« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

03 Nis

2007

Tarih şuuru ve hayat

MEHMED NİYAZİ 03 Nisan 2007

İnsanlar için geçmiş, ilk atasının ortaya çıkışından beri geçen zamandır. Fakat her insanın hasret duyarak sözünü ettiği geçmiş, bu büyük zamanın kendisini yakından ilgilendiren dilimidir; çünkü bu dilimde şahsiyetini ve varlığının köklerini bulacağına inanır.

Adeta soyut birim olan insanlığa mensup olmak, ancak pek az kişiyi tatmin edebilir. İnsanların ezici çoğunluğu, bu birim içinde kendi özel yerini bilmek ister. Bir ailenin ferdi, bir milletin mensubu olduğunu idrak eden, gerektiği şekilde şahsiyetine kavuştuğuna inanır. Adeta soyut birim olan insanlığa mensup olmak, ancak pek az kişiyi tatmin edebilir. İnsanların ezici çoğunluğu, bu birim içinde kendi özel yerini bilmek ister. Bir ailenin ferdi, bir milletin mensubu olduğunu idrak eden, gerektiği şekilde şahsiyetine kavuştuğuna inanır. Zaten milli tarih anlayışlarının milliyetçilik cereyanlarıyla gelişmesinin sebebi budur. Nasıl aile kökünü bulan bir kişi kendini belirli ve bağımsız bir kimliğe sahip hissederse, milletler de milli tarihlerinin eseri olarak, diğerlerinden ayrı, kendilerine has özellikleri bulunan bir varlık olduklarının şuuruna ererler. İnsanı fanilikten kurtaran, ebedilik hissini içinde uyandıran da budur. İşte buna tarih şuuru diyoruz.



Tarih şuuru, tarihin akışı içinde kendi varlığını bulmaktır. Bunun anlamı geçmişte yaşamak değil; geçmişle irtibatını korumaktır. İnsan ne geçmişte, ne de gelecekte yaşar; önemli olan bulunduğu an içinde yaşarken onlarla irtibatlı olmaktır. Geçmişle irtibat nereden geldiğimizin ve nasıl yaşadığımızın, gelecekle irtibat nasıl yaşayacağımızın, nereye gideceğimizin şuurunu bizde uyandırır. Geçmişte beraber olduklarının, gelecekte de beraber olacaklarının şuurunu taşımaları anı paylaşanların varlıklarının en önemli teminatıdır. Bundan dolayı da nasıl bir millet için tecrübe denince kültürünü anlıyorsak, hayat denince de tarihini anlarız.

Hayat canlı bir organizma gibidir; gelenek ve göreneklerimiz, yönetim sistemimiz, yemeklerimiz, elbiselerimiz her gelen günle değişiyor. Bu değişmeler hayatın dinamizminin bir sonucudur; fosilleşmesinin önüne ancak bünyesinde taşıdığı muharrik güçle geçmektedir. Canlılığın kaçınılmaz bir özelliği olan değişmelerde bizi toplum olarak devam ettiren tarih şuurudur. Bu şuurumuz eksik olursa, her renkten renge girişimizde kendimizi milletçe yeni bir kişiliğe kavuşmuş zannederiz; bu da milli şuurumuzun parçalanmasına, şizofrenik bir hal almasına sebep olur.

Dil, bir milletin devamlılığında çok önemli faktördür; örfler, âdetler değişseler bile milletler her çağda özelliklerinin renklerini taşırlar. Bunları ifade ettikleri dilleri onları geçmişleriyle irtibatlandırır. Hayatımızda yer alan bütün sosyal ve tabii olayların geçmişleri vardır. Bu olayları izah etmedikçe onlarla ilişkimiz uyurgezerlik seviyesindedir. Olayları izah ettikçe hayatımızdaki yerlerini kavrar, daha iyi nasıl olabileceklerine dair kafa yormanın ihtiyacını duyarız. Tarih şuurundan yoksun kişiler ve toplumlar kendilerini ancak bir vasıta, bir alet, bir gölge, nasıl ortaya çıktığı bilinmeyen bir parça sanırlar. Bundan dolayı da kendi varlıklarının devamını, mutluluklarını başkalarında ararlar. Bir fert veya bir millet için bundan büyük felaket ne olabilir?

Bugün yaşadığımız an, yüz yıllar boyunca sürmüş mücadelelerin, heyecanlarla dokunmuş hatıraların yeni bir geleceğe açılan eşiğidir. Demek ki tarih, sadece keşfolunan ve yalnızca seyredilen kuru olaylar resmigeçidi değil, aynı zamanda önümüze konulan bir hayattır. Bizi köksüzlükten kurtarıp ebediyete akıp giden ırmağa dönüştüren tarih şuurudur. Toplumda tarih şuuru halinde fonksiyonunu ifa eden bu fenomeni hazırlayan da aydın beyinlerin ürünü olan tarih felsefesidir.

Ziyaret -> Toplam : 107,19 M - Bugn : 7673

ulkucudunya@ulkucudunya.com