« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

30 Oca

2007

Röportaj: Mustafa CANBEY

30 Ocak 2007

Abdullah Çatlı’nın arkadaşı eski Ülkücü M. Metin Kaplan son kitabı Desise’de Abdi İpekçi suikastını sorguluyor

‘İpekçi suikastı çok amaçlıydı’

Abdi İpekçi suikastının iki amacı var. Yunanistan NATO’nun askeri kanadından çekilmişti. Yeniden geri dönmesi isteniyordu. Böyle bir dönemde Türkiye de veto kartını kullanarak, Yunanistan’ın dönmesini engelliyordu. Halbuki, Yunanistan’ın NATO’ya dönmesi ABD açısından çok önemliydi. Çünkü daha önce de Fransa NATO’nun askeri kanadından çekilmişti. NATO’nun iki önemli üyesi, askeri kanattan çekilmiş ve bu arada Afganistan Sovyet işgaline uğramış. İran’da Humeyni gelmiş. NATO ise zor duruma düşmüştü. ABD o dönemde dış politikada sıkıntılıydı.

Bu suikastta tek bir amaç olduğunu söylemek doğru olmaz. Yunanistan’ın NATO’ya alınması için yapılan baskılar doğrultusunda bu olayı değerlendirmek gerekir. Suikast sadece hükümete mesaj vermek amacını da taşımıyordu. Ecevit Hükümeti yapılan bütün baskılara rağmen veto kartından vazgeçmiyor. Aynı zamanda Sivas, Erzincan, Malatya ve Maraş olayları yaşanıyor. Karşı taraf da bu konuda ne kadar kararlı olduğu mesajını vermek için o dönemde Başbakan olan Ecevit’in akıl hocası konumundaki, Abdi İpekçi’yi hedef aldı.


Mehmet Ali Ağca’nın hukuka uygun olarak tahliye edilip edilmediği tartışılıyor. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin katili olarak hüküm giyen Mehmet Ali Ağca, hapisten kaçtıktan sonra Papa II’nci Jean Paul’ü vurdu ve İtalya’da tutuklandı. Burada 20 yıl hapis yattı. Ardından Türkiye’ye iade edildi. Türkiye’de de 5.5 yıl hapis yatan Ağca Kurban Bayramı’nın üçüncü günü serbest bırakıldı. Bu tahliye kamuoyunda büyük tartışmalara neden oldu ve ciddi eleştiriler yapıldı. Abdullah Çatlı’yı tanıyan ve o dönemde ülkücü hareketin içinde bulunan Yazar M. Metin Kaplan, ‘Desise: Abdi İpekçi Suikastı” (Selis Yayınevi) isimli bir kitap yazdı. Hatıralarını ve yaptığı araştırmaları okuyucu ile paylaşan Kaplan 1973 yılında Bursa İktisadi ve İdari Bilimler Akedemisi’ni kazandı. Burada okurken, 1975 yılının 21 Temmuz günü, siyasi ve ideolojik sebeplerle bir kişiyi öldürmek ve bir kişiyi yaralamak gibi nedenlerle 10 yıl cezaevinde kaldı. 1986 yılında tahliye oldu ve hatıralarını kitaplaştırdı. 1987 yılında Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ne girdi. 1994’te mezun oldu. Ortadoğu Gazetesi’nde 3.5 yıl yazarlık yaptı. Kaplan’ın bugüne kadar Teşkilat ve İdare, Ülkücü Dünya Görüşü(1-2), Matruşka/Kurşun Adres Sormaz, ve Corps/Sarı-Kırmızı-Yeşil isimli kitapları yayınlandı.

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, 1 Şubat 1979 yılında öldürüldü. Bu cinayetin ardından Mehmet Ali Ağca tutuklandı ve suçlu bulundu. Ağca daha sonra Papa suikastı gerçekleştirdi. Bütün bunların ardından Ağca, yaklaşık 25 yıllık bir hapis hayatının ardından tahliye oldu. Bu tahliye kamuoyunda çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Ağca’nın tahliyesine siz nasıl bakıyorsunuz?

10 yıl 5 ay 22 gün cezaevinde yattım. Orada insanların neler çektiğini çok iyi bilirim. O nedenle de cezaevinde yatma olayına objektif yaklaşamam. Yani düşmanım dahi olsa bir insanın bir gün bile yatmasını istemem.

Peki, kişi ya suçluysa? Yani hukukun gereğinin yapılması gerekmez mi?

Ülkemizin bir hukuk düzeni var. Eğer ortada bir suç varsa bunun cezası da vardır ve bu ceza çekilmelidir.

İncelemelerim beni farklı mecralara götürdü

Ağca olayına gelelim isterseniz…

Tabii. Görünen o ki, bu işte bir yanlışlık var. Ben bunu araştırmadım. Ama Adalet eski Bakanları Hikmet Sami Türk ve Şevket Kazan bu işte bir yanlışlık var diyor. Hatta Hikmet Sami Türk daha ileri giderek bu işte bir komplo var manasında sözler söylüyor. Buna benzer yanlışlıklar Türkiye’de daha önce de oldu.

Peki siz neden böyle bir kitap yazma gereği duydunuz ve kitabın kapağında Abdi İpekçi Suikastını neden ön plana çıkardınız?

Abdi İpekçi olayı benim daha önce ulaştığım bir sonucu izah edecek bir olaydı. O manada örnek olay olarak onu ön plana çıkardım. Ben Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Benim mezuniyet tezim Türk Amerikan askeri ilişkileriydi. Bu tezi hazırlarken, Türk-Amerikan ilişkilerini incelerken beni çok ilginç sonuçlara götürdü. Abdi İpekçi Suikastı örnek bir olaydır. Ben tezimi hazırlarken, Abdi İpekçi olayının üzerinde çok durdum.

İpekçi suikastı çok amaçlıydı

Sizce nedir bu suikastın amacı?

Bana göre, bu olayın iki amacı var. Yunanistan NATO’nun askeri kanadından çekilmişti. Yeniden geri dönmesi isteniyordu. Böyle bir dönemde Türkiye de veto kartını kullanarak, Yunanistan’ın dönmesini engelliyordu. Halbuki, Yunanistan’ın NATO’ya dönmesi ABD açısından çok önemliydi. Çünkü daha önce de Fransa NATO’nun askeri kanadından çekilmişti. NATO’nun iki önemli üyesi, askeri kanattan çekilmiş ve bu arada Afganistan Sovyet işgaline uğramış. İran’da Humeyni gelmiş. NATO ise zor duruma düşmüştü. ABD o dönemde dış politikada sıkıntılıydı.

Abdi İpekçi Suikastı ile ne ilgisi var bu olayların?

Bu suikastta tek bir amaç olduğunu söylemek doğru olmaz. Yunanistan’ın NATO’ya alınması için yapılan baskılar doğrultusunda bu olayı değerlendirmek gerekir. Suikast sadece hükümete mesaj vermek amacını da taşımıyordu. Ecevit Hükümeti yapılan bütün baskılara rağmen veto kartından vazgeçmiyor. Aynı zamanda Sivas, Erzincan, Malatya ve Maraş olayları yaşanıyor. Karşı taraf da bu konuda ne kadar kararlı olduğu mesajını vermek o dönemde Başbakan olan Ecevit’in akıl hocası konumundaki, Abdi İpekçi’yi hedef aldı. Ama böyle suikastlar çok amaçlı olur. Tek amaçlı değildir hiçbir zaman. Bu suikast sonrasında 12 Eylül’e giden kaldırım taşları da döşenmeye başlanıyor. CHP hükümeti düşüyor ve hemen ardından MHP ve MSP’nin desteklediği hükümet kuruluyor. Veto konusunda Süleyman Demirel hükümeti de direnince 12 Eylül geliyor.

Çatlı’yı tanıyorum

Peki 12 Eylül’de veto kartından vaz mı geçiliyor?

Hükümet kurulmadan, darbecilerin dış politikadaki ilk kararları, Yunanistan’ın NATO’ya dönüşüne onay vermek oluyor.

Abdi İpekçi suikastında Abdullah Çatlı’nın da adı geçiyor? Siz Çatlı ile tanışıyor musunuz?

Evet kendisiyle tanışıyorum. Hatta Avrupa’dan döndüğünde bir arkadaşımın bürosunda da görüştüm onunla. Washington Post Gazetesi ABD’nin en etkili gazetesidir ve bu gazete 1978 yılında Abdullah Çatlı ile Ülkü Ocakları İkinci Başkanı iken tam sayfa röportaj yapmıştır. Ben bunu oldukça anlamlı buluyorum.

Peki Mehmet Ali Ağca ile ilgili yorumunuz nedir? Ağca’yı da tanıyor musunuz?

Hayır. Ben Ağca ile tanışmadım. Ama bana göre Ağca bir tetikçidir. Tetikçiler bir olayın maksadını ve o olayı organize edenleri bilmez. Bilmemeleri de onlar için avantajdır. Eğer bilirlerse tetikçilerin de yok edilmesi gerekir. Kennedy suikastındaki tetikçi öldürüldü, ardından da tetikçiyi öldüren de öldürüldü. Ağca, bu işin niçin yapıldığını ve kimler tarafından yapıldığını bilmez. Eğer biliyorsa bile bunu açıklayamaz çünkü can güvenliği tehlikeye girer.

Ağca önce Abdi İpekçi’yi vuruyor. Sonra da tutuklu bulunduğu hapishaneden kaçıp Papa’yı vuruyor. Bu durumu nasıl yorumlarsınız?

Burada 2 ihtimal var. Ya Papa’yı vurdurmak isteyenler, Ağca’yı buluyorlar. Ya da o karar Abdi İpekçi suikastından önce verilmişti. Görünürde başka ihtimal yok.

Sağ-sol kavgası yanlıştı

Peki Mehmet Ali Ağca’ya ülkücüler neden sahip çıkıyor? Biliyorsunuz bir taraftan da sol cenah olaya çok büyük tepki gösteriyor?

Ben ülkücüyüm. Ama Ağca’nın hiçbir zaman ülkücüyüm diye bir açıklaması yok. Ama ülkücü gibi lanse ediliyor. İnsanlar ne kadar tarafsız olurlarsa olsunlar. Kendi taraflarına tarafsız olamazlar. Bu herkes için böyledir. Yaşanmış 20 yıllık bir kavga var ortada. 5 bin kişi ölmüş. Bu çok büyük bir rakamdır. Bu tarihin gördüğü en büyük meydan savaşlarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi’nde verilen toplam şehit sayısına eşittir. Rakam söylenirken küçük görünüyor ama çok büyük bir rakamdır. Bu gerçekliğin arkasında ne olduğu ise başka bir olay. Şimdi ortada bu kadar ölü varken tepkilerin de büyük olması normaldir.

Bu kavganın içinde olan bir insan olarak geçmişin muhasebesini yapıyor musunuz?

Bu kavga kesinlikle doğru bir kavga değil. Cumhuriyet dönemini baz alırsak bu milletin okumuş yazmış bir nesli Çanakkale’de heba oldu. İkinci nesli 27 Mayıs’ta, üçüncü nesli 12 Mart’ta, dördüncü nesli 12 Eylül’de ve beşinci nesli de 28 Şubat’ta heba oldu. 90 yılda 5 neslini heba eden bir milletin ayakta durması bile büyük bir olaydır. Yaşanan sağcı solcu kavgası bu ülkeye çok büyük zarar verdi. Böyle bir şeyi vatanın evlatları yapmayacağına göre burada bir dış parmak görülüyor. Emperyalizm oyun oynadı ve biz de birbirimizi yedik. Emperyalizm bir nesli ülkücü-devrimci kavgasıyla yedi. Bir nesli alevi-sünni kavgasıyla yedi. Şimdi ki nesli de Türk-Kürt kavgasına sürüklemek istiyor.

Ziyaret -> Toplam : 85,94 M - Bugn : 8220

ulkucudunya@ulkucudunya.com