« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

EFENDİ BARUTÇU'nun yayına hazırlanan "Mahbesten Mektuplar" isimli kitabımız için kapak resmi olarak okuyucular yukarıdaki resmi seçmiş bulunuyor; teşekkür ederiz...

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Jonathan Swift

30.11.1667 – 19.10.1745, 18 Eki 2020

SONRAKİ HABER

Türkiye AGİT Minsk Grubu Eşbaşkanlığını işte böyle elinden kaçırmış!

Kürşat Zorlu, 12 Eki 2020

12 Eki

2020

Hüseyin Bağcı: Paşinyan'ın yalanlarına inanılmıyor

Murat Saltan 01 Ocak 1970

Hüseyin Bağcı: Paşinyan'ın yalanlarına inanılmıyor
Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Ankara Masası özel yayınında Gökhan Gökyıldırım’ın sorularını yanıtladı.

Azerbaycan-Ermenistan çatışmalarını değerlendiren Hüseyin Bağcı, destek arayan Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın artık alıcısının kalmadığını söyledi.

Bağcı, Paşinyan’ın yalanlarına artık batı ülkelerinin de kanmadığını belirtirken Azerbaycan gittiği yere gitmesi gerektiğinin altını çizdi.

Paşinyan’ın bundan sonra iktidarda kalmasının zor olduğunu ifade eden Bağcı “Ermenistan’ın ulusal çıkarlarını kendisine göre savunmak durumunda olan biri ama alıcısı yok artık. Yani onun o söylediklerinin geçmişte olduğu gibi alıcısı yok. Çünkü hakikaten yalancının mumu yatsıya kadar yanar derler Paşinyan’ın bu noktadan sonra iktidarda kalması çok zor gözüküyor. El ele bir askeri mağlubiyet sonrası bu daha da zor olacak. O nedenle benim gördüğüm kadarıyla Azerbaycan ordusunun gidebildiği yere kadar yani bütün sınırları tekrar kendi topraklarına katıncaya kadar işgal altındaki yüzde 20 toprakları kendi sınırlarına tamamen katıncaya kadar gitmesi belki de en doğru politika olacak diye düşünüyorum.” diye konuştu.


Azerbaycan-Ermenitan çatışması ve Kıbrıs'taki son durumu değerlendiren Bağcı şunları söyledi;

"Putin olaya tam anlamıyla müdahale etmedi"
H. Bağcı: Rusya doğru olanı yapıyor yani daha önce Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bir otonom ülkesi olarak tanımladığı Karabağ’ın ki tekrar söylüyorum bu Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan’a vermiş olduğu bir haktı. Ve bu hakkı şimdi Rusya geri veriyor. Ve bana göre de Paşinyan’ın özellikle Batı merkezli politikaları Rusya’yı devre dışı bırakmaya çalışan politikaları tabi Türkiye’yi de tabi bu arada artık deyim yerindeyse gına getirdi. Putin dikkat edin hala olaya tam anlamıyla müdahale etmedi. Oysa Ermenistan Rusya’nın koruması altında sınırlarını Rus askerlerin koruduğu bir ülke. Ama burada Azerbaycan’ın yaptığı 51.madde çerçevesinde BM’nin kendi sınırlarını kendi topraklarını koruma ve kollama politikası takip ediyor bu açıdan bakıldığında Paşinyan’ın hem burnunun sürtülmesi hem yalanlarının artık kabul edilemez noktaya gelmesi yani düşünsenize artık Ermeni soykırımı falan demeye başladı yani inanılacak gibi değil.


"Geçmişte olduğu gibi alıcısı yok"
Gökhan Gökyıldırım: Yeni yeni bahaneler bulmak istiyor şuanda öyle görünüyor.

H. Bağcı: Bunu isteyebilir siyasetçidir tabi sonuçta. Ermenistan’ın ulusal çıkarlarını kendisine göre savunmak durumunda olan biri ama alıcısı yok artık. Yani onun o söylediklerinin geçmişte olduğu gibi alıcısı yok. Çünkü hakikaten yalancının mumu yatsıya kadar yanar derler Paşinyan’ın bu noktadan sonra iktidarda kalması çok zor gözüküyor. El ele bir askeri mağlubiyet sonrası bu daha da zor olacak. O nedenle benim gördüğüm kadarıyla Azerbaycan ordusunun gidebildiği yere kadar yani bütün sınırları tekrar kendi topraklarına katıncaya kadar işgal altındaki yüzde 20 toprakları kendi sınırlarına tamamen katıncaya kadar gitmesi belki de en doğru politika olacak diye düşünüyorum. Ama Aliyev ile Putin arasındaki görüşmelerin tabi çok önemli olduğunu söylemem lazım burada. Paşinyan bir şekilde bölgesel iş birliğine ya gelecek ya da iktidarını kaybedecek onu da söyleyeyim. Ama bu coğrafya da bir barışın olması ve bu coğrafyanın 21.yyda ulaşım, enerji ve iletişim alanında bir engel bir barikat olmaması gerekiyor. Bütün mücadelede de zaten toprakların kurtarılmasının yanı sıra bununla ilgili.


"Kıbrıs'ta bir alınganlık bir kırılganlık var"
G. Gökyıldırım: Biz Kıbrıs iç siyasetinde kalmıştık hatırlarsanız. Bu o bizim Maraş kartını açmamızla birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin Türkiye'nin bu kartından sonra Kıbrıs iç siyasette bir hareketlilik oluşmuştu. Siz çok bir kaç gün sonra seçim var. Kıbrıs'taki seçimlere bu Maraş açılımının katkısı olur mu bunu sormuştum size.


H. Bağcı: Evet, Kıbrıs'ta iç politika açısından bir karışıklık oldu. Dışişleri bakanı zaten istifa etti ve istifa gerekçesi de Türkiye'nin bu kararı alırken kendilerine haber vermemesi yönünde oldu. Genel anlamda benin son iki gündür Kıbrıslı dostlarla yaptığım görüşmeden elde ettiğim yaklaşım da o. Yani bir alınganlık bir kırılganlık var. Türkiye bize danışmadan kendi kafasına göre karar aldı diye. Ama bu tabii Türkiye'nin bir kararı niteliğinde olduğu doğrudur. Çünkü Kıbrıs sorunuyla doğrudan muhatap olan ve başından itibaren de bütün uluslar arası alandaki tepkileri çeken tabii ki Türkiye. Şimdi Türkiye garantör ülke olarak şuna karar vermek durumunda. Yani Kıbrıs'ı tabii iç siyaseti şüphesiz çok önemli ama bu Kıbrıs iç siyasetin üzerinde bir siyasi karar olarak değerlendirilmeli ben öyle değerlendiriyorum. Yani bu Kıbrıs görüşmelerinin uluslararası alandaki boyutunu da değiştirecek olan bir karar. Dediğim gibi diplomatik bir karar değil, siyasi bir karardır bu. Kıbrıs içindeki siyasi partiler arasındaki gerginlikler birkaç gün sürer. Haftaya seçimlerden sonra tekrar yeni bir hükümet kurulur ve yaşam devam eder. Yani ilk defa Kıbrıs'ta bir hükümet değişmiyor. Veyahutta birileri hükümetten ilk defa ayrılmıyor. Kıbrıs halkının da tabii burada görüşü çok önemlidir. Şüphesiz demokratik bir sistem içerisinde bilgilendirme çok gereklidir. Ama öyle bir süreçten geçiyoruz ki yani Rum tarafının ve Yunan tarafının bir şekilde artık bu işin böyle yürümeyeceğini görmesi gerekiyor. Zaten biliyorsunuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile Türkiye Cumhurbaşkanı arasında önemli bir gerginlik yaşanıyor. Yani ilişkiler oldukça limoni. Bunda önemli bir neden de bildiğiniz gibi özellikle Barış Pınarı operasyonunda Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın bu operasyona karşı çıkması ve benim de anlamakta akademik olarak zorluk çektiğim barış operasyonu ile yani Kuzey Suriye'de yapılan Barış Pınarı operasyonuyla Kıbrıs arasında bir bağlantı kurmasıydı.


"1960 anlaşmasına göre Türkiye'nin karar alma hakkı var"
G. Gökyıldırım: Her şey bir yana, terör koridorunun kapatılmasına yönelik bir şey, yani sizin de güvenliğinizi sağladığımız bir aslında alandır orası.

H. Bağcı: Bence de ve ben çok şaşırmıştım. Nitekim bir TV programında dedim bunu ben anlayamıyorum. Yani böyle bir şey söylenemez. Yani bir Türk Cumhurbaşkanı'nın böyle bir şey söylemesi çok manidar ve anlamsız demiştim. O nedenle burada da tekrar ediyorum. Yani reklama girmezse o TV kanalınında ismini verebilirim nerde söylediğimi programda Kanal D' de söylemiştim. Bir sabah programında kayıtlarda var. Yani bu söylediğim şimdi yeni bir şey değil. Barış Pınarı operasyonuyla Kıbrıs arasında bağlantı kurmak gerçekten abesle iştigal. O nedenle gördüğüm kadarı ile bu gerginlik nedeniyle yani Sayın Akıncı ile Sayın Erdoğan arasındaki gerginlik nedeniyle öyle gözüküyor ki Sayın Erdoğan, Akıncı’yı devredışı bırakarak hükmeti devredışı bırakarak garantör bir ülke olarak Türkiye'nin karar alma hakkını kullandı. Yani Türkiye'nin böyle bir karar alma hakkı vardır altını çizerek söylüyorum 1960 anlaşmasına göre. Çünkü Türkiye garantör ülkelerden biridir. Güvenlik açısından kendi çıkarlarına zarar gelebilecek bir durum varsa bunu engellemekle de yükümlüdür. O nedenle Kıbrıs'taki siyasal partilerin kırgınlığı halkın kırgınlığı bir noktaya kadar anlaşılabilir. Ama gelinen nokta kırgınlıkların devam edeceği değil, bu sorunun bir şekilde çözümlenmesi gerektiği yönündeki bence bir karardır. Bu açıdan zaten hem Rum tarafının hem de Yunan tarafının son iki gündür yaptıkları açıklamalara bakarsanız ortalık baya karışmış. Yani çarşı karışmış durumda. Bunun Avrupa Birliği’ne yansıması, ne olacak, Avrupa Birliği ne yapabilir sorusuna verilecek yanıt; Avrupa Birliği de bu önemli siyasi kararın ekonomik boyutlarına şüphesiz bakmak zorunda. Müzakerelerin daha süratli yürümesini belki sağlamasında. Türkiye Kofi Annan planına yüzde 65 ile evet derken Rum tarafı yüzde 75'le de hayır dedi. Yani Türkiye tarafı bir arada yaşama arzusunu ifade ederken ki burada rahmetli Rauf Denktaş devre dışı bırakıldı biliyorsunuz o zamanki hükümet tarafından. Yani Başbakan o zaman Cumhurbaşkanımızdı bildiğiniz gibi. Ona rağmen Rum tarafı yüzde 75 gibi bir rakamla bir arada yaşama isteğini reddetti. Yani Kofi Annan planını reddetmek demek biz sizinle yaşamak istemiyoruz demektir. O zaman birlikte yaşamanın koşulları ortadan kalktıysa. Yani bizim Anadolu’da vardır ya evli evine köylü köyüne diye o zaman herkes de kendi yoluna gider. Bütün uluslararası toplantılarda şahsen benim katıldığım onlarca toplantıda hep söylediğim şuydu: Bakın geciktiriyorsunuz yanlış yapıyorsunuz. Yani bir arada yaşamanın koşullarını, kurallarını oturup konuşmalı. Mademki adada bir millet bir devlet anlayışı olacak o zaman her iki tarafında birbirleriyle bir arada yaşaması lazım. Ama Gökhan Bey, Kıbrıslı bilim adamı Vamık Volkan’ın Türk ve Yunan iki ülke, iki komşu ülke isimli kitabında da söylediği gibi Rumlarla Türkler adada tıpkı bir çanaktaki zeytinyağı ve sirke gibidir. Aynı tastadırlar ama birbirlerine karışmazlar. Yani bu karışmama isteği yani birbirleriyle bir arada yaşamama isteği Türkiye'den değil Rum tarafından geldi. Tekrar söylüyorum. Kofi Annan planının yüzde 75 olarak reddedilmesini hiç kimse siyasi olarak dünyaya anlatamaz.


"İki ayrı devlet sistemine gidiş var"
G. Gökyıldırım: Anlatamadıkları halde Avrupa Birliği'ne bir şekilde girdiler ama maalesef.

H. Bağcı: Bir anekdot anlatabilir miyim? Bakın yer ve tarih veriyorum 26 Ekim 2013 Ammanda Ürdün'ün başkenti Amman’da bir toplantıdan sonra ben bizim büyükelçimizle akşam bir resepsiyona gittik Avusturyalıların Ulusal günleridir. Bana Sayın Büyükelçi dedi ki hocam dedi siz dedi Rum tarafının Büyükelçisi ile tanıştırayım bende biraz işte bir gezineyim ortalıkta sonra birlikte akşam yemeğine gideriz dedi. Tamam dedim. Yunanlı Rum tarafının büyükelçisiyle Amman’da 45 dakika Gökhan Bey 45 dakika konuştuk. Hep böyle başlarlar biz zaten Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmasını istiyoruz diye başlarlar. Sonuçta geldiğimiz nokta şuydu; Biz dedi, Kofi Annan Planı'na hayır dedik. Çünkü Türklerin adadan asker çekeceğini düşünmedik. Dedim ki beyefendi bu bizim planımız değil bu Birleşmiş Milletlerin planı Kofi Annan'ın planı, her iki taraf her iki taraf zaten anlaştı. Referandum yapıldı. Siz yüzde 75 gibi bir rakamla hayır dediniz. Yani bunu nasıl haklı çıkarabilirsiniz? Bana söylediği şey şuydu ve birçok yerde de bunu yazdım. Biz dedi Türklerin adadan asker çekeceğine yani sayıyı 650 kişiye indireceğini düşünmedik. Yani böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini düşünmedik dedi. Dedim ki o zaman bizim size yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Yani sizin bir psikiyatriste görünmeniz lazım. Yani eğer bir uluslararası örgüt 1954 yılından beri uluslararası alanda Birleşmiş Milletlerin bir sorunu oluyorsa 1954 Ağustos ayıdır Birleşmiş Milletler de bu işin uluslararası sorun haline gelmesi. Eğer siz Birleşmiş Milletler'e güvenmiyorsanız o zaman kime güveneceksiniz? Yani bu noktadan sonra Türkiye'nin pek fazla yapabileceği bir şey yok. Sorun Türkiye değil sizdedir. Ve şu cevabı da söyledi: Biz güvenemedik. Bunu ben burada anlatmış olayım. Yani nereden bakarsanız bakın Türkiye’nin bugüne kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini başka ülkeler tarafından tanınmasını da engellemeye yönelik davranışı politikası hep iyi niyetle bir çözüme gidebilme ihtimalidir. Ama benim gördüğüm kadar ile bu noktadan sonra böyle bir ihtimal artık söz konusu değil. Türkiye ne federasyon yaklaşımına nede başka bir anlaşmaya gördüğüm kadarıyla yakınlaşmayacak iki devlet iki ayrı devlet adada iki ayrı devlet sistemine gidiş var. Ve büyük bir olasılıkla da birçok Müslüman ülke önümüzdeki süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanıyacak, başta Azerbaycan, Pakistan Bangladeş olmak üzere. O nedenle burada bir yanlışlık yok bence. Çünkü bu alınan karar siyasi bir karar. Siyasi riskleri de beraberinde taşıyor. Ama maliyeti itibariyle baktığında son 46 yılda kaybedilenlerden herhalde çok daha fazla bir maliyete neden olmayacak diye düşünüyorum.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

07 Eki 2020

TÜRKİYE’NİN BAŞLANGIÇTA YAPAMADIKLARI 27 yıl öncesine dönersekErmeniler’in Hocalı Soykırımı’na yönelmesi Rusya Federasyonu’nun kışkırtması ve İran’ın desteğiyle gerçekleşmişti.

Hüdai KUŞ

24 Eyl 2020

M. Metin KAPLAN

24 Haz 2020

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Ziyaretçi -> Toplam : 68,10 M - Bugün : 11794