« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

12 Şub

2024

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin harcı nasıl atılmıştı?

Ahmet Kasım Han 01 Ocak 1970

Hemen yılbaşından öncesinden bu yana bir seri yazıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin (CHS) yapısına, sonuçlarına ve sürdürülebilirliğine ilişkin kimi fikirlerimi sizlerle paylaşıyorum. Daha önce belirttiğim üzere, “köşemizin, doğal, yer sınırı benim tafsîlât (bir şey hakkında etraflı bilgi) ve teferruat merakımla, ‘kafalarda soru işareti bırakmak’ kaygımla, birleşince sonuç eski tabirle ‘otuz iki kısım tekmili birden’ oldu”. Ayrıca konunun Türkiye’nin sıcak gündeminin hareketliliği ve lav kıvamında yakıcılığı içerisinde zaman zaman ikincil planda kaldığının, bunun köşe yazısı ontolojisinde pek de makbul bir durum olmadığının da elbette farkındayım. Ancak ve zira, söz konusu mevzu memleketin geleceğini tayin edici nitelikte. Bu sebeple sözü uzatmadan bıraktığım yerden konuya gireyim. Önümüzdeki Cuma, müsaadenizle, başka bir konuyu kaleme almayı planlıyorum. Gelecek Pazartesi bu yazının devamını getirerek bu seriyi, şimdilik kaydıyla, o yazıyla bitireceğim.

CHS’nin yapı, sonuç ve sürdürülebilirliğini tartışmak esasen, AK Parti ile MHP “ortaklığının nev-i şahsına münhasır, hatta düpedüz şahsa bağlı, yönlerini konuşmayı zaruri kılar”, demiştik. Zira, CHS’nin sürdürülmesine ilişkin sınırlılıkları belirleyen en önemli unsurlar en kolay bu noktadan anlaşılabilir. Burada CHS’ye ilişkin sorunsallaştırmayı görüntüde ve pratikte sistemin bugüne kadar işlemesini sağlayan en kuvvetli noktası üzerinden yapmak gerektiğine kaniyim. Zaten paradoksal şekilde mevcut ittifak dinamiklerinin gücünden sistemin yapısal zaafının doğduğu iddiam da buna dayanıyor.

Tezim şu: Erdoğan – Bahçeli ve buna bağlı MHP -AK Parti etkileşimlerinin Cumhur İttifakının sürdürülebilirliği üzerinde belirleyici etkisi mevcuttur. Söz konusu etkileşimlerin CHS’nin sürdürülebilirliği üzerinde belirleyiciliği, günümüzde bu sistemi sürdürülebilir kılan temel etmen, bu ilişkilerin gerçekten güçlü olmasıdır. Devlet Bahçeli bu durumu “harbi, hasbi, haysiyetli, haksever, saygı ve sevgi” temelli bir ilişki olarak tanımlıyor. TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş da Bahçeli – Erdoğan ilişkisine dair “karşılıklı saygı” vurgusunu kullanıyor. Esasen bu durumun eleştirilecek bir yanı yok. Yok ama, eleştirilecek yanı olmaması maalesef ahvâli doğal kılmıyor. Hukuk tabiriyle hal siyasi “hayatın olağan akışına uygun” değil. Bu sebeple buradaki sorun, ya da sistemin sürdürülebilirlik zaafı, paradoksal olarak, gücünden kaynaklanıyor. Zira söz konusu güç, “kanaatimce yapısal olmaktan ziyade hususi, konjonktürel, değişkenlere bağlı.” Bu fikrimin ahvâle (durum) ahvel (şaşı, yanlış, ters) bakıyor olmaktan kaynaklandığını düşünenleri veya öyle düşünmediği halde bu nitelemeyi yapanlar, olabilir. Ancak, bu konuda bu uzun seri yazıda sizlerle paylaştığım kanıtlar beni aksini istidlâle (belli önermelerden hareket ederek başka önermelerin gerçek olan veya kabul edilen doğrularını ve yanlışlarını çıkarma, çıkarım) sevk ediyor.

Esasen Türkiye’nin bugünün kaderi 2015 yılında başladı. İktidarı kaybetme endişesi AK Parti’ye 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra çöktü. Vaziyetin endişeyi katmerleyen kökenleri Türkiye ekonomisinin 2008 krizine girerken mevcut yapısal koşullarına ve bu krizin hem Türkiye hem de dünyada nasıl yönetildiğine dayanmaktadır. Bu süreç neticede 2018 Mayısından itibaren hızlanarak sonunda milli servetin 128 milyar dolarlık kısmının anlamsız kur savaşlarıyla basbayağı yakılmasına neden olmuştur. Bedelini halen ödemekte olduğumuz bu koşullar Eylül 2021 sonrası izlenen “akıldışı” politikaları doğurmuştur.

Aynı dönemin ortasına denk gelen belirleyici bir diğer gelişme ise “açılım” olarak adlandırılan sürecin açanların elinde patlamasıdır. Bu patlama 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin yüzde 40,8’e düşerek milletvekili çoğunluğunu kaybetmesiyle; MHP yüzde 16,2 HDP yüzde 13,1 oy almakla birlikte bu her iki partinin de seksener milletvekili çıkarmasıyla her bakımdan müşkül bir zemine girdi. MHP Lideri Bahçeli daha seçim sonuçlarının mürekkebi kurumadan seçimin yenileneceğinin sinyalini verdi. Devlet Bahçeli bunu yaparken, MHP’nin bir önceki seçime göre yüzde 3,28 fazla oy almasına ve 27 milletvekili fazla çıkarmış olmasına vazgeçilmez bir “zafer” muamelesi yapmamış görünüyor. “Açılım” ve “Türkiyelileşme” yaklaşımlarının, bir önceki (2011) seçimlere Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku olarak “bağımsız” adaylarla katılan HDP’yi, üstelik bu defa kendi kimliğiyle, yüzde 7,45 fazla oya ve 45 milletvekili artışına taşımasının Devlet Bahçeli’nin değerlendirmesinin merkezine oturduğu anlaşılıyordu. Burada oluşan yaklaşımın, hemen seçimin akşamında, hızla şu sonuçlara ulaştığı söylenebilir: “MHP seçim sonuçlarının dayattığı matematiği kabul etmeyecek ve muhalefette kalmayı tercih edecektir.”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Devlet Bahçeli’ye olası koalisyonun başbakanlığını teklif ettiğinde de bu tavır değişmemiştir. Söz konusu sürekliliği mümkün kılan MHP’nin daha önceki yazılarımda belirttiğim “hareket” olma vasfıdır. Doğal olarak “iktidar” hedefleyen klasik bir siyasi partide bu türden bir tavra rastlamak kolay değildir. Bu halin Devlet Bahçeli’nin stratejik hamlelerinin daha kolay somutlaşmasını sağladığı düşünülebilir. HDP’nin tüm Güneydoğu Anadolu’ya neredeyse “torba” çıkararak siyaseten hâkim olduğu, hele MHP ile aynı adette milletvekili elde ettiği, bir sonucun MHP ve karşılık geldiği “devlet aklı” açısından kabul edilebilir olmadığı tespiti de yapılabilir. MHP, başlarda o dönemki AK Parti ve Erdoğan karşıtı tavrını sürdürmekle birlikte, AKP ve CHP’yi HDP ile koalisyon kurma konumuna sıkıştırmış, bir anlamda ellerini “renklerini belli” etmeye zorlamıştır. Bu vasıtayla söz konusu Partilerin biri veya diğeri, ya da her ikisini birden, zora sokularak tabanlarından MHP’ye doğru bir oy akışı elde edilebileceği düşünülmüş olabilir. Sonuçlardan Mart 2015’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sonunu getirdiği “açılım” veya “çözüm” sürecinin AK Parti’ye yaramadığı açıktı. Devlet Bahçeli bu noktada Partisini CHP ile de ayrıştırarak “en erken tarihte seçim” önermişti. Halin şartları icabı MHP liderinin önerdiği biçimde kurulacak koalisyonların MHP’yi bir sonraki seçimin en büyük partisi yapmak sonucu vermesi kuvvetli bir olasılıktı. Aksi takdirdeyse gelişmeler MHP’yi belirleyici bir konuma taşıyabilirdi. Her halükârda 7 Haziran akşamı benimsediği tavrın MHP’yi, daha başlangıçtan, kuvvetli bir “veto” gücüyle mücehhez kıldığı açıktır. Devlet Bahçeli’nin teklifleri her halükârda bu gücü daha da kuvvetlendirecek sonuçlar verecek seçeneklerdi. Zira, seçim sonuçları genel halk tabanında “açılım” veya “çözüm” sürecinin iktidarı kuracak desteğe ulaşmadığını gösteriyordu. Devlet Bahçeli’nin önerdiği yollardan hangisinden gidilirse gidilsin neticenin, kanaatimce de doğru kurgulanmadığı açık olan sürecin mutlak olarak sonunu getireceği, Türkiye’nin mevcut siyasi koşullarında, besbelliydi. Esasen, Bahçeli’nin diğer partilere önerdiği, yürümeyeceği açık bulunan, iş birliği/ koalisyon önerilerinin her biri aktörlerin tamamı bakımından sonuçta siyasetin iplerinin kontrolünü MHP’ye vermek sonucu doğuracak nitelikteydi. Zira, hepsi diğer aktörleri “MHP’siz Türkiye’yi yönetemezlik” parantezine sıkıştırmaktaydı. Bu durumun MHP ve MHP’ye müzahir çevrelerin anladığı biçimiyle “açılım” sürecinin yarattığı kaosu bitirerek, “devleti tekrar rayına oturtma”yı mümkün kılması kuvvetli bir beklenti olmalıdır. Nitekim, en azından bu anlayışı benimseyenlerin beklentilerine uygunluk bakımından, öyle de olmuştur. Türkiye siyasetinin 2015’in 7 Haziran’ından bu yana gelişimi, tüm iniş çıkışlarıyla ilerlenen patikada MHP’nin “belirleyiciliğinin” mutlak bir konum kazanmasının hikâyesidir. Bunları tekrar sıralamak çok anlamlı değil. Netice şu ki, bugün itibariyle, MHP kimliğinin gerektirdiği ve ontolojisine belki de en uygun düşen konumda. İktidarda kalmayı becermekle birlikte Erdoğan ve AK Parti iktidarı sürdürmek için bu koalisyona muhtaç. Söz konusu koalisyon sürdürülebilir nitelikte mi; MHP bu rolü ilanihaye oynayabilir mi; MHP yerine başka siyasi aktörler ikame edilebilir mi; tüm bunlar CHS için ne anlama geliyor, gelecek Pazartesi toparlayacağız…

M. Metin KAPLAN

26 Şub 2024

M. Metin Kaplan’ın, henüz yirmi üç yaşında Bursa’da üniversite öğrencisi iken, tutuklu bulunduğu sırada, arka sayfasını tamamen “Ülkü Ocakları Sayfası” adı altında ülkücü yazarlara tahsis eden milliyetçi bir gazetede, 6.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

26 Şub 2024

Halim Kaya

26 Şub 2024

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

24 Şub 2024

Efendi BARUTCU

20 Şub 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Hüdai KUŞ

19 Eki 2023

Nurullah KAPLAN

20 Şub 2023

Ziyaret -> Toplam : 100,99 M - Bugn : 32466

ulkucudunya@ulkucudunya.com