« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

TÜRK HALKI DEĞİL TÜRK MİLLETİYİZ

ATSIZ, 27 Eyl 2006

SONRAKİ YAZI

İki Önemli Unsur

Mehmed NİYAZİ, 19 Eyl 2006

19 Eyl

2006

Devlet Kurmak

Mahir KAYNAK 19 Eylül 2006

Devletleri halkın ya da bir kadronun kurduğunu inanılır. Oysa bugün dünyada var olan iki yüze yakın bağımsız devletin pek azı bu şekilde kurulmuştur. En son bağımsızlık örneği olan SSCB’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan devletlerin hemen hiçbirinin bağımsızlığında ne halkının ne oralarda var olan kadroların rolü yoktur. Bir sabah uyandıklarında bağımsız olduklarını görmüşlerdir.

Üstelik bağımsız devlet olmanın herhangi bir ön şartı da yoktur. Birbirinin fotokopisi gibi olan Araplar sayısız devletlere bölünmüştür. Birbirine hiç benzemeyen Yugoslav halkı, bir dönem, üniter bir devlet olarak varoluştur. Devletlerin büyük çoğunluğu, siyasi şartlar ve ihtiyaçlara göre, büyük güçler tarafından yaratılır.

Bugün Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmak peşinde olduğu söyleniyor. Bu çapta ve vasıfta bir halk, kendi başına devlet kuramaz. Bunu Kürtleri küçümsediğim için söylemiyorum ve birkaç yüz bin kişilik bağımsız devletlerin olduğunu da biliyorum.

Bu durumda konunun iki tarafı da, yani hem Kürtler hem de Türkiye ciddi bir yanlışlığın içindeler. Kürtler dünyadaki şartların uygunluğunu irdelemeden bir maceraya atılıyor, Türkiye de aynı nedenle Kürtleri ayrılıkçılıkla itham ediyor.

Vardığım sonuçlar yanlış olabilir ama metodumun geçersiz olduğunu düşünmüyorum ve bir devletin kurulmasının halkların ve onları temsil edenlerin niyetleriyle değil, dünyadaki siyasal şartların böyle bir yapıyı gerektirip gerektirmediğine bakılarak anlaşılacağını söylüyorum.

Ülkemizde terör başladığında hemen bir bölücü hareket olduğuna karar verildi. Ben bunun hem dünya şartları açısından, hem de harekete katılanların gücü açısından mümkün görmüyordum. Bir Kürt devletinin Kuzey Irak’ta kurulacağını 1990 yılında söyledim ve bu söz değil yazılı bir beyanat olarak yayınlandı. Ülkemizdeki terör hareketlerinin bağımsızlıkla sonuçlanamayacağını söylemem onları savunma olarak algılandı. Oysa silahlı bir isyan da suçtu ve idamla cezalandırılırdı. Hareketi silahlı bir isyan hareketi olarak nitelemek onları kurtarır mıydı yoksa bölücü olurlarsa iki kere mi idam edilirlerdi? Ayrılıkçı bir hareketin halkın tüm sınıflarını kapsayacağı, sınıf temeline dayalı bir siyasal hareketin bölücü olamayacağı düşünülmedi. Hareketi bölücü olarak nitelemenin ve bu yönde sürekli yayın yapmanın uyuyan etnik farklılığı gün yüzüne çıkaracağını, başkalarının yapmak istediğini kolaylaştıracağını düşünüyordum. Oysa olayın siyasi ve sınıfsal boyutunu öne çıkarmak ve tartışmayı bu çerçeveye sokmak etnik söylemlerin dozunu önemli ölçüde hafifletecekti.

Kürt hareketi hem Avrupa ülkelerinin hem de ABD’nin yakından ilgilendiği bir alandı ve bunların siyasi hedeflerinin ne olduğunu saptamak gerekiyordu. Biz kolay yolu seçtik ve bunların ülkeyi bölmek istediğine karar verdik. Oysa ben farklı iki proje görüyordum. AB, Kürtlerin Türkiye’den ayrılmasından yanaydı ve bunların o zamanki Irak devletinin içinde yer almasını istiyordu. Böylece AB üyesi olacak Türkiye’nin birlik içindeki gücü ve etkisi sınırlandırılacak, Irak’ı da kontrol altına alacaklarını düşündükleri için, bölgenin su ve enerji kaynaklarını, Türkiye gibi güçlü bir ülkenin aracılığı olmadan, doğrudan kontrol edeceklerdi. ABD farklı bir politika izliyordu. Türkiye’nin tek uluslu bir devlet olması yerine çok uluslu bir yapıya kavuşmasını ve bölgedeki etkinliğinin artmasını istiyor ve Türkiye’yi ekonomik ve siyasi açıdan kontrol ederek bölgedeki etkinliğini pekiştirmeyi düşünüyordu. Şöyle bir benzetme yapmıştım: Türkiye’yi boyalı bir su gibi düşünün. Eğer suyun miktarı artar ama boya aynı kalırsa renginiz açılır. Boya gücünüzdür ve ABD’nin politikasını buna benzetebilirsiniz.

Kürtler farklı olmanın devlet kurmaya yetmeyeceğini görmeli , olayın siyasi boyutlarını düşünerek büyük bir gücün ortağı mı olmanın yoksa küçük ve kullanılan bir yapı mı oluşturmanın daha doğru olacağına karar vermelidir. Türkiye, siyasi projeyi değerlendirmeden politika üretmekten vazgeçmelidir.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Nis 2019

1968 yılının muhtemelen Nisan ayıydı. Kahramanmaraş Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Parasız yatılı okuyordum. Cuma günü birkaç arkadaşlarımızla bazı ihtiyaçlarımızı almak için çarşıya çıkmıştık.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,57 M - Bugün : 15201