« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

BAZI İMLÂ KURALLARI ÜZERİNE

30 Mar 2015

SONRAKİ YAZI

OSMANLICA - MAZİDEN SAYFALAR

16 Şub 2015

Yusuf Yılmaz ARAÇ

23 Mar

2015

GALLEMİT

23 Mart 2015

“Savrulup gidiyor ömür dediğin…

Sararmış satır aralarında çeyrek asırdır sızlayan yorgun hüzün sesleri. Ulu Kam’ın iç çekişi. ‘Tibet’in rahipleri benden daha yalnız değildir…’

Biri zahirde derbeder, diğeri sırların peşinde iki yalnız adam. Yürek yangınını söndürür ümidiyle kor ateşe serpilen suyun şarkta çıkardığı cızırtıyı garpta da duyabilen sıra dışı iki insanın gönül yolculuğu. Şaman davulları, veliler, amansız kokular, Elsa’nın gözleri…

Yalnız’ın öyküsü… Yalnızlığa öykü…

Sahiden savrulup gidiyor ömür dediğin. Ömürler savruluyor. Uzaklarda, yakınlarda. Bizatihi derûnda.

Evvel göçen yazar oldu. Kalanlar derin acılar çektiler. Ulu Kam haber alınca bir kez daha kahrolmuş; ‘Keşke ona Hafız’ın kabri gibi bir kabir yapabilseydim’, sözleriyle hayıflanmış.

[Servet Somuncuoğlu; insanı ihmal eden siyasetin dar kafeslerine sığınmadan, sımsıkı sarıldığı dünya görüşünden taviz vermeden, sınırsız hürriyet, cesaret ve özgüvenle, alışılmıştan daha aşıldığında ancak gök kubbede baki kalınabileceğini gösterdi.]

Her insan bir başkasında yol arar kendine. Aradığı en yakınındadır. Tanrı Dağlarının zirvelerinde sessizce haykırdığı isim; onu duyan, bekleyen, hisseden süzgün gülün adıydı.

Kahramanın huzur ve sükûnunu zedelemeden, sis perdesinin tüllerini aralamadan meçhule ışık tutmak naif ve ulvi bir gayretti. Toplumsal hareketliliğin akabinde, kamuoyunda doğan alâka üzerine yeniden baskı teklifini de fazilet örneği sergileyerek reddetmişti; “Taze acının üzerine kitap çıkarmak yakışık almaz”.

[İnsan avcıları, kuş avcıları, oy avcıları, haber avcıları, fırsat avcıları… Sadece harabat ehline değil, güçlerinin yetebildiği cümle mahlûkata hor bakan namertler anlayamaz.]

Ulu Kam’ı dağlayan kurşun, vicdan sahiplerinin yüreğini kanatmalıydı. Kasten sıkılan o kurşuna herkes lânet etseydi kahbe devr-i devran bu kadar pervasız dönmeyecekti.

‘Hepsi birbirine karıştı gitti. Gerçek kam Aziz mi, beş çocuğunu bırakarak dağlara giden adam mı, yıllar sonra onu arayıp bulan ben miyim?’

Okuyucu karar versin…”

Gallemit’in müstakbel baskısına hazırladığımız naçiz sunuş yazısı. Yayın kurulu köşeli parantez içerisindeki iki paragrafın kitapta yer almamasını uygun bulmuştur.

***

2004 yılı.

Ömrün asude demlerinde bir gün sevgili arkadaşım rahmetli Servet Somuncuoğlu elinde bir dosya ile çıkageldi.

- Azizciğim dedi, bu kitabı oku. Fevkalade edebi kabiliyetin, lisana vukufiyetin, sanat aşkın, üstün zekâ, deha ve sayılamayacak diğer yüksek meziyetlerinle gözden geçir. Tam salâhiyetle tashih et, gerekli düzeltmeleri yap ve kısa zamanda bitir. Haftaya baskıya gidecek ona göre acele et.

Servet bu, on parmağında on marifet. Ne edebiyatı, ne kabiliyeti demeye fırsat vermeden rüzgâr gibi uçtu geçti.

Notlar bir iki gün masada durdu. Bir ara ilk sayfalara göz gezdirdim. Umarsız kelimesi çokça geçiyordu. Çıkarılmasını öneren not yazdım. Ertesi günü telefonla sordu, söyledim. Dikkate almış.

O vakitler eposta sistemi hacimli dosyalar için zayıftı, ‘taşınabilir aygıt’ nadirattan sayılırdı. Yazıcıdan döktürülmüş kâğıt üzerinde tashih zor geldi. İlerleyen sayfalarda felsefe, kozmoloji gibi anlaşılmaz konularla karşılaşınca iş iyice sarpa sardı. Geniş bir zamanda karşılıklı istişareyle neticelendiririz düşüncesiyle ağırdan aldım.

Bir hafta sonra yine ansızın almaya geldi. Baktın mı, dedi. Baktım, mükemmel olmuş, dedim. Güldü, mükemmel demenden baştan sona okumadığın anlaşıldı, dedi. Sonra bir arkadaşı için finansla ilgili bir şeyler sordu. O an gaflete düşmüşüm. Masada ters yüz duran kâğıt tomarından bir tane çekip üzerine yazdım, verdim. Katladı, cebine koyacakken fark etti.

- Azizciğim, sen iyice yalancı oldun. Okumadığın gibi benim kitabı müsvedde kâğıdı yapmışsın!

Servet ciddi sitemde bulunmamış olsa da, kitabın maddi hatalardan tamamen arındırılamadan neşredilmesinde mesuliyet payımın olduğunu daima hissettim.

Kanuni varisler muhterem Nevin Hanım ve sevgili Burak’ın halen muteberliğine dair lütufkâr teyidleriyle o gün verdiği salâhiyeti onbir sene sonra geçen haftalarda kullandım. Bu defa sevgili dostum Onur, Matbuat Yayın Grubu adına ilk neşriyatın Gallemit olmasını arzu ettiklerini belirterek editörlük teklifinde bulundu.

Kitabın tali unsurları arasında yer aldığımdan hikâyeyi baştan sona biliyordum. Yazım öncesi ve sonrası yıllarca Servet’le aramızda sohbet konusu olmuştu. Bu sebeple aziz dostumun sağlığında bir defadan fazla okuma ihtiyacı duymadığım eserini şimdi en az on kere baştan aşağı taradım.

Mazide kalmış mesrur günleri gâh hüzünle, gâhi tebessümle andım. Zalım yastık diken oldu yüzüme diyen yakınları gibi gözyaşı da döktüm, bazen de gülümsedim.

Harbiye’de Radyodan çıktığında Taksim’de buluşmalarımızı, sağa sola bakınarak, sohbet ede ede İstiklâl Caddesi’nden Karaköy’e yürüyüşlerimizi, Kadıköy vapurunun üst kısmında çantasından çıkarıp gösterdiği mektupları, kitabın yazılmasına ilham veren kartpostalı. ‘Aşkını tabiata veren kadın…’

Kitabı okuyanların merak ettiği ortak sorulardan ilki Ulu Kam kimdir, nerededir. İkincisi Gallemit’in manası nedir. Üçüncüsü Aziz ne demektir.

Ulu Kam kimliği ve yaşadığı yer mahfuz tutulan bir ‘yalnız’dır. Derbeder suretli bir bilge kişidir.

Gallemit manasız bir kelimedir. Kitapta açıklandığına göre, kitabın kahramanı tavsiye etmiş. Belki kendince bir manası vardır.

Aziz’e gelince, onu da kitaptan aktaracağımız bölüm izah etsin.

“Aziz, bizim Refik Halit Karay’ın Memleket Hikâyeleri kitabında Şeftali Bahçeleri’nden ilham aldığımız bir kavram.

Dünya ahvalinden habersiz, kuru nazariyatla yetişmiş, dik başlı yeni Tahrirat Müdürü; tayin olduğu kasabada ıslahat, teşkilât, imarat gibi ağır düşünceleriyle, saban ve tırpanların ıslahı, kağnı arabalarının değiştirilmesine dair teklifleriyle hükümetteki arkadaşlarını bezdirerek kendisinden önceki müdürü mumla aratır. Arkadaşlarının gözünde tütmeye başlayan eski müdür; kasabaya geldiği ilk gece götürüldüğü ziyafette coşup parmaklarına tahta kaşıklar takarak daha yeni tanıdığı adamlar arasında takırdata takırdata saatlerce Adanalıyı, Konyalıyı oynadıktan sonra mutasarrıfın takdirine nail olmuştur. Sabah, akşamki eğlenceyi anlatan bir de şiir yazıverir. Hatta Kadı Efendi onu, “Aziz, sen devrin Fuzulî’sisin!” hitabiyle gözlerinden öper.

Yaz kış mütemadiyen eğlencenin hüküm sürdüğü bu kasabada ortama ayak uydurmanın amirlerin takdirini kazanmak için yeterli meziyet sayılması, Kadı Efendi’nin makam ve unvanının ağırlığından uzak bir marifete hiç çekinmeden iltifat etmesi ve üstelik Aziz hitabıyla gözlerinden öpmesi hoşumuza gitmişti. Devlet çarkının sırrı burada yatıyordu.

O günden sonra çok değişik manalar yüklendi. Aziz olan kimse; rütbe, makam mansıp, unvan kayıtlarından kurtulmuş, yaşama sevincini bilen kişi demekti bizim için. Girdiği ortama uyan, kimsenin tadını kaçırmadan geldiği gibi gitmesini bilen Aziz’liğe ulaşıyordu. Birbirimize Aziz diye hitap etmemiz ise bazen karışıklığa sebep oluyor, yeni tanıştığımız bazı insanlar sanki ismimiz sanarak her ikimize birden Aziz Bey diye hitap ediyordu.”

Gallemit’in türünü tarif etmek zor. Hatıra, deneme, roman, felsefe, edebiyat her şey mevcut. Batıda yayınlansa büyük alâka göreceği şüphesiz. Bilhassa hayal mahsulü olmayıp, hâlihazırda yaşayan gerçek bir kişiye dayalı olması yüzbinler basan benzerlerine göre önemli ve ilgi çekici bir husus.

Daha yeni yeni tanınmaya başlayan savrulup gidiyor ömür dediğin türküsünü çeyrek asır önce kışla sohbetlerine konu etmiş, Aragon’dan karşılıklı şiirler okumuş, Neo Primifitizm’den, Kozmos’tan, Şamanlardan, evrenin teşekkülünden, zamanın anlamından konuşmuş iki edebiyat ve düşünce adamının ortak mahsulü sayılabilecek bu eser okunmaya değer.

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Ülkü Ocakları Birliği teşkilatının ilk genel başkanı Aytekin Yıldırım Bey 7 Ekim 2019 günü Hakk’a yürüdü. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Ülkücü Dünya Görüşü sitesinin hazırladığı “80 öncesi Ülkü Ocakları Genel Başkanlarının anlatımıyla Başbuğ Alparslan Türkeş Belgeseli” vesilesiyle bir buçuk yıl kadar önce kendileriyle müşerref olma fırsatı bulmuştuk.

Efendi BARUTCU

15 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 55,24 M - Bugün : 25714