« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

Londra çetesinin “Sayın” tezgahı

BEHİÇ KILIÇ, 12 Şub 2008

SONRAKİ YAZI

Perinçek “Gladyo”nun takipçisi

BEHİÇ KILIÇ, 06 Şub 2008

12 Şub

2008

DÜZELTELİM

Mahir KAYNAK 12 Şubat 2008

Bir mücadelede taraflardan her biri kendisinin haklı olduğunu ileri sürer. Öyleyse kendinizin haklı, karşı tarafı haksız görmek anlamlı değildir. Herkes kendini nerede görüyorsa karşı tarafı da aynı yerde görmeli ve çatışmanın ya iki haksız ya da iki haklı arasında olduğunu kabul etmelidir. Aynı şey ileri sürülen iddiaların doğru ya da yanlış olması konusunda da geçerlidir. Üçüncü olarak herkes kendi inançlarının selamete götürdüğünü düşünür. Sonuçta kendini haklı, doğru ve inançlı olduğunu söyleyenlerden biri kaybeder diğeri kazanır ve tüm olumsuzluklar kaybeden tarafın hanesine yazılır.

Haklı, doğru ve inançlı olmak kazanmayı sağlamıyorsa neye dayanacağız ve yolumuzu hangi kriterlere göre belirleyeceğiz? Bana göre tarihin seyrini doğru okuyan, zamanın ruhunu yakalayan ve buna göre davranan taraf, kısa dönemde olmasa bile, mutlaka kazanan taraf olur. Bu durumda bile kazanan kendisi değil zamanın ruhu ve tarihin seyridir.

Böyle bir düşünce kadercilik olarak algılanmamalıdır. Kader konumumuzu belirler oysa tarih ve zamanın ruhu sadece yönümüzü gösterir.

Öyleyse bir gelecek tasavvuru olmadan, gelişmelerin yönünü bilmeden yapılanlar sonuçsuz kalacaktır. Ya da kazanan veya kaybeden tarafta olmanız öngörülerinizden değil tesadüflerden ya da farkına varmadan sizi yönlendirenlerin kararlarından kaynaklanacaktır.

Gelecek hakkındaki öngörülerimi şöyle özetleyebilirim: Küreselleşme eğilimleri sona erecek ve ülkeler yeni oluşacak bloklar içinde yer alacaktır. Bu bireysel tercihlerin sonucu değil küreselleşmenin ekonomik temellerinin sürdürülemez olmasından kaynaklanacaktır. Şu anda bazı ülkeler kaynak yaratan, diğerleri bunu kullanan konumundadır ve bugünkü şartlarda bunun değişmesi mümkün değildir. Ayrıca petrol üreten ülkeler gerçekte hiçbir şey üretmeden büyük fonlara sahip olmaktadır. Bu fonları kim kullanacaktır? Siyasi gelişmeleri de etkileyen bu kaynaklar bu ülkeleri yöneten ve dünya ölçeğinde hiçbir sorumluluk taşımayan, kral ve emirlerin amaçları için mi kullanılacak? Bugünkü mücadele bu kaynakları ele geçirip zenginleşmek için değil yönlendirilmesinin kontrolü için yapılmaktadır. Bloklar bu kaynakları kontrol edebilen güçler tarafından oluşturulacak, muhtemelen Avrupa ve Uzak Doğu merkezi konumda olmayacaktır.

Mücadelede son zamanlarda önemli rol oynayan din bu gücünü kaybedecek ve bireysel alana çekilecektir. Farklılıklar blokların hedefleri ve bu hedefler çerçevesinde oluşturulacak ideolojilerle ifade edilecektir.

Türkiye din, mezhep ve soy farklılıklarının bulunduğu bir laboratuarı andırmaktadır ve burada ulaşılan çözümler genel çözümün ana çizgilerini oluşturacaktır. Ayrıca küresel ve bloklar arası ekonomik bütünleşmelerin hangisinin öne çıkacağının ilk sonuçları ülkemizde alınabilir. Görüşlerim anlamsız bulunabilir ve herkes kendi doğruları için mücadele edebilir. Ancak çözümün bu tartışmaların dışında bir yerde olacağını düşünenler de var ve onlar bu çözüme Üçüncü Yol diyorlar.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

19 Şub 2019

“Artık ne kar yağar ne ben üşürüm Ne de saçlarımı dağıtır rüzgar Ben sağken bir günde bin kez ölürdüm Şimdi ölüm yoktur ölümsüzlük var” Abdürrahim KARAKOÇ Ozan Arif Şirin’i de 16 Şubat 2019 Cumartesi günü Samsun’da Büyük Camii’nin önünde toplanan mahşeri bir topluluğun kıldığı cenaze namazından sonra ahiret yurduna yolcu ettik.

Nurullah KAPLAN

18 Şub 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Şub 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 46,49 M - Bugün : 27236