« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

29 Eki

2012

Yahya Kemâl Beyatlı’nın Neo-Klasik Şiirleri

Gencay Zavotçu 01 Ocak 1970

Özet: Yahya Kemâl Beyatlı, yirminci yüzyıl Türk Edebiyatı’nın en büyük şa-
irlerinden biridir. “Bu dil ağzımda annemin sütüdür” dediği arı Türkçe ile
yazdığı şiirleriyle büyük ve haklı bir üne kavuşmuştur. Onun tarih bilinci,
tarihi olayları devrinin diliyle ifade etme düşüncesine götürmüştür. Bu dü-
şünceden yola çıkan şair, Türkiye Türkçe’si ile söylediği şiirlerinin yanında
Osmanlı Türkçe’si ile de şiirler yazmıştır. Aruz vezni ve eski nazım şekille-
ri ile söylediği şiirlerinde de başarılıdır. Eski nazım şekilleri ile söylediği
şiirlerini “Eski Şiirin Rüzgarıyla” adlı kitapta toplamıştır. Bu kitapta gazel,
tahmîs, taştîr vd. nazım şekillerinde şiirleri yer alır.
Anahtar Kelimeler: Yahya Kemal Beyatlı, Neo-klasik Şiir
Eslâf kapıldıkça güzelden güzele
Fer vermiş o neşveyle gazelden gazele
Sönmez seher-i haşre dek o şi’r-i kadîm
Bir meş’aledir devredilir elden ele
Yahya Kemâl Beyatlı, Türk Edebiyatı’nın yakın geçmişte yetiştirdiği büyük şair-
lerden biridir. Nesir sahasında da güzel eserleri bulunmasına karşı şairliğiyle isim
yapması şair yaradılışlı oluşu ve şiirdeki büyük yeteneği ile açıklanabilir. “Bu dil
ağzımda annemin sütüdür” cümlesinde güzel bir söylemle nitelediği pürüzsüz ve
sade Türkçe ile söylenmiş şiirlerinde kelimeleri mısralara ipliğe inci dizer gibi
*
Yrd.Doç.Dr. Gencay Zavotçu, Kocaeli Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyesidir.
dizmiş, bu sayede isminin ölümsüzleşmesini sağlamıştır. Fakat O’nun şiirdeki bü-
yüklüğünü sadece yeteneğiyle sınırlamak, şiirlerine maya olan diğer hususiyetleri
göz ardı etmek olacaktır. Şiirinin, bu şiirin mayasındaki mûsîkî, engin tarih kültürü
ve geçmişe olan saygınlıkla birlikte değerlendirildiğinde daha bir anlam kazanaca-
ğını söyleyebiliriz.
Yahya Kemâl’in hemen bütün şiirlerini aruzla yazması ve mısraya olan saygısı,
şiirlerinde ilk bakışta göze çarpan bir şekil mükemmelliğini de beraberinde getir-
miştir. Bu şekil mükemmelliğini tamamlayarak şiirine ahenk unsuru olan ve kendi-
sinden sonra da A. Hamdi Tanpınar’ı etkileyen mûsîkî zevkini ise
Üstâd elinde ser-te-ser âhenk olur lisân
Mızraba ses verir kelimâtıyla tel gibi
Elhân duyulmadıkça belâgat giran gelir
Lâf u güzâftan mütehassıl kesel gibi1
beyitlerinde beyân ettiği gibi bir çok şiirinde gözlemlemek mümkündür. Sonsuzluk
özlemi de şiirlerinde kendini gösteren ve değinilmesi gereken bir başka öğe olarak
karşımıza çıkmaktadır. Fakat Yahya Kemâl’in şiirlerinde üzerinde titizlikle durul-
ması gereken iki öğe daha vardır ki, onların belirtilmemesinin şiirinin değerlendi-
rilmesini eksik bırakacağı düşüncesindeyiz. Bunlar; şairin çok önem verdiği engin
tarih bilgisi ve onunla birlikte algılanması gereken geçmişe gösterilen saygıdır.
Yahya Kemâl’in Osmanlı Türkçesi ile ve eski tarzda (tarzdan amaç şiirlerin dış
yapıları olup eski nazım şekilleri kastedilmiştir) bağlı kalarak yazdığı şiirleri de
günümüz Türkçesi ile söylediği şiirleri kadar veya onlardan aşağı olmayacak ölçü-
de başarılıdır. O’nun eski dil ve nazım şekilleriyle şiir söyleme arzusunu bir heves
ve gösteriş olarak algılamamak gerekir. Bu söylemin ardında engin bir tarih bilgisi
ve geçmişe olan saygı, kendini hissettiren esas unsurdur. Fakat eski dil ve nazım
şekilleriyle söylenmiş bu şiirleri yalnızca tarih bilgisinin ve geçmişe duyulan say-
gının bir yansıması olarak değerlendirmek doğru olmaz. Türk Edebiyatı’nı bir bü-
tün olarak algılaması ve tarihin eski devirlerine ait olayları devrinin diliyle ifade
etme düşüncesi, Yahya Kemâl’in önemsediği sanat anlayışlarındandır.
Yahya Kemâl’in neoklâsik tarzda yazdığı şiirlerindeki amaçlarından biri de;
geçmişi günümüze taşıma endişesidir. Çağdaşı olan şair ve yazarların bir kısmının
geleneğe hiçbir şey borçlu olmamak için edebi sahada eskiye ait öğeleri silip atma
düşüncesinde olduklarını anımsarsak, Onun geçmişe sahip çıkma çabasıyla olgun
bir edebiyatçı portresi çizdiği kendiliğinden anlaşılacaktır. Osmanlı Türkçesi’nin
1
Yahya Kemâl (1962). Eski Şiirin Rüzgârıyla, Yahya Kemâl Külliyatı (2), İstanbul: Baha Matbaası, s.39
genellikle olumsuz değerlendirmelere tabi tutulduğu bir dönemde, günümüz diliyle
söylediği şiirlerinin yanında Osmanlı Türkçesi ve eski nazım şekilleriyle söylediği
şiirleri, Onun Türk Edebiyatı’nı bir bütün olarak algıladığının açık bir göstergesi-
dir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın,
Bütün bunlara rağmen Yahya Kemâl’e klâsik veya neo-klâsik deyişimizin sebebi, Tan-
zimat’tan beri gelen nesillerde olduğu gibi eski şiirden ayrılma, uzaklaşma imkanları
arayacağı yerde onun arasından, ona yaklaşma çareleri arayarak eserini vücuda ge-
tirmesinde, hatta eski dilde yazdıklarında onu kendi bütünlüğünde yenilemesindedir.
Garip şeydir ki Yahya Kemâl bunu nesrinde de yapmış, o kadar inkar edilen eski nesri
yenilemiştir.2
şeklindeki cümleleri de düşünceyi doğrular niteliktedir. Bu görüş, O’nun eskiyi
reddetme eğiliminin aksine olduğu gibi kabullenme ve yeniden yorumlayarak gü-
nümüze taşıma çabası içerisinde olduğuna dikkat çekmektedir. Tanpınar’ın yukarı-
daki görüşü ile aynı doğrultudaki:
Yahya Kemâl’in mazhariyeti dil ve tarihte çeşitli görüşlere kadar giden bu kaynaklar
mes’elesinde beyhude serablara kendini kaptırmaması, eski şiirimizi kendi realiteleri
içinde ve tarihî realitemiz içinde görmesidir. Bunu söylemekle Yahya Kemâl’in eseri-
nin mühim bir kısmını yapan tarafıyla eski şiire ve dile sırf bu kaynak ihtiyacı yüzün-
den gittiğini iddia etmiş olmuyorum. Onda gazel tecrübesinin Paris’te başladığını
hemen hepimiz biliyoruz. En iyisi yetişme ve temayülleri ile, realite duygusu ve tarih
bilgisi, hatta tarih sezişi ile -ikincisi birincisinden daha mühimdir- bu kaynak ihtiya-
cına en müsbet şeklinde cevap verdi, bir bölünmeden başka bir şey olmayan bu çaba-
lamayı esas ve büyük çizgiye getirmeye muvaffak oldu.3
şeklindeki sözleri de, Yahya Kemâl’in eski şiirimizi döneminin koşulları ve kendi
gerçekliği içerisinde algılaması ile edebiyattaki bölünmüşlüğü belirli bir çizgiye
getirme endişesinden kaynaklandığını belirtmesi bakımından dikkate değerdir.
Yahya Kemâl’in, geçmiş devirlerde yaşanmış olayları ait oldukları devrin diliyle
ifade etme düşüncesiyle yazdığı şiirleri küçümsenmeyecek bir sayıya ulaşır. Bu şi-
irler, ölümünden sonra Yahya Kemâl Enstitüsü tarafından kitap haline getirilmiş ve
Eski Şiirin Rüzgârıyla adı altında 1962 yılında yayınlanmıştır. Kitaptaki ilk şiir,
Yavuz Sultan Selim’i ve döneminin olaylarını, tahta çıkışından ölümüne kadar
kronolojik bir şekilde hikâye eden Selimnâme’dir. İlk şiir Selimnâme olmakla bir-
likte, gerek tarihî bir sıra, gerekse şairin tarih hakkındaki fikirleri göz önüne alınır-
2
Tanpınar, A. H. (1992), Yahya Kemâl, İstanbul: Dergâh (İkinci Baskı), s.77
3
Tanpınar, a.g.e., s.124-125
sa, kitaptaki ilk sırayı Alp Arslan’ın Rûhuna Gazel adlı şiire tahsis etmek daha uy-
gun olacaktır.
Benim için 1071’den evvelki devirlerimiz kabl-et tarih (tarih öncesi), fakat 1071’den
sonraki devirlerimiz tarihtirler. Selçuk ve Osmanlı asırlarında Anadolu, Rumeli ve
İstanbul’a manzara ve mimarî i’tibarıyla verdiğimiz şekli; lisanın yeni tecellisini, dev-
let ve medeniyetimizin yeniden yaradılışı ve yürüyüşünü; sanayimizin hariçten ve bir
çiviye bile muhtaç olmadan vatan toprağından ve milletin eliyle yapılışını; ordumuzun
bütün silahlarını, donanmamızın beş yüz sene bütün tahta, demir ve yelkenleriyle
kendi elimizden çıkışını, hâsılı bütün terkibi şedîd bir hayranlıkla idrak etmeye baş-
lamıştım… Ancak bunu duymak ve hayal meyal görmek kâfi değildi. Yakından bilmek
lazımdı. Bilmek için de en sağlam vesikaları okumaya ihtiyaç vardı. İstiyordum ki mil-
liyetimizin tedkiki, hiçbir zaman inkar edilemeyecek böyle sağlam vesikalarla tahlil
ve terkib edilsin. O kadar ki, asırlarca Türk gençleri bir vesikadan bir saniye bile
şüphe etmesinler.4
tümcelerinde belirttiği gibi o, hocası Albert Sorel’in görüşleri doğrultusunda, Ma-
lazgirt savaşı (1071) öncesini kable’t-târih (tarih öncesi) olarak kabul eder. Türk-
ler’e Anadolu kapılarının açıldığı Malazgirt Savaşı (1071) öncesini bu tarihin baş-
langıcı olarak kabul ettiğine göre, ilk iki beyti
İklîm-i Rûm’u tuttu cihângîr savleti
Tarîh o işde gördü nedir şîr savleti
Titretti arş u ferşi Malazgird önündeki
Cûş u hurûş-ı rahş ile şemşîr savleti5
şeklinde olan Alp Arslan’ın Ruhuna Gazel adlı şiiri, kitabın ilk şiiri olarak kabul
etmek, düşüncesine uygun olacaktır.
Baştaki Selim-nâme, aynı zamanda kitabın en uzun şiiridir. Şâir bunu yazarken,
16. yüzyılda gelenek haline gelen Selim-nâme ve Süleyman-nâme’lerden esinlen-
miş olmalıdır. Yavuz Sultan Selim’i övgü dolu beyitlerin ardından
Rûy-ı zemîni tâbi-i ferman kılmaga
Sultan Selim Hân gibi bir şîr-i ner gelür6
beytiyle karşılayan şâir, savaşlarını Başlayış (1514), Sefer (1514), Çaldıran (1514),
Toplayış (1515), Mercidâbık (1516), Ridaniyye (1517) alt başlıklı müstakil şiirler ha-
4
Banarlı, Nihad Sâmi (1977), Resimli Türk Edebiyatı (Cilt 2), İstanbul: MBE Yayını, s. 1176
5
Yahya Kemâl, a.g.e., s.45
6
Yahya Kemâl, a.g.e., s.8
linde hikâye eder. Rıhlet başlığı altında da Sultan’ın dünyadan göçüşüne atıfta bulunur.
Selim-nâme’yi izleyen sayfalarda gazeller bulunmaktadır. Eski dîvânların Ga-
zeliyyat bölümlerini çağrıştıran bu bölümdeki şiirler sırasıyla Bebek Gazeli,
Perestiş, İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel, Şeref-âbâd, Bir Sâkî, Mükerrer
Gazel, Gönül, Söz Meydânı, Gazel, Rıtl-ı Girân, Ezân-ı Muhammedî, Alp Arslan’ın
Ruhuna Gazel, Ne Bildik Ne Bilmedik, 16 Mart 1920, Şâd Olmayan Gönül, Ma-
hûrdan Gazel, Hisâr Gazeli, Tûr’dan Mülhem, Ali Emîrî^ye Gazel, Tazmin, Çubuk-
lu Gazeli, Göztepe Gazeli, Çamlıca Gazeli, İnşirâh Gazeli, Gedik Ahmet Paşa’ya
Gazel, Zevk-âbâd, Fâzıl Ahmed’e Gazel, Kadrî’ye Gazel, Vedâ Gazeli, Tanbûrî
Cemîl’in Ruhuna Gazel, Söyler, Üsküdar Vasfında Gazel, Derin Beste, Erzurum
Gazeli, Hazân Gazeli, Selîm-i Sânî’ye Gazel, İsmâ’il Dede’nin Kâ’inâtı, Abdülhak
Hâmid’e Gazel ve Bahar-âbâd’dır.
Gazeller bölümünde yer alan bu şiirlerin bir kısmı geçmişte yaşamış, tarih ve
mûsîkî alanında isim yapmış kişilere ithaf edilmiştir. Bazıları İstanbul’un Göztepe,
Çamlıca, Çubuklu, Bebek ve Üsküdar gibi güzel mekanları övgüsünde yazılmışken
bazıları da Lâle Devri’nde yapılmış kasırlara ve bu kasırlardaki eğlenceleri anımsa-
tırlar. Bu şiirleri okurken okuyucunun Yahya Kemâl’i Lâle Devri’nin ünlü şâiri
Nedim’le özdeşleştirmemesi içten bile değildir. Gazelleri Lâle Devri’nin İstan-
bul’unu, kendi de Nedim’i çağrıştırsa bile, bu şiirleri gerçek anlamda bir gazel ola-
rak kabul etmek doğru olmaz. Çünkü gazel, Eski Türk Edebiyatı nazım şekilleri i-
çerisinde şairin duygu, düşünce ve hayallerini olduğu gibi aktarabildiği nazım şe-
killerinden biridir. Belki de en uygun nazım şeklidir. Oysa, Yahya Kemâl bu gazel-
lerde sanki Nedim’in kafasıyla 20. yüzyıl İstanbul’unda dolaşır gibidir.
Gazellerden Çubuklu Gazeli, Ezân-ı Muhammedi, Vedâ Gazeli, İstanbul’u Fet-
heden Yeniçeriye Gazel şâirin bestelenmiş şiirleri arasındadır.
Vur pençe-i Âlî’deki şemşîr aşkına
Gülbângi âsmânı tutan pîr aşkına7
beytiyle başlayan İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel’le, ilk iki beyti
Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın
Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın
Âgûş-ı nev-bahârda hâbidedir cihân
Sürsün sabâh-ı haşre kadar hâb uyanmasın8
7
Yahya Kemâl, a.g.e., s.27
8
Yahya Kemâl, a.g.e., s.63
beyitlerini içeren Çubuklu Gazeli, besteyle icra edilmelerinin de etkisiyle çok meş-
hur olmuş şiirlerindendir.
Kitapta gazellerden sonra Musammatlar, Şarkılar, Kıt’alar ve Beyitler bulun-
maktadır. Musammatları Sene 1140, Seyfi’ye Refâkat, Neşâti’nin Gazelini Tahmîs,
Tahmîs-i Gazel-i Hümâyûn, Râmî Mehmet Paşa’nın Gazel Matla’ını Taştîr ve Bâ-
kî’nin Gazelini Taştîr adlarını taşımaktadır. Musammatlarını bir cümle ile değer-
lendirmek gerekirse söylenebilecek en uygun söz, gazelleri gibi bunların da başarılı
şiirler olmasıdır. Özellikle Neşâti’nin
Gitdin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz geçen sohbet-i yârânı bile
matla’lı gazelini taştîri, asıl şiirle de uygunluk gösteren ve onunla bütünleşen mu-
sammatlardandır. Kitapta musammatları takiben şarkılara yer verilmiştir. Açık ve
anlaşılır bir dille söylenen ve bestelenerek mûsîkî eşliğinde icra olunan bu şarkıları
da Yahya Kemâl’in bir şiir ustası olduğunun delili durumundadırlar. Birinin diğe-
rinden daha güzel olduğu hakkında görüş bildirmenin güç olduğu bu şarkıların
hepsi iki dörtlükten oluşurlar. Bunlardan, sevgilinin başkalarıyla gülüp eğlenmesi-
ne sitem yollu yazılmış birinin ilk dörtlüğü:
Dün kahkahalar yükseliyorken evinizden
Bendim geçen, ey sevgili, sandalla denizden!
Gönlümle, uzaklarda bütün bir gece sizden
Bendim geçen, ey sevgili, sandalla denizden! 9
şeklindedir. Şâirin, geçmişte sevgilisiyle güzel günler geçirdiği yerlerde, eski mutlu
günlerin özlemine göz yaşlarını katarak yazdığı bir kasidenin nesibini çağrıştıran
diğeri ise aşağıya alınmıştır.
Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden,
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden,
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
Senden boşalan bağrıma göz yaşları dolmuş!,
Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş.
Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden! 10
9
Yahya Kemâl, a.g.e., s.121
10 Yahya Kemâl, a.g.e., s.120

Ziyaret -> Toplam : 107,12 M - Bugn : 36299

ulkucudunya@ulkucudunya.com