« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Hazreti Fatıma

(609 - 632, 22 Kas 2021

SONRAKİ HABER

Hatice Sabiha Görkey

1889 – 22.11. 1963, 22 Kas 2021

22 Kas

2021

Fahrettin Paşa

1868 – 22.11.1948 01 Ocak 1970

Tam adı Ömer Fahreddin Türkkan’dır. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında çıkan Şerif Hüseyin İsyanı sırasında zor koşullar altında Medine’de yönettiği ve iki yıl yedi ay süren Medine Savunması ile ünlüdür. Bu nedenle de “Medine Müdafiî”, “Türk Kaplanı”, “Çöl Kaplanı”, “Medine Kahramanı” adlarıyla da anılır.

Halk arasında “93 Harbi” olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra ailesiyle birlikte gelip İstanbul’a yerleşmişti. Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Harp Okulu)’yi ve Erkan-ı Harbiye Mektebi (Harb Akademisi)’ni bitirdikten sonra 1891’de kurmay yüzbaşı olarak Osmanlı ordusuna katıldı. Balkan Savaşı (1912-13)’nda Çatalca savunmasında ve Edirne’nin geri alınışında görev yaptı.

Birinci Dünya Savaşı başladığında 4. Ordu’ya bağlı 12. Kolordu Komutanı olarak Musul’da bulunuyordu. 1915’te 4. Ordu Komutan vekilliğine getirildi. Bu bölgede iken hem zorunlu göçe tabi tutulan Ermenileri yerleştirme işiyle meşgul oldu, hem de Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin Ermeni isyanlarını bastırdı. 1916’da 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa tarafından Medine’ye gönderildi. İngilizlerin desteğinde isyana girişen Şerif Hüseyin ordusuna karşı, kısıtlı olanaklarla yaptığı Medine Müdafaası büyük takdir topladı.

Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı, yenilen taraf olarak imzalayınca, ordu birlikleri Anadolu’ya nakledilmeye başlanmıştı. Bunun bir tek istisnası vardı, o da Medine Seferi Kuvvetleriydi. Medine Seferi Kuvvetleri, verilen emirlere karşın teslim olmayı reddetmişti. Bu nedenle de ateşkesin tarafları panik içine düşmüş; Medine’yi kuşatan Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah son derece tedirgin olmuş; öte yandan teslim olmanın gerekliliğine inanan bir kısım subay ve asker de bir an önce evlerine dönmek istiyordu. Ne var ki Hicaz Seferi Kuvvetleri Komutanı, “Çöl Kaplanı” lakaplı Fahreddin Paşa teslim olmamakta, “Peygamberin kutsal mevkiini İngilizlere ve yandaşlarının himayesine terk etmem!” diye direniyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın, “Sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdıran komutan” dediği Fahreddin Paşa, bu direnişin en büyük kahramanıdır.

Fahreddin Paşa’nın savunduğu Medine dışındaki hemen hemen tüm merkezler asilerin eline geçmişti ve Medine de kuşatma altındaydı. 17 Temmuz 1916’da ordu komutanlığına atanan Fahreddin Paşa komutasındaki Hicaz Seferi Kuvvetleri, Medine kuşatmasını püskürttü. İngilizlerin büyük umut bağladığı isyancı kuvvetler sayıca üstün olmalarına karşın bozguna uğradı. Fahreddin Paşa fiilen katıldığı savunmanın ardından Medine’yi kontrol altına aldı. Çöl Kaplanı Ömer Fahreddin Paşa, elinde bulunan son derece kısıtlı olanaklarla Medine’yi iki yıl yedi ay savundu. Paşa, Şerif Hüseyin’in isyan gerekçesi olarak İttihatçı Hükümetini suçlamasını ve Osmanlı’yı İngilizlerin yanında olmak varken karşı safta savaşa sokmasını eleştiren beyannamesine karşı bir cevap yayımladı. Şerif Hüseyin’in şahsında tüm işbirlikçilere ibret olan beyannamede Fahreddin Paşa şöyle diyordu:

“Tarihi ve milli düşmanlarımız ve bunların işbirlikçileriyle hayat ve memat meselesine atıldığımız bir zamanda, İslam’ın güçlerini bölerek Müslümanlar arasında kan dökülmesine sebep olan asilerin bize hâlâ Müslümanlıktan ve İslam birliğinden söz etmesi hayret vericidir.

İslam âleminin mevcudiyeti ve bekası için cihad ilanına mecbur kalmış olan devletimiz yanında; Cezayir, Fas, Trablusgarp, İran, Hindistan ve Rusya Müslümanlarının can verdiği şu tarihi günlerde, İslam’ın beşiği olan kutsal toprakları, Hazreti Peygamber’in mukaddes kabrini İngilizlere çiğneten, altın ve paraya ibadet eden bu hainlerden her şey umulur…”

Osmanlı’nın Filistin ve Hicaz’ı aynı anda savunacak gücü kalmayınca; Kudüs’ü kurtarmak için Medine’deki kuvvetlerin Filistin’e kaydırılmasına karar verildi. Medine’nin boşaltılması haberini alan Fahreddin Paşa, Cemal Paşa’ya şu telgrafı çekti:

“Bu mukaddes şehri, Hazreti Peygamber’in Ravza-i Mutahhara’sını son dakikaya kadar muhafazayla, ecdadımızın Medine’ye, anavatanın kıblegâhına yerleştirmiş oldukları bayrağımızın bana kaldırtılmamasını kemali hürmetle istirham ederim.”

Fahreddin Paşa, hiç değilse Medine’nin savunması için kendisine bir alay askerin bırakılmasını isteyecek; askeri strateji gereği Medine’nin boşaltılması kararını onaylayan Enver Paşa ise Fahreddin Paşa’nın çığlığına kayıtsız kalamayacaktı. Medine boşaltılmayacak ve sonuna kadar da savunulacaktı! Oysa Şam işgal edilmişti; Osmanlı İmparatorluğu Filistin, Lübnan, Suriye, Irak ve bütün Arabistan’ı fiilen kaybetmişti. Mondros Antlaşması imzalandığı gün, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa imzalı ve acele bir telgrafla Osmanlı ordularına şöyle duyuruldu: “Dört seneden ziyade din ve namus uğrunda akıllara sığmayacak fedakârlıklar gösterildikten sonra içinde bulunduğumuz devletler birliğinin mağlubiyet ve büyük güçsüzlüğe uğraması Osmanlı Devletimizi, İtilaf Devletleriyle antlaşma yapmaya zorladı…”

Antlaşmanın bir maddesinde Hicaz ve Yemen’de bulunan Osmanlı kıtaları ve garnizonlarının en yakın İtilaf Devletleri komutanına teslim edilmesi koşulu bulunmaktaydı. Devir teslimden sonra İngilizler tarafından önce Mısır’da daha sonra da Malta’da tutuklu kalan Fahreddin Paşa, 8 Nisan 1921’de Malta’dan kurtulduktan sonra Milli Mücadele’ye katılmak üzere Ankara’ya geldi. 9 Kasım 1921’de TBMM tarafından Kabil Büyükelçiliği görevine atandı. Böylece Çöl Aslanı Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk büyükelçisi olarak Kabil’de görev yapmaya başladı ve camilerde konuşmalar yaparak Afgan halkından Milli Mücadele için büyük miktarlarda yardım topladı.

Fahreddin Paşa 1926 yılında Anadolu’ya döndü ve 1934’te çıkan soyadı kanunuyla Türkkan soyadını aldı; 1936 yılında tümgeneral rütbesindeyken emekli oldu. 1948’in Kasım ayında İstanbul’da vefat etti ve Rumelihisarı Mezarlığı’nda toprağa verildi

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

15 Kas 2021

Hüseyin Namık Orhun’un deyişiyle “Türk”, mukaddes soyumuzun ebedi adıdır.Yazarını heyecana gark eden bu ifade bize de heyecan vermelidir. Sadece bu gün yeryüzünde yaşayan Türkler değil, en azından ikibin (bize göre en az on bin) sene öncesine kadar varan bir geçmiş içinde yaşamış bulunan milyonlarca insan (atalarımız) ve bizden sonra yaşayacak olan torunlarımız, hep bu “mukaddes Türk soyuna” dâhildir.

M. Metin KAPLAN

03 Kas 2021

Halim Kaya

27 Eyl 2021

Hüdai KUŞ

20 Eyl 2021

Efendi BARUTCU

20 Eyl 2021

Nurullah KAPLAN

15 Eyl 2021

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Mar 2021

Ziyaret -> Toplam : 76,64 M - Bugün : 10685

ulkucudunya@ulkucudunya.com