« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

28 Eyl

2020

Şair Nedim

Prof. Dr. Muhsin Macit 01 Ocak 1970

Asıl adı Ahmed’dir. İstanbulludur. 1092/1681 yılında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Annesi Saliha Hanım, İstanbul’un fethinden itibaren devlet hizmetinde bulunan Karaçelebizadeler ailesindendir. Babası Kadı Mehmed Efendi ise Sultan İbrahim devri (1640-1648) kazaskerlerinden Merzifonlu Mustafa Muslihiddîn Efendi’nin oğludur. Kazasker Muslihiddîn Efendi, bazı kötü alışkanlıklarından ötürü ulema ve halk tarafından sevilmediği için kendisine çirkin lakaplar takılmış, Mülakkab Mustafa Efendi diye tanınmıştır. Dedesine takılan lakaplardan ötürü Osmanzâde Tâ'ib gibi bazı şairler Nedîm’den mülakkabzâde diye bahsetmişlerdir (Ahmet Refik 1924: 276-301; Ali Canip 1925: 173-184).

Ahmed Nedîm iyi bir eğitim görmüş, döneminin klasik ilimlerini, Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir yazacak kadar öğrenmiştir. Tahsilini tamamladıktan sonra Şeyhülislam Ebezâde Abdullah Efendi’nin de bulunduğu bir jüri tarafından yapılan sınavda başarılı olarak hariç medresesi müderrisliğini elde etmiştir. Söz konusu edilen sınavın tam tarihi bilinmemekle beraber, Ebezâde Abdullah Efendi’nin görevde bulunduğu 1707-1713 tarihleri arasında gerçekleştiği kesindir (Yöntem 1948: 173-184). Bu tarihler, aynı zamanda Sultan III. Ahmed Dönemi'nin (1703-1730) başlarına rastlamaktadır. Bu sırada Ali Paşa, III. Ahmed’in on birinci sadrazamı olarak göreve getirilmiştir (1713). Nedîm ise 1114/1702-1703 yılına tekabül eden tarih manzumesini dikkate alırsak artık çıraklık safhasını aşmış bir şairdir.

Ali Paşa’nın Varadin’de şehit düşmesinden sonra yerine Halil Paşa getirilir. Bu sırada İbrahim Paşa’nın yıldızı parlamaktadır. İbrahim Paşa, 1716 yılında mirahurluğa, ardından rikab-ı hümayun kaimmakamlığına atanır. Bu ikinci atamayla ilgili olarak Nedîm, bir tarih manzumesi yazar. İbrahim Paşa, Ali Paşa’nın şehit edilmesinden sonra geride kalan nikâhlısı Fatma Sultan’la evlenerek padişaha damat olur. 1718 tarihinde de sadrazamlık makamına getirilir. Bu tarih, daha sonra Lâle Devri (1718-1730) olarak adlandırılan dönemin başlangıcıdır. Artık, Damat İbrahim Paşa’nın hemen her faaliyeti Nedîm’in dikkatini çeker. Şair, kıta ve kasideleriyle her fırsatta hamisine bağlılığını ifade eder. İbrahim Paşa’yı takdir eden, öven sadece Nedîm değildir. Fakat Nedîm, bu şairlerin içinde en başarılı olanıdır. Bir yandan İbrahim Paşa’nın faaliyetlerini şiirleriyle överken diğer yandan da Lâle Devri'nde teşekkül ettirilen tercüme heyetlerinde görev alarak hâmisinin her hamlesine destek verir (İpşirli 1987:33-42). Meslek hayatında da çabuk ilerler. Çağdaşlarının başarılı bir müderris olarak resmettiği Nedîm’in kitaplığındaki eserler de bu görüşü pekiştirmektedir (Erünsal 2008: 271-291). Hariç Medresesi müderrisliğinden Mahmud Paşa Mahkemesi naipliğine getirilir. Daha sonra 1726’da Molla Kırımî Medresesinde, 1728’de Nişancı Paşa-yı Atik Medresesinde görev yapan Nedîm, 1729’da Sahn Medreseleri müderrisliğine yükselir (Erdem1994: 276). Sekban Ali Paşa Medresesinde müderris iken Patrona Halil İsyanı patlak verir (1730).

İsyan sırasında Nedîm’in akıbetinin ne olduğu konusunda değişik iddialar ileri sürülmüştür. Kaynaklarda şairin, söz konusu isyanı takip eden günlerde illet-i vehimeden veya içkiye düşkünlüğü nedeniyle titreme hastalığından öldüğüne dair bilgiler kayıtlıdır (Ali Canip 1925: 173-184). Güvenilir biyografi müelliflerinden Süleyman Sadeddîn, Nedîm’in ihtilal esnasında korkudan evinin damına çıktığını ve oradan düşerek öldüğünü söylemektedir (2002: vr. 421a). Bu acı akıbet, şairin belki de son bir kurtuluş ümidiyle evinin damına çıktığını veya linç edilerek öldürülen dedesi Mülakkab Mustafa Efendi’nin yaşadığı tecrübenin tekrar edilmesine imkân vermemek için ölümü tercih ettiğini akla getirmektedir. Ancak kesin olan bir şey vardır; o da şairin ihtilal sırasında öldüğüdür. Ali Canip Yöntem’in bulup yayınladığı Nedîm’in terekesine dair “kassam hücceti sûreti” 15 Rebiülahir 1143/28 Ekim 1730 tarihinde düzenlendiğine göre bu tarihten önce ölmüştür (Yöntem 1948: 109-121). Şairin kabri Üsküdar Karacaahmet Mezarlığının Miskinler kısmındadır. Mezar kitabesinde ölümüne düşürülmüş şu tarih beyti yazılıdır:

Revâ ola düşerse fevtine işbu du’â târih

Nedîm ola nedîm-i şâh-ı ceyş-i enbiyâ yâ Rab [1143]

Nedîm öldüğünde geriye eşi Ümmügülsüm Hanım ile kızı Lübâbe kalmıştır (Yöntem 1948: 109-121; Erünsal 2008: 271-291).

Eserleri şunlardır:

1. Dîvân: Nedîm’e asıl şöhretini kazandıran eseri dîvânıdır. Şairin hayattayken divan tertip edip etmediği bilinmemektedir. Bakü Elyazmalar Arşivi No.11627’de kayıtlı bulunan Nedîm Dîvânı nüshasının müellif hattı olduğuna dair iddialar gerçeği yansıtmamaktadır (Hoca 1960: 143-148). Nedîm Dîvânı’nın bilinen en eski tarihli nüshası, 1149 yılında istinsah edildiği tahmin edilen ve Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Y.13 numarada kayıtlı bulunan nüshadır. Nedîm Divanı’nın yurtiçi ve yurtdışındaki kütüphanelerde kırk beş kadar yazma nüshası vardır. Bu nüshalardan dördü 1166-1168 yılları arasında Hızırağazâde Mehmed Emîn adlı bir hattat tarafından istinsah edilmiştir. Nedîm Dîvânı yazmaları arasında Ankara Milli Kütüphane A.3220’de kayıtlı nüsha ile Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine 1000’de kayıtlı nüsha dikkat çekici özellikler taşımaktadır. Şöyle ki Milli Kütüphanedeki nüshanın müstensihi, Nedîm Dîvânı’nı neşreden şair Halil Nihad [Boztepe], müzehhibi ise Süheyl Ünver’dir. Topkapı nüshası ise yazma ve matbu nüshalarda bulunmayan bazı şiirleri ihtiva etmektedir.

Nedîm Dîvânı, üç kez eski harflerle basılmıştır: Dîvân-ı Nedîm, Bulak Matbaası, (tarihsiz), 107+59 s.; Dîvân-ı Nedîm, İstanbul 1291, 140 s.; Nedîm Dîvânı, hzl. Halil Nihad, İstanbul 1338-1340, 374 s.. İlk iki baskı oldukça eksik ve yanlışlarla doludur. Halil Nihad, Nedîm Dîvânı’nı hazırlarken matbu iki nüshanın yanı sıra eserin 27yazma nüshasını kullanmıştır. Daha sonra Abdülbaki Gölpınarlı özel kütüphanesinde bulunan bir nüsha ile Halil Nihad neşrini kullanarak Nedîm Dîvânı’nı yeni harflerle yayımlamıştır (İstanbul 1951). İkinci baskıda Süleymaniye Kütüphanesi Hâlet Efendi No. 763’te kayıtlı mecmuadaki farklı beyitleri de ilave etmiştir (İstanbul 1972). Son olarak Muhsin Macit, eserin bilinen bütün yazma nüshalarını değerlendirmek suretiyle Nedîm Dîvânı’nın tenkitli metnini doktora tezi olarak hazırlamıştır (1994). Bu metnin hem popüler neşri yapılmış (1997) hem de e-kitap olarak yayımlanmıştır (http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-292562/h/nedim-divani.pdf).

Nedîm Dîvânı’nın bilinen bütün nüshaları değerlendirilerek hazırlanan son baskıda 44 kaside, 88 kıta, 3 mesnevi, 1 terkib-bent, 1 terci-bent, 2 mütekerrir müseddes, 1 tardiyye, 5 tahmis, 1 muhammes, 33 murabba, 2 koşma, 166 gazel, 2 müstezâd, 11 rübai ve 23 müfred ve matla‘ vardır. Ayrıca Nedîm Divanı’nda 5 Arapça, 39 Farsça şiir yer almaktadır.

2. Sahâifü’l-Ahbâr. Lâle Devri’nde (1718-1730) teşekkül ettirilen tercüme heyetlerinde görev alan Nedîm, Müneccimbaşı Ahmed Aşıkî (ö.1702)’nin Câmiü’d-Düvel adlı Arapça eserini Türkçeye çevirerek Sahâifü’l-Ahbâr adını vermiştir. Nedîm’in on yılda tamamlayarak (1720-1730) İbrahim Paşa’ya sunduğu bu çeviri, 1285 yılında İstanbul’da basılmıştır.

3. Aynî Tarihi: Bedreddin Mahmud bin Ahmed (ö.1451) tarafından yazılan Ikdu’l-Cümân fi Tarihi Ehli’z-Zamân adlı İslam tarihi, Nedîm’in de içinde bulunduğu tercüme heyetince çevrilmiştir. Fakat, mütercimler arasında yer aldığı bilindiği hâlde hangi bölüm veya kısımları tercüme ettiği henüz bilinmemektedir. Nedîm’in devlet ve siyasete dair görüşlerinin biçimlenmesinde, bilhassa Moğol tarihinden kimi isimlere telmih ve teşbihlerde bulunmasında bu çevirilerinin etkisi olmuştur.

Nedîm’in bunlardan başka, Şehid Ali Paşa’ya mülemma tarzında bir dilekçesi (Kürkçüoğlu 1953: 317-324), İzzet Ali Paşa’nın şaka yollu mektubuna mensûr cevabı (Halil Nihad 1338-1340: 223-227), Safâyî Tezkiresi’ne Takrîz’i (Halil Nihad 1338-1340: 253) ve Münşeât-ı Aziziye’de yer alan ve kime yazıldığı belli olmayan bir mektubu vardır.

18. yüzyılın başında gazelde hikemî tarzın büyük temsilcisi Nâbî’nin, kasidede Nef’î’nin etkisinin revaçta olduğu şiir ortamına ilk adımını atan Nedîm, çok geçmeden Nedîmâne denilen yeni bir tarz geliştirmiştir. Bu tarzın esasını; söyleyiş mükemmelliği, yerlilik arzusu ve Nedîm’e özgü edâ oluşturur. Kendisi de bir gazelinde; "Ma‘lûmdur benim sühanım mahlas istemez / Fark eyler onu şehrimizin nükte-dânları" diyerek üslûp sahibi bir şair olduğunu ifade etmiştir (Macit 1997: 355).

Nedîm, şiir lügati zengin olmayan şairlerdendir. Bulduğu bir imajı veya hoşuna giden benzetme unsurlarını tekrar tekrar kullanır. Onun asıl kudreti dili kullanmadaki ustalığında saklıdır. Konuşma dilinden gelen söyleyişleri kullanmadaki dehası ve ahengi sağlamadaki titiz işçiliği onu çağdaşlarından ayırır. Kafiye, redif ve vezin kullanımındaki başarısı, şiirlerinde ritmik akışkanlığın sağlanmasında etkili olmuştur. Redif ve kafiye kullanımında geleneğe bağlı olan şairin ara sıra Türkçe kelime ve eklerle yaptığı kafiyelerdeki doğallık, daha önceki şairlerde az rastlanan bir özelliktir. Nedîm aruzun musikisini yakalayan ve şiirinde âdeta bir ahenk unsuru olarak kullanan divan şairlerinden biridir. Şiirlerinin bestelenmeye elverişli bir yapısı vardır. Onun için şairin yaşadığı dönemden başlayarak musammatları ve gazelleri bestelenmiştir. Sadece Suphî Ezgi, Musahipzâde Celâl'in Lâle Devri Opereti için Nedîm'in 28 şiirini bestelemiştir (Yenigün 1961: 39-41).

Nedîmâne denilen tarzın önemli özelliklerinden bir diğeri, yerlilik merakıdır. Nedîm, divan şiirinde Necâtî’yle belirginleşen, Bâkî ve Şeyhülislam Yahyâ gibi şairlerin eserlerinde mükemmelleşen mahallîleşme deneyiminin, 18. yüzyıldaki en büyük temsilcisidir Onun şiirlerinde halk edebiyatına yakınlaşması, İstanbul hayatından sahneler sunması, gerçek hayattan alınan unsurları kullanması, günlük dilden gelen konuşma kalıplarına ve deyimlere yer vermesi yerlilik arzusunu gösteren unsurlar olarak görülmektedir.

Bilindiği gibi 18. yüzyılda halk ve divan şiiri arasında nisbî bir yakınlık söz konusudur. Divanlarda heceyle yazılmış şiirler yer aldığı gibi, halk şairlerinin de divan şiirinin estetik ve hayal dünyasına yakın şiirler söyledikleri bilinmektedir. Nedîm Dîvânı’nda hece vezniyle yazılmış iki koşma mevcuttur (Macit 1997: 269-70). Aslında bu, sadece 18. yüzyıla özgü bir durum değildir. Fakat, Nedîm’den önce divan şairlerinin hece ölçüsüyle şiir yazdıkları bilinmediğinden “Nedîm’in türküsü” diye meşhur olan koşma, şairin yenilikçi kimliğini vurgulamak için gereğinden fazla abartılmıştır. Artık, bugün hece ölçüsüyle şiir söyleyen ilk divan şairinin Nedîm olmadığı, ondan önce ve sonra değişik arayışlar içerisinde olan pek çok şairin benzer tecrübelere giriştiği bilindiğinden Nedîm’in koşmaları da istisna olmaktan çıkmıştır (İsen 1997: 385-421).

Nedîm’in yerlilik merakının en dikkate değer tarafı ise şiirlerinde İstanbul hayatından sahneler sunmuş olmasıdır. 18. yüzyılın başında özellikle İbrahim Paşa’nın gayretleriyle oluşturulan barış ve istikrar döneminde imar faaliyetleriyle birlikte eğlence hayatıyla ilgili mekânların ve mesire yerlerinin de yeniden düzenlendiği bilinmektedir. Düzenlenen helva gecelerine, Sadâbâd eğlencelerine devlet ricalinin yanı sıra şairlerin de katıldığı eserlerinden anlaşılmaktadır. İstanbul’un eğlence ve mesire yerlerinin şiirlere konu olması 18. yüzyılda başlamaz. Fakat, Nedîm devraldığı bir geleneği daha canlı, değişik sahneler ve tipleri öne çıkararak devam ettirir (Kortantamer 1993: 337-390). Ayrıca Nedîm, devrin diğer şairleri gibi İbrahim Paşa’nın İstanbul ve Nevşehir’de yaptırdığı çeşme ve sebillere, han ve kervansaraylara, hamamlara, köşklere manzum tarihler düşürmüştür (Aktuğ 1992; Kut 1993: 393-422).

Nedîm, Osmanlı şairleri arasında devriyle birlikte anılan, hatta özdeşleşen müstesna şairlerdendir. Lâle Devri'nde Nedîm’le aynı muhitte yaşayan ve devrin havasını onunla birlikte teneffüs eden pek çok şair olmasına rağmen devrinin ruhunu onun kadar eserine yansıtan olmamıştır. Damad İbrahim Paşa’nın Osmanlı kültür ve sanat hayatında gerçekleştirmeye çalıştığı hamleye Nedîm şiirleriyle, Itrî besteleriyle, Levnî mücessem nakışlarıyla katkıda bulunmuştur (İrepoğlu 1999: 235-243).

Nedîm, her yönüyle devrinin adamıdır. Ne yazık ki Patrona İsyanı ile sadece Lâle Devri değil, Nedîm’in hayatı da trajik bir biçimde son bulmuştur. Şairin mütebessim çehresini bu trajik olayın ruhumuza gerdiği sisli perdenin arkasından, ama sadece şiirlerine yansıdığı kadarıyla görürüz. Onun şiirlerinde Türkçenin nabız atışlarını duyar, Osmanlı zevk ve yaşama üslubunun nahif çizgilerini buluruz. Nedîm şiirlerinde önceki asırların şairlerinde görülen tasavvufî derinlik ve zihnî tasarruflara dayalı ustalık merakı yoktur. Sanki her şey kendiliğinden olmuş izlenimi verir. Bu durum, onun nazirelerinde, tahmis ve taştirlerinde daha açık biçimde görülür.

Nedîm, başta Fuzûlî olmak üzere pek çok usta şaire nazire söylemiştir. Nevâyî’nin bir gazelini tanzir etmiş ve ayrıca Çağatayca üç beyitli bir manzume söylemiştir. Râzî, Neşâtî Dede ve Tıflî’nin gazellerine tahmis; Nedîm-i Kadîm ile İzzet Ali Paşa’nın şiirlerine taştîr yazmış; Enverî, İbrahim Paşa ve Sultan Ahmed’in mısra ve beyitlerini tazmin etmiştir. Ayrıca, “gibi” redifli kasidesinde İran şairlerine âdeta meydan okuyan Nedîm, Türk şairlerinden kasidede Nef’î’yi; gazelde Bâkî ve Yahyâ’yı; mesnevi tarzında Atâyî’yi ve rübaide ise Hâletî’yi beğendiğini söylemiştir (Macit 1997: 2). Özellikle ilk kasidelerinde Nef’î etkisine sonuna kadar açık olan Nedîm, gazelde de kendisini Bâkî’nin mirasçısı sayar. Döneminin şairlerinden Ârif Efendi, İzzet Ali Paşa ve Râzî gibi şairlere birer beytinde yer verir. Devrin diğer şairleri ile birlikte Nedîm de Nâmî mahlasıyla şiirler söyleyen Safevi elçisi Murtazakulu Han’a nazireler söyler (Horata 2003: 253-259). Divan edebiyatı geleneği içerisinde belirginleşen bütün arayışlar, tecrübeler ve hatta kimi zaman tali bir duyarlık olarak kalıp genelleşmeyen denemeler, Nedîm’in dikkatini çeker. O, bütün bu tecrübelere ve divan şiirinin kaynaklarına kayıtsız kalmaz. Onun divan şiirine getirdiği yenilik, asırlarca süren dağınık tecrübelerin zaferidir (Tanpınar 1982: 83; Mazıoğlu 1957).

Nedîm, yaşadığı dönemden itibaren etrafında takipçiler toplayabilen, etkisi birkaç nesle intikal eden müstesna ustalardandır. Bunda divan şiirini yerli bir havaya sokmasının etkisi vardır. O, tekke-tasavvuf muhitleri gibi nispeten kapalı bir yapı içinde eserini vererek özellikle sözlü gelenekte etkisini sürdüren Nesîmî, Yunus ve Niyâzî-i Mısrî gibi kabul görmüş şairler istisna edilirse, soluğu her dem taze şairlerin başında gelir. Sadece yaşadığı zaman itibariyle değil eseriyle de bize diğer divan şairlerinden daha yakındır.

Nedîm’in yeni sesi, edâsı daha hayattayken devrinin şair ve tezkirecileri tarafından fark edilmiştir. Eserini 1134/1722’de tamamlayan Sâlim’in, Nedîm’i “tâze-zebân” sıfatıyla nitelendirmesi dikkate değer bir husustur (Tezkîre-i Sâlim: 664-665). Safâyî’den başlayarak Nedîm’in biyografisini veren bütün kaynaklar onun önde gelen şairlerden biri olduğunu vurgularlar (Safâyî: vr.191). Râşid ve Âsım gibi 18. yüzyılın iki vakanüvis şairi Nedîm’i takdir etmekle kalmayıp şiirlerini tanzir etmişlerdir. 18. yüzyıl şairlerinden Kâmî, Neylî, Âsım, Âtıf, Râşid, İzzet Ali Paşa, Seyyid Vehbî, Sâmî, Kelîm ve Pertev gibi şahsiyetlerin de Nedîm’e nazireleri vardır. Hatta eserini farklı bir mecrâda veren, tasavvuf iklimine şiirinin kapılarını sonuna kadar açan Şeyh Gâlip bile Nedîm’in şiirlerini tanzir etmiştir (Yöntem 1948: 109-121).

Edebiyatımızın yüzünü Batı'ya çevirmesiyle birlikte tevarüs ettiği geleneği sürdüren şairlerden, modern şiir tarzını oluşturmaya çalışanlara kadar geniş bir yelpazede Nedîm’in etkisi devam etmiştir. XIX. yüzyılın ilk yarısında Nedîm’in en büyük takipçisi Enderunlu Vâsıf’dır. Tanzimat Dönemi şairlerini de etkileyen Leskofçalı Gâlip, Nedîm’in etkisinde kalan bir başka şairdir. Tanzimat edebiyatının önde gelen simalarından Namık Kemâl, Nedîm’i Türk dilinin en büyük şairi sayar (Yetiş 1989: 19, 269, 276). Edebiyat-ı Cedîde şairlerinin benimsedikleri dil anlayışı, Nedîm’in söyleyişine dikkat etmelerine engeldir. Bununla birlikte “Âveng-i Tesâvir”de eski şairlerin daha çok mizaçlarıyla ilgili özelliklerini vurgulayan Tevfik Fikret, Nedîm’in mizacını, tavrını, döneminin içindeki yerini ayrıntıya inen çizgilerle tespit eder (1984: 406).

Geçen asrın başında Nedîm âdeta yeniden keşfedilir. I. Dünya savaşının özellikle aydınlar arasında yarattığı ruhsal çöküntü ortamında Şair Nedîm mecmuası yayın hayatına girer (Altun 2000: 49:52). Nedîm mahlasının ad olarak tercih edildiği mecmuada, şairin edebî kişiliğinin ortaya çıkmasında eserleriyle katkı sahibi olan Ahmed Refik ve Ali Canip gibi yazarların imzaları vardır. Aynı dönemde yayın hayatını devam ettiren Millî Mecmua, “Nedîm” nüshasını yayınlar. Yahya Kemâl ve Mehmed Hâlid’in Dergâh’da Nedîm’e dair yazıları çıkar. Halil Nihad Nedîm Divanı’nı neşreder (1338-1340). Bu neşir takdirle karşılanır ve Ahmed Haşim Akşam’da bir yazı neşreder (Enginün 1991: 155). Modern Türk şiirinin başında duran iki ustanın, Ahmet Haşim ve Yahya Kemâl’in Nedîm’e yaklaşımları, onun şair kimliğinin vurgulanarak döneminin havası içinde boğulmamasını sağlar. Yahya Kemâl’in Lâle Devri ve İstanbul üzerine yazdığı şiirlerinde benimsediği söyleyiş tarzı ve sohbetlerinde ortaya koyduğu görüşler Nedîm’in anlaşılmasında etkili olur (Tanpınar 1977: 169-173). Cumhuriyet Dönemi'nde Nedîm’in sanatı kadar hayatı da dikkati çekmiştir. Hayatı, Halit Fahri Ozansoy’un Nedîm, Fâik Ali Ozansoy’un da Nedîm ve Lâle Devri oyunlarına konu olmuştur. Cahit Sıtkı, Nâzım Hikmet, Oktay Rıfat, Attila İlhan, Sezai Karakoç gibi usta şairler Nedîm’in devri içindeki konumuna atıflarda bulunan şiirler yazmışlardır (Macit 2007: 439-447.).

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

27 Eyl 2022

Herşeyden önce kabul etmemiz gereken en önemli gerçek “milliyetçi gençliğin meseleleri” başlığı altında ele alacağımız konuların bütün insanlığın ortak meseleleri olduğudur.

M. Metin KAPLAN

12 Eyl 2022

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

04 Eyl 2022

Halim Kaya

11 Ağu 2022

Hüdai KUŞ

06 May 2022

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 May 2022

Nurullah KAPLAN

02 Mar 2022

Ziyaret -> Toplam : 84,22 M - Bugn : 15660

ulkucudunya@ulkucudunya.com