« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

1- ÜÇAYLARLARIN İHYÂ EDİLMESİ

15 Şub 2021

SONRAKİ YAZI

TARİHİ KAYNAKLARIMIZDA KIZIL VE KIZILELMA

01 Şub 2021

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

08 Şub

2021

ANADOLU’NUN ETRAFINDA UZAK YAKIN BİRÇOK KIZILELMALAR OLMUŞTUR

08 Şubat 2021

Türklerin dışında diğer medeniyetlerde Kızılelma figürünü andıran sembolizmi kullandıkları görülmektedir. Bunun ilk örneği bir yunan mitolojisinde tasvir edilmiştir. Mitolojiye göre Kaz Dağı’nda Afrodit, Hera ve Athena arasında bir güzellik yarışması yapılmıştır. Tanrılar bir düğün için toplandıklarında bu düğüne davet edilmeyen Eris düğün eğlencesini bozmak için adı geçen tanrıçaların bulundukları yere birer altın elma atar. Bu altın elmaların üzerinde “en güzeline” yazılı olduğu ve bu yazıyı gören üç tanrıça arasında bir tartışmanın başladığı anlatılmaktadır. Tanrıların tanrısı olarak simgelenen Zeus bu tartışmaya son vermek amacıyla en güzeli seçmesi için Paris’i görevlendirir. Paris bu üç tanrıçadan en güzelinin Afrodit olduğunu söyleyerek altın elmayı ona verir (Gültepe, N. 2007. S. 25-34. “Kızılelma’nın İzinde Turan Dünyasının On bin Yıllık Sırrı.” İstanbul: Ötüken Yay) Dünya tarihinde “Golden Apple” olarak bilinen tabirin buradan ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

Altın Elma, çeşitli milletlerin hikâyelerinde veya masallarında rastlanan bir unsurdur. Hikâye ve masalların temalarında çalınan elmalar Herkül gibi kahramanlarca geri getirilmektedir. İskandinav mitolojilerinde ölümsüzlüğün kaynağı ve İrlanda mitolojilerinde ise öteki dünyada elma dalının bir parçası olarak betimlenmiştir (https://en.m.wikipedia.org/wiki/Golden_apple, (11.05.2019)).

Kutsal kitaplarda elma temsiliyetine rastlanılmaktadır. Tevrat, İncil ve Kuran-ı Kerim’de Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın yedikleri yasak meyveden bahsedilmektedir. Kutsal kitaplarda yasak olan meyvenin net olarak elma olduğu belirtilmemektedir. Ancak İslam toplumunda geçmişten günümüze kadar gelen inanca göre bu meyvenin elma olduğu ileri sürülmektedir. Ayetlerde yer alan elma figürüne bilgi, ölümsüzlük ve günahın sembolü anlamlarını da yüklemek mümkündür ( Şentürk, O. “Hâkimiyetin Sembolü: Kızılelma” Türk Dünyası Araştırmaları. TDA. Eylül - Ekim 2019 Cilt: 123 Sayı: 242)

Elma, Avrasya kültürleri içerisinde ise sevgi, cinsellik, doğurganlık ve yaşam, bilgi ve karar, zenginlik sembolü olarak rol oynar ( https://de.wikipedia.org/wiki/Kulturapfel, (11.05.2019). Elma ölüm ile yaşamı kendi içinde taşıyan bir sembol halini gelmiştir.

Kızılelma veya Golden Apple bazı Avrupa imparatorluklarında özellikle de Bizans imparatorluğunda saray ve kiliselerin tepesinde üzerine bir haç yerleştirilerek temsil edildiği görülmektedir. Batı kaynaklarında elma ve asâ birlikte hükümdarlık alâmeti olarak kullanıldığı belirtilen Kızılelma, bazı araştırmacılara göre İtalya’da Roma şehri bazılarına göre de Roma’da Saint Pierre Kilisesi’nin üzerinde bulunan ve denizden bile görülebilen altın yaldızlı küre ya da kilisenin kırmızı bakırla kaplanmış kubbesidir (Gökyay, 2002, , s. 559).

Bizans İmparatoru 1. Justinyen’den itibaren Bizans paralarının üzerinde de bu figürlere rastlamak mümkündür. Paraların üzerinde bir imparator elinde bir küre veya elmayı tutar bir biçimde resmedilmiştir (Kadıoğlu, 2019, s.45-46).

Bizans döneminde Ayasofya’nın önünde dikili bir sütun üstünde at üzerindeki lustinianos heykelinin elinde altından bir küre bulunmaktaydı. Bu şekilde bütün dünyayı hâkimiyeti altında tuttuğuna inanılan imparatorun elindeki kürenin (kızılelma) yere düşmesi, Bizans da dâhil birçok ülkenin Türkler tarafından zaptedileceğine ve imparatorluğun çöküşüne işaret sayılmıştı. Ayrıca burada yer alan bir kitâbede, ‘Bu top benim elimde durduğu sürece dünyaya sahibim’ sözlerinin yazılı bulunduğu; lustinianos’un, ‘Beni yıkacak kimse buradan geçecektir’ dediği de rivayet edilmektedir” (Gökyay,2002, “Kızılelma”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt: 25, s. 559-560).

Bizans İmparatorluğu’nda gücün simgesi olarak tasvir edilen bu heykelle ilgili birçok anlatı bulunmaktadır. İslam coğrafyacıları bu heykelin sağ eli havada olduğundan insanları İstanbul’a davet ettiğini, sol elinde ise bir kürenin bulunması şehrin düşmanlarca istilasını engelleyecek bir tılsımın olduğunu ileri sürmektedir. Hristiyan kaynakları ise kürenin dünyayı temsil ettiği sağ elin de Kudüs’ü işaret ettiğini dile getirmektedir (Turan, T.C.H.M.1969,s.38).

Türk kültüründeki her unsura Batı’dan kaynak bulmaya çalışmaktan usanmayan millî kültür fakiri Batıcı entelektüeller, Kızılelma tartışmasının başlamasıyla Yunan mitolojisindeki “Altın elma” hikâyelerine atıf yapmaya başladılar. Oysa Türk-İslam Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi olarak özetlenebilecek olan Kızılelma’nın, Yunan mitolojisinin Esperidi Bahçesi’ndeki Heraklesin çaldığı altın elmalarla uzaktan veya yakından hiçbir ilgisi yoktur. Bu efsanelerin Türk mitolojisi ile hiçbir ilgisi olmadığı gibi, Türk mitolojisinine hiçbir etkisi de olmamıştır (Kadıoğlu, 2019,s.10).

İsmâil Hami Danişmend hocamız “Kızılelma’nın Çürüyüşü” adlı makalesinde milli, İslâmi ve aynı zamanda insâni ülkümüz Kızılelma hakkında şu bilgileri verir:

“Devlet hududuyla ülkü sınırları arasında mukadder bir alaka vardır. Devletlerin maddi sınırları, milletlerin gönüllerindeki manevi hududa er geç ve az çok mutlaka yaklaşır. Genişlik bakımından birincisi ikincisine tabi gibidir. Endülüslü Ebu-Hayyam eski Türkçenin “ülkü” kelimesini “El-kasdül-mütebaid” terkibiyle, gittikçe uzaklaşan bir hedef diye anlatmakta ne kadar haklıdır. İdeal, yaklaştıkça uzaklaşan ve serabın susuzlar üzerindeki tesirini hatırlatan cazip bir ışık gibidir. Büyük milletlerin büyüklükleri işte böyle bir ışığa doğru hamlelerinden gelir.

Eski Türkler, Osmanlı imparatorluğunu üç kıtanın birleştiği çevrede kurmadan evvel millî vicdanlarında kurmuşlar ve bütün siyası ve askeri hamlelerinde işte o büyük ülkünün gidildikçe uzaklaşan hududuna doğru atılmışlardır. Anavatanı her taraftan genişleten manevi bir harita çizilmiş gibidir. Gönüllere giren bu vicdani haritanın muhtelif istikametlerdeki büyük merkezlerine hep “Kızıl-Alma/Kızılelma” ismi verilmiştir. Anadolu’nun etrafında uzak yakın birçok Kızıl Elmalar vardır. Eski Türk efsanelerine dayanan bu güzel timsal, ordunun gideceği hedefleri gösterir. Yorulmak bilmeyen eski Türk hamleleri işte bu Kızılelmalara doğru atıldıkça asırlara göğüs gerecek muazzam bir dünya devleti kurulmuş ve her hamlede genişlemiştir.

Bu manevi timsali maddileştirerek izah etmekte kolaylık gören Osmanlı müellifleri “altın top”, “altın âlem”, “altın hokka” ve “küre-i lâ’l: yakut top” gibi elma şeklinde bir takım kızıl kürelerden bahsetmişler ve eski Türklerin “Kızıl Elma” adını taktıkları şehirlerin hepsinde ya bir saray damının veyahut bir kilise kubbesinin işte böyle bir parlak topla göz kamaştırdığına ait bir takım tafsilata bile girişmişlerdir! Mesela Ali Çelebi, “Künh-ül-Ahbar’ının henüz basılmamış kısmında Roma şehrine, “Kızıl Elma” denilmesini izah için vaktiyle Nüşirevan’ın hazinesinde bulunan bir yakut kadeh içindeki “küre-i lal”in bir papaz tarafından aşırılıp Vatikan’daki Saint-Pierre kilisesinin tavanına asılmış olduğuna ait bir hikâye anlatır:

“Kızıl-Alma ki dib-i Firengistan’da bir kilise-i muazzamadur, sakfındaki sib gibi rahşende bir küre-i lâ’lin tâbendesi ol la’l kadehün içinden çıkmış idi. Bir ruhban anı oğrulayup nice zaman pinhan itdükten sonra iletüp ol kilisaya vakf itmiş idi!”

Evliya-Çelebi de, Budin sarayından bahsederken: “Kasrın kubbelerinde birer altun top asılı olduğundan adına (Kızıl-Elma sarayı) dirler” diye Macaristan’ın payitahtına, Türklerin Kızılelma demelerini Ali Çelebi’nin “yakut top”una mukabil, “altın top” nazariyesiyle izah etmiştir.

Dağıstan Şamhal’larında (Han-hakanlarında) Kızıl-Elma hâkimiyet timsalidir. Özü, Müslüman Kazaklarından bir beyzadenin 18. asırda te’lif ettiği “Risale-i Dağıstan”ın Nuruosmaniye kütüphanesinde 3905 numaradaki nüshasında Şamhal’ların cülus merasiminden bahsedilirken bu nokta şöyle anlatılır: “Altundan rihte almayı (Kızılelmayı) meleü’n-nasda kainen-men-kan bir âdeme urur: Ve ol esnada ayinleri üzre hil’atler giyilüp sonra kasabasına gelüp emr-i hükümete kıyam itmelidir ki Şamhalluğu sahih ola ...”Her hâlde Osmanlı müelliflerinin “Kızıl-Elma” denilen şehirlerde birer altın yahut yakut top bulunduğundan bahsetmeleri, işte bu Dağıstan misalinde gördüğümüz hâkimiyet mefhumuyla alakadar olmalıdır. O takdirde, “Kızıl Elma” Türk hâkimiyetinin timsali olduğu için fethedilecek yerlere âlem olmuş demektir.

Avrupa’daki Altı Kızılelma

Bir taraftan halk masallarında Kaf dağının arkası denilen Şimali-Kafkasya’nın ve bir taraftan da Bizans’ın, Kızıl Elma sayılmış olduğunu gösteren kayıtlardan başka, Evliya-Çelebi Avrupa’da başlıca altı Osmanlı Kızıl-Elma’sından bahsetmekteyse de, bunların yalnız beşini zikredip altıncısını ihmâl etmiştir:
1- Engerus/Ungarus Kızıl-Elması: Budin,
2- İkinci Engerus Kızıl-Elması: İstoni-i Belgrad/İstolni-Belgrad= Szekesfehervar/ Sthuhveissenburg,
3- Orta-Macar Kızıl-Elması: Usturgon = Esztergon/Gran,
4- Küçük Macar Kızıl-Elması yahut Alaman KızılElması veyahut Beç Kızıl-Elması: Viyana,
5- Rim-Papa Kızıl-Elması: Roma, Altıncı Kızıl-Elma’nın da Prusya’daki “Cologne=Kolonya” şehri olmak ihtimali Peçevi’nin “Ehl-i İslam KızılAlma’ya dek gidecekdür didükleri kelamun sebebini beyan” ederken kaydettiği şu fıkradan anlaşılmaktadır: “Bu dahi malüm ola ki Böyük-Kapona varoşunda yılda bir muayyen günde bütün varoşun ve etraf-u-cevanibinün sagir-ü-kebiri ve cüvan-u-piri taşra sahraya çıkarlar ve ol sahrada olan Kızıl Kapona’da oglancuklar bir eski türkü ırlarlar: Kizıl-Kapona didüğü KizılAlma’dur, sınır taşı gibi bir alâmet içün vaz’olunmuşdur ve ırladukları türkünün meali ve neticesi:

- Türk padişahı cümle kuvvet-ü-azamatiyle bu mahalle değin gelse gerekdür ve bunda Allahu-Teala emriyle fevt olsa gerekdür ve Allaha itikad-u-i’timad olunsun ki Türk padişahı ol kadar yukarıya gide ki Kolona’ya vara! Nemçe memleketine çok şenlük kalmaz, zira Kolona şehri uzak yirde vaki’ olmuşdur.”

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

15 Kas 2021

Hüseyin Namık Orhun’un deyişiyle “Türk”, mukaddes soyumuzun ebedi adıdır.Yazarını heyecana gark eden bu ifade bize de heyecan vermelidir. Sadece bu gün yeryüzünde yaşayan Türkler değil, en azından ikibin (bize göre en az on bin) sene öncesine kadar varan bir geçmiş içinde yaşamış bulunan milyonlarca insan (atalarımız) ve bizden sonra yaşayacak olan torunlarımız, hep bu “mukaddes Türk soyuna” dâhildir.

M. Metin KAPLAN

03 Kas 2021

Halim Kaya

27 Eyl 2021

Hüdai KUŞ

20 Eyl 2021

Efendi BARUTCU

20 Eyl 2021

Nurullah KAPLAN

15 Eyl 2021

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Mar 2021

Ziyaret -> Toplam : 76,64 M - Bugün : 9735

ulkucudunya@ulkucudunya.com