« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Üryanizade Ahmet Esat Efendi

1813 - 1889, 17 Oca 2022

SONRAKİ HABER

Tenten Orta Asya’da

Bahadır Kaynak, 10 Oca 2022

10 Oca

2022

Dünya dengeleri değişti: Kazakistan’da kim kazandı

Kayahan Uygur 01 Ocak 1970

Kazakistan olayları daha önce yaşananların bir tekrarı mı? Yoksa yepyeni bir durumla mı karşı karşıyayız?

Kitlesel gösteri ve kalkışmalar açısından bakıldığında Kazakistan olayları hiç de yeni sayılmaz. Gürcistan’da 2003’de “renkli devrim” olarak adlandırılan olaylarla başlayan, Ukrayna’da ertesi yıl “turuncu devrim” ile devam eden süreç 2018’de Ermenistan, 2020’de Belarus’ta ve şimdi de Kazakistan’da tekrarlanmış gibi görünüyor. Oysa 2000’li yılların ilk dönemlerindeki kitle eylemleriyle şimdikiler birbirlerine neredeyse zıt sonuçlar veriyor.

BÖLGEDE DURUM ÇOK FARKLI

Yukarıda saydığımız kitlesel kalkışmaları incelediğimizde Gürcistan ve Ukrayna’daki gösterilerin bu iki ülkenin Rusya’dan uzaklaşmasıyla sonuçlandığını oysa son dönemde üç ülkede meydana gelen benzer olayların ise onları Moskova’ya daha da yaklaştırdığını rahatlıkla görebiliriz.

Ermeni lideri Paşinyan’ın büyük bir yığın hareketi sonucu iktidara geldiği ilk aylarda nasıl Batı’ya yanaştığı, AB ve ABD’den büyük övgüler aldığı, Karabağ olayları sürecinde ise adeta Moskova tarafından cezalandırıldığı hatırlardadır. Peki, sonuç ne olmuştur? Şimdi Ermenistan komünizm sonrasında Rusya’ya en yakın olduğu dönemini yaşıyor.

Aynı şekilde 2016-2018 yılları arasında Belarus lideri Lukaşenko’nun Batılı ülkelere yaptığı yanaşma manevraları, yabancı yatırımlara, NATO ve AB ile ilişkilere sıcak yaklaşımları oldukça dikkat çekmişti. Ancak muhalefetin şaşırtıcı biçimde birden parlayan gösterileri Belarus’u Moskova’ya eskisinden daha da çok yaklaştırdı.

Kazakistan’ı incelerken de sadece TV’lerde gösterilen isyan görüntüleriyle değil olayların geçmişi ve arka planıyla birlikte değerlendirmek gerekir. Nazarbayev’in kurucusu olduğu ülke son yıllarda Batı ve Çin ile ilişkilerini iyice geliştirmiş ve Rusya’dan değişik bir ekonomik model izleyeceğini resmi ağızlardan açıklamıştı. Yüzlerce Amerikalı ve Avrupalı firma Kazakistan’da yıllardır cirit atarken ülke Çin’in “Kuşak-Yol” projesinin de kilit noktası haline gelmişti. Kazakistan’ın Çin tipi kapitalizmi andıran yeni sisteminin bir sonucu olarak çoğu Nazarbayev’in geniş ailesi ve klanından gelme yeni zenginler türemiş ama Kazakların büyük çoğunluğu derin bir yoksulluğa mahkûm edilmişti.

KAZAKİSTAN'IN KİLİT ROLÜ

Kazakistan, öte yandan da Rusya’nın güvenliği bakımından son derece kritik bir öneme sahip olarak kalmıştı. Rusya’nın Kazakistan’la komşu olan bölgesinde çok gizli ve stratejik silah fabrikaları bulunuyor. Füze denemeleri yapılan toprakların bir kısmı üstelik Kazak topraklarında! Kazakistan’ın ayrı bir devlet olmasından sonra o ülkede kalan ünlü Baykonur uzay üssü bugün yine Rusya tarafından kullanılıyor ama bir kira karşılığında.

Kazakistan’ın 19 milyon nüfusunun 3 buçuk milyonu Rus. Bu Ruslar ülkenin Kuzey bölgelerinde ve büyük kentlerinde yoğun durumdalar. Kazakların büyük çoğunluğu da Rusça biliyor ve on binlerce Kazak üniversite öğrencisi Rusya’da okuyor.

Ülkenin durumu bu iken Nazarbayev’in Kiril alfabesini bırakıp Latin harfleri kullanımına geçme kararı Rus azınlığı ve Rusya’yı oldukça rahatsız etmişti. 2020’nin sonlarında ise Rusya Federasyonu Duması’nda (meclis) bir vekil “Kazakistan’ın Kuzey topraklarının bu ülkeye verilmiş gereksiz bir hediye olduğunu” söylemiş, aslında o bölgenin Rusya’ya geri dönmesi gerektiğini vurgulamıştı.


* Almatı’ya birkaç saatte 12 askeri uçakla 3000 asker taşındı
Başka ülkelerdeki örneklerden de bilindiği gibi bu tür konuşmalar birer işaret fişeğidir ve “yukarının” onayı olmadan yapılmaz. Nitekim konuşmadaki “orayı da Kırım gibi yaparız” tehdidini hemen anlayan Kazak Dışişleri Bakanlığı, Rus vekili protesto etmişti. Bu konuşmayı yapan vekil Nikonov geri adım atsa da Kazakistan Başkanı Tokayev “Kazakistan’ın egemenliği, birlik ve bütünlüğü” konusunda rejimin gazetelerinde kendi imzasıyla bir makale yayınlatmıştı.

Kazakistan’ın Rusya, Beyaz Rusya, Ermenistan, Kırgızistan ve Tacikistan’le beraber Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün üyesi olduğu düşünüldüğünde ve Moskova ile arasında binbir türlü görünür ve görünmez bağlar bulunduğu da hesaba katıldığında bu durumun sürdürülemez olduğu açıktı. Bu bakımdan olaylar nasıl ve kimler tarafından başlatılmış olursa olsun sonunda tıpkı 2018’de Ermenistan’da ve 2020’de Belarus’ta olduğu gibi sonunda Rusya’ya yarayacağı da ortadaydı.

ANINDA MÜDAHALE VE ŞAŞIRTICI HIZ

Sonunda dün Le Monde gazetesinde anlatıldığı gibi sadece Cuma günü ülkenin ekonomik başkenti Almatı havaalanına 12 adet İl-76 ve AN-124 askeri nakliye uçağı indi. Birkaç saat içinde Rus Özel Kuvvetleri’ne mensup 3 bin askerin tümü görev yerlerindeydi. Daha önce Suriye’de Hava İndirme Tugayı’nda görev yapmış olan General Andrey Serdiukov komutasındaki birlikler stratejik yerlerin kontrolünü ele alarak diğer görevleri Kazak ordusuna bıraktılar.

Dünya medyası bağımsızlık ve egemenliğe çok önem verdiklerini sürekli tekrarlayan Başkan Tokayev ve Kurucu lider Nazabayev’in Rusları çağırmakta bu kadar acele etmelerini “şaşırtıcı” bulmaktalar. Bunda her ikisinin de daha birkaç gün önce 28 Aralık 2021 tarihinde Putin tarafından teker teker sırayla St. Petersburg’da kabul edilmelerinin ve orada yapılan konuşmaların payı olduğu muhakkak. IFRI (Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) Uzmanı Michael Levystone bu gelişmelerden sonra “Kazakistan’ın hızla Putin’in bir uydusu haline geleceğini” iddia ediyor. Bu görüş çok karamsar olsa da son olayların Rusya’nın bölgedeki gücünü arttırıp, sağlamlaştırmasına yaradığı açık bir gerçek.

DÜNYANIN DENGELERİ RUSYA İÇİN AVANTAJLI

Kazakistan’da yaşanan ve yaşanacak muhtemel senaryolar Rus ve Kazak liderleri arasında olduğu gibi Biden-Putin arasında da ele alınmış mıdır? Ne ölçüde olduğu bilinmez ama mutlaka gündemin parçasıdır. Açıkça vurgulamak gerekirse, içinde bulunduğumuz dönem ABD ve Batı için Rusya’nın bölgedeki egemenliğinin renkli devrimlerle zayıflatılması değil aksine “Rus blokunun tahkimine hoşgörü gösterme” dönemidir. Bu gerçeğin farkında olmayan bazı bölge ülkelerinin büyük umutlarına rağmen Batı, Ukrayna konusunda da Putin’e oldukça hayırhah davranmıştır. ABD ve NATO’nun bu politikayı Balkanlarda, örneğin Bosna’da ve Suriye’de de sürdüreceği görülmektedir. Bir dönem şiddetli esen Rusya karşıtı rüzgâr şimdi diğer yönden esiyor. Küresel politikayı okuyamayan, bazı ABD odaklarından ya da Britanya’dan lobi desteği alabileceklerini sanan bazı Ukraynalı çevreler ve siyasal İslamcı Osmanlı özlemcileri yanılıyorlar. Beyaz Saray, daha dün yaptığı bir açıklamayla Ukrayna’ya yerleştirdiği füze sistemlerinin Rusya’ya karşı bir tehdit olarak anlaşılmaması gerektiğini, Moskova ile askeri tatbikatlar dahil her konuda önceden görüşebileceğini bildirmiştir.


* Putin Biden görüşmesi
ABD için baş düşman artık Çin’dir, tüm saflaşmaları, güç ve denge organizasyonlarını buna göre ele almaktadır. Başka bir deyişle, ABD Putin’i yanına çekmeye, hiç değilse tarafsızlaştırmaya o da olmazsa Rusya ve Çin arasındaki çelişkilerden yararlanmaya çalışmaktadır. Çin, Kazakistan’daki ilişkilerine ve yatırımlarına dayanarak bir “Kuşak-Yol” hamlesi yapmış, Kazak yönetimi de Batı’ya ve daha çok da Çin’e dayanarak Rusya’ya karşı göreli de olsa bir bağımsızlık elde etmişti. Son olaylardan sonra en çok Çin’e yarayan bu ilişkiler dizisi darbe almış, Rusya ve dolaylı olarak da ABD kazançlı çıkmıştır.

SÜRPRİZLERE HAZIR OLUN

Kitle hareketleri halkın tepkilerini ve özgürleşmesini yansıttığı için son derece değerlidir. Her gösterinin, yoksulların ve özgürlük isteyen her başkaldırının ardında bir yabancı parmak, bir komünist sızması ya da Soros komplosu aramak ancak soğuk savaş kalıntısı McCarthy hayranlarının işidir. Öte yandan bu tür kitlesel hareketler karşısında, ya da kitlesel tepki henüz bir ihtimalken bile başta büyük güçler olmak üzere devletlerin ve halkın arasına da sızmış olan özel örgütlerinin hareketsiz kalacaklarını sanmak da yanlıştır. Olayları kendi öznel bakışımızla değil, günlük slogan siyasetine göre hiç değil nesnel olarak ele almaya artık alışmalıyız. Son ana kadar halkını kendi yanında sanan Çavuşesku’nun son mitinginde kendi tabanı tarafından nasıl yuhalandığı da akıllardan çıkmamalı.

Halim Kaya

17 Oca 2022

Türk Ocağı Başkanlığı da yapmış olan Prof. Dr. Osman Turan Selçuklu Tarihi uzmanı olarak yazdığı önemli tarih kitaplarına ve ülkemiz problemlerini dile getiren yaşadığı dönemim aktüel çeşitli problemlerine öneriler sunduğu makalelerden oluşan kitaplara sahip olmasına rağmen “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi” adlı kitabı ile tanınmış meşhur olmuştur.

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

17 Oca 2022

Nurullah KAPLAN

15 Ara 2021

Hüdai KUŞ

15 Ara 2021

M. Metin KAPLAN

03 Ara 2021

Efendi BARUTCU

20 Eyl 2021

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Mar 2021

Ziyaret -> Toplam : 77,84 M - Bugün : 26379

ulkucudunya@ulkucudunya.com