« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Kazım Karabekir 1.1.1882 - 26.1.1948

, 27 Oca 2020

SONRAKİ HABER

SEDAT SİMAVİ 1896 – 11.12.1953

, 09 Ara 2019

09 Ara

2019

CİHAN ŞAH

Azmi Özcan 01 Ocak 1970

20 Rebîülevvel 1000 (5 Ocak 1592) tarihinde Lahor’da doğdu. Adı Hürrem olup Cihangir’in üçüncü oğludur. Annesi Racpût Prensesi Manmati’dir. Küçük yaşta geleneksel eğitim aldı, askerlik mesleğinde kendini gösterdi ve birçok askerî harekâta katıldı. Bâbürlü ordusunda ilk önemli faaliyeti 1024’te (1615) Racpûtlar’a karşı başarıyla tamamladığı Mevar seferidir. Ardından Ahmednagar Kalesi’ni fethedince (1025/1616) babası tarafından kendisine Şah Cihan unvanı verildi. Dekken seferinde kazandığı başarı üzerine Dekken sûbedarlığına tayin edildi. 1031’de (1622) kardeşi Hüsrev’i öldürttü, bir yıl sonra da babasına karşı ayaklandı. Dekken’den çıkartılınca Bengal’e yöneldi, burada Portekizliler’le iş birliği imkânı aradı, ancak bir netice alamadı. Bengal’de babasına karşı yenilgiye uğradı, Delhi’ye gidip teslim oldu ve affedildi (1035/1626). 1037’de (1627) Cihangir’in vefatının ardından taht kavgasında kardeşlerine karşı üstün çıkarak “Ebü’l-Muzaffer Şehâbeddin Muhammed Sâhib-kıran” unvanıyla Bâbürlü sultanı oldu. Kısa zamanda istikrarı sağladı ve Safevîler’in elindeki Kandehar’a yürüdü. Kandehar Valisi Ali Merdân Han, Şah Cihan’a tâbi olarak şehri teslim etti. Safevîler ancak on yıl sonra şehri geri alabildiler. 1633’te Devletâbâd’ı, 1045’te (1636) Ahmednagar’ı aldı ve Gûlkünde’yi vergiye bağladı. 1055’te (1646) Özbek Hanlığı’na karşı sefer başlattı ve Belh şehrine girdi, fakat ertesi yıl çekilmek zorunda kaldı. Bu arada Bengal’de Portekizliler’in kurduğu Hugli şehrini talan edip Portekizliler’in bir kısmını öldürdü, bir kısmını esir alarak Agra’ya götürdü. Delhi Sultanlığı’nın çözülme sürecinde ortaya çıkan bağımsız müslüman sultanlıklardan başka Banglana ve Bundelkhand’daki Racpût krallıkları da ele geçirildi ve Hayber Geçidi’ne kadar olan Hindistan topraklarında hâkimiyet kuruldu. Şah Cihan döneminde Bâbürlü toprakları günümüz Hindistan sınırlarına yakın bir oranda, 3.000.000 km2 civarındaydı. 6 Eylül 1657’de ciddi bir hastalığa yakalanan Şah Cihan’ın dört oğlu Dârâ Şükûh, Şah Şücâ‘, Evrengzîb ve Murad Bahş arasında taht mücadelesi başladı. Neticede öne çıkan Evrengzîb kardeşleri Murad Bahş, Şah Şüc①ile veliaht Dârâ Şükûh’u öldürttü. Ardından babasına karşı ayaklandı ve onu Agra Kalesi’ne hapsederek kendi saltanatını ilân etti (21 Temmuz 1658). Kızı Cihanârâ Begüm bu dönemde Şah Cihan’ın yanında bulundu. Hastalığı giderek ağırlaşan Şah Cihan 16 Receb 1076’da (22 Ocak 1666) vefat etti ve Tac Mahal’de hanımı Mümtaz Mahal’in yanına defnedildi.

Şah Cihan saltanatı sırasında Osmanlılar’la iyi ilişkiler kurmaya çalışmış, Kandehar’ı Safevîler’den almak için bir Sünnî ittifakı planlamış ve bu çerçevede o sırada Bağdat seferiyle meşgul olan IV. Murad’a bir elçi ile mektup göndermiştir. Mîr Zarîf İsfahânî adlı elçinin getirdiği mektupta Safevîler’le mücadelenin gerekliliğine işaret edilmekte, Sultan Murad’dan Bağdat’ı bir an önce onlardan kurtarması beklenmekte ve Bâbürlüler’in doğudan, Osmanlılar’ın batıdan Safevîler’i baskı altına almaları teklif edilmekteydi. IV. Murad da Şah Cihan’a bir elçi ve mektup göndererek karşılık vermiştir. Ancak Şah Cihan muhtemelen mektubun üslûbundan hoşlanmadığı için irtibatı kesmiş, daha sonra Sultan İbrâhim’in cülûsunu ve Bağdat fethinin sonuçlarını bildiren Osmanlı mektuplarına kayıtsız kalmıştır. 1059’da (1649) IV. Mehmed döneminde diplomatik ilişki kurulmuş, Şah Cihan’a müteferrika Seyyid Muhyiddin Efendi elçi olarak yollanmış, Şah Cihan da Seyyid Ahmed adlı elçisini zengin hediyelerle İstanbul’a göndermiştir. Bu diplomatik teşebbüs Özbek hanının arzusuyla yapılmıştır. 1063’te (1653) Hindistan elçisine refakat eden Osmanlı elçisi Zülfikar Bey yanında yeni Hint elçisi Kaim Bey olduğu halde 1066’da (1656) İstanbul’a dönmüştür. Kaim Bey, Hindistan’a giderken onunla birlikte Ma‘nzâde Hüseyin Ağa elçi sıfatıyla yollanmış, 1069’da (1659) yalnız dönen Hüseyin Ağa, Şah Cihan’ın oğlu Murad’ın mektubunu getirmiştir (Abdurrahman Abdi Paşa Vekayi‘nâmesi, s. 16, 19, 92, 96, 136). Kaynaklarda cesur, yetenekli ve uzak görüşlü bir kumandan, disiplinli ve müşfik bir devlet adamı diye anılan ve çağının en büyük sultanlarından biri olan Şah Cihan’ın saltanatı Bâbürlüler’in altın çağı sayılır. Hükümdarlığı sırasında bir istikrar dönemi yaşanmış, ordu ve devlet çok güçlü bir yapı kazanmış, hukuk sistemi yeniden yapılandırılmış, pek çok bölgeden katılımlar olmuştur. Vergi ve topraklarda yeni düzenlemeler gerçekleştirilmiş, Hâlisa toprakları genişletilmiş ve hazine daha öncesine göre çok zenginleşmiştir. Dinî hayatta Ekber ve Cihangir şahların devrine göre daha muhafazakâr bir yol izlenmiş, Nakşibendî, Çiştî, Şüttârî gibi Sünnî tarikatlar faaliyetlerini yaygınlaştırmıştır. Şah Cihan dönemi aynı zamanda Bâbürlü mimarisinin zirvesidir ve başta Tac Mahal olmak üzere pek çok muhteşem eserin inşası gerçekleştirilmiştir. Saltanatının başlarında Şah Cihan devletin idarî merkezi olarak Agra’yı tercih etmiş, bu sebeple Agra’da pek çok mimari eser yapılmıştır. Bunlar arasında en önemlisi hanımı Ercümend Bânû (Mümtaz Mahal) için inşa ettirdiği türbe olan Tac Mahal’dir. İranlı, Hindistanlı, Türkistanlı ve Osmanlı ustalarının katkılarıyla Bâbürlü Hint-Türk mimari anlayışını nakşeden Tac Mahal bir ihtişam ve zarafet örneğidir (bk. TAC MAHAL). Bu dönemde Agra Kalesi yenilenmiş, Dîvân-ı Âm, Dîvân-ı Hâs ve Hazine bölümleri eklenmiştir. 1064 (1654) tarihli Mûtî Mescid (İnci Mescid) Agra Kalesi’ndedir. Şah Cihan 1638’de devletin idare merkezini Agra’dan Delhi’ye taşımış ve günümüzde eski Delhi diye bilinen Şahcihanâbâd’ın inşasını başlatmıştır. 1639-1648 yılları arasında tamamlanan yeni şehir surlarla çevrili geniş caddeler, su yolları, pazar yerleri, hanlar, bağlar, camiler ve La‘l Kıl‘a (kızıl kale) olarak adlandırılan kaleyi ihtiva ediyordu. Şehrin doğusunda yer alan La‘l Kıl‘a, Bâbürlü dönemi sivil mimarisinin en güzel örneklerinden olup kale kapıları, surları, geniş alanları, salonları ile bütüncül bir yapıdır ve Şah Cihan’dan itibaren Bâbürlü tahtının idarî merkezi olmuştur. 1644-1658 yıllarında inşa edilen Delhi Cuma Camii, Fetihpûr Sikri Ulucamii anlayışını devam ettiren, ibadet mekânının köşelerinde bulunan iki büyük minare ve üç büyük taçkapıdan girilen geniş avlusu ile görkemli bir eserdir (bk. DELHİ CUMA CAMİİ). Lahor’da bu devirde özellikle su mimarisi doruğa ulaşmış, su kanalları açılmış, yüzlerce süs bitkisiyle bezenmiş ünlü Şâlîmâr Bahçesi burada kurulmuştur (1642). Ayrıca Cihangir Şah’ın türbesiyle Lahor Kalesi’nin bir kısmı inşa edilmiştir. Şah Cihan’ın kendi adını taşıyan cami ise Sind bölgesinde Tatta’dadır ve 1054 (1644) tarihlidir. Cami 100 kadar kubbesiyle dünyanın en çok kubbeli eseri hüviyetindedir. Bâbürlü ihtişamını yansıtan ünlü Taht-ı Tâvûs da Şah Cihan zamanına aittir.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

28 Oca 2020

“Başbuğ Türkeş” başlığıyla her biri büyük emek mahsulü kitaplar yayımlanmıştır. Değerli araştırmacı yazar M. Metin Kaplan’ın geçtiğimiz ay neşredilen

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 58,45 M - Bugün : 32406