« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

HASAN FEHMİ BEY 1874 – 06.04.1909

, 06 Nis 2020

SONRAKİ HABER

Şevket Süreyya Aydemir 1897 – 25.03.1976

, 23 Mar 2020

23 Mar

2020

Türk Ocaklarının Kuruluşu 25.03.1912

01 Ocak 1970

Türkiye'nin En Eski ve En Büyük Sivil Toplum Kuruluşu Türk Ocağı
Çağdaş ülkelerin hemen hepsinde, aynı amaca ulaşmak için bir araya gelmiş kişilerin kurup yönettiği ve varlığını sürdürdüğü kurumlar vardır. Çevresinde birleştiren bu amaçlar sosyal, bilimsel, mesleki, sporla ilgili vb. olabilir. Bunlar , devletlerinin çıkardığı yasalar çerçevesinde çalışır veya hizmet görürler. Temel özellikleri yönetici ve üyelerinin bu kuruluşlardaki çalışmalarından dolayı bir kazanç sağlamamaları, hizmetlerini gönüllü olarak yürütmeleridir. Bundan dolayı onları birer "gönüllüler kuruluşu" olarak nitelendirebiliriz.



Böyle kuruluşlara günümüzde "sivil toplum örgütleri" de deniliyor. Bu onların "gayrı resmi" olduklarını da gösterir. Dernek, vakıf, oda, kulüp gibi adlar taşıyan bu kurumlar bağımsız birer yapıya sahiptirler. Siyasetle uğraşmazlar, her hangi bir siyasi partinin güdümüne girmezler. Ancak, çalışma alanları ile ilgili konularda birbirleri ile veya resmi kuruluşlarla işbirliği edebilirler. Kısacası, bu tür kuruluşlar toplum hayatının vazgeçilmez unsurlarıdır.



Milletimiz, tarihinin derinliklerinden gelen ahilik ocakları, vakıflar gibi kurumlarla bu gönüllü kuruluşlarının en tipik örneklerini vermiştir. Bunların çağdaş dünyadakine benzer olanı ise, yurdumuzda Tanzimat'tan sonra görülmüş ve çoğalmıştır. Ama böyle kurumların bazıları uzun ömürlü olamıyor. Onlar ya kısa zamanda gerçekleşecek bir amaca ulaşmak için kurulduklarından o amaca ulaşınca dağılıyorlar, ya da yöneticilerinin ve üyelerinin ilgisi azaldığı veya ortadan kalktığı için varlıklarını yitiriyorlar. Onların, varlıklarını sürdürmekle birlikte, hiçbir etkinliği kalmamış olanları, varlıkları ile yoklukları arasında fark bulunmayanları da var. Bu açıdan baktığımızda, ülkemizi bir "gönüllü kuruluşları mezarlığı" olarak da nitelendirebiliriz.



Ama onların, varlıklarını yüz yıla yakındır, veya yüz yıldan fazla sürdürebilenleri de var. "Türk milletini sevmek ve yüceltmek" olarak tanımlanan Türkçülük ülküsüne bağlı olanların kurup bu güne kadar yaşattığı "Türk Ocağı" bunun çarpıcı bir örneğidir.



Türk Ocağı resmen 25 Mart 1912'de kurulmuştur. Fakat onun kuruluşuna ilişkin çalışmalar 1911 yılında başlayıp gelişmiştir. Bu bakımdan onu 90 yıllık bir "gönüllüler kurumu" olarak niteleyebiliriz.



Türk Ocağı'nın kuruluşu da öteki derneklerden farklı olmuştur. O üç-beş kişinin bir araya gelerek oluşturduğu sıradan bir kuruluş değildir. Bir gençlik girişimin somutlaştırdığı bir oluşumdur.



Bilindiği gibi, Tanzimat Fermanının ilanından sonra Osmanlı ülkesinde baş gösteren ayrılıkçı düşünceler, 1908'de ikinci Meşrutiyetin ilanı ile birlikte rahatsız edici kıpırdanışlar ve davranışlar halini almıştı. Devlet içindeki etnik ayrılıkçılar bir ayaklanmağa, devleti parçalamağa yönelmişlerdi. Bunların önüne geçmek için Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi akımlar geliştirilip uygulamaya konulmuş, fakat bunların milli birliği ve ülke bütünlüğünü korumaya yetmeyeceği kısa zamanda anlaşılmıştı. İktidardaki İttihat ve Terakki Cemiyeti milliyetçi bir görüşü temsil etmekle birlikte ne siyasi istikrarı sağlayabiliyor, ne de ayrılıkçı faaliyetlerin önüne geçebiliyordu. Bu durum, ülkenin dertleri ile ilgilenen genç aydınları derinden üzüyor, onları ülke ve millet sorunlarına çareler aramağa yöneltiyordu.



Sorun ve dertlerin yalnızca aydınların bilmesi de yeterli değildi. Toplum katmanlarının ilgisini de çekmek gerekirdi. Fakat Osmanlı devletinin temelini oluşturan Türk toplumu milli kimliğinden habersiz yaşıyor, bundan dolayı ayrılıkçı davranış ve eylemlere gereken tepkiyi gösteremiyordu. Öyleyse ona kimliğini ve benliğini tanıtacak, milli duygularını canlandırıp harekete geçirecek çalışmalar yapılmalıydı. Bu da ancak milli bilinci güçlü, yurtsever aydınların çabaları ve çalışmaları ile mümkün olabilirdi. Böyle aydınların bir "gönüllüler kuruluşu"nun çatısı altında bir araya gelerek gönüllerini ve güçlerini birleştirmeleri, Türk toplumunu bilinçlendirmek için gerekli tedbirleri ve yöntemleri düşünmeleri, bunu gerçekleştirecek sistemli çalışmaları planlamaları, sonra da onları uygulamaya, hayata geçirmeleri gerekli idi.



Milliyetçi birçok aydının kafasını durmadan meşgul ettiği muhakkak olan bu düşüncenin ilk önemli kıvılcımı zamanın Askeri Tıbbiye Mektebi'nde parladı. Bir yandan hekimlik öğrenimi görürken bir yandan da yurt ve millet sorunları ile ilgilenen 190 Askeri Tıbbiye öğrencisi, bu sorunların çözümü ile uğraşacak bir "gönüllüler kuruluşu" oluşturulmasına yönelik görüş alış verişini sağlamak için bir toplantı düzenleme girişiminde bulundu. 24 Mayıs 1911'de başta dönemin ünlü Türkçüleri olmak üzere, birçok tanınmış şair, edip, bilim ve düşünce adamına mektuplar yazdılar ve 21 kişilik de bir girişimciler kurulu oluşturdular.



Bu topluluğun Dr. Fuat Sabit (Ağacık) başkanlığındaki üyeleri ile ünlü Türkçülerden Mehmed Emin (Yurdakul), Akçuraoğlu Yusuf, M. Ali Tevfik (Yükselen), Emin Bülend (Serdaroğlu) ve Ağaoğlu Ahmed Beğlerin katıldığı bir toplantı yapıldı. Türkçülük düşüncesini yayacak ve yaşatacak bir derneğin kurulması ve adının da "Türk Ocağı" olması, 3 Temmuz 1911'de yapılan bu toplantıda kararlaştırıldı. Bu toplantının yapıldığı tarih, bu yüzden Türk Ocağı'nın "fiili" kuruluş tarihi de sayılır. Çünkü o toplantıda kuruluş işlemlerini gerçekleştirecek bir "geçici yönetim kurulu" seçilmiştir.



Yeni derneğin "Esas Nizamname"sinin ve çalışma programının hazırlanması oldukça zaman alır ve gerekli işlemler tamamlanarak Türk Ocağı'nın 25 Mart 1912'de faaliyete geçmesi sağlanmış olur. Derneğin kurucusu görünenler, Mehmed Emin (Yurdakul), Ahmed Ferit (Tek), Ağaoğlu Ahmet ve Askeri Tıbbiyelelileri temsilen Fuat Sabit (Ağacık) beylerdir. 1912'de yayımlanan Türk Ocağı Esas Nizamnamesi'ne göre, Ocağın amacı, "Akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimmi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i'lasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmak" idi. Dernek, amacını gerçekleştirmek için "Türk Ocağı adı ile kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitaplar ve risaleler neşir edecek, mektepler açmaya çalışacak"tı. Türk Ocağının amacına ulaşmağa çalışırken "sırf milli ve içtimai bir vaziyette" kalacağı belirtilmekte, "Asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim bulunmayacaktır" denilmekte idi.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

04 Nis 2020

Aşağıdaki yazı ilk defa 17 Kasım 1950 tarihinde Orkun Mecmuası’nda merhum Alparslan Türkeş tarafından “Kazganoğlu” müstear ismiyle yayınlanmıştır. Yazıyı arşivinden bularak bize gönderen değerli araştırmacı yazar Metin Turhan beye teşekkür ederiz.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 61,28 M - Bugün : 28984