« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

Yayına hazırlanan "1980 Öncesi Ülkü Ocakları Başkanları Başbuğ Türkeş'i Anlatıyor" isimli kitabımız için kapak resmi olarak okuyucular yukarıdaki resmi seçmiş bulunuyor; teşekkür ederiz...

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

TÛSÎ, Ebû Ca‘fer

Mustafa Öz, 03 Ara 2019

SONRAKİ HABER

Bu davadan adalet çıkar mı?

Nuh Gönültaş, 29 Ara 2014

29 Ara

2014

Neler kaybediyoruz neler?

Mümtaz’er Türköne 01 Ocak 1970

Sosyal medyada "özgürlüğü hak edenlere" selâm veren kadim dostum ve meslektaşım yüreğimi burktu.

Yıllar boyu üniversitede verdiği derslerde, "özgürlüğün hak edilmesine gerek olmadığını, insan olarak doğuştan zaten sahip olduğumuzu" anlattığından emin olabilirsiniz. Doğrusu da bu: sahip olduğumuz özgürlükleri doğuştan kazandık, onlar için bizi sorumluluk ve ahlak sınavından geçirmeye kalkanlara demokrasilerde pek rastlanmaz. Genellikle bu sınavları güç sahipleri icat eder. Güç sahibinin hakkını savunmak ise, gerçekten haklı iken bile çok zordur. Türkiye'de İktidar, devlet gücünü, imkânlarını ve araçlarını kullanarak topyekûn bir imha savaşı yürütüyor. Eşitsiz, adaletsiz, hukukun ve demokrasinin bütün temel prensiplerinin yok edildiği bir savaşı, sırf yolsuzlukların üzerini örtmek ve bu yaraya rağmen yoluna devam etmek için yürütüyor. Bir şekilde kendine bağladığı aydınları da bu topyekûn savaşta istihdam ediyor.

Türkiye'nin çok değerli aydınları, akademisyenleri, gazetecileri bu zor işin altında ezildiler. Sosyal sermayemizin en değerli parçasını oluşturan entelektüel sermayemiz, güçlüyü, üstelik iktidar sahibini, daha ötesi yolsuzluğa bulaşmış bir adamı savunmak adına, hırsızların, yolsuzların ayağını sildiği bir paspasa dönüştü.

Keşke iktidar ve muhalefet politikalarına dair muhabbetimiz, meselâ Cumhurbaşkanı'nın TÜBİTAK ödül töreninde yaptığı konuşmada "bir sabah kalktık ki dil yok" derken, alfabe ile dil arasındaki farkı bilip bilmediği türünden tartışmalarla sınırlı kalsaydı. Osmanlıca bilmeyen bir liderin, bu konuda ettiği iddialı lafları bilenler yorumlasaydı. Maalesef entelektüel sermayemiz iktidarı sürdürme savaşının ileri hattını oluşturuyor.

Ahmet Davutoğlu'nun siyaset kantarındaki ağırlığı hakkında herkes fikir beyan etme hakkına sahip. Davutoğlu'nun akademik çapını, ancak o işten anlayanlar değerlendirebilir. Davutoğlu akademisyen olarak bir ekoldür; emek verdiği ve yetiştirdiği ve bugün Türkiye'nin sosyal sermayesinde hisse sahibi parlak entelektüeller ve akademisyenler var. Çoğunu ya tanıyor ya da bir tür ihtisas merakıyla takip ediyorum. Maalesef bu sermayenin önemli bir kısmı, Erdoğan'ın güç savaşında köprü başı tutmakla görevlendirildi ve daha ilk ateşte yere serildiler. Davutoğlu'nun emek verdiği kalemler dahil, Türkiye'nin entelektüel sermayesi kötü bir sınav verdi ve bir hiç uğruna tükendi. Dünyayı takip eden, kendi kültürünü ve tarihini bilen, metodik düşünen, eleştirel bakan, kimsenin bakmadığı açıdan bakıp, kimsenin görmediğini görebilen fikir erbabından bahsediyorum. Kolay rastlanmayan cins beyinler, bütün zekâlarını, birikimlerini yolsuzluk yaftasını kapatmak için komplo teorileri üretmeye hasrettiler. Öyle ileri gittiler ki, insicamlarını, referanslarını, itibarlarını bütünüyle kaybettiler.

Erdoğan'ın siyasete veda ettiği, bugünün hükümetinin devlette devamlılık prensibine göre yerini yenisine bıraktığı bir durumu tasavvur edin. Kimse bu dünyaya kazık çakmıyor, iktidarlar gelip gidiyor. Bugünün lideri ve hükümeti için ölümüne savaşanlardan geriye ne kalacak? Güce tapınmanın, iktidara kul-köle olmanın nedameti, tövbesi nasıl getirilecek? Basit felsefi tercihlerden, görüş ayrılıklarından değil bizi bir arada yaşatan insan hakları, demokrasi, özgürlükler gibi bir zamanlar üzerinde mutabık olduğumuz değerlerle ilgili çok esaslı sorunlar yaşıyoruz. Hikmet-i hükümetçilikte, maslahatçılıkta bugünkü iktidar ve güç sarhoşlarının düşmanlığının ve öfkesinin açıklaması yok. Fikir, iktidarın emrinde hiç bu kadar ucuz ve bol bir cephaneye dönüşmemişti.

"Gezi çadırlarını da paraleller yakmıştı" tarzında komploda sınır tanımayan gazeteciler, "kullanışlı aparatlar" olarak gelecekte kendilerine iş bulabilirler. Ya ismini, bugüne kadar savunduğu değerlere, ahlaki tercihlere borçlu olup da bu komploların peşine takılanlar ne yapacak?

Türkiye öyle böyle değil, derin bir savrulma yaşıyor. Bir zamanlar itibar ettiğiniz, bugün kaleminden kan damlayarak cadı avına katılan aydınların yazdıklarının, söylediklerinin günbegün değişmesi; kendi söylediklerini öbür gün cerh etmeleri bu savrulmanın eseri. Bu günler de geçecek, bugün yazılanlar söylenenler unutulmayacak. Erdoğan'dan sonra, bu hükümetten sonra bırakın bizim yüzümüze bakmayı, kendi yüzlerine nasıl bakacaklar?

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

06 Ara 2019

Sancak Dostları Vakfı Divan Sohbetlerinin bu haftaki konusu Konumuz `HUKUKUN ÜSTÜĞÜNLÜĞÜ VE HUKUK DEVLETİ`idi. Misafir konuşmacımız AHBV Hukuk Fak.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 56,72 M - Bugün : 429