« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

09 Oca

2007

Bu haftaki konuğumuz; Türk Ocakları İstanbul Şube Başkanı Dr. Cezmi Bayram:

09 Ocak 2007

* Türk dünyasında birlik ve beraberliği tesis edecek bir aydın kadrosundan söz edebilir miyiz?

1960’taki 27 Mayıs ihtilalinden sonra, o zaman Başbakanlık Müsteşarı öncülüğünde “Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü” kuruldu. Bu enstitü gerçekten ciddi hizmetler verdi. Aylık Türk Kültürü Dergisi çıkardılar. Bu dergi o dönem, Türk Silahlı Kuvvetleri de dahil olmak üzere bütün kurumlara gönderiliyordu. Yine 12 Mart döneminde Milli İstihbarat Teşkilatından Fuat Bol Paşa da Türk Dünyasıyla ilgili bilgi toplamak üzere bir birim kurdu. Ama Ecevit’in ilk koalisyon hükümeti zamanında, bu her iki kurumun tahsisatları kesildi. Resmi abonelikler iptal edildi. Bu çalışmalar kadük hale getirildi. 1990’lara geldiğinde Sovyetler Birliği çöktüğünde hazırlıksız yakalandık. Eğer 1960’dan itibaren başlayan o faaliyetler iki yönlü devam etmiş olsaydı hazırlıksız yakalanmayacaktık.

Gençlik ve devlet
* Bu enstitü devlet tarafından desteklenseydi, gençlik bugünkü gibi cahil olmayacak mıydı?

Şunu söyleyeyim. 1968’de çıkardığım Ocak dergisinin ilk sayısına Türk kültüründeki bir makaleden ilhamla bir yazı yazmıştım. Başlığı da “Komünizm 21. Yüzyıla Çıkmayacak” idi. Yani Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü’nün ortaya koyduğu vizyon ve makaleler bir üniversite son sınıf öğrencisi olarak bende bu intibaı uyandırabilmişti. Yani bu iki akım üniversite gençliğini böylesine uzak görüşlü yetiştirmekteydi. Tabii bu dönemde bir de Türk dünyasının büyük çoğunluğu sosyalizm akımına kapılmış veya en azından sempati duymuş insanların bulunduğu ülkelerdi. Dolayısıyla Sovyet veya Çin aleyhine yayınlanabilecek yayınlardan da rahatsız olunuyordu. Neticede gençliğin bu konuyla ilgili vukufsuzluğunu kabul etmekle birlikte, devletin de bu konudaki hedefsizliğinin altını çizmek gerekiyor. Ne geçmişte Milli Eğitim Bakanlığı’nın böyle bir hedefi vardı, ne şimdi milli eğitimin böyle bir meselesi var.

“Aydın” tarifi doğru yapılmalı
* Türk aydını denilen bazı kimselerle hükümetlerin diyaloğu konusunda ne düşünüyorsunuz?

Şimdi bazı gerçekleri tespit etmemiz lazım. Bana göre bir bilgi var. Bir gerçekler var. Bir de yorumlar var. Yorumlar umumiyetle gelecek tasavvurunuza göre manalaşır. Her konuya sizin düşündüğünüz ve murat ettiğiniz tarzda yorum ortaya çıkarabilmeniz için gelecek tasavvurunuzun olması lazım. Şahsiyetli bir devlet olarak temayüz etmeniz lazım. O zaman elinizdeki imkanları kullanırsınız.

* Aydın tarifini nasıl yapacağız?
Osmanlının son zamanından beri “Biz adam olmazıyız.” tarzında kötü bir anlayış var. Nitekim bu duygulara sahip olunduğundandır ki I. Dünya savaşı sonunda da o dönemin aydını ya Amerikan ya İngiliz mandasını tercih etmiştir. Mustafa Kemal ve arkadaşları ise “Hayır! Biz bize yeteriz!” diyerek yola çıkmış ve milli mücadeleyi vermişlerdir.

* Şimdi hangi anlayış devam ediyor?
Maalesef hâlâ biz adam olmayız anlayışı devam ediyor. Bugün Türkiye’nin bazı konularda bir takım çalışmalar yapması lazım. Siyasi iktisadi düzenlemeler yapması lazım. Daha modern bir devlet yapmamız lazım. Ama ortaya konulan tez şu. “Bu yapılanmayı biz gerçekleştiremeyiz. Bizim siyasilerimiz, bizim bilim adamlarımız, bizim akademisyenlerimiz bunu yapamaz!” Ya kim yapar? “Bu yapılanmayı AB yapar!” İşin en acı yanı bizim siyasilerimiz de genelde aynı duygulara sahip. AB ipine bu sebeple sarılıyorlar. Siyasiler de bu kompleks içinde. Bu yapıdaki bir zihniyetin bağımsız düşünmesi mümkün değildir.

AB standardı kendileri içindir
* AB Türkiye’yi Türkiye’nin hedefine götürür mü?
Tabii ki kimse kimseyi kendinden öne geçecek şekilde desteklemez. Nitekim AB’de her konuda mevcut şartlardan kendisine pay çıkartmanın peşinde olacaktır. Mesela bizim güreşçilerimiz ilk anlarda tutuktur. Yavaş yavaş açılır ama sabırlıdır, dayanıklıdır. Dolayısıyla ilk başlarda sönük kalsa da sonunda iradesiyle maçları kazanmayı başarır. Yani uzun süren güreşlerde sonuç alırız. Ama AB güreşte bir standart değişikliğine gidiyor. Rauntlar üç dakikaya iniyor. Süre de azalıyor. Böylece ata sporu olan güreşte bile kaybetmeye başlıyoruz. Bütün standartları bu şekilde değerlendirebiliriz. Ekonomik standartlar da sağlıkla ilgili standartlar da bizim kültürümüze geleneğimize kısaca bize uymuyor.




Dünya ile rekabet edebiliriz
* Bu milli irade sonra ne oldu?

Tek partiden sonra çok partili dönemin ortaya çıkmasıyla birlikte milli şefe karşı üniversite gençliğinin hareketi vardı. Ben 1944 olaylarını öyle değerlendiriyorum. Bu da bir vizyondu. Türkiye’nin bu manada bugün böyle bir milliyetçi önderle milletin önüne böyle bir mesele koymaya ihtiyacı var. Bana göre Türkiye’nin bütün iç meselelerini iç kavgalarını bitirmesi ve gözünü bu ölçüde dışarıya dikmesi lazım. Diğer konularda bu konuyu nispeten aştık. Ekonomik ve ticari konularda dünya ile rekabet edecek seviyelere geldik. Fertlerimizde bu vizyon var. Şimdi bu vizyonun siyasi ayağı eksik.



Bankacılıkta büyük oyun
* Batı’nın standardına ekonomi anlamında bir somut örnek verebilir misiniz?

Bankalar konusunu verelim isterseniz. AB’nin olmasa da Dünya Bankasının uyguladığı bir standart Türkiye’yi bir anda krize sürüklemiştir. Şöyle ki: Türkiye’nin en çok tartıştığı meselelerden biri hortumcu meselesidir. Tabii basınımız ve siyasilerimiz meseleyi hortumculuk diye yaftalayınca işin arkasını göremedik. Oysa Türkiye, büyük bir bankacılık faciası yaşadı. Ekonomimize de çok büyük yük oldu. Bunun bir hedefi vardı. O da Türk finans sisteminin yabancıların eline geçmesiydi. Bunu sağlamak için de şöyle bir ölçü gerekti. “Sermaye rasyosu (oranı)” Dünya Bankasınca önerildi. Dünyanın bir çok ülkesinde Dünya Bankasının bu rasyo meselesine uymazlar. Almanlar uymadı mesela. Ama Türkiye bütün milli bankalarını bu rasyo ile yeniden değerlendirmeye aldı. Ve birden bire neredeyse bütün bankalarımız batık banka haline geldi. Evet gerçekten de hortumcu bankalar vardı. Ama onlarla birlikte mevduat ödeyemeyen bankalar da yeni sermaye rasyosunda kaybettiler. Böylelikle bizim bankacılık sistemimiz çöktü. Ahaliye hortumcu şekliyle sunulduğu için de kimse konunun oyununu göremedi. Zaten dingin bir ekonomiye sahip olmadığımızı biliyoruz. Türkiye’deki planlama planlandığı gibi olmuyor. Tam oraya çıkmasa da işlem hacmi bakımından öyle.




O bakan bu kabinede
* Bu bir iktidarın hatası mıydı, Kemal Derviş’in hatası mı?

İsmini vermeyeceğim, şu an kabinede bakan olan bir zat Ecevit döneminde, Fazilet Partili milletvekili olarak ABD’ye gitmişti. Döndükten sonra bizim Ocağa da gelmişti. Kemal Derviş falan henüz Türkiye’de yoktu. Dedik ki abi nedir intibaın?

Verdiği cevap enteresandı. “Bize dediler ki: ” -Finans, iletişim, enerji, THY, Çimento sektörünü bizim kontrolümüze verirseniz size her türlü yardımı yaparız. “ Bütün isteklerinin amiyane özeti budur.” Şimdi bakın, Türkiye’de üzerine fırtınalar da kopsa bir şekilde bizim kontrolümüzden çıkan kuruluşlar hep bu sektörler içinde değil mi? İletişim, enerji, finans hepsi bir bir kontrolümüzden çıkmıyor mu? İletişimde bir tek Turkcell’de Karamehmetler ciddi manada direndi. Ben olayı da iyi takip ettim. Enteresandır, teminat verirken medyanın önemli kısmı “Niye Turkcell’i de teminat vermiyorsun” diye çok yüklendiler. Bizim medyanın önemli kısmı niye Turkcell’i de teminat vermiyorsun diye kızdı. Adam borcunun karşılığı kadar teminat verir değil mi? Ben Karamemet’i falan tanımam bilmem. İyidir kötüdür onu bilmem. Bankalarını kaybetti fakat Turkcell’i muhafaza etti edebildiği kadar.



Türkiye kendini
AB’ye hapsetti



Türkiye’nin problemi siyasi vizyon eksikliğidir. Türkiye bu vizyonunu, kendisinin önemli derecede rol oynaması mümkün olmayan bir topluluğa, AB gibi bir birliğe hapsetti.

* AB’nin uyum yasaları ileride Türkiye’ye bir sıkıntı verir mi?

Türkiye aslında Tanzimat’tan bu yana hep siyasi inkılap yaptı. Siyasi inkılapların Osmanlı İmparatorluğunu nereye getirdiğini görüyoruz. Diyelim ki eğitimimizde iktisadi hayatımızda bir takım yenilikler yaptınız. Sonra bunların tabii sonucu olarak da siyaseten bir değişiklik yaparsınız, bu normaldir. Ama önce siyasi inkılap yaptığınız zaman toplum siyaseten buna uyum yapamazsa o zaman bunun zamanla imparatorluğun batışına sebep olduğunu görürsünüz. Sonra da Türkiye Cumhuriyetini sıkıntılara soktuğunu... Bu zamana kadar da bizim meselemiz hep siyasi kriter olmuştur. Bu tür inkılaplar halkın refahına, ülkenin zenginleşmesine, içtimai hayatın gelişmesine yönelik değildir. O bakımdan ben bu tarz girişimin, inkılabın kanuna dayalı olarak yapılmasını asla önermem. Teorik olarak hak ve hürriyetleri genişleten her kanuna evet derim. Niye? Milliyetçiysem milletimi seviyorsam sevgilimin milli manevi refaha ermesini isterim. Ama kararları siyaseten alıp halkı da kanunlara uydurmaya çalışmayı tavsiye etmem.

Ziyaret -> Toplam : 85,94 M - Bugn : 8926

ulkucudunya@ulkucudunya.com