını yüz yıllar süren savaş ile Müslüman Türklerden aldığını, Endülüs’te eğitim gören Batılı aydınlardan aldığını, altı sosyal dilimin teşkilatlanmasından Millet sektörünün çıkacağını, milli ve mecburi tek bir sendika kurularak işçinin işveren karşısında güçlendirilmesinin grev ve boykotlarla kaybolan iş emek, zaman, güç gibi boşa harcanan değerlerin israfının önene geçileceği ve haklarını daha kolay almalarını sağlayacağı, Tarım kentlerinin kurularak kalkınmanın köye götürülmesini, kalkınma ve sanayileşmenin çevreden merkeze doğru olması gerektiğini, çağlar üzerinden sıçrayarak muasır medeniyeti yakalamamız gerektiğini, Milliyetçi Eğitim sistemiyle halkımızı eğitmeye önem vermemiz gerektiğini Başbuğ’un eserleri Dokuz Işık ve Yeni Ufuklara Doğru kitaplarından uzun uzun iktibas etmiştir.

İdris Aydın; ülkücülük ve milliyetçilik tanımlarında ve Başbuğ Türkeş biyografisi ile MHP tarihi husussunda kendi kaynaklarından yararlandığı halde genel ortam değerlendirmesinde ve o an ki Türkiye durumları ile ilgili yorumlarında ülkücü olmayan yayınlardan yararlandığı anlatım ve dilinde bariz görülmektedir.

Alparslan Türkeş 12 Eylül mahkemelerinde ki ilk konuşmasında “şahsım itibarıyla bu mahkemeden sadır olacak her türlü karar bence müsavidir. Konuşmama ‘Şahsım için ne olacak?’endişesi yön verecek değildir. Ben burada önce Allah (c.c.)’ın huzurunda, sonra tarihin ve milletin huzurunda olduğumun huşuu, mes’uliyet ve vekarı içinde konuşacağım. Burada bir hesap görülecektedir. Benim için bir hesap verme bahis konusu ise, o hesabı milletime ve tarihe vereceğim. Gayat açıklıkla söyleyeyim ki, Türk Milletinin vicdanında teşekkül edecek olan hüküm ve tarihin hükmü, bana göre mahkemenin tesis edeceği hükümden çok önde gelir.” (S:129) mahkemeye “vereceğiniz hüküm berat da olsa mahkûmiyette olsa benim için aynıdır” gibi bir meydan okumayla birlikte hesabını Allah, tarih ve millet huzurunda vereceğini ve asıl kendisi içinde önemli olanın bunlar katındaki hesabının mahkemede ki hesabından önemli olduğunu söyleyerek ifade eder.

Alparslan Türkeş, Halûk Dursun tarafından kendisine “DYP ve ANAP gibi dönemin kitle partilerinde mücadele etmedin de MP-MÇP çizgisinde devam ettiği”nin sorulması üzerine “O zaman da ‘Milliyetçiler bugün Adalet Partisindedir. Prof.Dr. Osman Turan, Bilgiç, Faruk Sükan vs. burada diye isimler sayıyorlardı. Biz de ona karşılık Türk Milliyetçiliğini siyasi aksiyon olarak iktidara getirmek mecburiyetindeyiz.’ Dedik ve ayrı bir parti halinde çalışmaya koyulduk. Eğer bu gün aynı şekilde düşünürsek MÇP küçüktür, gelişemez, ANAP var, DYP var dersek, yeni kadrolar yetişmez, idealistlik ortadan kalkar, idealizm ölür. Ama ben bugün hala aksiyonun başında liderim, ideolojinin temsilcisiyim. Prensipleri ben koyarım. Bu iş tutacak ve hareket, göreceksiniz yine eskisi gibi büyüyecektir.” (S:145-146) o kendisine makam mansıp hiç aramadı, o milletinin derdindeydi. Kendinden sonrasını organize etmek ve kadro yetiştirmekle meşguldü. Milliyetçiliği iktidar etmek istiyordu.

İdris Aydın haklı olarak şu tespitte bulunuyor. “Ülkücü Hareket’in kısmi kadroları Özal ile birlikte para ile tanıştılar, bürokrasi ile tanıştılar ve tanıştıkça dünyanın aslında yaşanabilir bir yer olduğunu keşfettiler. Onlar bu dünyayı keşfederken Mamak Cezaevi’nde hareketin kadroları zulüm altında yaşamağa devam ediyordu.” (S:148-149) Aslında MHP’nin A ve B kadroları 12 Eylül tarafından ya Cezaevlerine doldurulmuş ya da 1982 Anayasası ile yasaklı duruma getirilmişlerdi. ANAP ve DYP ve MP, MÇP’de 1987 de yasaklar kalkana kadar siyaset MHP’nin yapanlar c kadrolarıydı. Yasakların kakmasından sonra da bir kısım asıl kadroya mensup Ülkücüler kaybeden yılların yaralarını sarmak, ekonomilerini kurmak, evlenip ailelerini kurmak gibi insani ihtiyaçlardan dolayı uzun yıllar siyaset yapamadılar.

“Biz, bin yıldan beri ölülerimizi tekbirlerle, salavatlarla, dualarla kaldırıyorduk. Türkeş’in vefatı, bize Türk’ün cenaze merasiminin nasıl yapılacağını bir kere daha gösterdi.” (S:164) Türkeş sağlığıda örnek olduğu lider olduğu milletine cenazesiyle de örnek oluyor, Şopen’in ölüm marşını çalmak, cenazeyi alkışlayarak defnetmek gibi İslam’a mugayir yanlış uygulamalara dur diyordu.

“Türk eşsiz, Türk emsalsiz, Türk ne yapar Türkeş’siz.”

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

19 Nis 2021

Yüce Allah, namaz kılan ve zekâtını veren kulları için ebedi mutluluk yurdu olan cennetler hazırladığını beyan ederek, şöyle buyurmaktadır: “İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz ikâme edip, zekât verenlerin Rabb’ leri katında ecirleri vardır.

Halim Kaya

19 Nis 2021

M. Metin KAPLAN

08 Nis 2021

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Mar 2021

Hüdai KUŞ

08 Mar 2021

Efendi BARUTCU

04 Oca 2021

Nurullah KAPLAN

04 Oca 2021

Ziyaret -> Toplam : 72,40 M - Bugün : 8300

ulkucudunya@ulkucudunya.com