« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

ANADOLU’NUN ETRAFINDA UZAK YAKIN BİRÇOK KIZILELMALAR OLMUŞTUR

08 Şub 2021

SONRAKİ YAZI

İSLAM DINI MILLETLERI IMHA ICIN DEGIL IHYA ICIN GONDERILMISTIR

24 Oca 2021

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

01 Şub

2021

TARİHİ KAYNAKLARIMIZDA KIZIL VE KIZILELMA

01 Şubat 2021

“Kızıl”, Türk kültüründe genellikle kutsal sayılan bir renk; “elma” ise mistik bir yanı bulunan; bolluk, bereket şifa kaynağı olarak görülen bir meyvedir. Ancak Kızılelma sembolleştirilmesinin elmayı değil, Eski Türklerde Güneş ve Ayı anlatan kızıl topa dayandığı düşünülür. Bu top, ‘muncuk’ adıyla bayrak ve tuğların tepesini süslemiş ve bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yeri gösterir.

Oğuz Kağan destanına göre: “Oğuz-Kağan doğarken gözlerinin rengi de al, idi. Bu gün Anadolu’da söylenen, “Gözleri kanlı” (Gözü Kanlı) deyimi de, bize çok şeyler ifade eder. O’nun gözlerinin al oluşu, daha doğrusu kan rengine benzemesi, Oğuz-Kağan’ın büyük bahadırlığının, bir özelliğinden başka bir şey değildi. Cengiz-Han da doğarken, “avucunun içinde bir kan pıhtısı” tutuyordu. Bunu gören annesi ile babası şaşırmış ve hemen şamanlara koşmuşlardı. Şamanlar ise, O’nun dünyayı zapt edeceğini ve büyük bir bahadır olacağını söylemişlerdi… Türklerin kahramanlarının gözleri, kırmızı veya kızıldır (Ögel,1993- I, s.44-45).

Bu oğlun yüzü gök rengi, ağzı ateş kızılı, gözleri ela, saçları ve kaşları kara idi. Güzel perilerden daha alımlıydı” Oguz Kağan destanına göre, Oğuz Han dünyaya geldiğinde ağzı ateş kızılıdır. Eski Türk kültüründe kızıl, kudret, iktidar ve hâkimiyeti ifade eder (Çoruhlu, 2002, Küçük 2010, 54-185-200; Banarlı, 1987, s. 17).

Oğuz Kağan’ın gözlerinin ela yani kırmızı olduğunu belirtmektedir. Oğuz Kağan’ın gözünün kırmızı olması alplığının işareti olarak kabul edilir. Anadolu’da çok eskiden beri kullanılan gözü kanlı deyimi “hiçbir şeyden yılmayan, hiçbir şeyden korkmayan atak, cesur kimse” manasına gelmektedir (Sertkaya, 1992, 9-27; Küçük, 2010, 54-185-200)

Kızılelma, sadece kendi muhtevası ve temsil ettiği anlamlar ile değil, bağlı olduğu birçok kavramla da Türk kültürünün önemli sembollerinden birisidir. Kızılelma’nın ilgili olduğu konulardan birisi ağaçlardır. Bilindiği gibi Türk kültüründe ağaç kutsal bir yere sahiptir (Ergun 2012: 147). Ağaca yönelik bu kabulün izleri çeşitli edebî eserlerde görülebilmektedir. Bunun en tipik örneği Dede Korkut Hikâyelerinde Salur Kazan’ın elinde kopuzu ile bir ağaçla söyleşmesidir.

Kayın, çınar, servi, ardıç gibi birçok ağaç temsil ettikleri anlamları günümüzde de yaşatmaktadır. Bunların içine hayat ağacını da dâhil etmemiz mümkündür. Mezar taşlarının, çinilerin, halıların ve bazı minyatürlerin motif ve desenlerinde rastladığımız hayat ağacının Kızılelma ile bir bağının olduğu düşünülmektedir. “Hayat ağacı dallarında bulunan yuvarlaklar, aslında güneş, ay ve yıldızları sembolize eder. Hayat ağacı dalında bulunan yuvarlaklar, bir ara Osmanlı kültürüne geçerken ‘Kızılelma’ olarak tercüme edilmiştir” (Gültepe 2014: 160). Ayrıca eski Türklerde hayat ağacı hayatın kaynağı olarak kabul ediliyordu. Hayat ağacının en önemli özelliklerinden birisi dünyanın merkezinde bulunmasıydı. Böylece bu kavram yer altı, yer üstü ve gökyüzü gibi üç kozmik kavramı birbirine bağlıyordu. Bu ağacın gövdesi oldukça genişti. Bunun yanında büyük ve geniş olan yapraklarını da dökmüyordu (Ergun 2012: 27-28).

Öyleyse Kızılelma, bir yerden sonra hayat ağacıyla birleşmekte ve Türk kültüründeki yaratılış ve süreklilik kavramlarını beslemektedir. Bu kavramların “Türkün cihan hâkimiyeti” ve “cihat anlayışı” gibi ideallerle de beslendiğini düşünebiliriz. Bu inanış çeşitli şekillerde asırlarca varlığını sürdürmüş ve hayat ağacı gibi kutsal birtakım kavramlarla bütünlük oluşturarak özellikle yeniçeriler arasında on sekizinci yüzyılın sonlarına kadar yaşamıştır (Gültepe 2014: 213). Ancak burada Kızılelma’nın Osmanlı Devleti zamanında olgunlaşan bir ülkü olduğunu da söylemeliyiz (Çetin 2018: 73).

Elma aynı zamanda cennet meyvelerinden olup, Hz. Âdem’in sınava tabi tutulmasında kullanılan ve kutsal sayılan bir meyvedir. Masallarımızın sonunda “Gökten üç elma düştü, biri sana, biri bana biride dinleyenlere” deyişinde de görüldüğü gibi elma ilahi, semaî menşeyli bir meyvedir.

Kendisine İslamcı ve İlahiyatçı süsü veren bazı fikir ve feraset yoksunları da “Kızılelma şirktir” dediler. Oysa Kızılelma biz Türklerin Milli ülküsü olduğu kadar âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimizin de ülküsüdür. “Cenâbı Hakk’ın Türk’e gösterdiği yer ve hedef” olarak tarif edebileceğimiz Kızılelma ülküsü, millî olduğu kadar aynı zamanda da İslâmî bir ülküdür. Çünkü Peygamber Efendimiz bizlere İran’ın, Bizans’ın ve Roma’nın fethini hedef göstermiş ve Bizansı/İstanbul’u/Romayı fethedecek orduyu ve sultanı överek “O ordu ne güzel ordu, o asker ne güzel asker, o emir ne güzel emirdir” demiştir. Hadisi şerifte İstanbul’u fetheden ve aynı zamanda Peygamber Efendimizin de adını taşıyan Fatih Sultan Mehmed Han’a “Emir “ diye hitap edilmesi de ayrıca dikkate değerdir. Çünkü Osmanlı Sultanları sadece padişah olmayıp, aynı zamanda Mü’minlerin de emiri idiler.

Kızılelma İlk Olarak Saltuknâme’de Geçer

Kızılelma ilk olarak Saltuknâme’de geçer (Ayvazoğlu 2013, s. 136). Burada, Seyyid’in Avrupa şehirlerini gezdiği bir esnada Kızılelma şöyle anlatılır:

“Şerîf, oradan Asfur’a döndü. Berberiyye’ye uğradılar. Yedigün gittiler. Abadanlığa çıktılar. Orası; Üngürus, Alman ve Uyursivür tarafıdır. Büyük bir şehre rastladılar. Burada büyük bir kilise vardı. Kapısı kapatılmış. Altun bir top kubbesinde dururdu. Kızıl altından idi ve bir elmaya benziyordu. Şerif Saltık: Bu nedir, diye sordu. Onlar: Buna, Kızılelma derler, dediler” (Demir-Erdem 2013: 136).

Kızılelma Saltıknâme’de rüyalara da konu olmuştur. Eserde Sultan Birinci Murad’ın Hz. Peygamberi rüyada gördüğü ve peygamberin fetihle ilgili ona şöyle müjdelerde bulunduğu anlatılır:

“En son Murad Han Gazi, (1. Murad) İznik’de Resul hazretinirüyasında gördü:-Kalkın, Edirne şehrine gidin, ocağınızdır, gazilerin yeridir, Orası; Darü’n-nasr, beytü’l-feth ve arz-ı şerifdir. Oradan her nereye zafer fetih niyetiyle giderseniz hazırolur. Kuvvetlenirsiniz; batıyı, doğuyu, kuzeyi ve güneyi; bu dört köşe ova ve denizi oradan fethedersiniz. Adalet ile galip olup o yerleri alacaksınız. Oradan yürüyüp Kızılelma’yı dasizin nesliniz fethedecek. Âlem size boyun eğecek, dedi” (Demir-Erdem 2013, 511; Kadıoğlu, 2019, s. 68).

Kızılelma hikâyelerini nakleden, yazılı metin olarak bize ulaştıran iki ana kaynak vardır. Evliya Çelebi (Ölümü 1684) ve Peçevi İbrahim Efendi (Ölümü 1649). Bu iki müellif de aynı zamanda görgü tanığıdır ve verdikleri bilgiler birbirini tanımlar mahiyettedir (Gültepe, 2007, s.15). Peçevi eserinde Kızılelma için Türkler ’in Roma şehrine ve fütuhat isteklerine verdikleri isim olarak tanımlamıştır. Roma şehrine verdikleri ismin diğer Kızılelmalar ile karışmaması adına Roma’ya “Rim-Papa Kızıl Elması” da demişlerdir (Gürışık, 2005, s.403).

Evliya Çelebi ve Peçevi İbrahim Efendi, Batılıların Muhteşem bizim Kânunî adını verdiğimiz Sultan Süleyman döneminde yaşamış ve bu dönemin canlı şahitleri olarak yaşadıkları dönem ile ilgili eserler vermişlerdir.

Bu dönemin yazılı metinlerine, seyahatnamelerine, tarih ve benzeri kaynaklarına göz attığımızda, nereden aldıklarını açıkça belirtmeden sık sık Kızılelma ifadesini kullanmış olduklarını görürüz. Esas dikkatimizi çeken husus ise, Kızılelma sanki bir sepet içinde gökyüzünden ilahi bir el tarafından başta İstanbul olmak üzere batının en önemli merkezlerine isabet edecek savrulmuştur. Gerçekten de yazılı kaynaklarda yer alan, Kızılelma’nın geçtiği coğrafya ve kentler şöyledir (Gültepe, 2007, s.15).

İsmail Hami Danişmend’in aktardığına göre bu şehirler:

a. Engerus / Ungarus Kızıl-Elması: Budin,
b. İkinci Engerus Kızıl-Elması: İstoni Belgrad = Szekesfehervar / Sthulweissenburg,
c. Orta Macar Kızıl-Elması: Usturgon = Ezstergon / Gran,
d. Küçük Macar Kızıl-Elması yahut Alaman Kızıl-Elması veya Beç Kızıl-Elması: Viyana,
e. Rim-Papa Kızıl-Elması: Roma.

Danişmend, Evliya Çelebi’nin Kızılelmaların beşinden bahsettiğini lakin altıncısı olan Prusya’daki Cologne = Kolonya şehrini ihmal ettiğini buna da dayanak olarak Peçevi’nin eserini göstermektedir (Şentürk, 2019, s.132; Danişmend,1966, 126).

Danişmend’in altı kızılelması’na karşılık Necati Gültepe “Kızılelma’nın İzinde” adlı eserinde yedi Kızılelma’dan söz edip bunları şöyle sıralamaktadır:

1-İstanbul (Bizans) Kızılelma’sı, 2-Roma Kızılelma’sı, 3-Viyana Kızılelma’sı, 4-Engürüs (Budin) Kızılelma’sı, 5-Orta Macaristan Kızılelma’sı 6-Engürüs (İstolni Belgrad) Kızılelma’sı 7-(Almanya’da) Büyük Kolana (Köln) Kızılelma’sı (Gültepe, 2007, s.16-17).

Evliya Çelebi’nin, Peçevî’nin ve Gültepe’nin Kızılelma olarak verdikleri yer ve sayılar arasında önemli bir fark yoktur fakat asıl gerçek olan tarihimizdeki Kızılelmalar bunlarla sınırlı değildir. Efsânevi Atamız Oğuzhan’dan başlayıp, Mete, İlterişKutluğ Kağan, Bilge Kağan, Kapağan Kağan, Attila, Cengiz Han, Emir Timur, Sultan Tuğrul, Alparslan, Osman Gazi, Fatih, Kanuni, Yavuz ve II. Abdülhamid Han dâhil Türk hakanlarının, Gaspıralı İsmail, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ragıp Şevki Yeşim, Ahmet Ferid Tek, Orhan Şaik Gökyay, Enver Paşa, Atatürk, Nihal Atsız, İbrahim Kafesoğlu, Osman Turan, İsmail Hami Danişmend, SeyyitAhmed Arvâsi, Necip Fazıl Kısakürek, Alparslan Türkeş, Dündar Taşer gibi fikir ve devlet adamlarımızın Türk ve İslam dünyasını ve bütün insanlığı ilgilendiren ülküleri ve peşinde koştukları Kızılelmaları vardı.

KAYNAKLAR:
Ayvazoğlu, B.(2013), Tanrı Dağı’ndan Hıra Dağı’na Milliyetçilik ve Muhafazakârlık Üzerine Yazılar. İstanbul: Kapı Yay.
Banarlı, N. S. (1987). Resimli Türk edebiyatı tarihi I-II. İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları.
Çetin, İ.(2018), Kızılelma, Ankara: Kurgan Edebiyat yayınları:42.
Çoruhlu, Y. (2002). Türk Mitolojisinin Ana Hatları. İstanbul: Kabalcı Yayınevi
Danişmen, İ. H. (1966,). Türklük Meseleleri, İstanbul, İstanbul Kitapevi.
Demir, Necati-Mehmet Dursun Erdem (2013). Ebu’l-Hayr-ı Rûmî Saltıknâme (Saltık Gazi Destanı) Cilt I, II, III, İstanbul: UKID yayn.
Ergun, Pervin (2012). Türk Kültüründe Ağaç Kültü. Ankara: AKM Yay
Gültepe, N. (2014). Kızılelma’nın İzinde Turan Dünyasının On bin Yıllık Sırrı. İstanbul: Ötüken Yay.
Gürışık, B. (2005), Peçevi Tarihi (46-80 Metin, Dizin, Özel Adlar Sözlüğü), Yüksek Lisans Tezi (Basılmamış), İstanbul: Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü,
Küçük, S. (2010). Eski Türk kültüründe renk kavramı. Bilig, 54, 185-210.
Ögel, B. (1993). Türk Mitolojisi I, İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları
Sertkaya, O. F. (1995). Oğuz Kağan destanı üzerine bazı mülahazalar. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten 1992, 9-27.
Şentürk, O. (2019), “Hâkimiyetin Sembolü: Kızılelma” Türk Dünyası Araştırmaları TDA Eylül - Ekim 2019 Cilt: 123 Sayı: 242

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

15 Kas 2021

Hüseyin Namık Orhun’un deyişiyle “Türk”, mukaddes soyumuzun ebedi adıdır.Yazarını heyecana gark eden bu ifade bize de heyecan vermelidir. Sadece bu gün yeryüzünde yaşayan Türkler değil, en azından ikibin (bize göre en az on bin) sene öncesine kadar varan bir geçmiş içinde yaşamış bulunan milyonlarca insan (atalarımız) ve bizden sonra yaşayacak olan torunlarımız, hep bu “mukaddes Türk soyuna” dâhildir.

M. Metin KAPLAN

03 Kas 2021

Halim Kaya

27 Eyl 2021

Hüdai KUŞ

20 Eyl 2021

Efendi BARUTCU

20 Eyl 2021

Nurullah KAPLAN

15 Eyl 2021

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Mar 2021

Ziyaret -> Toplam : 76,64 M - Bugün : 10531

ulkucudunya@ulkucudunya.com