« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

14 Şub

2007

17 Şubat 1993 Eşref Bitlis Öldürüldü

01 Ocak 1970

Eşref Bitlis'e Kim Sahip Çıkacak

Cevizkabuğu programının bu haftaki konuğu Doç. Dr. Emin Gürses’ti. Programın konusu komplo teorileri olmasına karşın, geceye damgasını vuran konu Eşref Bitlis suikastı oldu.

Programa katılan emekli hava albay hakim Yüksel Ferah’ı dinlerken, Eşref Bitlis olayının nasıl hasır altı edildiğine bir kez daha tanık oldum. Eşref Bitlis dosyası, dün geceki tartışmalardan görüldüğü üzere kapatılamamıştır. Çok açıktır ki, bu davada "kamu vicdanı" tatmin edilememiştir.

Davanın hakimi olan Yüksel Ferah, 1993 yılındaki kazanın sorumlusunun, % 90 oranında pilotaj hatası, %10 hava koşullarından kaynaklandığı biçiminde karar verdiklerini söyledi. Yüksel Ferah’a bakılacak olursa, bilirkişi raporlarında, pilotaj hatasının % 60, hava koşullarının %40 etkili olduğu biçiminde olmasına karşılık, kendilerinin % 90 pilotaj hatası, %10 hava koşulları biçiminde karar verdiklerini söyledi. Yüksel Ferah bu açıklamaları ile, yıllardır, kimseyi ikna edemeyen, “buzlanma” masalı da sona ermiş oldu.

Eşref Bitlis dosyası, kamuoyunun bilgisinden kaçırılmaktadır. Kamuoyuna önce motor buzlandı bilgisi verilip, daha sonra farklı gerekçelere dosya süsmen altı edilmiş anlaşılan. Davaya karar veren yargıçlardan Yüksel Ferah’ın pilotaj hatası yalanı, ikna edici olmadığı programa katılan diğer konular tarafından ikna edici bulunmamıştır. % 90 pilotaj hatası olması için pilotun ya deli, yada sarhoş olmasını gerektirir ki, kendisini tanıyanlar, ne kadar deneyimli bir pilot olduğunu ortaya koymuşlardır.

Gecenin ilerleyen saatlerinde programa katılan ve söz konusu dosyayı inceleyen İTÜ uçak mühendisliğinden Prof. Dr. Ahmet Nuri Yüksel’in açıklamaları ise dehşet vericidir. Ahmet Nuri Yüksel, mahkeme bilirkişisi olarak kendilerine sorulan sorular arasında sabotaj olasılığının sorulmadığını, fakat kendilerinin verdiği raporda pilotaj hatası veya motor arızasına rastlanmadığını, buzlanma olasılığının bulunmadığını, motorun dışında bir tahrifat olmamasına karşın, motorun içinde kaza dışı bir patlama meydana geldiğinin anlaşıldığını perdelerinde 1000 derece sıcaklıkta meydana gelemeyecek çizikler olduğunu ve raporlarında kendilerine sorulmadığı halde sabotaj olasılığının değerlendirilmesi gerektiğini yazdıkları söyledi. Fakat daha sonra hiç kimsenin, sabotajla ilgili olarak kendilerine bir daha başvuru yapılmadığını söyledi. Kendi açık kanaatinin % 100 sabotaj olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Nuri Yüksel, bu dosyanın birkaç yıl sonra OTTÜ’de görevli bilim adamları tarafından da incelendiğini ve kendilerininkine benzer bir rapor verildiğini açıkladı.

Delil ve göstergeler bu kadar açıkken, dönemin uçuş alanı sorumlusu olan emekli binbaşı Erol Özaydın’ın, kazayı hala buzlanma diye saptırmaya çalışmasını da anlamak olası değildir. Bu olayı, basit bir pilotaj hatası olarak yorumlayanlar ya da motor buzlanmıştı filan diye yalanlar savuranlar, hakim de olsalar, askerde olsalar, kimseye yediremezler.

Programa katılan Eşref Bitlis’in oğlu Tarık Bitlis’in, olayı kapatmaya çalışan kaçak tutumunu yadırgadığımı da söylemeliyim. Tarık Bitlis’ten sonra programa telefonla katılan,Meclis araştırma komisyonunda görevli emekli savcı Ömer Köse’nin açıklamaları ise iyice kafamı karıştırdı. Ömer Köse, Meclis araştırma komisyonunda ifade veren Tarık Bitlis’in, o dönemde de benzer sözler söylediğini açıklayınca, Tarık Bitlis, meclis araştırma komisyonuna katılmadığını bir notla iletince, emekli savcı bu kez biz çağırdık ama gelmedi demez mi ? Bunun üzerine Tarık Bitlis’ten ikinci bir not daha geldi. Davette almadım… Emekli savcı falan filan diyerek konuyu savuşturmasına, yazık ki, Hulki Cevizoğlu izin verdi.Oysa Tarık Bitlis’in telefonda söylediklerinin benzerini, Meclis araştırma komisyonunda söylediğini iddia eden, Ömer Köse’yi, köşeye sıkıştırmasını nafile bekledim. Hadi gelin artık, Meclis araştırma ya da soruşturma komisyonlarına inanın.

Gecenin sonlarına doğru programa telefonla katılan, ikinci pilotun ablası,davayı derinleştirmek için büyük uğraşılar verdiğini ve tazminat davası açmak zorunda kaldığını söyledi. Fakat yıllardır, hazırladıkları dosya ile ilgilenecek kimseyi bulamadıklarını ve sırası ile göreve gelen tüm genelkurmay başkanlarından istedikleri randevu taleplerinin karşılanmadığı söyledi. İkinci pilotun ablasının içine düştüğü çaresizlik, aslında Türk halkının içine düştüğü çaresizliktir.

Eşref Bitlis ile ilgisi yok ama programa katılan emekli radar binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları’nın söylediklerini de aktarmalıyım. Emekli radar binbaşı, söz konusu dönemde, ABD’nin PKK’ya yardım ettiğinin herkes tarafından bilindiğini söyledi. Hatta ABD üstlerinden kalkan uçaklarının, hiçbir anlaşma koşullarına uymadıklarını, örneğin Konya’ya atış yapmak için havalanan 4 ABD uçağının, 2 tanesinin Konya’ya gittiğini, diğer ikisinin ülke dışına mı çıktığını veya ülke içinde bir şey yaptıklarını bilmediklerini söyledi.

Emekli radar binbaşısı Mustafa Hacımustafaoğulları, Suriye’den kalkarak Ermenistan’a gitmek için hava sahamızdan geçen bir uçakta Apo’nun bulunduğu istihbaratı olduğu halde, uçağı yere indirmeye zorlamaya dönemin komutanlarının yanaşmadığını da açıkça ifade etti. Emekli binbaşının söylediklerinden, görev sırasında karşılaştıkları tüm rezaletlerin bunlarla sınırlı olmadığı anlaşılıyor.

Bir başka yazımda yazmıştım. 1992 yılında sayın Ecevit, ABD helikopterlerinin, PKK’ya yardım ettiğini söylediğinde, bunu ABD büyükelçisinden önce yalanlayan dönemin Genel Kurmay başkanı Doğan Güreş, birkaç yıldır ortalıkta dolanarak, bunu açıkça bildiğini itiraf ediyor.

Misyonlarını, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten aldığını iddia eden, görev başındaki askerler, şu an ne yapıyorlar diye merak ediyorum? Neden sesleri solukları çıkmıyor. Neden eski meslektaşlarına sahip çıkmıyorlar. Neden Eşref Bitlis’e ne olduğunu sormuyorlar? Soramazlar, çünkü korkuyorlar. Dönemin jandarma genel komutanı, Eşref Bitlis, bunun için öldürülmüş olmalı. Kimse, ne olup bittiğini soramasın diye. Tıpkı Uğur Mumcu’nun, 1991 yılında paramparça edilerek tüm gazetecilerin susturulması gibi. Uğur Mumcu iddia edildiği gibi öldürülmemiştir, paramparça edilmiştir. Bu ciddi bir gözdağıdır. Kimse konuşmasın, kimse yazmasın kimse sormasın diye. Ve görüldüğü üzere kimse konuşmuyor, sormuyor ve yazmıyor.

Sanırım sizlerinde dikkatinden kaçmıyordur. Ülkemize her ziyarette bulunan diplomat, nedense Genel Kurmay Başkanına uğramadan edemiyor. Bunu hepimiz biliyoruz. MGK’nu etkisizleştirmek için yoğun çaba sarf eden batılı diplomatlarda dahil olmak üzere, Türkiye’ye gelen diplomatlar, çay ve kahvelerini nedense Genel Kurmay başkanı ile içiyor. Hatta ABD Başkan Yardımıcı Dick Cheney’in, dönemin genel kurmay başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu ile baş başa görüşmek için nasıl direttiği, hatta 2002 yılının sonlarında Başbakan Ecevit ve Dışişleri bakanı Şükrü Sina Gürel’i pas geçerek sadece cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Genel Kurmay başkanı ile görüşerek çekip gidenlerde henüz belleklerdedir. Bunun en yakın örneği Fransa Ulusal Meclis Başkanı Jean Louis Debre’nin , Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü ziyaretidir. Ben bilmiyorum, bilenler yanıtlasın. Bugüne kadar yurt dışına çıkıp, o ülkenin askeri yetkilileri ile görüşen tek bir Türk diplomat var mı? Bence bu tür bir talebi, ağızlarına bile almaya cesaret edemezler. Çünkü haklı olarak, o talebi ağızlarına tıklarlar.

İktidarda veya muhalefette, Eşref Bitlis dosyasına sahip çıkacak bir parti olup olmadığını göreceğiz. Bu konunun, yeniden ele alınmasını sağlayabilecek bir girişimde bulunacak, bir siyasal parti çıkacak mı? Beklentimiz, bu konuyu kamuoyunun gündemine taşıyarak, dosyanın açıklığa kavuşmasını sağlayacak bir kamuoyu baskısını örgütlemektir. Yoksa yalancıktan verilen demeçleri ciddiye almıyorum.

Eğer bu ülkede, jandarma genel komutanlığı yapan birisi suikasta uğramışsa ve bu dosya hasıraltı ediliyorsa, hepimiz tehdit altındayız demektir. Eğer bizler, bugün, bu olayı soramıyorsak, yarın bize olacakların hesabının sorulmasını kimseden umamayız.

"Sarıgül mü daha fazla hokkobazlık yapacak yoksa Baykal mı" tiyatrosu ile yeterince eğlendik. Bu tür durumlarda, sömürge ülkelerde bile daha fazla ses çıkar. Bugüne kadar sesi soluğu çıkmayanların, bir bildiği olduğu varsayımı ile kendimizi avutuyorduk. Oysa suskunlukları bir şey bildiklerinden değil, bilmediklerindenmiş. Bildiği halde sustuklarını düşünmek, daha çok acı vereceği için, bilmediklerini varsayarak bir süre daha kendimizi kandırmaya devam edelim.

Bakalım ne olacak

Ziyaret -> Toplam : 85,94 M - Bugn : 8469

ulkucudunya@ulkucudunya.com