« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

08 Tem

2024

Rüstem Paşa

1500 – 10.07.1561 01 Ocak 1970

Rüstem Paşa yaklaşık olarak 1500 yılında Hırvat asıllı olan Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna'nın yakınlarında bulunan Butmir ya da Sarajevsko Polje adlı bir köyde doğduğu varsayılmaktadır. Babası Mustafa Bey (Paşa) olup Sinan (Kaptan-ı Derya Sinan Paşa) ve Nefise adında iki de kardeşi bulunmaktadır. Ufak yaşlarda İstanbul'a getirilen Rüstem Paşa Enderun'da eğitim görmüştür. Getirilmiş olduğu Osmanlı topraklarında devşirilip Osmanlı'nın hizmetine girmiştir. 1526 yılında Mohaç Meydan Muharebesi'ne silahdar rütbesi ile katılmıştır. Rüstem Paşa bu seferin sonunda tayin alarak birinci imrahor görevine atanmıştır. Üstün yeteneği ve kıvrak zekâsı ile Sultan Süleyman'ın gözüne girmeyi başarmıştır. Rüstem Paşa'nın kendisini Sultan Süleyman'a farkettirmesinden sonra Sultan'ın emri ile Diyarbakır'da beylerbeyi görevine atanıp, hizmetine burada devam etti. Bu görevindeki başarısından dolayı daha sonra Anadolu Beylerbeyliğine atanıp burada görevine devam etti. 1539 yılında Sultan'ın Rüstem Paşa'yı yanında istemesi ile üçüncü vezirlik görevine tayin edildi. Üçüncü vezir görevini devam ettirirken 26 Kasım 1539 tarihinde Şehzade Cihangir ve Şehzade Bayezid'in sünnet töreninde zamanın padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han'ın kız Mihrimah Sultan ile evlendi. Rüstem Paşa'nın bu evliliğinde dolayı ona 'damat' sıfatı verilmiştir.

Rüstem Paşa'nın Kanuni Sultan Süleyman'a damat olması söz konusu olunca onu istemeyip çekemeyen rakipleri onun cüzzam hastası olduğu dedikosunu etrafa yaymaya başlamıştır. Çıkan bu dedikodulardan sonra hassa hekimlerinden olan Mehmet Halife, bu dedikoduların doğruluğunu öğrenmek amacı ile Rüstem Paşa'yı detaylı bir muayeneden geçirmiştir. Muayenin yapıldığı sıralarda hekim Mehmet Halife Rüstem Paşa'nın gömleğinin üzerinde bir bit bulmuştur. O zamanlardaki tıp bilgisine ve halk arasındaki inanışlara göre bir cüzam hastasının üzerinde bit olmayacağı kabul edilmekteydi. Rüstem Paşa'nın gömleğinin üzerinde bulunan bit, cüzam hastası olmadığına kanıt olarak gösterilip Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı olan Mihrimah Sultan ile evlenmesinde bir sakınca olmadığına ve dedikoduların asılsız olduğuna kanaat getirtmiştir. Yaşanılan bu olayların sonucunda Rüstem Paşa'ya diğer bir isim olarak tarihçiler 'Kehle-i İkbal' (İkbal Biti) demişlerdir.

Kanuni Sultan Süleyman'ın 1544 yılında Hadım Süleyman Paşa'yı görevinden azledmesi sonucunda yerine geçmesi muhtemel olan ikinci Vezir Deli Hüsrev Paşa'yı, Hürrem Sultan'ın vermiş olduğu emir ile aralarında husumet çıkarmaya yönelik birtakım oyunlar oynayıp bu iki veziri birbirine düşürmüştür. Bu olayların sonucunda Kanuni Sultan Süleyman hem Hadım Süleyman Paşa'yı hem de Vezir Deli Hüsrev Paşa'yı görevlerinde azledip sadrazamlık görevini Rüstem Paşa'ya vermiştir. Kıvrak zekâsını Hürrem Sultan'ın da verdiği emir ile kullanan Rüstem Paşa, Kanuni Sultan Süleyman'a daha da yakın hale gelmiştir. Hürrem Sultan'ın verdiği emri yerine getirmesi sonucunda Hürrem Sultan ile aralarında bir güven ortamı sağlanmıştır. Hürrem Sultan ile arasında oluşan bu güven ortamı Rüstem Paşa'nın gelebileceği en üst mevkiye gelmesine olanak sağlamıştır. Bir nevi Rüstem Paşa ile Hürrem Sultan arasında bir entrika ortaklığı da başlamıştır. Bu entrika ortaklığı tahtın varisi olarak görülen ve tahtın en büyük adayı olan Şehzade Mustafa'nın ölümüne kadar yol açmıştır.

Rüstem Paşa 1544 yılında getirildiği sadrazamlık görevine 1553 yılına kadar sorunsuz devam etmiştir. Bu yıllar arasında Rüstem Paşa, Hürrem Sulta'ın öncülüğünde Şehzade Mustafa'nın mührünü taklit ederek Şehzade Mustafa'nın ağzından İran Şahı Tahmasb'a mektuplar yazmıştır. Rüstem Paşa'nın çevirdiği bu entrikalardan dolayı Şehzade Mustafa'nın, Kanuni Sultan Süleyman'ın yerinde gözü olduğu iftirasını ortaya atmıştır. Yazılan bu mektupları öğrenen Kanuni Sultan Süleyman, tahtında gözü olduğu iftirasına inandığı oğlu Şehzade Mustafa'yı katlettirmiştir. Yeniçerilerin Şehzade Mustafa'yı çok sevmeleri ve Kanuni Sultan Süleyman'ın bu durumu bilmesinden dolayı yeniçerilerin ayaklanma çıkarabileceği endişesi ile 1553 yılında Rüstem Paşa'yı azlederek onun yerine Kara Ahmet Paşa'yı getirmiştir. Entrika ortağının sadrazamlık görevinden azledilmesini kabul etmeyen Hürrem Sultan ve kocasının görevine geri dönmesini isteyen Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa'nın tekrar sadrazamlık görevine devam etmesi için çok uğraş verdiler. Nitekim bu çalışmalarının sonucunu 29 Eylül 1555 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman'ın basit bir bahane ile Kara Ahmet Paşa'yı Divan-ı Humayun'un ortasında idam ettirmesi ile almışlardır. Bu idamın sonucunda sadrazamlık görevine tekrardan Rüstem Paşa tayin edilmiştir.

Damat Rüstem Paşa, Mihrimah Sultan ile evliliğinden olan kızı Ayşe Sultan'ın dönemin en tehlikeli hastalığı olan vebaya yakalandığını öğrenir. Kızında bulunan bu hastalığı öğrendikten sonra kahrolan Rüstem Paşa kızının iyileşmesi için elinden gelen her şeyi yapar. Rüstem Paşa bu süre zarfında çok yıpranır ve hastalığa yakalanır. Günden güne hastalığı ağırlaşan ve daha kötüye giden Rüstem Paşa tüm uğraşlara rağmen kurtarılamaz ve 10 Temmuz 1562 de yaşamını yitirir. Doğal yollarla yaşamını yitiren nadir paşalardan biridir. Rüstem Paşa'nın cenazesi Şehzade Camii bahçesinde bulunan türbesinde gömülüdür.


Tarihçiler tarafından Osmanlı Devleti'ne rüşveti getiren kişi olarak Rüstem Paşa anılmaktadır. Rüstem Paşa rüşvet alma işini o kadar abartmıştır ki rüşvet alma işini aleni bir şekilde yapmaktan hatta belli bir tarifeye bağlamaktan çekinmemiştir. Bundan dolayı Osmanlı kaynaklarında Rüstem Paşa'ya verilen bir diğer sıfat ' Ebvab-ı Rüşvet Fatihi ' yani rüşvet kapısını fetheden kişi anlamına gelir. Osmanlı Devleti'ndeki yönetimsel bozuklukların en önemli ve en büyük nedenlerinden biri rüşvettir. Osmanlı Devleti'ne rüşveti getiren Rüstem Paşa'nın mal varlığı ise dillere destandır ve padişahtan sonraki en zengin kişi olduğu söylenmektedir.

Rüstem Paşa'nın birçok eseri bulunmaktadır. Bu eserlerden biri Tekirdağ'da diğeri İstanbul'da olmak üzere kendi adına yaptırdığı iki adet camii vardır. Edirne'de Mimar Sinan'a Rüstem Paşa Kervansarayı'nı yaptırmıştır. Yine Ankara'da 1522-1523 yıllarında Çengel Han'ı inşa ettirmiştir. Ayrıca Kütahya'da Anadolu Beylerbeyliği yaptığı sırada bir medrese ve bir de hamam yaptırmıştır. Kütahya'da bulunan bu eserlerden hamam günümüze kadar ulaşmıştır. Medresenin ise taç kapısının bir bölümü hariç diğer yerler yıkılmış daha sonra orijinaline uygun olarak yeniden restore edilmiştir.

Ziyaret -> Toplam : 107,19 M - Bugn : 7345

ulkucudunya@ulkucudunya.com