« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

06 Kas

2012

(AKP + SİYASET) – (THE CEMAAT + UZANTILARI) = GENE İKTİDAR (ÖYLE Mİ?)

Önder Aytaç 01 Ocak 1970

1. Bakmayın makalenin başlığının böyle afili olduğuna. Ben sadece merak uyandırsın diye böylesine bir başlık kullandım.
2. Bu makalenin içinde Fethullah Gülen’in siyaset ile ilgili değerlendirmelerinden bazı alıntılar yapılacak ve onların üzerinden hareketle bazı yorumlarda bulunacağım. Neden mi böylesi bir makale yazmak ihtiyacı hissettim? Çünkü çok sevdiğim ve önemsediğim psikolog doktor bir arkadaşımın söyledikleri, bana bunları çağrıştırdı / düşündürdü ve yazmalıyım duygusunu oluşturdu.
3. 3-4 ay önce ‘X’ cemaatinden bir doktor arkadaşımla fikir alışverişinde bulunuyorduk. Çok seviyeli bir muhabbetin sonunda arkadaşımın söyledikleri kafamın bir hayli karışmasına neden oldu.
4. Yine birkaç gün önce, ‘Y’ cemaatinden olan bir iş adamı arkadaşımla da son dönem olayları hakkında konuşurken, bu arkadaşım da ilk arkadaşım gibi aynı cümleleri tekrar etti / söyledi. Bu arada belirtmeliyim ki; ne ‘X cemaati’ ne de ‘Y cemaati’ ile kastettiğim asla ve asla ‘the cemaat’ değildir…
5. ‘X’ ve ‘Y’ cemaatlerinden olan çok sevdiğim ve önemsediğim arkadaşlarıma göre; ‘’the cemaat’ her şeye karışmakta ve hükümete yön vermeye kalkışmakta’ imiş. ‘Eğer Hocaefendi çok istiyorsa, gelsin o da siyasete girsin ve rahatça kendi kadrolarını kursun ve halkta oy verirse yönetsin’ imiş.
6. Demek ki, birilerince sürekli kaynatılan bu fitne bu kadar gelişmiş. Demek ki, bu konu gerçekten de derinlemesine araştırılması ve incelenmesi gereken bir konu haline gelmiş. Demek ki, hayatı boyunca siyasete asla sıcak bakmayan ve peygamberi meslek olan irşat ve tebliğle uğraşmanın dışında hiçbir siyasi oluşuma sıcak bakmayan / bakmadığını cent defa ifade eden ötesinde Fethullah Gülen, siyaseti de avucunun içine almak istediği düşüncesi, bazılarında ürpermeye / gereksiz endişeye / korkuya neden oluyor-muş. Muş-muş da muş-muş!..
7. O zaman genellemeler yapmadan ve somut Fethullah Gülen’in söylemlerinden alıntılar yaparak, the cemaat’in siyasete bakış açısını mercek altına getirmeye çalışalım ve hatta onun siyaset anlayışına göre; ‘şimdikiler acaba ner(eler)dedir?’ bunu da beraberinde inceleyelim…
8. ‘…Siyaset, halkı ve Hakk’ı hoşnut etme çizgisinde bir sevk u idare san’atıdır. Hükümetler, halkı, güç ve iktidarlarıyla şerlerden, adaletleriyle de zulümlerden korudukları ölçüde siyasette başarılı sayılır ve istikbal vadedici olurlar. Aksine, ikbal mumları hemen söner; sonra da yıkılır gider ve arkalarında küfürlerle, lânetlerle seslendirilen bir hercümerç bırakırlar…’
Burada ben sporda şike ve rüşvet yasası bağlamında ve KCK’lıların 3. Yargı paketi sonrasında serbest bırakılması ile ilgili bir şey söylemiyorum. Ve 4. Yargı paketi sonrasında da çıkarılacak olan 2000’e yakın KCK’lı ile ilgili de hiçbir yorum da bulunmuyorum. Büyükşehir yasası ile de fiilen Kürdistan’ın sözde sınırlarının mı çizildiğini de hiç sormuyorum. Zaten tek dershanelerin değil, doğudaki etüt merkezleri, okuma salonlarının da bu çerçeve de kesinlikle kapatılması gerekli olsa diye düşünüyorum. Çünkü Murat karayılan da sadece dershanelerin değil, etüt merkezlerinin, okuma salonlarının ve bütün devletin okulları dahil bütün eğitim kurumlarının kapatılmasını istiyor…
9. ‘…Hükümet, adalet ve asayiş demektir. Bunların bulunmadığı bir yerde hükümetin varlığından söz edilemez. Hükümet bir değirmene benzetilecek olursa, çıkardığı un, nizam, huzur ve emniyettir. Bunları çıkarmayan bir değirmen ise, kuru bir gürültüden ibarettir ve hep hava öğütür…’
Son dönemlerde sıklıkla yaşanan Şemdinli’de, Hakkari’de, Şırnak’ta ki baskınlar her ne kadar bastırılsa da, çok temkinli olmakta sanki fayda var değil mi? Hükümet çıkardığı ve çıkaracağı yeni yargı paketleri ile maalesef ki sadece kendi topuğuna sıkmamakta, bütün Anadolu’nun da geleceğini sanki karartmakta mıdır? Ve hatta bazen çok endişe duyuyorum bu AK Parti eliyle ülke parçalanılmak mı istenilmektedir?
10. ‘…Bir hükümetin milletine “Benim milletim” demesinden ziyade, bir milletin başındaki hükümete “Benim hükümetim” demesi daha önemlidir ve zannımca her zaman aranan da işte budur. Aksine millet, başındaki hükümeti bünyesine musallat olmuş tırtıl silsilesi görüyorsa, o bünye ile o baş, çoktan birbirinden kopmuş demektir.
Halkın kalbinde devlete saygı, hükümete hürmet, memurun şiddetiyle değil, devleti idare edenlerin tavır ve davranışlarındaki ciddiyet, iş ve hizmetlerindeki samimiyetle kazanılmaya çalışılmalıdır. Şimdiye kadar, ne zalim memurların istibdadıyla, ne de kitlelerin iğfaliyle hiç kimse pâyidar olamamıştır…’
Burada da Hatay Dörtyol’daki İstemi Kağan Türkoğlu’nun olayında da görüldüğü gibi, polisin yıpratılması ve iş yapamaz duruma getirilmesi eğer siyasi yapı tarafından gerçekleştiriliyorsa, burada da inanılmaz bir hatanın yapılması söz konusudur.
11. ‘…İyi ve faziletli bir devleti idare eden memurlar, özlerindeki asalet, fikirlerindeki asalet ve hislerindeki asalete göre seçilebiliyorlarsa, o devlet, iyi ve güçlü bir devlettir. Bu yüksek seciyelerden mahrum kimseleri memur tayin ederek, onlara iş gördürme bahtsızlığına uğramış bir hükümet ise iyi bir hükümet değildir ve kat’iyen uzun ömürlü olamaz. Zira, seciyesiz memurların fena davranışları, er-geç birer siyah leke olarak onun çehresine de aksedecek ve halk vicdanında onu da karalayacaktır
Memurlar, muamelelerinde kanunlar çerçevesinde, fakat vicdanlarının yumuşatıcılığına göre yumuşak olmalıdırlar. Böylece hem kendi itibarlarını, hem kanunların itibarını, hem de devletin itibarını korumuş olurlar. Aşırı sertliklerin beklenmedik patlamalara, aşırı yumuşaklıkların da, toplumun nesepsiz düşüncelerin fidanlığı hâline gelmesine sebebiyet vereceği hatırdan çıkarılmamalıdır.
Burada da en son gerçekleşen 29 Ekim kutlamalarındaki gereksiz yasaklamaların yapılması neredeyse toplum nezdinde, 28 şubatta ki başörtülü kızların yerlerde sürüklenmesine benzer çağrışımlar acaba oluşturulmuş mudur*
12. ‘…Bahçıvan, fidanlarını besler, büyütür; onları afetlerden, zararlı şeylerden korur; sonra da bağ bozumu mevsiminde meyvelerini toplar. Hükümetle millet arasındaki münasebet de, bahçıvanla fidanlar arasındaki aynı münasebettir…’
İşte bu yüzden de fidanlar asla odun olmamalı, fidan diye düşünülenler de asla zehirli birer zakkum haline dönüşmemelidir. Acem-(l)i beşiret veren / müjdeleyen PKK yapılanmaları asla bahçıvanmış gibi davranılmamalıdır. Eğer böyle bir durum olursa da gerçekten de vay halimize denilebilir mi acaba?
13. ‘…Muhteşem hükümetler, muhteşem milletlerden doğar; muhteşem milletler de, ilmî iktidarları, mâlî imkânları ve geniş idrakleriyle ruhçu nesillerden ve “kendi olma” kavgasını veren güzide fertlerden.
Her ferdiyle henüz rüştünü ispat edememiş bir millette idare, içlerinde en bilgili, en görgülü ve en maharetli kimseler aranıp bulunarak onlara tevdî edilmelidir. Bir millet için, devlet işlerinin ilmi, irfanı, mahareti olmayan kimselere teslimi ölçüsünde ikinci bir felâket tasavvur edilemez…’
İşte bu nedenle de; sadakatin değil, liyakatin ön plana çıkarıldığı sistemler kurulmalıdır. Bir diğer anlatımla; istihbarattan anlayanı o birimin başına, milli eğitimden anlayanı milli eğitime, sağlıktan anlayanı sağlığa, güvenlikten ve emniyetten anlayanı da onun koordinatörlüğüne getirmek gereklidir. Aksi durumda ise bir hüsran olması kaçınılmazdır.
14. ‘…İRFAN VE ASALETTEN MAHRUM, DEVLET IŞLERINDEN DE ANLAMAYAN NASIPSIZLER, ŞAYET YANLIŞLIKLA BIRER VAZIFE BAŞINA GETIRILMIŞLERSE, HÜKÜMETIN GÜCÜNÜ KULLANMAKTAN, ONUN IKTIDARINI ISTISMAR ETMEKTEN, HER YERDE KENDI ÇIKARLARINI ARAMAKTAN VE DESPOT BIRER KRAL GIBI HÜKÜM SÜRMEKTEN GERI KALMAYACAKLARDIR. BÖYLELERININ IKTIDARDA OLDUĞU BIR ÜLKEDE SADECE ZALIMLERIN “HAY-HUY”U VE MAZLUMLARIN INILTISI DUYULACAKTIR KI, BU ŞEÂMETLI SESLERIN YÜKSELDIĞI HEMEN HER YERDE ÂD VE SEMÛD’UN ÂKIBETI KAÇINILMAZ OLAGELMIŞTIR…’
İŞTE TAM DA BU NOKTADA BELEDIYELERDEKI YOL(SUZ)LUKLARA BIR DE BU GÖZLE BAKMAKTA SANKI FAYDA VARDIR. KENDI ARAÇLARINI BILE DEVLETE KIRALAYANLAR, 2 TANE TRAKTÖRÜ 140,000 LIRAYA KULLANDIRANLAR VE AZICIK MEDYA KARIŞTIRDIĞIMIZDA YAŞANAN BIR SÜRÜ ŞEY INŞAALLAH YOKTUR / YAŞANMAMAKTADIR.
15. ‘…Bir hükümet, milletinin yalnız iş, hareket ve davranışlarını değil, düşünce ve anlayışını da tanzime çalışmalıdır. Böyle bir tanzimde en önemli esas ise, düşünce birliği, his birliği, tâlim ve terbiye (öğretim ve eğitim) birliğidir. Bir milleti meydana getiren fertler, ayrı kültür, ayrı düşüncelerle besleniyor, birbirleriyle zıtlaşıyor ve birbirlerine karşı farklı anlayışların kavgasını veriyorlarsa, o milletin kendi kendini yeyip bitirmesi mukadderdir.
Bir milletin güçlü olması için duygu, düşünce ve kültür birliği ne ölçüde önemli ise, parçalanıp dağılmasında da dinî ve ahlâkî vahdetin (birlik) bozulması o ölçüde müessirdir.
Acaba son dönemlerde güney doğuda devletin dini hassasiyetlerini yaşayan yapıları koruyup kollamamasından dolayı, Yezidilik, Zerdüştlük, Ermenilik propagandaları almış yürümüş müdür? Hatta bu bağlamda kendi köklerinize kavuşuyorsunuz denilmesi bağlamında, Hıristiyanlık propagandalarında da gözle görülen bir artış sağlanmakta mıdır?
16. ‘…Her şeyde bir siyaset vardır; milletin dirilişini hazırlayanların siyaseti de, hiçbir şeyi, hatta kendi hazlarını dahi düşünmeyerek, sadece ve sadece milletinin lezzetleriyle gerilip, onun acılarıyla iki büklüm olmalarındadır.
İyi idare ve seviyeli siyaset, ne ak saç ve ak sakallarda, ne tabasbus ve riyanın kazandırdığı mansıp ve rütbelerde, ne de bir kısım lokal ve locaların kayırmalarıyla elde edilen sun’î şöhretlerde değil, o, yüksek ruh insanları, sancılı beyinler ve hakikatin âzat kabul etmez köleleri arasında aranmalıdır…’
Acaba bu localar, Ergenekon operasyonlarında bile bir türlü dokunulamayan localar mıdır? Ya da İtalya da bu localar çökertilmeden başarıya ulaşılamadığını söyleyen cesur savcı Felice Casson’un söylediklerine de kulak kabartmakta yarar var mıdır?
17. ‘…FARKLI DÜŞÜNCE VE FARKLI MÜTALÂALARA SAHIP OLMAK OLGUN INSANLARIN IŞIDIR. NE VAR KI, TOPLUMU BÖLÜP PARÇALAYIP KAMPLARA AYIRAN FARKLI ANLAYIŞ VE MÜLÂHAZALARA MÜSAMAHALI OLMAYA DA KIMSENIN HAKKI YOKTUR. ZIRA, BÖLÜNÜP PARÇALANMAYA MÜSAMAHA, MILLETIN YIKILIP GITMESINE GÖZ YUMMAK DEMEKTIR.
MILLÎ DUYGU VE DÜŞÜNCEYI PAYLAŞMAYAN KIMSELER HAKKINDA NE KADAR IYIMSER VE HÜSNÜNIYETLI OLSANIZ DA, SIZE ZARAR VERECEKLERI IHTIMALINI GÖZDEN IRAK TUTMAMALISINIZ. VE HELE, MILLET VE TOPLUMUN CAN DAMARLARI MESABESINDEKI NOKTALARI ELE GEÇIRMELERINE KAT’IYEN FIRSAT VERMEMELISINIZ! ZIRA, BIR INSAN KENDINI TEHLIKELERE ATABILECEK MÜSAMAHALARDA BULUNABILIR; AMA, MILLETI VE DEVLETI IÇIN BÖYLE BIR DAVRANIŞA ASLA HAKKI YOKTUR…’
Bu paragrafı biz acem-i sever müzakerecilere itinayla atfetmenin dışında hiç bir şey söylemiyor ve Allah Başer Hocalara onlara layık olduğu şekliyle bildiği gibi davransın diyoruz.
18. ‘…Sizin gibi düşünmeyip farklı bir dünya görüşüne sahip bulundukları halde çok samimî ve faydalı kimselerin de olabilecekleri mülâhazasıyla, size ters gelen her düşüncenin karşısına acele edip çıkılmamalı ve düşünce sahipleri kaçırılmamalıdır. Hatta onların mütalâa ve fikirlerinden istifade yolları araştırılarak, kendileriyle mutlaka diyaloğa girilmelidir.Yoksa bizim gibi düşünmüyorlar diye bir bir uzaklaştırılan veya uzaklaşan bu gayrimemnunlar, dev dev kitleler meydana getirerek karşınıza çıkar ve sizi yerle bir edebilirler. Gayrimemnunların beşer tarihi boyunca müspet bir icraatları gösterilemese de, yıktıkları devletler sayılmayacak kadar çoktur.
Kimden gelirse gelsin insan, kendi sistemine, kendi düşüncesine, kendi dünyasına menfaati dokunacak bilgi ve mülâhazalardan faydalanmayı bilmeli ve hele tecrübe sahiplerinin tecrübelerinden yararlanmayı asla ihmal etmemelidir.
Din, birleştirici, bütünleştirici hususiyeti nazar-ı itibara alınarak, milletleri idare edenlerin gözleri önünde bulunması ve daima onun yenilmez gücüne sığınılması lâzım gelen hayatî bir müessesedir.
Valilerde şefkat, duyarlılık ve mes’uliyet; belediye reislerinde intizam, nezafet ve çarşı-pazar emniyeti; hakimlerde de hak düşüncesi, tarafsızlık ve medenî cesaret esastır…’
Yukarıdaki anlatımlar çerçevesinde, acaba yapılan atamalarda bu kıstas ve ölçülere ne kadar dikkat edilmektedir? Ya da olumlu tarafından söylemek gerekirse; umudumuz / arzumuz o dur ki yapılıyordur…
19. ‘…Devlet ve milletlerin birbirlerini çekememeleri tabiîdir. Bu itibarla da, bunlar arasında siyaset, ya samimî dostluk ya da menfaat etrafında cereyan eder. Zarar vermemek, zarara uğramamak kaydıyla her iki tarz idare de mahzursuzdur. Ancak, bizim kimseyi iğfal edeceğimiz düşünülmese bile, başkalarının iğfaline gelmemek için de devamlı teyakkuzda (uyanık) bulunmak siyasetin bir diğer yanıdır…’
Kanımızca acemiler bu cümleyi bir kez daha okumalı ve fakat acemice okumamalıdır!..
20. ‘…Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
KABUL ETTIĞIMIZ ÖLÇÜLER IÇINDE “SIYASETE KARIŞMAM, SIYASETE KARIŞMA!” DEMEK, “VATAN VE MILLET IŞINE, MILLETIN HAYAT VE BEKASINA KARIŞMAM VE KARIŞMA!” DEMEKTIR…’
KANIMIZCA BU BAĞLAMDA FETHULLAH GÜLEN’E SIYASETE BULAŞMA DIYENLER MILLETIN BEKASINA BULAŞMA DEMEKTEDIRLER… BILMEM FARKINDALAR MI? HOCAEFENDI SIYASETIN DAR VE GEREKSIZ TARAFGIRLIK KOKAN YERLERINE ASLA KARIŞMAZ VE KARIŞMAYACAKTIR DA… ANCAK HIÇBIR ZAMANDA TARIHI HATALARA GÖZ YUMMAZ VE YUMMAYACAKTIR DA… BU SIYASET ELIYLE OLACAKSA BU IŞIN SORUMLULARINA GEREKLI IZAHATLARINI DAHA ÖNCEDEN YAPMIŞTIR, BU GÜNLERDE DE YAPMALIDIR VE BUNDAN SONRA DA YAPACAKTIR.
21. ‘…GÜNÜMÜZDE INSANLARIN BÜYÜK BIR BÖLÜMÜ, GÜNLÜK POLITIKA OYUNLARINI, KITLELERIN ALDATILIP IĞFAL EDILMESINI, IKTIDAR VE MENFAAT MÜCADELELERINI VE BU UĞURDA BÜTÜN GAYRIMEŞRÛLARIN MEŞRÛ GÖSTERILMESINI SIYASET TELÂKKI EDENLERE KARŞI, KALBÎ HAYATLARI, DÜŞÜNCE ISTIKAMETLERI VE HAK’LA MÜNASEBETLERI ADINA HER SIYÂSÎ HAREKETTEN UZAK KALMAYI ZARÛRI GÖRMEKTEDIRLER. HEYHÂT; NEREDE ADALET VE HAK DÜŞÜNCESIYLE BÜTÜNLEŞEN SIYASET; NEREDE ÇOĞU YALAN VE TEZVIRDEN IBARET OLAN SOKAK ŞARLATANLIKLARI..!’
CEMIL MERIÇ; ‘HER TARIFIN BIR TAHRIP OLDUĞUNU’ IFADE ETTIĞI IÇIN YUKARIDA SÖYLENENLER ILE ILGILI BIR AÇIKLAMA YAPILMAYACAKTIR. ÇÜNKÜ ANLATIM ÇOK NETTIR VE ÖRNEKLERLE IZAHAT GETIRILMEYECEK KADAR AÇIKTIR.
Tüm bu yazılanların ışığında bir kez daha düşünecek olursak; İran’ı, acem(i)severliği, büyükşehir yasasını, belediyelerde dönen yolsuzluk skandallarını, rahmetli / şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin kara kutusunu yiyen keçileri, KCK’lıların salıverilmesini, PKK ile Beşir Hoca’nın müzakerelerini, Oslo’yu, güneydoğuda yanan ateşi ve bu ateşi söndürmek için bir itfaiye gibi görev yapanların dershanelerinin / etut merkezlerinin / okuma salonlarının kapatılmasını ve daha sayamadıklarımızı gelin beraberce bir kere daha düşünelim, aşağıdaki görsel de olduğu gibi, ‘ses ver yiğidim’ diyelim, ağlayalım ve ağlayıp da sinelerimizi dağlayalım!..
http://www.youtube.com/watch?v=N_pXFawFtJw
Allah kendisini itfaiye memuru gören ve çıkan her yangını söndürmeye koşan ışık süvarilerinin yar ve yardımcısı olsun inşallah!…

Ziyaret -> Toplam : 107,12 M - Bugn : 35191

ulkucudunya@ulkucudunya.com