« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

10 Ara

2012

İMAM~I RABBANİ VE MEKTUBATI

Doç. Dr. Ethem CEBECiOGLU 01 Ocak 1970

RABBANİ REAKSİYONUNUN LİDERİ: İMAM-I
RABBANİ
Asya'nın en popüler sufi ekolü Nakşbendiliğe mensup İmam-ı
Rabbani, bağlı olduğu disiplinin özelliklerini sıkı sıkıya üzerinde
taşır. Bu tasavvuf ekolünün Asya'daki kabul görü1üşüne örnek ola-
rak, Prof. Köprülü, Kazakları gösterir. Kazak Türkleri, aynı ekole
mensup Şeyh Ahmed Yesevi'ye o denli bağlıdırlar ki, öldüklerinde,
cenazelerinin, onun türbesi civarına defnolunmasını vasiyyet eder-
ler. Tabi, şefaat umuduyla ... Kış mevsiminde, yollar kapalı oldu-
ğunda, cenazelerini bir deriye sarıp, sıkıca bağlayarak ağaçlara
asarlar. Bahar mevsimi gelip her taraf ısınınca, cenazeleri oradan
indirip, Yesi'de defnederler. Defin konusunda her türlü fedakarlığa
hazır Kazak Türklerinin bu tavn, üzerinde derin derin düşünmeyi
gerektirecek kadar sıcak bir sevginin ifadesinden başka ne olabilir
k"?i
.
ı.
Nakşbendilik içinde, Rabbani Hareketi'nin ve bu hareketi baş-
latan İmam-ı Rabbani'nin müstesna bir yeri vardır.
çarpıcı olabileceği kanısıyla, İmam-ı Rabbani'nin cahiliyye,
batılve bid'at gibi unsurlarla yaptığı mücadelenin hangi boyutlarda
etkinliğe ulaştığını şu misalle müşahhas hale getirmek istiyoruz. Bu
misalimiz, Hindistanıda mecusi ayaklanması ile ilgilidir. İmam-ı
Rabbani'nin ölümünden uzun yıllar sonra, Hind mecusileri baş kal-
dınr, her tarafa dehşet saçarlar. Ortalığı bir anda kaos kaplar. Bu is-
yancılar, bazı şehirleri ellerine geçirirler. Mecusilerin eline düşen
şehirlerden biri de Serh~nd'dir. Mecusiler bu şehri yakıp yıkmadan
önce, İmam-ı Rabbani'nin medron bulunduğu kabristanın altını üs-
tüne getirirler. Gayeleri İmam-ı Rabbani'nİn kemiklerini mezardan
çıkarıp kırmaktır. Mecusilerin bu cahili öfkelerinin büyüklüğü, aynı
i. KöprülU Fuat, Türk Edebiyatında ılk Mutasavvıflar. Ankara 1976, 5.86.
zamanda, İmam-ı Rabbani'nin batıla karşı verdiği savaşın büyüklü-
ğünü ve etkinliğini gösterir. la .
Şimdi İmam-ı Rabbani'yi incelemeye başlayalım.
A- İMAM-I RABBANtNİN HAYAT HİKAYESİ
Bilindiği üzere, Nakşbendi tasavvuf disiplinini kuran, Kasr-ı
Arimn'dan2 Hace Muhammed Bahaeddin Nakşbend (718/1318-
791/1388)diı3. Onun kurduğu bu tasavvufi disiplinin Hindistan'a
girişi, kendisinden yaklaşık bir buçuk asır sonraya tesadüf eder4•
Bu ekolün esaslan, sohbet, zikr-i hafi, murakabe, teveccüh, rabıta,
tefekkür-i mevt gibi unsurlardan oluşu~.
Aslen Kabil'li olduğu halde, Nakşilik yolunun Hindistan'a gir-
mesine aracılık eden Muhammed Hace Bill Billah KabOli (971/
1563-1012/1603), onun şeyhidir6•
İmam-ı Rabbani 4 Şevval 971/27 Mayıs 1564'de Serhind'de
dünyaya geldi7, Nesli Hz. Ömer (r)'e dayanır. Kaynaklardan, onun
soy kütüğünü şu şekilde tesbit etmiş bulunuyoruz:
1.Hz. Ömer (r)
2. Abdullah İbn Ömer (r)
3. Nasır
4. İbrahim
5. İshak
6. Ebu'l-Feth
7. Abdullah el-Vftiz el-Ekber
8. Abdullah el-Vaiz el-Asgar
la Bilgin, İbrahim Edhem, Devrimci Sufi Hareketleri ve imam-ı Rabbdni, İstanbul
1989, s.57.
2. Kurralı, Kasım, Nakşbendiligin KurulllfU ve Yayıl'lı, s.98.
3. Hani, Muhammed b. Abdullah, Addb, çev.: Ali Hüsrevoğlu, İstanbul 1980, s.78.
4. Yazıcı, Tahsin, "Nakşbend", lA.c.IX., Istanbul 1970,.s.54.
5. El Kürdi, Muhammed Emin, Tenviru'l-Kulab, Kahire 1322, sS.354 vd.
6. Kurralı, a.g.e., 5.93.
7. Ansari, Muhammed Abdul Haq, Sufism and Shari' ah, A Study of Shaykh Ahinad
Sirhindi's Effort to Reform Sufism, London 1986, s.11.
9. Mes'ud
10. Süleyman
11. Mahmud
12. Nasiruddin
13. Yusuf b. Şihabeddin (Farah Şah el-Kabili diye meşhur)
14. Ahad
15. Şu'ayb
16. Abdullah
17. İshak
'
18. Abdullah
19. Yusuf
20. Süleyman
21. Nasiruddin
22. Nur
23. İmam Refi'uddin
24. Habibullah
25. Muhammed
26. Abdülhay
27. Zeynelabidin
28. Abdülehad
29. İmam-ı Rabbani Ahmed Farı1klS'erhindi8.
Hz. Ömer ile başlayan yaklaşık bin yıllık soyağacı, görüldüğü
gibi yirmi dokuzuncu dalolarak İmam-ı Rabbani ile sonuçlanmış-
tır.
Babası Şeyh Abdülehad (927/1521-1007/1598) entellektüel bir
kişi, aynı zamanda bir Çişti sufisi idi9.
8. El-Hani, Abdülmecid b. Muhammed, EI-Hadilcu'I-Verdiyye, ss.118-9.
9. Abdülhay b. Fahreddin el-Haseni, Nüz}ıeIü'I-Havatır, Haydarabad ı976, s.43.
İmam-ı Rabbanı'ni~ lakabı Bedrüddin, künyesi Ebulberakat,
makamı kayyiim-ı zaman müceddid-i elf-i sanı olarak kaydedilirıo.
\ Nüzhe'de, Kur'an ezberleme işini Güvelyar'da hapishanede iken
yaptığı zikrolunuyorsa dai i, bir kısım kaynaklar, hıfz olayının kü-
çük yaşta babasının yanında gerçekleştiğini ileri sürmektedirıı. Ka-
naatimizce, onun hafızlık vasfını kazanması küçük yaşlarda olmalı-
dır. Zira, geleneksel İslam kültüründe zihne kolay yerleşmesi
bakımından hafızlık, çoğunlukla buyaşlarda yapılır.
Babası Şeyh Abdülehad, Şeyh Abdülkuddüs'ün tavsiyesi ile
önce zahıri ilimieri tahsil etmiş, daha sonra da Şeyh Rüknüddin'den
Kadiriyye. ve Çiştiyye tasavvuf okullannın manevı eğitimini ta-
mamlamış idil3• Babasının kör bir vahdet-i vüciidçu olmadığını
söyleyen İmam-ı Rabbani, bu hususu teyid için, onun Kenzü'l-
Hakaik adlı eserini referans olarak verirl4•
Babası, kendisinde bulunan zahirı ve batını mirası oğluna akta-
nr. Daha sonra da aklı ilimierde ilerlemenin lüziimuna inandığı için
felsefe, kelam ve mantık dersleri alıris. Naklı ilimlerde zenginleşen
bir ilim adamının, rivayetçiliği aşıp dirayetçi vasfı kazanması, yeni
bir şeyler üretebilmesi için, aklı ilimlerden nasibininolması önem
arzeder.
Daha sonra, Sahih-i Buhari'yi şerhetmiş hadis alimlerinden,
Kübreviyye yolu müntesibi Yakub Sarfi (ö.l003/1594)'den hadis
dersleri aldı 16. Onun ders aldığı önemli simalardan biri de, Kadı
Behlül Bedahşanı idi. Bu zattan tefsir ve hadis metinleri okuyan
İmam-ı Rabbanı, on yedi yaşında ilmı tahsil serüvenini tamamla-
dı17.
Kaynaklar, onun eser vermeye başladığı yaş sınırını onyedi
olarak gösterir. O sıralar, Şia İmanıiye'sine red olarak yazdığı bir ri-
sale'den bahsedilirl8.
İsbatü'n-Nübüvve adlı eserini yirmi yaşında
ıo.Şarkpuri, Muhammed Halim, imam-ı Rabbdni, çev.: Ali Genceli, s. ıo.
iı.Abdülhay, a.g.e., s.44.
12.Şarkpuri, a.g.e., s.16;
13. Ansari, Sufism, s.I2.
14. Aynı yer.
ıs.Abdülhay, ag.e .•s.43.
16. Aynı yer.
17. EI-Hani, el-Hadaik, s.179, Ansari, Sufism, s.I ı.
18. Abdülhay, a.g.e., s.43.
iken başkent Agra'ya gitmesinden sonra telif ettiğini zannediyoruz.
Zira ileride göreceğimiz gibi, o dönemin yöneticisi Ekber Şah (963/
1556-1014/1605), lüzumsuz tolerans aşınlığına kaçarak, İslam kar-
şıtı görüşlerin yeşermesine imkan sağlamış ve bu ortama ilk defa
giren İmam-ı Rabbanı, bazı imanı konularda sapık fikirlerle tanış-
mıştı. Agra'da, şair Feyzı (954/1547-1004/1595) ve kardeşi, Ekber
Şah'ın çok yakın dos.tuEbu'l-Fazl (958/1551-1011/1602) gibi şahıs-
larla temasa geçen Imam-ı Rabbanı, peygamberliğin gerekliliğine
inanmama gibi bozuk bir alôde ile yüzyüze geldi. 19 Ebu'l-Fazl'ın
şeriatı tanımaması, ibadeti riyakarlık olarak değerlen~irmesi, akla
ifrat derecede ağırlık verip bütün dinle~ kötülemesi, Imam-ı Rab-
banı'nin ruh dünyasını derinden sarstı. Oyle sanıyoruz ki, peygam-
berlik müessesine ihtiyaç olmadığı konusundaki, aşın rasyonalist
görüşleri törpülernek üzere yirmi yaşını biraz geçmiş iken İsbatü'n-
Nübüvve adlı eserini kaleme almış olmalıdır. Bu eser Türkçeye ka-
zandınlmıştır.
Onun Ebu'l-Fazl ile nübüvvet konusunda yaptığı tartışmalar so-
nucu, içine düştüğü manevı sıkıntıyı farkeden babası Şeyh Abdüle-
had, Agra'ya gelir, onu Serhind'e geri dönme konusunda ikna
edeı2°.
Babasının ona Çişti hilafet İcazeti ve hırkası vermesi, öyle sa-
nıyoruz ki, Agra dönüşünden sonra olmalıdır.
. Şeyh Sultan adlı manevi nüffizu yaygın, Tihaniser'de ikamet
eden bir zat, rüyasında Hz. Peygamber (s)'den aldığı işaret üzerine
kızını İmam-ı Rabbanı ile evlendirir. Ancak evlendikten kısa bir
süre sonra, İmam-ı Rabbani'nin ölümcül bir hastalığa yakalandığı-
nı görüyoruz. Hanımının yaptığı ihlas yüklü bir dua ile, rüyasında
duasının kabulolduğu
müjdesi "-Ey hatun üzülme! Bu zattan da-
ha binlerce önemli işler beklenmektedir" şeklinde noktalanır ve
İmam-ı Rabbanı iyileşir21•
Hayatının bu döneminde İmam-ı .~abbanı, Kelabazi (Ö. 390/
l(00)'nin et-Ta'arrufu, Sühreverdi (D:632/1234)'nin 'Avarifi ve
19.Ansari, a.g.e., s.II-2.
20. Aynı eser, s.12.
2 i.Şarkpuri, İmam-ı Rabbani, s. 18.
22. Ansari, a.g.e., s.12.
İbn 'Arabi (Ö. 638/1240)-'nin Fusus'u, gibi tasavvufa ait kaynak
eserleri inceleıl2.
Abdulehad, vefatı yaklaştığında, dedelerinden kalan Sührever-
diyye hilafet hırkasını ve Şeyh Kemal Kithel'den almış olduğu Ka-
diriyye hırkasını, Şeyh AbdülkuddOs GennOhi'den aldığı hırkayı
oğlu İmam-ı Rabbani'ye verdi23. İmam-ı Rabbani'nin, bu şekilde
Sühreverdiyye, Kadiriyye ve Çiştiyye tarikatlarında olgunluk ifade
eden hilafet gibi bir payeye ulaşması, Nakşbendilik tasavvuf okulu
ile karşılaşmasından önce olmuştur. Babası, 1006/1597 tarihinde
vefat etmiştiı24.
İmam-ı Rabbani, babasının, ölümünü takiben hac yolculuğuna
çıkaı25. Yolda, Delhi'ye uğ~~. O sırada, Kabil'de İkamet etmekte
bulunan Hacegi Emkeneki (0.918/1008), halifesi Hace Bill Billah
Kabull (971/1563-1012/1603)yi, Delhi'de Nakşilik yolunu yaymak
üzere görevli olarak göndermiş bulunuyordu26. Bu ünlü Nakşi şey-
hinin, Hind topraklarına gelmeden önce gördüğü bir rüya şu şekil-
deydi: "Büyük bir ağacın dallarının birine bir papağan konmuştur.
Bu papağanın kendisinin olması ve eline konması isteğini içinden
geçiriyor. O sırada papağan kalkıp, gelip Hoca'nın eline konuyor.
Bunun üzerine Hoca Bill Billah, rüyayı hayırlı bir başlangıç kabul
ediyor ve rüyasını bazı ileri gelen zevata anlatıyor. Onlar da hayra
yoruyorlar. Ve Baki Billah Hindistan'ın yolunu tutuyor. Serhind ci-
varına geldiği zaman, yine rüyada kendisine "Kutbu'l-aktab'ın ya-
kınlarında bulunuyorsun" derler ve Hoca Bill Billah yerden sema-
ya kadar heryerin nura dolduğunu görür ve bunu izleyerek Delhi'ye
ulaşır,,27
İmam-ı Rabbani, Delhi'ye geldiğinde Hoca Baki Billah Kabuli
ile tanıştırılır. Hoca BakJ, ona, birkaç gün yanında kalıp sohbetinde
bulunmasını rica eder. Imam-ı Rabbani bu sohbetlerden etkilenir.
Sonunda el almak istediğini rica eder, kabulolunur; İmam-ı Rabba-
ni iki buçuk ay gibi kısa bir zamanda Nakşilik yolunda olgunlaşır,
fena-yı hakiki'ye ya da mutlak birliğe (cem'u'l-cem') ulaşır*. Fark
23.Şarkpuri,a.g.e.,s.IB.
24.Abdülhay,Nüz.he. s.44.
25.Ansari,a.g.e.,s.13;Abdülhay,
a.g.e.,s.44.
26.el-Hiini,Hadaiku '1-Verdiyye s.179.
27.Şarkpuri,a.g.e.,s.20;el-Hani,a.g.e.s.179-IBO'deLnam-ıRabbiinfninfaziletile
ilgili,çeşitlinakillerbulunmaklabirlikte,bizkısacaburivayetleyetiniyoruz.
*. Ayr.bkz.Yılmaz,H.Kamil,"ımam-ıRabbani",EvliyalarAnsiklopedisi,c. vın.,
ıstanbul1996,ss.200-1.
ba'de'l-cem' maldirnına ulaşana kadar manevi eğitime devam eder.
Baki Billah bu makamı insan çabasıyla ulaşılabilenin sonu ve "ma-
kam-ı tekmil" olarak isimlendi.ri?8.
Hace Baki Billah kabiliyetinden memnun kaldığı bu öğrencisi-
ni, bir yakınına yazdığı mektupta şu şekilde öğer: "Serhind'den Ah-
med adında bir genç geldi. Bu süre içinde onun hakkında şu intiba-
ya sahip oldum. inşallah, o gelecekte, halka hakikatları açıklayan
gerçek bir önder olacaktır,,29.
İmam-ı Rabbani bu manevi eğitimden sonra, Serhind'e döner.
Orada meydana gelen manevi değişiklikleri, Mektubat'ın başında
yer alan yirmi mektupta genişce anlatrnıştıı3°. Sübjektif değeri bu-
lunması nedeniyle anlaşılması, ancak o hali yaşamakta mümkün
olan bu haller, onun hızla manevi terakkilere mazhar olduğunu gös-
terir.
İmam-ı Rabbani, şeyhinin ricası üzerine bulunduğu bölgede
Nakşilik okulunun eğitimini yermeye başlar. Hace Baki Billah'ın
vefatından kısa bir süre önce, Imam-ı Rabbani Delhi'ye gelir, şeyhi-
ni ziyaret eder. Dönerken, kendi oğullarını yetiştirmesi için ona tes-
lim edeı3l.
. Ansari, İmam-ı Rabbani'nin tekamülünün üç evresini şu şekil-
de özetler: "imam-ı Rabbani, tecrübesinin üç aşamasını metafizik
deyimlerle şöyle anlatıyor: 1. Vahdet-i VücOd, 2. Zıl1iyyat, 3.
Ubudiyyet, Saf tasavvuf dili ile bunlar cem', ya da cem'u'lcem' ma-
karnını, fark ba'de'l-eem ve mutlak fark makamlarını temsil eder.
ilk iki mertebe herkesee malumdur. Bunları çoğu mutasavvıf yaşa-
mıştır. Sonuncu makam ise pek bilinmez, bu makama ulaşan nadir-
dir,,32.
Hace Baki Billah 1012/1603 senesinde vefat edince, İmam-ı
Rabbani, Nakşbendi tasavvuf okulunu, çevresindekilere yaymaya
başlar33. Çeşitli bölgelerden gelenleri man"en yetiştiren İmam-ı
28.İmam-!Rabbanru,Mektabat, mektObno:290.
29.el-MevdOdi,Ebu'l-A/ii, islam'da ihya Hareketleri, çev.:A. Ali Genç,İstanbul
1986,5.102.
.
30.İmam-!Rabbani,Mektabdt, 1-20no'lumektuplar.Ayncabkz.:Ebu'l-Hasenen-
Nedvi,el-İmiimü'5-Serhindi,Kuveyt1983.
31. Ansari, SuflSm. 5.15-6.
32.Aynıyer.
33.Şarkpuıi,imam-ı Rabbiini, 55.29vd.
Rabbani onlan Hindistan içinde ve dışında çeşitli bölgelere, Nakşi-
lik yolunu tanıtıp yaymak üzere gönderdi34• İmam-ı Rabbani, Nakş-
bendi tasavvuf okuluna, kendi şahsiyetini katmak suretiyle, onu
adeta, riyazi bir düstur halinde tebaruz ettirdi. f
Nüzhe'de kaydedildiğine göre, İmam-ı Rabbani, irşad görevi
sırasında fıkıh, usul, kelam, tefsir, hadis, tasavvuf gibi çeşitli ilim-
lerde dersler veriyordu. Hidaye, Pezdevi, Şerhu'l-Mevakıf, Beyza-
vi, Mişkat, Buhari ve Avarif gibi eserleri okutuyordu 35.
O, yazdığı mektuplarda görüşlerini aksettirdiği için, kopyalan-
mn çoğaltılıp halk arasında dağıtılmasını sağlardl36.
Nakşbendilik bu zatın tesiriyle Hindistan'da sür'atle yayılmış
ve hatta devlet adamlannın çoğu bu sufi ekole girmişti. Bu bakım-
dan çekemeyenler, İmam-ı Rabbani'yi Sultan Nureddin Cihangir'e
iftira yoluyla ispiyonlayarak hapse girmesine neden oldul~7. Ci-
hangir onu huzuruna getirtti. İmam-ı Rabbani huzura girince tahiy-
ye secdesi yapmadı. Gereken tevazuyu da göstermedi. Sultan Ci-
hangir öfkelenerek onu Güvalyar'da hapse attı. Cihangir'in oğlu Şah
Cihan, İmam-ı Rabbani'yi çokseviyor ve ona nürmet ediyordu.
İmam-ı Rabbani'yi kurtarmak üzere, Efdal Han ve Müftü Abdurrah-
man'ı bazı fıkıh kitaplanyla tahiyye secdesi konusunda ikna etmek
için ona yolladı. Bu kitaplarda, sultanlara tahiyye secdesi yapmam n
cevazından bahseden fetvalar vardı. Ancak, Imam-ı Rabbani'nin
verdiği cevap şuydu: "Bu sadece ruhsattır. Azimet ise, Allah'tan
başkasına secde etmemektir". Neticede üç yıla yakın hapiste kaldı.
Daha sonra hapisten çıkarılarak askeri bir karargahta yaşamaya
mecbur bırakıldl3B•
İmam-ı Rabbanı, Mektubat'ta bu durumunu şöyle tasvır ediyor:
Sultan (Cihangir) tarafından gelen,engele bakınca, bu durumu, Azız
ve Şan sahibi Mevla'mn rızasına açılan bir pencere olarak görüyo-
rum. Bilhassa bu stresii günlerde, yapılan muameleler ilginçtir. Bu .
34. Ansari, a.g.e., 5.16.
35. Adülhay, Nüzlıe, 5.44.
36. Ansari, Surısm. s.IB.
37. Ahmad, Aziz, Studies in Islamic Culture in The Indian Environment. London
1966, s. i82.
3B: Abdülhay, Nüzlıe. 5.44; Ahmed Hilmi, Hadikatü'I-Evliya, II, ss. 97-IOB.
aynlık günlerinde, bunlar, bir nazdır, işvedir, müHitafedir"39. Bu
mektuptan ortaya çıkan sonuca göre, İmam-ı Rabbani üzerindeki
bu sıkıntıdan Aııah'a karşı şikayetçi değildir. Haline razı, Rabbisin-
den hoşnuddur.
Hükümdar Cihangir vefatına kadar, onu danışman olarak kul-
landı. Sohbetlerinde bulundu, ondan yararlandı. Imam-ı Rabbani,
yönetir~1İnen üst kademesine olumlu yönde etki etti.
İmam-ı Rabbani'nin v~fatı, 1624'te, Ekber Şah'ın 1605'te, Ci-
hangir adıyla tahta çıkan Selim'inki ise 1627'dedir. Bu durumda,
İmam-ı Rabbani'nin her iki sultanla ilişkili olduğu gözlenir. İmam-ı
Rabbani'nin her iki sultan dönemindeki faaliyetleri nasılolmuştur?
Şimdi bu keyfiyeti ele alalım.,
i. EKBER ŞAH DÖNEMİ ;
Ekber. Şah, kaynaktann ifadesine göre, kuvvetli bir eğitim-
öğretim görmemiş bir yönetici idi. Onun bu eksikliği, ülke içerisin-
de, birtakım siyasi, akidevi, kültürel yaralanmalara sebep olmuş-
tu4O•
Etrafında hakkı söylemeyen da1kavuk alimlerin bulunuşu, Ek-.
ber Şah'ı ehil olmadığı konularda cür'etkar yapmıştı. Bunun en gü-
zel örneğini, bir takım saray bilginlerinin 1579 senesinde Ekber
Şah hakkında hazırladıklan şehadetnameoluşturur41•
Bu şehadet-
namede, Ekber Şah'ın müctehidlerin üzerinde bir mevkiye sahip ol-
duğu, onun müctehidlerin anlaşamadıklan hususlarda, en son karar
verme yetkisine sahip bulunduğu açıklanıyordu. Cahil birinin elin-
de bu yetki, "Din-i İlahi" diye eklektik karakterli yeni bir dinin olu-
şumuna yol açtı. Ekber Şah bu dinin baş rahibi olup kurucu pozis-
yonundaki beyin ekibi, Moııa Mübarek ve oğlu Ebu'l-Fazl'dan
teşekkül etmişti42• Bu, İslam dininin yerini alması maksadıyla ku-
rulmuş bir din hüviyetinde görülmektedir. Bu, yeni Hindistan'da
heterojen yapı arzeden dini oluşumlan bir noktada toplayabilme
amacıyla düşünülmüş bir hareket olarak da değerlendirilebilir. Bu
espiriden hareketle Hıristiyanlık, Hindiuzm, Zerdüştlük ve Budizm
39. İmam-ı Rabbani, Mektt2bat. mektup no: 490.
40. Şarkpuri, Imam-ı Rabbdnf. s.30.
41. Ansari, Sufisrn, s.24; ayr. bkz.: M. Mujeeb, Indian Muslims. AlIen Le Unvin,
1967, ss. 242-3.
dinlerinin inanç, ibadet ve muameHit kuralları bu dinin çatısı altın-
da birleştirildi. Bu dinin uygulanmasının yapılacağı bir salon inşa
edilmişti. 144 kişiden oluşan çoğu Hindfi, Daniş-i Amfizan-ı Devlet
adında bir konsey görev başındaydı43.
Bu din her ne kadar, hiçbir din saliki tarafından kabul görme-
miş ise de, o dönemindinı yozlaşmasını gösterir bir kriter olarak
görülebilir.
O dönemin genel manzarası müslümanların lehine değildi.
İmam-ı Rabbanı bir mektubunda bu hususu dile getirirken şu tesbit-
Ieri yapıyordu: "Gayr-i müslim hindiler, camiJeri yıkmaktan ve yer-
lerine puthaneler yapmaktan çekinmiyorlar.' Omeğin Kurukşatra'da
bir mescid, bir.de türbe vardı. Bunları yıkıp yerine puthane yaptılar.
Müslümanlar Islami emirleri yerine getirmede güçsüz iken, gayr-i
müslimler ibadetlerini açıktan yaparlar. HindOlar Ekadaşi günlerin-
de oruç tutarlar. Bu günler zarfında, müslümanların mahallelerinde
yiyecek yapıldığını, yemek yapıldığını görmek mümkün değildir.
Halbuki hindOlar, müslümanların Ramazan ayında, rahatça yiyecek
pişirir ve satarlar. Müslümanlar zayıf olduğu için bunlara kimse ka-
nşamaz. Ne yazık ki, ülkenin yöneticisi bizden birisi olduğu halde,
biz böylesi bir zillet içindeyiz,,44.
Mektfibat'ta, bu sakat dinı politikaya karşı çıkan, Muizzü'l-
Mülk ve Molla Kadı Yezdı gibi alimlerin öldürüldüğü anlatılır45•
Mevdfidı, Ekber Şah devrindeki dini, siyasi, sosyal ve kültürel
bozukluklan değerlendirirken' maddeler halinde bazı tesbitler ya-
par. Şimdi bu problemleri görelim
ı. Ahlaken genel bir çöküş başgösterdi.
2. Yöneticilerin zulmü iyice artmaya başladı.
3. Hükümdar yakınlarının hafifliklerinin çoğalmaya yüz tuttu.
4. Meşru olmayan yoldan servet sahibi olma olayları arttı.
42. Ahmad, Aziz, lslamic Culture, s.175.
43. Nadvi, The Education, s.107.
44. 1mam-ı Rabbani Mektubat, mektOp no: 92.
45. Aynı eser, mektOp no: 47 ve 81.
5. İşçi, Puhuş ve isrM iyice yaygın hale geldi.
6. Öteki dünyanın varlığını kabul etmeyenler çoğaldı. Hesap
gününün varlığına inanmayanlar, yaptıklarının yanlarına kar kala-
cağını zannederek yaşarlar. Bunun sonucu, ceza verilmeyecek suç-
ların artışı kaçınılmaz olur.
.
7. İslam, geldiği bedevi-çöl standardına göre bir din olup, Hin-
distan gibi, farklı coğrafya şartları içinde, buraya uygun bir din tes-
bit etmek gerekir, düşüncesinin sinsice kamuya malolması, düşün-
dürücüydü.
8. Ebu'l-Pazl ve sarayda odaklanan belli bir kesimin, İslam di-
nine ait değerleri küçümsemesi, alayetmesi. Mesela Hz. Muham-
med (s) ve onun evliliği ile alayediliyordu.
9. Yine aynı çevre, Kur'an-ı Kerim'in, Hz. Muhammed (s) tara-
fından telif edildiği düşüncesini yayıyordu.
10. Kur'an-ı Kerim'de ayetle sabit olan İsra olayı, hurafe ola-
rak telakki ediliyordu.
11. Doğan çocuklara Ahmed ve Muhammed gibi isimlerin ko-
nulması kerih görülür oldu.
12. Ulema bozulmuştu. ilim yapmaktan ziyade maddi çıkarlar
peyinde koşuyorlar, hakkı konuşmaya yanaşmıyorlardı.
13. ileri giden bazı sapıklar, haşa Hz. Muhammed (s) ile decca-
lin aynı kişi olduğunu savunmaya başladılar.
14. Saraya yakın müslümanlar, o çevrenin baskısından korka-
rak namazı gizli kılar hale geldiler. Hatta bu saray fobisi yüzünden
namazı tamamen terkedenler de oluyordu.
15. Ebu'l-Pazl, namaz biçimleri konusunda yeni teoriler geliş-
tinne peşindeydi.
16. Edebiyat ve özellikle şiir,şairlerin küfrü sevdinne aracı .ha-
line geldi.
17. Paralann üzerine Din-i İlahi'nin zorunluluğuna dair ifadeler
basıldı.
18. Müslümanlar ve HindOlar bu eklektik din merakı yüzünden
bunalıma düştüler.
19. İslam yerine Din-i İlahı tervle edildi.
20. Yeni dinin kelime-i tevhidi şöyleydi: La ilahe illaIlah, Ek-
ber (Şah) halifetullah".
21. HindO ve müslümanlara bu dine girmeleri konusunda bas-
kılar yapıldı.
22. Din-i İlahi'yi kabul edip benimseyenlere "Çıla" adı verildi.
23. Bu yeni dinin selamlaşma diyalogu şöyleydi:
- Allahü Ekber
- Celle CeHiluhO!
Bu selamıaşmadaki "Ekber" ifadesi ile, "Ekber Şah" kastedili-
yordu.
24. Çılalarm sanğmda Ekber'in resmi vardı.
25. Ekber Şahım huzOruna çıkanlar; ona secde etmek zorun-
daydı.
26. Din-i İlahı'yi oluşturan unsurlardan Zerdüştlüğe bakarak sa-
rayda sürekli olarak meş'ale yakmak adeti ihdas edildi.
27. Yine aynı etki ile, akşamları, törenle mum ve lamba yakma
törenleri yapılır oldu.
28. Hıristiyanlıktan çan çalma, üçleme (trinite) inancı ve diğer
ibadet şekilleri benimsendi.
29. İnek kesmek yasaklandı. Zira HindO dininde ineklerin ifade
ettiği kutsı bir yön vardı. Buyönden saygıya mazhar bir hayvandı.
Ancak, HindO dininde ineklerin ilah olmadığını söylemekte yarar
g?rüyoruz.
.
30. HindO dininin terminolosinden alınan isimlerle birtakım
bayramlar düzenlendi.
3ı. Saray ve çevresinde sürekli olarak, ısrarla "Harvan" ayini .
icra edildi.
32. İbadet şekillerinden biri de, günde dört .defa güneşe karşı
tapınarak, onun adını belirli sayıda zikretmek idi.
33. Şans getirir inancıyla vücutta birtakım eşyalar taşınması
moda oldu.
34. Hindfiluktaki re-enkarnasyon (tenasüh, ruh göçü) inancı,
insanlar arasında gittikçe yaygınlaştı.
35. Nevruz günü şarap içmek farz olarak ilan edildi.
36. Din-i tlahi'nin özelliklerinden biri de sakalları traş etmekti.
37. Amca kızı, dayı kızı, hala kızı, teyze kızı ile evlenmek ya-
saklandı. Halbuki İslam'a göre, bu mahzurlu bir davranış değildi.
38. Erkeklerin ipek kullanması, altın takması caiz telakki edilir
oldu.
39. Erkek için evlenme yaşı onaltı, )az için ondört uygun görül-
dü.
40. İslamiyet'te ruhsat olduğu halde, birden fazla evliliğe izin
verilmedi.
4 ı. Domuz, helal, temiz ve son derece saygı duyulması gere-
ken bir hayvan cinsİ olarak kabul edildi.
42. Cesetler İslam'daki gibi gömülmüyor, ya ateşte yakılıyor,
ya da suya atılıyordu. Eğer, ölünün ailesi toprağa gömülmesini isti-
yorsa, ayağı kıbleye gelecek şekilde defnedilmesine izin veriliyor-
du. Halbuki İslam'daki defin işlemi, ölünün sağ tarafı kıbleye gele-
cek şekilde tanzim edilmiştir.
43. Ekber Şah gece yatarken ayağını özellikle ve ısrarla kıble
istikametine uzatmayı itiyad haline getirmişti. Ve bunu, diğer in-
sanlara da tavsiye ediyordu.
44. İslami ilimlerle uğraşanlar hor görülür oldu.
45. Resmi dil Farsça iken, Hintçeye çevrildi.
46. Dindar müslümanlar, eziyet ve hicrete maruz bırakıldılar.
47. Sözde ulema, küfre karşı çıkmadığı gibi, küfrün fiili savu-
nucusu oldu.
48. Bütün bu fitne ve fesaddan tasavvuf da payım almıştı.
49. Helaller haram, haramlar da helal sayılmıştı46•
Bunlara ek olarak Ansari'nin yaptığı tesbitler de şunlardır:
50. Ekber Şah" İslamı inanışlan, uygulamalan ve kişilikleri
tenkid eden zevatı sarayında etrafına toplamış bulunuyordu. Bunun
sonucu olarak kendisi, o kişilerin bozuk telkinlerinin etkisi altında
kalıyordu.
51. Ekber Şah'ın bu yeni arayışı içerisinde, Allah'a inanç aynen
muhafaza edilmiş olmakla birlikte, bunun dışında kalan herşey, kai-
natın yaratılışı, meleklerin varlığı, yeniden diriliş, vahiy ve nübüv-
vet inancı inkar edilmişti.
52. Kainatın ezeli olduğu savunuluyordu. Halbuki Rahman Su-
resinin 26 ve 2Tnci ayetlerinde zikrolunan, Allah'tan başka herşe-
yin geçici olduğu hususu, ilahi bir hakikat idi.
53. Hazret-i Peygamber (s)'in hayatı tenkit konusu yapılır ol-
muştu.
54. Namaz ve diğer farz ibadetler de eleştiriliyordu.
55. Karşı çıkanlar, hapse atılmış yahut da öldürülmüştü.
56. Ekber Şah, zekat ve cizye uygulamasını da kaldırınıştı.
57. Evlilik müessesesi alayedilir, zina teşvik görür olmuştu.
58. Cum'a hutbelerinde Hz. Peygamber (s) ve ashabımn adlan-
nın okunması yasaklanmıştı.
59. Hicn takvim uygulaması da terkedilmiştİ.
46. Mevdudi, is/iimda ihya Hareketleri, ss.95-102; Bayur, Hikmet, Hindistan Tarihi,
c.n. sS.72-94.
60. Devlet, Arapça öğretim yapan okullara yardımı durdurmuş-
tu.
61. İslami görevleri yerine getirecek resmi memuriyetlere, kad-
ro boşalması durumunda yeni tayinler yapılmaz olmuştu.
62. Birçok yerde müslümanlar, bu sakat politika nedeniyle
ölümle yüz yüze gelmiş bulunuyordu47 .
.
İmam-ı Rabbani'nin Ekber Şah'ın yönetimindeki hayat dilimi
işte bu zorluklar ve dertlerle yüklüydü. Ders vermekte olduğu Ser-
hind'den her tarafa yazdığı mektuplarla müslümanları uyarmaya de.
vam ediyor, sapık fikirlere karşı, başta İsbatü'n-Nübüvve olmak
üzere çok sayıda eserler yazıyordu. Yönetimi eleştirmekten bir an
bile geri durmuyor ilmi dirayeti, fım cesareti ile reaks!yoner tavrını
bütün bir topluma yaymaya, mal etmeye çalışıyordu. Olüm tehlike-
si olmasına rağmen sonunda kalktı, Ekber Şah'ın bulunduğu Ekber-
AbM şehrine gitti. Orada Ekber Şah'ın yakınlarını çağınp şunları
söyledi: "Padişah, Hak Taalaya ve O'nun ResOlüne asi olmuştur.
Benim tarafımdan kendisine söyleyip hatırlatınki onun padişahlığı
da, kudreti de, iktidarı da, askeri ve ordusu da, her şeyiyle aklına
bile gelmeyen müthiş bir musibetle dağılacak, perişan olacaktır.
Tevbe etsin. Allah ve ResOlünün yolunu tutsun. Aksi halde, AI-
lah'ın kahnnı, gazabını beklesin! .."
.
Murtaza Han, İmam-ı Rabbani'nin müridleri, Ekber Şah'ın sa-
rayındaki görevli Han-ı Hanan (Bayram Han) ve Han-ı A'zam (Ab-
dürrahim Han) bu sözlü uyarıyı Ekber Şah'a ilettiler. Ona hidayet
yolunu göstermek konusunda, çok uğraştılarsa da, nasihat dinlete-
mediler. O, yeni dininin başarısının sarhoşluğu içindeydi. O sırada
saray müneccimleri Ekber Şah'ı uyarıp saltanatının sona ermesinin
yaklaştığını haber verdiler. O sırada Ekber, kendisini korkutan son
derece. müthiş bir rüya gördü. Bu olayonu etkilemiş olmalı ki, "is-
teyen Islam'da kalır, isteyen Din-i İlahi'yi sl(çer. Kimseye zorlamak
yoktur" şeklinde bir ferman çıkardı48.
İmam-ı Rabbani'ye atfedilen bir rivayette, meydana gelen il-
ginç bir olayanlatılır. Ekber Şah bir tören tertipler. Çadırlar kurdu-
rur. Din-i İlahi mensuplarının çadırlarını süslü, bol yiyecek ve içe-
47. Ansari, Sufism. ss.25-6.
48. Şarkpuri, imam-ı Rabbdni, ss.31-2.
cekle doldurur. Müslümanlarınlcini eski çadırlar ve içinde kuru ek-
mek konulmak şeklinde hazırlatır. Din-i İlahi'nin bu çadırlar gibi
yeni ve süslü olduğunu, İslam'ın da artık eskidiğini ve d~rumunun
eski çadırlara benzediğini göstermek ister. Tören başlayınca,
İmam-ı Rabbanı, müslümanların bulunduğu bölümü bir çizgi içine
alarak, elinde tuttuğu bir kesek parçasını Ekber Şah'ın çadırına doğ-
ru fırlatır. Birdenbire çok şiddetli bir fırtına çıkar. Ekber'in saray
çadırları~da bir hengame kopar. Herkes paniğe kapılır. Bu kargaşa-
da Din-i Ilahı mensuplarının bulunduğu tarafta birkaç ölü, çok sayı-
da yararlı zuhfir etmesine rağmen, müslümanların bulunduğu taraf-
ta, en ufak bir zayiat olmaz. Bu durumu gören Ekber Şah'ın
adamlarından çoğu tevbe ile İmam-ı Rabbani'ye bey'at eder49•
Ekber Şah'ın çok geçmeden oğulları arasında şiddetli bir salta-
nat mücadelesi ortaya çıkar. Selim (Cihangir), sarayda babasının
dinı siyasetini benimsemeyen üs~düzey yöneticilerin desteğini ar-
kasına alır. Sonunda Ekber Şah vefat eder (1614). Selim (Cihangir)
tahta çıkaı5°.
2. CİHANGİR DÖNEMİ
İmam-ı Rabbanı, artık eski dönemin bitip, yeni bir dönemin
açılışını belli beklentilerle ümit içinde karşılamıştı. Cihangir tahta
geçince, bu ümidinin doğrulamasını yapmak üzere, Cihangir'in ,da-
ha önce verdiği sözünün teyidini ister. Onun için Cihangir'in hocası
Şadr-ı Cihan'a "Şimdi d~rum değiş~i, halkın düşmanlığı yatıştı.
Islam liderlerinin, Sadr-ı Islam'ın ve Islam ulemasının görevi, artık
Şeriatl~ emrettiği hayatın gerçekleştirilmesi için çalışmaktır. Tahrip
olmuş Islamı kurumlar çabucak eski durumlarına yeniden kavuştu-
rulmalıdır. Bu hususta gecikme iyi değildir,,5 i, diye mektup yaza-
rak onu motive etmeye çalışır. Sadr-ı Cihan, Cihangir'in hocası ol-
duğu için, onun sözünü dinlemesi kuvvetle muhtemeldi.
Cihangir'e gör.evini anlatabilecek kadar yakın olan saray görev-
lisi Han-ı Cihan (O.l041/1630)'a yazdığı mektupta da, aynı yönlen-
dirme stratejisi açıkca görülmektedir: "Hükümdar senin sözlerini
dinliyor. Ve onlara değer veriyor olduğundan, ona ehl-i sünnet ve'l-
49. Aynı eser, ss.32-3.
50. Niziimi, Khaliq Ahmad, Nasqshbandi Influence on the Mughal Rulers and Poli-
tics, Islamie Culture, Ocak 1965,s.47.
51.tmam-ı Rabbarıi, MektUbdt, mektup no: 195.
cema'atin itikadını anahtanyla, ya da ayrıntılarıyla anlatman ger-
çekten önemlidir. Lütfen onu Hakk'ın talimatından haberli kıL.Fır-
sat düştükçe, ona İslam'dan ve müslümanlardan bahset. İslam'ın
esaslarını savun, küfrü ve dalaleti kına,,52.
Ancak, Cihangir, babasının yaptığı değişikliklerden bir anda
vazgeçemedi. Mesela, insana secde etme adeti, alimlerin araların-
daki birbirlerini çekememezliğe varan tartışmaları, hindutarın ka-
zandıkları güç ve nüfı1zun devam etmesi başta olmak üzere, çok sa-
yıda problem çözüm bekliyordu53.
İmam-ı Rabbani, çözüm olarak, Cihangir'in danışmanlık yapa-
cak dört alimi yanına almasının, Ekber Şah dönemindeki gibi reka-
bete sebep olacağını, bunun da sıkıntılar doğuracağını ileri sürerek
sayının bir'e indirilmesini önerdi. Yaptığı bu teklifi Şeyh Farız vası-
tasıyla Cihangir'e iletti. Yönetimin zirve noktasını etkileyebilecek
kişilere mektuplar yazdı. Bu mektuplarda işlediği konular temel
olarak şu noktalarda odaklanır: 1. İslam'ın yayılması, 2. İslami ol-
mayan kanunların ilgası, 3. İslami kurumların yeniden tesis olun-
ması, 4. İslam düşmanı güçler üzerinde baskı kurulması54.
Bir önceki iktidarın Din-i ilahi sıkıntısı, şimdi, yerini Şi'i buna-
lımına terketmiştir. İktidara geldikten sonra, Cihangir, uğruna "sal-
tanatını bağışladığı"nı söylemekten çekinmediği, bilinçli, fakat kül-
türlü, son derece güzel, hayırsever, Şii mezhebinden bir hanımla
evlenmişti. Ona duyduğu aşktan, "şarap ve kebabdan başka bir şey
lazım değildir" diyordu. Bu hanımın adı Nur-ı Cihan idi. Bu bece-
rikli hanım her ne kadar hayri faaliyetleri ile göz dolduruyorsa da,
üzerinde taşıdığı Şi'i rengi, yönetimin zirvesine yansıtmakta gecik-
medi. Cihangir, hanımının etkisiyle, kendisine vezir olarak Şi'i
mezhebinden Asaf-Cah'ı seçti. İşte bu durum, müslüman ehl-i sün-
net çoğunluk üzerinde hoşnutsuzluğa sebep oldu. Halk, İmam-ı
Rabbani'ye giderek devlet mekanizmasını olumsuz yönde etkileyen
Şi'ilik konusunda yardım istedi. O da, halifesi Şeyh Bediuddin'i, pa-
dişah ordusu içinde tebliğci ve nasihatçi olarak yolladı. Şeyh Bedi-
üddin, ordu içinde başarılı oldu; bir hayli ordu mensubu ona intisab
etti. Şi'i vezir Asaf-Cah, bu durumu renk değişikliğine uğratarak
52.Aynıeser,mektupno:459.
53.Şarkpuri.lmam-, Rabbiiııı, ss.33-34.
54.Ansari.Sufism. s.27.
Sultan Cihangir'e şu şekilde yansıtır: "Şimdi, padişahın yüz binler-
ce süvari askeri, Müceddid-i Elf-i Sanınin işaretini beklemektedir.
İran'ın, Turan'ın, Bedahşah'ın, Kabil'in padişahları, Ahmed Serhin-
dl'ye mürid olmuşlar ve bunlar, Hindistan saltanatına göz koyrp.uş-
lardır. Hindistan'ı ele geçirmek için fırsat kollamaktalar. Zıll-i Ilahı
(yani Sultan Cihangir), meseleyi küçümser ve önemini göz önünde
bulundurmazlarsa, artık selin önünü almak mümkün olmaz. Bunun
için tedbir almak gerekir. İlk önce Müceddidin, halifeşi Şeyh Bedı-
üddin'in yanına gidip gelmesi yasaklanmalı. Böyle yapınca, Müced-
did (İ. Rabbani), kendiliğinden dize gelecektir. Bu yasağa uyma-
yanların hapsedilecekleri de bildirilmelidir,,55.
Yönetimin zirvesindeki bu reaksiyoner tavnn oluşumuna,
İmam-ı Rabbanı'nin davranış, söz ve fikirlerini eleştirdiği diğer
sfifiyye mensuplarının bıgane ve soğuk tavn eklenince, durum daha
da sıkıntılıoldu56.
Cihangir, kendisine gelen yalan, yanlış raporları aldıkça öfkesi
artıyordu. Ancak, hükümdar olduğu halde, kestirmeden giderek ha-
yatına son vermekten uzak kalışı, İmam-ı Rabbanı'nin genel kabul
görmüş batını ve zahiri ilimlerdeki kariyerinin ne derecede olduğu-
nu gösterir. Aynca etrafındaki saray yöneticileri, saltanatın sahibi
durumundaki Şehzade Hurrem (Şah-ı Cihan), İmam-ı Rabbanı'nin
müridi idi. Yani İmam-ı Rabbanı'nin üst düzey bürokratlardan, çok
sayıda bağlısı ve seveni vardı. Onun hedefinin dünya saltanatı ol-
madığı açıkça ortada idi. Aksi kanaat kuvvetli olsa, Imam-ı Rabba-
nı, bunu hayatıyla ödeme durumunda kalırdı. O yönetirnde Akşem-
seddin'in elini öpen ve onun nasihatlarını dinleyen Fatih örneğinde,
eli öpülen, kendisine bey'at edilen, dünyada gözü olmayan Akşem-
seddin durumundaydı.
Cihangir, sonunda "biz yüksek şahsınızın sarayı ziyaretinize
çok istekliyiz. Bu itibarla, halifelerinizi alarak teşrif buyurmanızı
bekleriz" diyerek nazik bir şekilde onu açıklama yapmak üzere, da-
vet etti. O da önde gelen beş halifesini yanına alarak saraya gitti.
Sarayda, ilminin vakarının gereğine göre davranan İmam-ı Rabba-
nl'ye, secde-i tahiyy~ yapmadığı için öfkelenen Cihangir "bana sec-
de edeceksin" dedi. Imam-ı Rabbanl'nin cevabı "ben, Allah'tan baş-
55.Şarkpuri,a.g.e.,ss.33-5.
56.Ansari,a.g.e.,s.28.
ka kimseye secde etmem" oldu. Padişah ikinci defa "seni secde et-
mekten muaf tuttuk, hiç olmazsa başını eğ! Zira, verdiğim emri geri
almaktan utanınm" şeklinde, emri hafifletti ise de, O, "bir kimsenin
hayatını kurtarmak üzere secde etmesi caizdir. Ancak doğru olan
şudur ki, Allah'tan başka kimse için secde edilmemelidir" karşılığı-
nı verdi57• Cihangir, Hatırat'ında, İmam-ı Rabbani'nin verdiği ce-
vaptan memnun kalmadığını bahsederek bu yüzden hapse attırdığı-
nı kaydederse de58, kaynaklann hemen hepsi, gerçek sebebin,
İmam-ı Rabbani'nin secde etmemesi altında yattığını söyle~9.
. Çoğunluğunu gayr-i müslimlerin oluşturduğu Güvalyar hapis-
hanesi sonunda, İmam-ı Rabbanfnin meskeni olur.
Yazdığı mektuplardan birinde, bu hapis keyfiyetin i şu şekilde
dile getirir:
"Sultan (Cihangir) tarafından gelen bu engeli düşününce, bu
durumu, Aziz ve Şan sahibi Mevla'nın nzasına açılan bir pencere
olarak görüyorum. Bilhassa bu çekişmeli günlerde yapılan bu
mOameleler acaiptir. Bu tefrika günlerinde, bunlar, bir nazdır, işve-
dir, mülatafedir,,60. Yani bu hapis olayı, tmam-ı Rabbani açısından
bir lütuf, Allah nzasına açılan bir pencere, bir işvedir.
İmam-ı Rabbani, kimseye beddua etmiyordu. Ağzından dökü-
lenler hep sabır ifadeleri ve hayır dualardı. Hatta bir keresinde taşı-
dığı bu ruh halini analiz ederken, şu yorumla, kendi durumuna ay-
dınlık
getirmişti:
"Mahpusluk, bizim
velayet makamında
yükselmemizi sağlar,,61.
İmam-ı Rabbani, görüntüsü, yaşantısı, fikirleri ve yaptığı teb-
liğler sonucu, hapishanede bulunan gayr-i müslimlerin pek çoğu-
nun hidayetine vesile oldu62.
Bu sırada, İmam-ı Rat>bani'nin yönetici kademesine mensup
müridi Han-ı Han (Bayram Han), Han-ı A'zam (Abdürrahim Han),
57. Şarkpuri, a.g.e., ss.36-7.
.
58. Ansari, Sufism, s.28., ayr. bkz.: İkram S.M., Ral/d-, Kevser, Lahore ı958, s. i6.
59. AbdUlhay, Nüzlıe, s.44., EI-Hani, el-HadIlik, s.183.
60. İmam~ı Rabbani, MektUbdt, mektilp no: 490.
61. Şarkpuri, a.g.e., s.39.
62. Amo1d, Thomas W., Preaching of ls/mn, Lahore 1956, s.412 ..
Seyyid Haydar Han~İslam Han, Mehabet Han, Murtaza Han, Ka-
sım Han, İskender Lodi, Hayat ve diğerleri Cihangir'e karşı ittifak
kurup ayaklandılar. Kabil Hanı, Mehabet Han bu ittifakın başına
geçti. Peşaver'de toplanan ordu saflarında cengaverliğiyle ün yap-
mış Patanlılar da yer aldı. Cihangir, bu ittifaka karşı büyük bir ordu
sevkedince, Hindistan'da bulunan bütün emirler ve küçük yönetici-
ler Cihangir'e isyan bayrağı açtı. İki ordu Çehlum nehri kıyısında
savaşa tutuştu. Askerleri mağlup olan Cihangir bu savaşta Mehabet
Sultan'a esir düştü. Nur Cihan Begüm, Cihangir ile Asaf Cah'ıi1esir
düştüğünü öğrenince hemen bir ordu hazırladı ve savaşmak üzere
yola çıktı. Ancak yolda kendisi de yakalandı, esir düştü.
İmam-ı Rabbani bu durumda, "ben saltanat heveslisi değilim,
kan dökülmesinden de hoşlanmam. Benim hapislik sıkıntısına kat-
lanmam, her hal ü karda bir hikmete dayalıdır. Bu hikmet tahakkuk
edince, bu musibet kendi kendine üzerimden kalkar. Savaşı bırakın,
padişaha (Sultan Cihangir'e) eskisi gibi, itaat yolunu tutun. İnşailah,
ben de yakın zamanda, bu sıkıntıdan kurtulurum" şeklinde bir de-
ğerlendirme yaparak af ve safh ile muamele etti. Onun bu isteği
doğrultusunda, Mehabet Han, Sultan Cihangir'in yanına girip
"İmam-ı Rabbani'nin emrine uyarak seni serbest bırakıyorum. Tek-
rar padişahlık tahtına oturabilirsin" tebligatını yaptı63•
İmam-ı Rabbani'nin bu davranışını, Hz. Yusufun kendisine kö-
tülük yapan kardeşlerine "bugün size başa kakma yoktur, Allah sizi
bağışlasın,,64 şeklindeki affedişine, yine Hz. Peygamber (s)'in,
Mekke'nin fethi günü, kendisine yıllarca düşmanlık yapan Mekkeli-
lere "bugün size ne yapacağımı uinuyorsunuzT sorusunu sorup da,
"Sen kerim oğlu kerimsin" cevabını alınca, "artık serbestsiniz. Bu-
gün sizin başınıza kakma yoktur" cevabındaki Muhammedi şefkate
benzetebiliriz65
İmam-ı Rabbani'nin serbest bırakılması ile ilgili bu isyanın, '
çeşitli kaynaklarda varlığına rastlayamadık. İlginç olması ve kayna-
ğın Hind-İslam dünyası literatürüne yakın bulunması nedeniyle,
Şarkpfiri'nin İmam-ı Rabbani ile ilgili biyografik eserinde geçen bu
olayı, sahihliğine duyduğumuz güvene dayanarak buraya almış bu-
lunuyoruz.
63. Şarkpuri, Imam-ı Rabbdni ss.39-40.
64. Yusuf (12),92.
65. Hamidullah, Muhammad, isUim Peygamberi. c.\., ıstanbul 1991, s.268.
Yine burada, Cihangir'in oğlunun bir teşebbüsünden bahsede-
ceğiz. Bu olayı, özellikle Abdü1hay, Nüzhe'de ele almış görülüyor.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, Şehzade Hürrem (Şah-ı Cihan),
İmam-ı Rabbanı Hazretlerinin müridIerinden idi. Şeyhi hapse dü-
şünce çok üzüldü, onu kurtarmak için şeriatta caiz "Tahiyye Secde-
si"ni anlatan fıkıh kitaplarıyla birlikte, Efdal Han ve Müftü Abdur-
rahman'ı Güvalyar'a yolladı. O fıkıh kitapları, gerçekten, sultanıara,
Tahiyye Secdesi (Selamlama Secdesi)nin meşruluğunu sav~nuyor-
du. Bu bilim adamları, ellerindeki kaynaklara dayanaraka, Imam-ı
Rabbani'ye Sultan Cihangir'e secde etmesi konusunda ricada bulun-
dular. Ancak İmam-ı Rabbani onlara şu karşılığı verdi: "Bu sadece
ruhsattır. Azimet ise, Allah'tan başkasına secde etmemektir." Neti-
cede, İmam-ı Rabbani bir kula secde ile hapis arasında tercih yap-
mak zorunda kalınca, ikincisini seçerek üç yıla yakın hapis hayatı
yaşadı66.
Sonunda Cihangir, İmam-ı Rabbani'yi serbest bırakma emrini
verir. Ancak, İmam-ı Rabbani, bu özgürlüğü birtakım şartların yeri-
ne getirilmesine bağlar. Onun ileri sürdüğü şartlar şunlardı:
1.Şimdiye kadar yapılan puthaneler yıkılacak, tahrip edilen ca-
miler yeniden yapılacak,
2. Cihangir, herkesin önünde inek kesecek ve bunu yaygınlaştı-
racak, şer'i hükümlerin uygulanması için kadılar tayin edilecek,
4. Gayr-i müslimlerden cizye alınacak,
5. Batıl erkan ve merasimleri terkedecek,
6. Bütün mahpuslar serbest bırakılacak.
Cihangir, bütün bu şartları kabul etti ve İmam-ı Rabbani hapis-
ten çıktl67. Ciharigir bununla yetinmedi, onu sarayına çağırdı, bir
cübbe giydirdi, mülkünü geri verdi, bin rupi hediye etti..Imam-ı
Rabbani'yi kendi memleketine dönmek veya ordugahta kalmakta
serbest bıraktı. O da yönetim çevresine yakın olmak için ordugahı
seçti68. İmam-ı Rabbani bundan sonra Cihangir'in danışmanı ve
dostu olarak yanından aynlmadı. Hatta bir ara Şah-ı Cihan, tahtı ele
66. Abdülhay, Nüzhe. 5.44.
67. Şarkpuri, imam-ı Rabbt!ini, ss.41-2.
68. Ansari, Surısm. SS.28-9; Abdülhay, a.g.e., 5.44.
geçirmek için babası Cihangir'e isyan etmek istemişse de, İmam-I
Rabbani ona şiddetle engelolmuş ve "bu taht babanın vefatından
sonra.zaten sana kalacaktır" müjdesiyle onu yatıştırmıştır. Durum
gerçekten bu müjde doğrultusunda tahakkuk etmiştir69.
İmam-ı Rabbani, Cihangir'e Kur'an sohbetleri yapar, ibadet,
muamelat ve inanç konularında ona doğruyolu gösterir. Bir ara
Kangra fethedilir, Cihangir, o bölgede şer'i abkamın uygulanmasın-
da oldukça titiz davranır. Aynı sene içinde, Keşmir'de müslüman
kızların katir erkekleriyle evlenmesini yasaklar. Hicrl takvim tekrar
uygulamaya sokulur. İslami ilimler ve Arapça öğretimi teşvik edi-
lir, camiler tekrar yapılır, paralar üzerinde İslami amblemler yeni-
den darpalunmaya başlanır7o.
İmam-ı Rabbani, onu tekkesinde sade yiyeceklerden oluşan
sofralara çağırır. Cihangir, o atmosferden, ruhani huzurdan sonsuz
derecede etkilenir. Aralarında oluşan kalbi yakınlık sonunda, Ci-
hangir ondan bir an bile ayn kalmak istemez hale gelir. Artık, her
gittikleri yere beraber gidiyorlardı. İmam-ı Rabbani'nin bu yakın-
laşmadan gayesi, İslam devletini yöneten halifeyi uyarmak, ona gö-
revlerini tam anlamıyla anlatmaya matuftu71•
Üç yıl ordugah hayatı taşıyan İmam-ı Rabbani, sıhhi açıdan
uyum sağlamayadığı bu ortamdan artık aynımak ihtiyacını hisse-
der. Kendisine izin verilir. O da Serhind'e giderek, orada zikir, ted-
ris ve manevi eğitim ile meşgulolur. 28 Safer 1034110 Aralık
1624'de Mevlasına kavuşur72.
Cihangir'in ona olan sevgisini, ömrünün sonlarındaki şu itira-
fında açıkca görmek mümkündür:
"-Ben, bana kurtuluş ümidi verecek bir işin sahibi değilim. Be-
nim kurtuluş ümidim ve dayanağım, İmam-ı Rabbani Müceddid-i
EIf-i Sani'nin 'AIIahü Zü1celal, bize cenneti lütfederse, sensiz oraya
girmeyeceğim', sözüdür. İşte ben, huzur-ı ilahiye onunla varaca-
ğım. Dayanağım bu sözdür. Kurtuluşumu da bu sözden ümid ediyo-
rum,,73.
69.Şarkpuri,imam-ı Rabbanı. ss.42-3.
70.Ansari,Sufism. s.29.
71.Şarkpuri,ag.e.,s.43.
72.Ansari,a.g.e.,s.29..
73.Şarkpuri,a.g.e.,ss.43-4.
B.ESERLERİ
İmam-ı Rabbani, genelde İslam'ın savunmasına yönelik olmak
üzere eserler vermiş bir alimdi. Şimdi bunları sırasıyla görelim:
1.er-Risaletü't- Tehllliyye: Bu eser tasavvufla ilgilidir.
2. Risale fi İsbati'n-Nübüvve: Nübüvettin gerekliliği ve savun-
masına dair olan bu eseri, İmam-ı Rabbanı Agra'da yazmıştır. Bu
eserde o, nübüvvetin mahiyeti, gerekliliği ve belli bazı peygamber-
lerin metodları üzerinde bir incelemeye girişir. Aklın üzerinde bil-
giye ulaşma konusunda keşf ve rüyayı bir yololarak savunur. Sa-
rayda Kur'an. tefsiri yazan Ebu'I-Fazl'a yardım ederken, onun,
Mu'tezili gibi görünen rasyonalist yanıyla tanışır. O, saf akılcı ola-
rak, aklın her şeyi tam anlamıyla çözebileceğini, ~u yüzden pey-
gamberlik müessesesinin gereksizliğini ileri sürer. Imam-ı Rabbani
onunla uzun uzun tartışır. Aklın üzerinde bilgi etme metoou olarak
keşif ve rü'yayı.ele alır inceler. Ancak, keşfin yanılabilirliğini de ıs-
rarla vurgular. Imam-ı Rabbani, bu eserdeki nübüvvet ile ilgili gö-
rüşlerini, Orta Asya'da yaygın bulunan Matüridi inanç sistemi üze-
rine oturtur. Fakat kör bir taklidçi değildir. Mesela onda, Allah'ın
zatı ve sıfatları, iradedeki özgürlük ve vahiy öncesi Allah'a inanma
sorumluluğu üzerinde tartışmalarda yeni deliller ve canlı arayışlar
görülür74• İmam-ı Rabbani'nin bu eseri, Türkçeye tercüme edilmiş-
tir.
3. Risale-i Redd-i Ravafız: İmam-ı Rabbani bu eserde, Şi'a'nın
ashab-ı kirarnı küçüıtme, kötüleme ve suçlamalarına karşı gereken
savunmayı, ilmi delilleriyle yapar. Hilafete Hz. Ali'nin seçildiği ko-
nusundaki Şi'a iddiasının yanlış olduğunu ispatlar. Gerekçe olarak
da, Hz. Ali'nin kendinden önceki üç halifeye yaptığı beyatı göste-
rir. Şi'a'nın dediği gibi, bütün ashab lanetlenirse, cerhe uğrayan on-
ca sahabenin naklettiği hadislerin, daha doğrusu koskoca bir hadis
külliyatının heba olması gündeme gelir. Ayrıca, Kur'an-ı Kerim'in
cem'ini de bu ashab-ı kiram yapmıştır. Lanetlenen kişilerin cem' et-
tiği Kur'an-ı Kerim'in otantikliği konusu, kendiliğinden problem
olarak ortaya çıkar. İmam-ı Rabbani, bu eserinde, Hz. Ali ile muha-
liflerinin arasındaki çekişmede, Hz. Ali'nin haklı olduğunu savu-
nur. Ancak Hz. Ali karşıtlarının durumunu, ictihadda yanılgı yapıp
bir sevap alan alimin durumuna benzetir. Bu yüzden ona göre saha-
74. Abd~lhay. Nüz}ıe, s.45; Şarkpuri. imam-ı Rabbani, s.94; Ansari. Sufism, s.IS.
bilerin kınanmaması, mazur görülmesi gerekir. Bu esere bir yüzyıl
sonra geniş bir şerh yazılmıştır75•
4. Risale Fi'l-Mebde'i ve'l-Me'ad
5. Mektfibat: Arapça, Türkçe ve Farsça olarak yayınlanmıştır.
Orijinali Farsçadır.
6. Risale fi Adabi'l-Müridin: Tasavvuf yoluna girenlerin uyaca-
ğı edebler konusunda yazılmış bir eserdir.
7. Risale fi'l-Mükaşefati'l-Gaybiyye.
8. Risale fi'l-Ma'arifi'l-Ledünniyye.
9. Ta'likat ale'l-Avarif.
10. Şerh-i Ruba'iyyat-ı Hoca Abdülbaki.
11. Risale-i Halat-ı Hacegan-ı Nakşbendiyye.
12. Risale-i Silsile-i Hadis76.
C. ÇOCUKLARı
İmam-ı Rabbani'nin iki kızı yedi oğlu vardı. O, çocuklarını İs-
lami konularda bilgi-amel bütünlüğü içerisinde eğitmişti. Nitekim,
silsilede kendisinden sonraki halkayı oğlu Urvetü'l-Vüska Muham-
med Mas'fim oluşturmuştur. Çocukları şunlardı:
1. Muhammed Sadık
2. Muhammed Sa'id Hazinü'r-Rahmeh
3. Urvetü'l- Vüska Muhammed Ma'sfim
4. Muhammed Yahya
5. Muhammed İsa
6. Muhammed Ferrfih
7. Muhammed Eşref
75. Aynı yerler, Ansari, a.g.e., s.20.
76. Şarkpuri, imam-ı Rabbani, ss.94; Abdülhay, Nüz}ıe, s.45.
Bunlardan ilk dördünün çocukları vardı. Son üçü de, küçük
yaşta vefat etmiş bulunuyordu.
8. Hadlce BanG
9. Ümmü GülsGm
Hadlce BanG'nun nesli hala devam etmektedir77.
D. HALİFELERİ
İmam-i Rabbani'nin kaynaklardan isimlerini tesbit edebildiği-
miz halife sayısı, otuz ikidir.
1. Hoca Muhammed Sadık: İmam-ı Rabbani'ni en büyük oğ-
lu. Tahsilini dedesinin ve babasının yanında tamamlamıştır. Mane-
viyatta ileri derecelere. ulaşmış olduğu kaydedilir. 9 Rebiulevvel
1025/1615 tarihinde taun'dan vefat etmiştir.
'
2. Hoca Muhammed Sa'id: İmam-ı Rabbani'nin ikinci oğlu-
dur. 1005/1595 senesinde, Şaban ayında Serhind'de doğmuştur.
Ağabeyi Hoca Muhammed Sadık, Şeyh Tahir-i Lahon ve babası
İmam-ı Rabbani'den ilim tahsil etti. Onyedi yaşında eğitim ve öğre-
timini tamamladı. Ondan sonra ders vermeye başlayan Muhammed
Sa'id, çeşitli eserler te'lif etti. Hadis kaynaklarından Mişkatü'l-
Mesabih'a şerh yazdı. Sa'id, çeşitli eserler te'lif etti. Münazara gücü
oldukça ileri seviyede idi. Kendisine ait Mekfibat'ta, zat-sıfat müna-
sebetleri derinliğine incelenmektedir. İmam-ı Rabbani'nin bu konu-
daki ifadesi şöyleydi: "Her kutbun iki imamı <?olur.Benim imamla-
nm da, Sa'id ve Muhammed Ma'sGm'dur." Omrünün sonlarında
Sultan Alemgir onu Delhi'ye çağırdı. Orada hastalandı. Sultan'dan
memleketine dönme konusunda izin istedi. Kendisine Serhind'e git-
me izni çıkınca yola koyuldu. Ancak Serhind'e otuz altı mil mesafe-
de Senbhalke'de vefat etti. Cenazesi Serhind'e getirilip, babası
İmam-ı Rabbani'nin yanına defnolundu. Sekiz oğlu, beş kızı var-
dı78•
3. Urvetu'I-Vüska
Muhammed Ma'sôm: 1007/1597 senesi
Şevval ayının yedisinde dünyaya geldi. İmam-ı Rabbanl'nin bu oğ-
luna "Muhammed Ma'sOm" adını vermesinin, rüyada Hz. Peygam-
77. ŞarkpUrt, a.g.e., ss.93-4.
78. Şarkpurt, Imam-ı Rabhani, ss. 104-7; el-Hani, el.Haddik, s. i9 ı.
ber(s)'den aldığı işaret :dolayısıyla olduğu kaydedilir. Yetişmesi, ba-
bası eliyle olmuştur. İmam-ı Rabbani vefat edince, irşad m~amına
Muhammed Ma'sOm geçti (1024/1638). Onun şeyhliği, yine Imam-
i Rabbanl'nin müridi olan Şah-ı Cihan'ın saltanat yıllarına rastlar.
Şeyh oluşunun ondördüncü yılında (1018- i638), saltanata Sultan
Alemgir Evrengzıb geçti..1068/1658 senesinde kalabalık bir grupla
Hac için Hicaz'a gitti. Orada iki yıl kaldı. Yaptığı ilml sohbetleri
"Hasenatü'l- Tarafeyn" adlı bir eserde toplanmıştır. Dindarlığı ile
meşhur Sultan Alemgir Evrengzib'i, Dara Şikoh ile yaptığı savaşta
destekledi. Bu savaşı Sultan Alemgır kazandı. Kayıtlara göre dokuz
yüz bin müridi, yedi bin halifesi vardı. Manevı makamlardan İkinci
KayyOmluk derecesini elde ettiği söylenir. Dergahında şer'ı ilimIe-
rin yanısıra, manevı eğitim ve öğretim de yapılıyor, mutfakta pişen
yemekten sabah akşam beş bin fakir aile karnını doyuruyordu. O,
zenginden alır, fukaraya dağıtır. Gelen sadaka, zekat ve hediyenin
hiç birisini kendisine ayırmadı. Serhind'de 1097/1688 tarihinde ve-
fat etmiştir79.
.. 4~Mir Muhammed Numan Bedahşani: Aslen Bedahşanlıdır.
Onceleri, Hace Muhammed Baki Billah-ı KabUlı'ye ebağlı iken,
sonradan sülOkunu İmam-ı Rabbanl'nin yanında tamamlamışatır.
İmam-ı Rabbanı, bu zatı, kendisine halife olarak seçmiştir. Kalıri,
Ekber- Abad'dadır.
5. Hoca Haşim: Şairdir. Çok kerametleri göıiilmüş bir sOfidir.
İmam-ı Rabbanı bu zatı çok severdi. B.uyüzden kendisini halife
seçmiştir. Mezarı, Burhanpur'dadır.
6. Şeyh Tihir-i Lahon: İmam-ı Rabbanl'nin riyazet ve müca-
dele ehli olan bu halifesi, Nakşlliğe ek olarak, Kadiriyye ve Çiştiy-
ye'den de icazetli idi. Kendi elinin emeğiyle geçinir, etrafındakilere
de bunu öğütlerdi.
7. Şeyh Bediü'd-din-İ Seharenpôn: Bu zat, önceleri fakih idi.
Şöhretten kaçardı. İmam-ı Rabbanl'nin teveccühlerine mazhar ola-
rak, manevı eğitimini, onun yönetimi ve denetimi altında tamamla-.
yarak, zamanla hilafet makamına ulaşmıştır. Mezarı Seharen-
pur'dadır.
8. Şeyh Nôr Muhammed: Zahiri ve batını ilimieri, İmam-ı
Rabbanı'nin yanında tamamlamış, hilafet göreviyle,irşad için çeşit-
li şehirlere gönderilmiştir.
79. Şarkpuri. a.g.e.•5.110-7; EI-Hani, el-Hadaik,
55.191-5; el~H3ni, Adab, 5.10 .
9. Şeyh Müzzemmil: Mürşidi, İmam-ı Rabbani'ye candan hiz-
meti ile temayüz etmişti. Müttakl idi, azimetle amel ederdi.
10. Şeyh Hamid-i Bengarı: İmam-ı Rabbani'nin yetiştirdiği bu
sufi, şeriat ve tarikata sıkı bağlılığı ile tanınırdı.
11. Şeyh Tahir Bedahşani: Halvet çıkarırken Hz. ResUluIlah
(s)'ı gördüğü rivayet edilen bu sOfi, halifelikle görevlendirildikten
sonra, Canpur taraflarına gitti. Sünnete olan aşırı bağlılığı ile tanın-
mıştı.
12. Mevlana Yusuf-. Semerkandi: Önceleri Hace Baki Bil-
lah-ı KabUli Hazretlerinin yanında manevi olgunluğunu tamamla-
maya yönelmiş iken, sonradan sülOkunu, İmam-ı Rabbani'nin ya-
nında tamamlayarak halifelik makamını elde etti.
13. Mevıana Ahmed Berki: Bir haftada halifelik makamına
nail oldu. İmam-ı Rabbani, bu dervişini çok sever, çok methederdi.
Bu iltifatın meyvesi olarak kutbiyyet makamına ulaştı. Horasan ta-
raflarında irşad faaliyetleri ile, pek çok kişinin İslam'a girmesine,
aracılık yaptı. Vefat tarihi 1026/1617'dir.
14. Mevlana saını: İmam-ı Rabbani'nin has müridlerindendi.
İmam-ı Rabbani'yi görünce, cezbeye tutulur kendinden geçerdi.
15. Mevlana Yar Muhammed: Bedahşanlı idi. Çok güzel bir
yüze sahip olduğu söylenir.
16. Mevlana AbdÜıvihid Lahori: Abid idi. Zevk ve şevkle
ibadet 'ederdi. Halife olduktan sonra, Buhara'ya giderek, orada bir
cami inşa etti ve irşad için oraya yerleşti.
17. Hoca Abdullah: Hace Baki Billah-ı Kabull'nin oğludur.
18. Hoca Ubeydullah: Baki Billah-ı Kabull'~in oğludur. Ge-
rek Hoca Abdullah ve gerekse Hoca Ubeydullah, Imam-ı Rabbani
tarafından yetiştirilmişlerdir.
19. Şeyh Adem Nebôri: İmam-ı Rabbani'nin ilk halifelerinden
olup Medine'de vefat etmiştir80•
80. el-Ham, el-Hadaik, ss.I90-I; Şarkpuri. İmam-ı RahMni, 55.142-8; Bilgin, Devrim-
, ci safi Hareketleri, 55.82-4.
20. Hasan Berkı: Kamil ve mürşid bir zattı.
21. Şeyh Nur-a Feteni: İmam-ı Rabbanı, bu zat için "seçkin
gayb erlerindendir" derdi.
.
22. Muhammed Saddik Bedahşı: "Hadaik" sahibi, "İrşad Ka-
be'si gibiydi" diyor.
23. Şeyh Ahmed Deybenı: Allah'tan kullara gelen inayete
kay~ak gibi idi, şeklinde tanımlanır.
24. Abdülhay Belhı: Yüce zata ulaşmak isteyenlere bir arma-
ğan gibi idi, şeklinde anlatılmaktadır.
'
25. Hasan Kerimüddin Ebdali: Kamil zatlardandı.
26. Muhammed Eşref Kabili: Hayırlar bahçesiydi, şeyhti.
27. Sefer Ahmed Rômı: Ariflere bir irfan nefesigibiydi.
28. Şeyh Osman EI-Yemani: Allame ve kamil bir zattı.
29. Şeyh Abdülaziz en-Nahvi el-Hanbeli: İlim erbabı bir
şeyhti.
30. Şeyh Ali EI-Mililô: Hakikatı bulmakta ve almakta üstad-
dı.
31. Şeyh Ali Taberi: Şafi'. idi. İlahı ilimierin zuhfir yeriydi.
32. Şeyh Yar Muhammed Kadim et-Talkanıs1•
el-Hanı'nin, el-Hadaik adlı eserinde de kaydettiği gibi, İmam-ı
Rabbanfnin halifelerinin tamamı bundan ibaret değildir.
E. MEKTUBAT'IN KISA BİR ANALİZİ
Mektfibat, muhtevası açısından çok zengin olup, genel bir de-
ğerlendirmeye tabi tutulurso, o devir Hindistan'ında müslümanlann
çektikleri sıkıntılann ne denli büyük olduğunu anlamak zor olmaz.
Imam-ı Rabbanl'nin yazdığı mektuplar, onun olgunluk çağına ait fi-
81. el-Hiini, a.g.e., 55.191-2.
kirlerini yansıtması açısından önemlidirler. Genellikle sorulan soru-
lara cevaplar mahiyetinde olan mektfiplar, o dönem Hind-tslam
dünyaSının iç bünyesini ve ona ait problemleri yansıtması açısından
da, birinci el kaynak olarak, tarih ilmine katkı sağlayıcılık yönü
dikkat çeker. Onun yazdığı bu mektuplar, kendisi tarafından kitap
haline getirilmemiştir. Hatta bu konuda emeği geçen Haşimi Kışmi,
şöyle der: "Mektfibat cildIerinin bu şekilde tertibine karar verildik-
ten sonra, mektfipların sahibi (yani İmam-ı Rabbani) dördüncü cildi
oluşturmak üzere, başka mektuplar da yazdı, ancak mektup sayısı
ondördü bulmadan ahirete intikal.etti. ,,82
Mektfibat'ın birinci cildini 1025/1616 senesinde toplamıştır. Bu
zat Bedahşan'da oturmaktaydı. Bedahşan'a yöre tabiriyle Afganis-
tan Türkistan'ı denilir. Mektfibat'ın ikinci cildini ise, halifesi Mevla-
na Abdülhay Hisan 1028/1619 senesinde tanzim ve tertip etmiştir.
Üçüncü cildi de, yine halifelerinden Hoca Muhammed Haşim Kış-
mi Burhanpun 103111622'de derlemiştir83•
Birinci cild 313 mektuptan oluşur ki, bu Bedir Ashabı'nın sayı-
sını gösteren bir rakamdır. İkinci cild, Allah'ın esmasını işaret et-
mek üzere 99 mektfiptan oluşmuştur. Dönemin resmi dili Farsça
idi. Mektupların da aynı dille yazıldığını, içlerinden birkaçının
Arapça olduğunu görüyoruz.
Mektfibat'ın Osmanlıcaya çevirisi, Müstakimzade Süleyman
Efendi tarafından yapılmıştır. Muhammed Murad Kazani tarafın-
dan iki cild halinde 13021l887'de Arapçaya tercüme edilmiştir.
Arapçaya tercümesi 13i6/190 1'de "Düreru'l.-Meknfinat" adı altında
Mekke'de basılmış olup, bu baskı, 1963'de ıstanbul'da fotokopi ha-
linde bir defa daha neşrolunmuştur.
Farsça olarak i392'de Gulam Mustafa Han tarafından iki cild
halinde Karaçi'de tabolunan Mektabat, i977 senesinde, fotokopi
sureti yle İstanbul'daneşrolunmuştur.
1162-4 tarihinde, es-Seyyid el-Hac Ali Rıza tarafından Osman-
lıcaya yapılmış ikinci bir tercümesi de bulunan Mektfibat günümüz
Türkçesine de kazandınlmıştır. Bunlar şunlardır:
82. Şarkpuri, Imam-ı Rabbani, ss.94-5.
83. Kışmi, Muhammed Haşimi, Berakôt Sübdetü'l-MaMmôt,
çev.: A. Fanik Meyan,
Istanbul 1976, s.229.
a) 1962'de Mehmet Süleyman Teymuroğlu tarafından tek cild
halinde "İmam-ı RabbaniAhmed FarOki'nin MektObatı" adıyla neş-
rediIdi.
b) 1955 senesinde Necip Fazıl Kısakürek tarafından yayınlanan
"Küçük MektObat".
c) Süleyman Sa'deddin Efendi'nin Osmanlıca çevirisi esas alı-
narak yapılan ve bir cild halinde "Müjdeci MektOblar" adı altında
yayınlanan MektObat.
d) 1968 senesinde Hüseyin Hilmi Işık tarafından yapılan ve sa-
dece birinci cildi teşkil eden 313 mektOp tek cild halinde neşrolu-
nan MektObat.
e) 1977 senesinde Abdülkadir Akçiçek tarafından çevirilip iki
cild halinde İstanbul'da neşrolunan MektObat.
Bu çalışmamızda, MektObat'ı iki ana temele dayandırarak ana-
liz etmeyi uygun gördük. Bunlardan birisi, mektupların gönderildi-
ği kişilerin sosyal konumunun tesbiti ve ne kadar yazıldığı, diğeri
de, mektupların ne kadar sayıda, hangi coğrafya parçalarına gönde-
rildiği şeklinde düşünerek, şu sonuca varmak istedik: Böyle bir
yönteme başvurarak incelemek, İmam-ı Rabbani'nin muhatap kal-
dığı sosyal kesimin, iliş19 kurduğu kişilerin sosyal etkinliklerinin
durumunu ortaya çıkarır. Imam-ı Rabbani, bu yolla, toplum üzerin-
de siyasi, ilmi, ruhi, içtimm bakımdan etkileme gücüne sahip insan-
lara hitap ederek, geniş bir coğrafyayı, manevi açıdan olumlu yapı-
lanmaya götüren ilginç bir faaliyetin uygulayıcısı olmuştur.
Önce, İmam-ı Rabbani'nin hangi mektuplanmn yönetici sevi-
yesinde siyasi, manevi ve ilmi güç sahiplerine yazıldığını tesbite
koyulalım.
.
1. Siyasi Güç Sahipleri:
a) Han: Özellikle Hanlar Ham, Delhi hükümdarları tarafından
en yüksek memurlara verilen ünvandır. Türkçe'de Beylerbeyi'ne te-
kabül eder84. İmam-ı Rabbani'nin Han mevkiinde olanlara yazdığı
mektuplar, MektObat'taki mektOp sırasına göre şunlardır: 65, 73,
84. "Han Hanan" İA. c.VII, s.207; Pakalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve
Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, c. 1., s.723.
76,77,78,79,82,83,94,268,269,321,380,391,459,466,467.
Bu durumda Han ünvanh kişilere gönderilen mektOp sayısı on-
sekizdir. MektObatın geneli göz önünde bulundurulursa, Han'lara
gönderilen
mektOplann, %3,3'lük bir oranı teşkil ettiği görü-
lür.
b) Danlar Ham: Bu ünvanı taşıyanlara gönderilen mektOplar:
23, 67, 68, 69, 70, 191, 198, 214, 232, 375 ve 379. Toplam onbir
mektup. Geneloran durumu: %2.
c) Sultan: 459. Bir mektOp: Oranı: %01,8.
d) Değ: 139. Bir mektOp: Oran: %01,8.
e) Mir: Emir kelimesinin kısaltılmışı, Hükümdarlar için kulla-
nılır. Hindistan'da bazan Seyyid'lere bu ünvan verilir85• 119, 120,
121, 125, 126, 173, 179, 190, 204, 209, 221, 224, 228, 231, 238,
246, 257, 261, 281, 305, 312, 315, 317, 318, 332, 405, 412, 416,
426, 427, 430, 433, 441, 442, 446, 448, 456, 461, 475, 479, 514,
531. Toplam: Kırk dört mektOp. Oran: %8,2.
,
,
f) Mirza: Emirzade'nin kısaltılmışıdır. Hükümdar soyundan
gelenler için kullanılır. Asiller ve diğer ileri gelenler için de kulla-
nılır86: 32, 62, 71, 74, 75, 80, 85, 89,202,207,215,216,219,229,
247,248, 249,267,273, 326, 330, 339,345,363, 388, 403,446 ve
532. Toplam yirmi dokuz mektOp. Oran: %5,4.
g) Mir-i Mah: 396. Oran %01,8.
h) Hacı Değ: 235. Oran %01,8.
ı) Seyyid Mir: 151,402,413,417,423,424,425,431,511.
Toplam dokuz mektOp, oran %1,6.
i) Seyyid Şah: 367. Oran: %01,8.
Yukandaki tabloya göre, siyasi güç sahiplerine gönderilen
mektı1p sayısı 116'dır. 534 mektOba göre bu oran: %21,Tdir.
85. Levy, A. "Mir", lA., c.VIII, s.344; PakaIm, a.g.e., c.ı, s.526.
86. Levy, A. "Mirza", lA. c.vın., s.362.
2. Manevi Güç Sahipleri:
a) Şeyh: Şeriat, tarikat ve hakikat ilimlerinde, nefslerin Metle-
rini tedavi etmede olgunluğa ulaşan kişi, şeyhtir8?: Şeyhlere gönde-
rilen mektuplar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16,
17, 18, 19, 20, 21, 22, 30, 31, 38, 39, 40, 41, 42, 57, 91, 92, 97,
110, i11, 112, 115, 138, 153, 154, 155, 156, 158, 169, 170, 171,
172, 192, 193, 220, 230, 233, 234, 240, 252, 253, 256, 263, 265,
270, 271, 274, 276, 292, 293, 299, 314, 329, 331, 334, 342, 354,
359, 366, 392, 393, 397, 398, 399, 418, 419, 512, 513, 515, 517,
523,530,534. Toplam seksen sekiz mektup. oran: %16,4.
b) Hice: Yeni Farsçada onuncu as!fdan beri, efendi, sahip,.ka-
tip, tüccar, öğretmen gibi çeşitli manalarda kullanılan bir kelimedir.
Tahsil yapmış, sosyal mevkisi itibarb kişilere bu ünvan verilirdi.
Nakşilik yolunun şeyhlerine hace ünvanı da verilirdi88: 25, 27, 28,
37, 72, 90, 113, 128, 131, 132, 146, 147, 150, 159, 162, 168, 174,
177, 180, 187, 188, 189, 205, 222, 223, 235, 266, 294, 295, 300,
302, 303, 311, 316, 319, 324, 385, 387, 395, 404, 406, 409, 410,
411, 414, 435, 451, 454, 455, 458, 460, 465, 468, 470, 471, 472,
473, 474, 476, 483, 484, 485, 486, 488, 489, 490, 491, 492, 493,
494,495,497,500,505,506,516,518,519,521,522,527.
Toplam
doksan dokuz mektup. Oran: %18,5.
c) Seyyid: Peygamberimiz(s)in torunu Hz. Hüseyin'in neslin-
den gelenlere Seyyid denir. Hz. Hasan'msoyundan gelenlere de Şe-
rif denir89: 55, 56, 58, 59, 60, 61, 84, 95, 103, 129, 213, 264, 272,
285,288,298,352,421,422,438.
Toplam yirmi bir mektup. Oran:
%3,9.
.
d) Hacı: 34, 35, 36, 137, 337, 510. Toplam 6 mektup. Oran:
%1,1.
e) Seyyid Nakib Şeyh: 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52,
53,54,63,64, 163. Toplam: 15. Oran: %2.
f) Şeyh Meyan:, 226, 287, 530. Toplam 3 mektup, oran %02,8.
g) Şerif: 258. Oran: %01,8.
h) Hice Müfti: 186. Oran: %01,8.
87. Kaşani. AbdUrrazzik,/stılilMtu's-Sujiyye,
Mısır 1981, s.I54.
88. KöprülU, Fuat, "Hace", lA. c.VII., ss.20-4; Pakalın, a.g.e., s.845.
89. Uludağ, Süleyman, TasavvujTerim/eri Sözlügü, ıstanbul 1991, s.427.
i) Sôfi: 114,283, 509. Toplam üç mektup. Oran: %05.
i) Kadin: 84. Oran: %01,8.
j) Mevlana Şeyh: 469, 515, 528. Toplam 3 mektup. Oran:
%05,6.
k) Fakir: 464. Oran: %01,8.
I) Derviş: 498. Oran: %01,8.
İmam-ı Rabbani, yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere "Manevi
Güç Sahibi" kişilere gönderdiği mektup sayısı, 243'tür. Mektfibat'ın
geneline göre bu sayının oranı, %45,5'tir.
3. İlmi Güç Sahipleri
a) Mevlana: Hindistan'da alimler için kullanılan bir ünvan,
mevlevi, molla, mevHida bu cümledendir9O• Mevlanaünvanını taşı-
yan kimselere gönderilen mektuplar: 21, 26, 241, 251, 262, 289,
291, 297, 301, 304, 306, 307, 308, 310, 327, 333, 335, 340, 341,
346, 353, 356,369, 374, 378, 383, 386, 389, 390, 407, 420, 428,
432,449,452,457,469,477,482,499,503,507,529,533.
Top-
lam~44 mektup. Oran: %8,2.
b) Molla: 99, 100, 101, 102, 116, 117, 118, 122, 123, 124,
127, 133, 134, 136, 140, 141, 142, 143 148, 149, 160, 161, 166,
176, 176, 182, 183, 199,200, 203, 206, 210, 211, 217, 218, 225,
227, 235, 237, 239, 242, 243, 244, 245, 250, 254, 255, 275, 277,
278, 279, 282, 284, 290, 322, 394, 401, 408, 434, 436, 437, 439,
440, 443, 444, 445, 450, 463, 520, 525. Toplam: 69 mektup. Oran,
%12,9.
c) Kadı: 104, 462, 481, 501, 524. Toplam beş mektup. Oran:
%09.
d) Hacı Molla: 33. Oran: %01,8.
e) Mevlana Hacı: 309. Oran: %01,8.
ffMüfti: 145. Oran: %01,8.
90. Wensinek. A.J., "MevIa". lA .• c.vın., 491.
g) HMız: 144, 164, 175,280,496. Be.şmektfib. Oran, %09.
h) Mevlana Fakih: 286. Oran, %01.8.
i) Molla Naib: 370. Oran %01.8.
i) Şeyhülislam: 194, 195. İki mektfib. Oran, %03,6.
Yukarıdaki görüntüye göre, ilmı otoritelere gönderilen mektup-
ların sayısı, BOfdur. Genel mektuplara göre oran, %24,3'tür.
4. Etkinlik Gücü Tam Tesbit Edilemeyen Kişilere Yazdan-
bm
'
a) Hindô: 167. Oran, %01.8.
b) Yar: 160. Oran, %01.8.
c) Meyan: 181,236,260,323,325.
Toplam beş mektfib. Oran
%09.
.
d) Hekim: 109. Oran, %01,8.
e) Hakim: 105, 157. İki mektfib. Oran %03,6.
f) Pehlivan: 87, 88, 197. Üç mektfib. Oran, %05,6.
g) Saliha bir bayan mürld: 429, 453. İki mektfib. Oran,
%03,6.
Bu gruba dahil mektupların sayısı 15'tir. Bu sayı oran olarak
genel mektuplar arasında %2,84'dir.
Mektupların gönderildiği kişileri sayısalolarak şemalandınrsak
karşımıza şu özet görüntü çıkar:
1. Siyası Güç Sahipleri:
2. Manevı Güç Sahipleri:
3. İlmi Güç Sahipleri:
4. Etkinlik Gücü Belirsiz:
Toplam:
116 mektfib
243 mektfib
130 mektfib
15 mektfib
504 mektfib
Bu durumda, adresi belli mektuplann oranı genele göre
%94'tür.
Geri kalan %6,4'lük bölümü oluşturan 30 mektObun hangi mu-
hatapıara yazıldığını, ne yazık ki tesbit edemedik.
Mektup muhataplarının, yüzdeleri gözönünde bulundurulursa,
İmam-ı Rabbani'yi inceleme durumunda ki kişinin, onun siyası, il-
mı ve manevı alanda oynadığı rolün ne olduğunu tesbit etmesi ko-
laylaşır. Mesela, bu üç grup mektup içerisinde, sırf siyası olanların
hedef aldığı yönlendirmeler, Prof: Schimmel'in de ifade ettiği gibi,
başlıbaşına doktora seviyesinde bir çalışmayı gerektirecek kadar
önem arzeder91•
MektObat'ı incelememiz sırasında, İmam-ı Rabbanı'nin etkile-
diği coğrafya da dikkatimizi çekti. K.omünikasyon imkanlannın
alabildiğine sınırlı olduğu bir devirade, Imam-ı Rabbanı, elini nere-
lere kadara uzatabilmişti. Şimdi alfabetik sıra içinde bunu görmeye
~~~
i
1. Afganistan: 137,400,467. Toplam üç mektOb*.
,
2. Bedahşan: 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 132,
133, 134, 135, 136, 146, 159,261, 171, 173, 176, 177, 188, 189,
190, 204, 209, 211, 212, 217, 224, 228, 231, 237, 238, 246, 257,
261, 281, 312, 313, 317, 340, 344, 360, 361, 364, 381, 382, 395,
405, 412, 413, 416, 417, 420, 421, 422, 424, 430, 431, 433, 437,
438,442,448,449,461,471,487,493,502,504,508,526.
Toplam
74 mektOb.
3. Belh: 150, 511. Toplam 2 mektOb.
4. Bengal: 158,22,292,359,397.
Toplam 5 mektOb.
5. Buhara: 43, 44, 45, 46, 47, -+8,49, 50, 51, 52, 53, 54, 55,
56, 163, 165. Toplam, 16 mektQb.
6. Canpur: 314. Toplam 1mektOb.
7. çeter: 37, 38, 39,40,292. Toplam 5 mektOb.
91. Schimmel, Tasavvufun Boyutları. s.339.
*. Mganistan'ın hangi kentleri olduğunu tesbit edemedik.
8. Delhi: 115,342,633. Toplam: 3 mektiib.
9. Emkenek: 150, 168, 180.Toplam 3 mektiib.
10. Enbal: 270, 284, 369, 376, 398,407, 529, 534. Toplam 8
mektfib.
'
11. Feridabad: 501. Toplam 1mektfib.
12. Firket: 235, 309, 337, 343. Toplam 4 mektfib.
13. Harezm: 510. Toplam 1mektiib.
14. Hoten: 322. Toplam 1mektiib.
15. Isfahan: 200, 210. Toplam 2 mektiib.
16. Kabil: 1,2,3,4,5,6, 7,8,9, lu, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17,
18, 19, 20, 131, 140, 146, 148, 149, 166, 174, 183, 186, 187, 199,
205,222,235,307,383,463.
Toplam 37 mektOb.
17. Keşmir: 99, 100, 101, 106, 107, 279, 290, 295, 303, 310,
313, 335, 341, 351, 365, 378, 394; 406, 409, 410, 436. 439, 452,
454, 464, 480, 487, 502, 504, 508, 526. Toplam 31 mektOb.
'
18. Kubadhan: 435. Toplam 1mektOb.
, 19. Külab: 113, 182, 223, 244, 245, 306, 346, 355,468,493,
499,507. Toplam 12mektOb.
'
20. Lahor: 22, 26, 33, 34, 35, 36, 116, 144, 175, 225, 227,
255,280, 3x7, 383, 463. Toplam 16mektfib.
21. Lod: 82, 93, 94. Toplam 3 mektiib.
22. Mankpur: 221, 272, 285, 288, 298, 305, 402, 415, 419,
425. Toplam 10mektOb.
23. Nagor: 331. Toplam 1mektOb.
24. Nehar: 331. Toplam.l mektiib.
25. Nisabur: 125, 126.Toplam 2 mektiib.
26. Perkene: 86. Toplam 1mektiib.
27. Rabbol: 299. Toplam 1mektOb.
28. Rôm (Anadolu): 127,477. Toplam 2 mektOb.
29. Samane: 253, 328. Toplam 2 mektOb.
30. Sarenkpôr: 352. Toplam 1 mektOb.
31. Seharenkpôr: 172,192,252,25,264,476,329,418.
Top-
lam 8 mektOb.
32. Semerkand: 142,206,235. Toplam 3 mektOb.
33. Serhind: 138, 164,457,525. Toplam4 mektOb.
34. Sultanpôr: 169. Toplam 1 mektOb.
35. Senarn: 278. Toplam 1mektOb.
36. Tebriz: 408, 434, 444. Toplam 3 mektOb.
37. Tehane: 139. Toplam 1 mektOb.
38. Taligan: 160,21 ı.Toplam 2 mektOb.
39. Tihaniser: 29, 30, 193,233,354. Toplam 5 mektOb.
MektObatltan mektuplann gönderildiği coğrafi bölge sayısının
39 olduğu görülüyor. İmam-ı Rabbanı, bu bölgelere toplam 279
mektub göndermiştir. Genel mektOblara göre bu sayının oranı,
%52'dir. Yukandaki tabloya göre, İmam-ı Rabbanı'nin etkili olduğu
coğrafya parçası, doğuda Hoten, batıda Tebriz, en kuzeyde de Keş-
mir ile sınırlanmış g~rülmektedir. Bu, bütün bir Asya kıt'asının üçte
birine tekabül eder. Imam-ı Rabbanı, yaşadığı dönemin, az gelişmiş
teknolojik ulaşım ve iletişimi göz önünde tutulursa, ortaya çıkan et-
ki gücünün seviyesi ile, her türlü takdirin üzerinde bir çizgiye ula-
Şır.
İmam-ı Rabbanı'nin bir kısım zevata çok ş.ayıda,bir kısmına da
sadece bir mektup gönderdiği görülmektedir. Once tek mektup gön-
derdiği kişilerin tesbitini yapalım:
Mektup Gönderilenin İsmi
i. Muhammed el-Mekki
2. Şeyh Abdülmecid
MektObatla Göre
Mektup Numarası
21
22
3. Şeyh SOfi
31
4. Şeyh Muhammed Yusuf
57
5. La1a Bey
81
6. Bahadur Han
83
7. Seyyid Ahmed Kadiri
84
8. Mirza All Can
89
9. Hace Kasım
90
10. Seyyid Bicvare
95
1ı.Muhammed Şerif
96
12. Abdülkadir
98
13. Molla Muzaffer
102
14. Hakim Abdülkadir
105
15. Seyyid Ahmed
108
16. Şeyh Sadreddin
110
17. Şeyh Hamid Sünbühli
111
18. Şeyh Abdülcelil
112
19. Molla Ahmed Lahorı
116
20. Molla Ahmed Yar Bedahşı
117
21. Molla Kasım Ali Bedahşi
118
22. Hace Mukim
128
23. Seyyid Nizam
129
24. Cemaleddin
130
25. Muhlis Sıddik
135
26. Hacı Hızır Afgani
137
27. Ca'fer Bey Tehani
139
28. Molla Muhammed Ma'sum Kabili
140
29. Molla Muhammed Kılıç
141
30. Müftü Abdurrahman
145
31. Şeyh Abdülvahhab
157
32. Molla Salih Bedahşı
161
33. Hirdiram Hindu
167
34. Şeyh Adüssamed Sultanpun
169
35. Şeyh Nuri
170
36. Cemaleddin Hüseyin Bedahşı
177
37. Mir Abdullah b.Mir Nu'man
179
38. Hace Ebulkasım b. Hacegı Ernkenekl
180
39. Molla Ma'sum Kabili
183
40. Fethullah
184
41. Hace Abdurrahman Müfti Kabili
186
42. Molla Hüseyin
203
43. His,ari Küçük Bey
201
44. Molla Davud
218
45. Mirza Ebrec
219
46. Mır Hüseyin Mankpun
221
47. Şeyh Meyan Muhammed
226
48. Hacı Beğ Firkeu
235
49. Mevlana Muhammed Salih
241
50. Molla Eyyub Muhtesib
243
51. Mirza Hüseyin Ahmed
248
52. Şeyh İdris Samanı
253
53. Şerif Han
258
54. Mevlana Muhib Ali
262
55. Şeyh Taceddin
263
56. Seyyid Bakır Seharenpuri
264
57. Şeyh Abdülhadi
265
58. Murtaza Han
269
\
60. Şeyh Muhammed çeteri
293
61. Şeyh Ferid Rabholi
299
62. Mevlana Feyzullah
308
63. Şeyh Abdülhazin Canpurl
314
64. Molla Arif Hoteni
322
65. Samane Halkına
3ı8
66. Şeyh CemaJ.eddin Nagori
331
67. Mir Muhibbullah
332
68. Şeyh Muhammed Sıddik
334
69. Nur Nehan
347
70. Seyyid Abdülbaki Sarenkpuri
352
71. Mevlana Muhammed Efdal
356
72. Hace Muhammed Kasım Bedahşi
360
73. Hace Muhammed Geda
362
74. Çevredeki Şeyhlerden Biri
366
75. Seyyid Şah Muhammed
367
76. Molla Gazi Naib
370
77. Nur.Muhammed Enbaıi
376
78. Muhammed Mü'min
377
79. Hace Haşim
387
80. Mevlana Hasan Berki
390
8i. Mevlana Hasan Berki
390
82. Şeyh Hamid Nehan
393
83. Mirmah Muhammed
396
84. Fetih Han Afgani
400
85. Hace Haşim Bedahşi Keşmin
406
86. Hace Ebulhasen Baha Bedahşi
409
87. Mevlana Ahmed
428
88. Hace İbrahim Kubadhani
435
89. Moııa Salih Türk
440
90. Mir Habibuııah
441
91. Moııa Bedreddin
443
92. Mir Muhammed Emin
446
93. Mirza Manuçeh
447
94. Molla İbrahim
450
95. Mevlana Muhammed Sadık Keşmin
452
96. Mir Abdurrahman
456
97. Kadı Nasruııah
462
98. Moııa şir Muhammed Lahon
463
99. Memrizhan Afgan
467
100. Hace Salahaddin Ahran
470
101. Muhammed Muklm
478
102. Kadı Musa
481
.103. Mevlana İshak b. Kadı Musa
482
24, 76
25, 72
. 27,28
29,30
55,56
65,66
73;345
74, 75
91,92
114,283
104. Hafız AbdülgaCur
496
105. Derviş Habib Hadim
498
106. Kadı İsmail Feridabadi
50l
107. Suff Kurban Cedid
509
108. Hacı Abdüııatif Harezmi
510
109. Şeyh Nurhak
512
110. Şeyh Abduııah
513
111. Moııa Tahir Hadim \
520
112. Şeyh Muhammed Nur
523
113. Kadı Eslem
524
11( Hace Abdülmekanm
527
115. Mevlana Şeyh Gulam Muhammed
528
b. İmam-ı Rabbini'nin iki mektup gönderdiği kişiler
Mektubat'a Göre
Mektup Numarası
Mektup Gönderilenin İsmi
1.Muhammed Kılıç Han
2. Hace Cihan
3. Hace Amik
4. Şeyh Nizameddin Tihaniseri
5. Seyyid Abdül Vahhab Buhari
6. Han-ı A'zam
7. Mirza Kılıcuııah
8. Mirza Bedi'uzzeman
9. Şeyh Kebir
10. Suff Kurban
11. Şeyh Abdülhale Dehlevi
115,342
12. Mir Salih Nisaburi
125, 126
13. Molla Ahmed Safer ROmi
127,477
14. Şeyh Bahaeddin Serhindi
138, 164
15. Molla Şemseddin
143,445
16. Molla Sadık Kabili
148, 149
17. Hace Muhammed Kasım Emkeneki
150, 168
18. Seyyid Mir Mü'min Belhi
151,511
19. Molla Yar Muhammed Kadim
160,211
Bedahşi Taligani
20. Molla Muhammed Emin Kabili
166, 199
21. Şeyh Tahir Bedahşi
171,399
22. Mirza Muzaffer
178,388
23. MansOr Arab
185, 196
24. Sadr-ı Cihan
194, 195
25. Molla Şekibi Isfehani
200,210
26. Molla (Hace) Muhammed
237,361
Talib Bedahşi
27. Hace Abdullah
266,472
28. Hace Ubeydullah
266,483
29. Şeyh Hasan Berki
271,517
. 30. Mevlana Abdülvarnd Lahon
307,383
31. Şeyh Meyan Muhammed MevdOd
323,530
32. Mirza Şemseddin
326,363
33.Hace (Moııa) Muhammed Mehdi
365,439
Ali Keşmiri
34.Molla Muhammed Murad Keşmir~
394,436
35.Mevlana Sultan Serhindi
457,525
36.Şeyh Mevlana Hamid Ahmedi
469,515
37.Saliha Bir Hanımefendi
429,453
38.Meyan Gulam Muhammed
287,.325
c. İmam-. RabbimInin üç mektôb gönderdiği kişiler
Mektubat'a Göre
Mektup Numarası
1.Hace Hüsameddin Ahmed
2. Şeyh Derviş
3. Cebban Han
4. Mj'"7..aFethullah Hakim
5. İskender Hızır Han Lodi
6. Pehlivan Mahmud
7. Seyyid Ferid
8. Molla Abdülgaffir Semerkandi
9. Hafız Mahmud Lahori
10. Meyan Muhammed Sadık
(1. Rabbani'nin oğlu)
ll. Şeyh Ferid
12. Molla Tahir Lahon
13. Molla Bedi'uddin
358,451,484
41,42,97
77,78,79
80,85,202
82,93,94
87,88,197
103,152,213
142,206,235
144, 175,280
181,236,26Cl
193,233,354
225,227,255
242,282,401
26,33,34,35,36
Mektup Gönderilenin İsmi
1.Mevlana Hacı Muhammed Lahori
14. Mevlana Eİnanullah Fakih
286,301,432
15. Mevlan~ Bedreddin
289,303,353
16. Hace Yusuf Keşmiri
295,303,351
17.Mevlana Hacı Muhammed Firketi
309,337,343
18. Hace Muhammed Tak!
340,371,373
19. Han-ı Cihan
380,459,466
20. Molla Maksud Ali Tebrizi
408, 434, 444
21. Mir Mansur
475,479,531
d. İmam-ı Rabbim'nin dört mektub gönderdiği kişiler
Mektubat'a Göre
Mektup Gönderilenin İsmi
Mektup Numarası
1.Hace Muhammed çeteri
37,38,39,40
2. Seyyid Mahmud
58,59,60,61
3. Molla Hasan Keşmiri
99, 100, 101,279
4. Şeyh Meyan Müzzemmil
153, 154, 155,156
5. Şeyh Yusuf Berki
230, 240, 272, 392
6. Şeyh Nur Muhammed
270, 376, 398, 534
7. Molla Abdülkadir Enbali
284,369,407,529
8. Mi'r Şemseddin Ali.Halhali
315,318,423,426
9. Şeyhzade Hace Muhammed Abdullah 336,348,372,468
e. İmim-ı Rabbini'nin beş mektôb gönderdiği kişiler
Mektubat'a Göre
Mektup Numarası
2. Mirza Darab
71,215,249,391,403
3. Hace Cemaleddin Hüseyin Külabi 113, 223, 355, 468, 493
4. Şeyh Hamid BengaIi
158,220,292,359,397
5. Molla Abdülhay
27,291,304,320,350
f. İmim-ı RabbamInin altı mektôb gönderdiği kişiler
MektObat'a Göre
Mektup Numarası
1.Molla Ahmed Berki
239,250,254,274,327,374.
Mektup Gönderilenin İsmi
g. İmam-ı Rabbinilnin yedi me~tôb gönderdiği kişiler
MektObat'a Göre
Mektup Numarası
1.Muhammed Sadık Keşmin
2. Şeyh Bedi'uddin SeharenpOn
3. Molla Salih Külabi
106, 107,208,234,
335,341,357
172, 192, 252, 256,
276,329,418
182, 244, 245, 306,
346,499,507
Mektup Gönderilenin İsmi
1.Hace ŞerMeddin Hüseyin Bedahşi
h. İmam-ı Rabbinilnin Sekiz mektôbgönderdiği kişiler
MektObat'a Göre
Mektup Numarası
146, 159, 189,338,
344,381,395,471
i. İmam-ı Rabbinilnin dokuz mektôb gönderdiği kişiler
Mektup Gönderilenin İsmi
1.Molla Tahir Bedahşi
MektObat'a Güre
Mektup Numarası
122, 123, 124,217,333,
340,437,449,503
2. Seyyid Muhibbullah Mankpuri
272,285,288,298,305,
402,415,419,425
i.İmam-ı Rabbinilnin on vedaha fazla sayıda mektôb
gönderdiği kişiler
Mektup Gönderilenin İsmi
1.Muhammed Hace Bill Billah
2. Hanlar Hanı Abdürrahım
.
3. Mirza Hüsameddin Ahmed
4. Seyyid Nakib Ferid Buharı
MektObat'a Göre
Mektup Numarası
1,2,3,4,5,6,
7,8,9,
ıo, ll, 12, 13, 14, 15,
16, 17, 18, 19,20:
Toplam yirmi mektOb
23,67,68,69,70,191,
198,214,232,268,
321,375,379: Toplam
onüç mektOb ~
32,62,207,216,229,
247,267,273,330,
339, 532: Toplam on-
bir mektOb
43,44,45,46,47,48,
49,50,52,53,54,63,
64, 163, 165:Toplam
onaltı mektOb
5. Seyyid Mır Muhammed Numan Bedahşı 119, 120, 121, 173,
190, 204, 209, 224,
228,231,238,246,
257,261,281,312,
317,405,412,413,
416,417,421,422,
424, 427, 430, 431,
/
433, 438, 442, 448,
461,514: Toplam
otuz dört mektOb
6. Hace Muhammed Sıddık Bedahi
132, 133,.134, 135,
136, 162, 172, 188,
212, 364, 420: Toplam
onbir mektOb
7. Hace Muhammed Eşref Kabili
8. Muhammed Sa'id (oğlu)
131, 147, 174, 187,
205,222,235,251,
343, 519: Toplam on
mektub.
259,296,311,316,
368, 384, 404, 458,
460,465,473,476,
485,489,484,495,
500,505,518: Toplam
ondokuz mektub.
9. Hace Muhammed Ma'sum (Oğlu)
294,300,302,319,
324,368,385,386,
411,414,455,474,
476,486,484,490,
491,492,495,497,
506,516,518,521,
522: Toplam yirmi beş
mektub.
Yukanda verdiğimiz bilgilere dayanarak, İmam-ı Rabbanl'nin
çok sık mektub gönd~rdiği kişilerin yönetici kesime mensub oldu-
ğunu söyleyebiliriz. Imam-ı Rabbanl'nin siyasi faaliyetleri, Hind-
Islam toplumunun selameti açısından yararlı olduğu şüphesizdir.
Başta Aziz Ahmad olmak üzere çok sayıda araştırmacı, Rabbani
hareketinin siyasi ağırlığı hususuna dikkat çekmişlerdir.
İmam-ı Rabbanl'nin' yöneticilere gönderdiği mektfibiarda, İs'-
lam'ın sahih inanç ile varlığını sürdürebilmesi doğrultusunda bilgi-
lerin çokluğu, onun idarecileri ehl-i sünnet doğrultusundaki bir Is-
lam anlayışına sevketme çabasından kaynaklanmaktadır.
F. DEGERLENDİRME
İmam-ı Rabbani'nin gerek Batı'daki, gerekse ülkemizdeki İs-
lam ansiklopedisine, müstakil madde olarak girmemesi, gerçekten
şayan-ı hayret bir husustur. Daha sonraki Bölümlerde göreceğimiz
gibi, kendinden sonra, çok büyük etkiler bırakan İmam-ı Rabba-
ni'nin Ansiklopedi'ye alınmaması, eğer bir ard niyet yoksa bizce en
azından bir eksikliktir.
İmam-ı Rabbani'nin başlattığı, bu ihyacı ve mücadeleci tavır,
kendisinden sonra Veliyyul1ahi Hareketi'ne kadar şu takipçilerce ıs-
rarla sürdürüldü: 1. Muhammed Ma'sum (1009/1600-1080/1669),
2. Şeyh Seyfüddin (Ö. 1098/1687), 3. Seyyid Nur Muhammed Bed-
vani (Ö. 1195/1780)92. Yine bu dönemde hüküm sürmüş Moğol
sultanları, Nakşi sufilerinin yönlendirmelerine önem vermiş olup
kronolojik düzende bu yöneticileri şu şekilde sıralamak mümkün-
dür: ı.Nuredd~!1Cihangir (Ö. 1627), 2. I?~ver-Bahş (Ö. 1628), 3.
Şah Ciha~ ı. (O. 1657), 4. Murad-Şahş (0.1658), 5. Alemgir Ev-
rengzib (O. 1707), 6. A'zam Şah (0.1707), 7. Şah Alem Bahadur
Ş~h (Ö.1712), 8. Azimü'ş-Şan (Ö.}712), 9. Mu'izzü'ddin Cihandar
(O. 1713), ~9.Ferruh Siyer (O. 1719}: 1ı. Şemseddin Re-
f(üdderecat (O. 1719), 12. Şah Cihan II:.(O. 1719), 13. Nikusiyer
(0.1719), 14. Nasiruddin Muhammed (O. 1748), 15. Ahmed Şah
Bahadur (Ö. 1754)93.
Bu sultanlar içinde en müstesna yere sahip olan kişi, Sultan
Muhyiddin Alemgir Evrengzib'dir. 1658'den 1707 yılına kadar sü-
rekli kırk dokuz yıl devleti yönetmiş, sufilikle, yöneticiliği birbiriy-
. le meczederek, ideal bir ahenkle dengeyi korumuştur. 0, saltanat-
tan gelen para yerine, eliyle yazıp sattığı Kur'an-ı Kerim'lerden elde
ettiği gelirle maişetini temin edecek derecede zühd sahibi biriydi94.
İmam-ı Rabbanl'nin Hinduizm'den gelen ve İslam'a giren
bid'atlerle yaptığı amansız mücadele95, şüphesiz daha sonraki dini-
siyasi otoriteler tarafından devam ettirilmiştir. İşte bu dini-siyasi fa-
aliyetin odak noktasını, yine İmam-ı Rabbanl'nin şeriat-tarikat iki-
leminde temellendirdiği ehl-i sünnet zeminine dayandırması96, bü-
tün müslümanları bir noktaya toplamak açısından oldukça yararlı .
olmuştu.
92. el-Hani. Adab, s.103-11O.
93. Boswonh, C.E., isldm Devletleri Tarihi, çev.: E. Merçil, M. tpşirli, s.260.
94. Maulana Shibii Nomani. Alamgir, ing. çev.: Syed sabahuddin Abdur Rahrnan, del-
hi 1981 (Birinci Baskı), ss.69-83.
95. Ahmad, Aziz, "Trends in the Political Thought of Medieval Muslim lndia", Stev-
dia Islamica, sayı: XV n, Paris 1962, ss. 128-9.
96. Ahrnad, Aziz, "Religious and Political Ideas of Shaikh Ahmad Sirhindi" Estratto
dalla Rivista Degli Studi Orientali, c.XXXVI., Roma 1961, sS.264-6.

Ziyaret -> Toplam : 107,12 M - Bugn : 36459

ulkucudunya@ulkucudunya.com