« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

Devlet Kurmak

Mahir KAYNAK, 19 Eyl 2006

SONRAKİ YAZI

İNGİLİZ "DERİN DEVLETİ" İLE KİM ANLAŞTI?

Behiç GÜRCİHAN, 12 Eyl 2006

19 Eyl

2006

İki Önemli Unsur

Mehmed NİYAZİ 19 Eylül 2006

Devlet hayatında iki önemli unsur vardır; biri liyakat, diğeri ciddiyettir. Batılı devletler, onları model aldığımız için bizim devletimiz de bürokratik niteliklidir.

İnsan ne kadar kabiliyetli, çalışkan, dürüst olursa olsun, ancak belli kademelerden geçtikten sonra belli mevkilere gelebilir. Bu sistem tecrübeyi asıl almasına rağmen kabiliyeti köreltmektedir. Osmanlı ise hem kademelerden geçerken kazanılan tecrübenin lüzumuna inanır, hem de kabiliyetli insanın önünü açık tutmaya dikkat ederdi. Amerika Birleşik Devletleri’nin Osmanlı’dan ne alıp ne almadığı araştırma konusudur; ama bu husustaki uygulaması Osmanlı’yı andırmaktadır. Ak saçlı ilim adamlarının arasında delikanlı çağında profesörleri görmek, yüksek mevkilerde gençlere rastlamak mümkündür.

Sonra her kabiliyet, her mevkide işe yaramaz. Bazı mevkilerde başarılı olanlar, bazı mevkilerde başarısız olurlar. Bu, dışarıdan bakan tarafından pek kestirilemez; ama akıl sahipleri neyi yapıp, neyi yapamayacaklarını bilirler. Faziletli kimseler, onlara getirecekleri şan ve şerefi düşünmeden başarılı olamayacakları mevkileri kabul etmezler. Fatih’e göre hocası Molla Gürani çok liyakatli bir insandı; muvaffak olamayacağı bir mevki yoktu. İlim ve faziletinden bütün tebaanın yararlanabilmesi için fetihten sonra ona sadrazamlık teklif etti. Teklifi tebessümle karşılayan Molla Gürani şöyle cevap verdi: “Oğul iyi harb ediyorsun; fakat hâlâ devlet idaresinde yayasın. Yıllardan beri paşaların o mevkiin umuduyla devlete hizmet ediyorlar. Onlar dururken medreseden beni alıp, sadrazam yapacaksın. Gayretli millet evlatlarının önlerini tıkayacak, şevklerini kıracaksın. Ve unutma ki ne senin paşaların medresede tefsir okutabilirler, ne de medresedeki müderrislerin paşaların gibi devlet idare edebilirler; olmaz oğul, olmaz; o mevkiin ehlini ara.”

Ecdat gibi olmak bir yana, eserlerini korumaktan dahi aciziz. Fonksiyon ve üstün mimari yapısıyla birçok Batılı ülkenin üniversite plan ve projelerine ilham kaynağı olan Fatih’in külliyesini de muhafaza edemedik. Halbuki külliye on altı medrese, mektep, kütüphane, basımevi, hastahane, fadl-hane ve daha birçok bölümlerden oluşuyordu. On beşinci yüzyılda, Paris Üniversitesi’nde dokuz, Frankfurt Üniversitesi’nde on iki tıp kitabı bulunmasına karşılık, Fatih Medresesi’nde dokuz yüz yirmi altı tıp kitabı bulunması, sadece kütüphanesi hakkında değil, medresenin seviyesi hakkında da bir fikir vermektedir. Bu eşsiz külliyenin yaşaması için de akar denen dükkanlar, hamamlar yaptırmış, vakfetmiş. Ne yazık ki hepsi talan edilmiş, şimdi yerlerinde yeller esiyor.

Fatih Medresesi faaliyete başladıktan bir süre sonra ünlü hükümdar ziyaretlerine gider. Müderrislerle konuşurken şöyle bir teklifte bulunur: “Değerli üstadlar, şu medrese odalarından bir tanesini bana tahsis buyurun da devlet işlerinden vakit buldukça buraya gelip odama çekileyim, ilgi duyduğum kitapları okuyayım; elimden gelirse, ilmî incelemelerde bulunayım.” Medresenin başı olan yaşlı müderris şöyle cevap verir: “Sultanım medresede bir odaya sahip olmak için hiç değilse danişmentlik (doçentlik) ilmî payesine sahip bulunmak gerekmektedir. Sizin ise böyle bir ilmî payeniz yoktur. Bu bakımdan size oda tahsis edemeyiz. Müderrisler heyeti huzurunda imtihan olunuz; eğer sahip olduğunuz bilgiler bir danişmendin bilgisi kadar veya ondan üstün ise size oda tahsis olunabilir.”

Fatih, belirlenen gün ve saatlerde çok ciddi şekilde müderrisler tarafından imtihan edilir, başarılı olduktan sonra bir odaya sahip olur. İşte devlet budur. Padişah makamında, ordunun başında padişahtır; medresede ise sıradan bir vatandaştır; hatta o medreseyi kendi parasıyla yaptırmış olsa bile. Zenginliğinden başka hiçbir fonksiyonu bulunmayan bir zatı davet edip, üniversitede konferans verdiren, harcı alem sözleri büyük hikmetler gibi dinleyerek idare meclisi üyeliği uman profesörleri, bir de cihan sadrazamlığını reddeden Molla Gürani’yi, karaların ve denizlerin sultanı Fatih’e oda vermek için imtihan eden müderrisleri tahayyül edebilen, o zamanki cihangirliğimizi, bugünkü geriliğimizi rahatça idrak edebilir.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

19 Şub 2019

“Artık ne kar yağar ne ben üşürüm Ne de saçlarımı dağıtır rüzgar Ben sağken bir günde bin kez ölürdüm Şimdi ölüm yoktur ölümsüzlük var” Abdürrahim KARAKOÇ Ozan Arif Şirin’i de 16 Şubat 2019 Cumartesi günü Samsun’da Büyük Camii’nin önünde toplanan mahşeri bir topluluğun kıldığı cenaze namazından sonra ahiret yurduna yolcu ettik.

Nurullah KAPLAN

18 Şub 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Şub 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 46,49 M - Bugün : 27265