« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

GENÇ OSMAN

Feridun Emecan, 20 May 2019

SONRAKİ HABER

ŞEYBÂNÎ, Muhammed b. Hasan

Aydın Taş, 13 May 2019

13 May

2019

NURULLAH ATAÇ (21.08.1898 – 17.05.1957)

01 Ocak 1970

Hammer Osmanlı Tarihi'ni Türkçeye çeviren Ata Bey'in oğlu. Asıl adı Ali Nurullah Ata'dır. Galatasaray Lisesi'nde dört yıl okuduktan sonra İsviçre'ye gitti (1917-1919). Mütareke yıllarında İstanbul'a döndü. Darülfünun'da edebiyat derslerini izledi. 1921'de Nişantaşı Lisesi'nde öğretmenliğe başladı, 1945'e kadar sürdürdü, edebiyat ve sanat tarihi okuttu. Ankara'da çeşitli bakanlıklarda memurluk, müdürlük ve çevirmenlik (1925-1927) yaptı. İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu'nda okutman olarak çalıştı (1930-1940). Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde yayın şefliği, Cumhurbaşkanlığı çevirmenliği görevlerinde bulundu ve bu görevinden emekliye ayrıldı (1952).

1951-1975 arasında TDK Yayın Kolu başkanlığı yapan Ataç, yazı hayatına Yahya Kemal ve arkadaşlarının çıkardığı Dergâh dergisinde şiirlerini yayımlayarak başladı. Daha sonra Akşam, Ulus, Haber, Cumhuriyet, Son Havadis gazetelerinde eleştiri ve deneme yazıları yazdı.

Türkçe'nin inançlı bir özleştiricisi oldu. Cumhuriyet dönemi şairlerinin tanınmasına, yeni şiirin benimsenmesine destek verdi. Özellikle Orhan Veli'nin ünlenmesini sağladı.

Deneme yazılarını bir söyleşi havası içinde konuşurcasına kolay anlaşılan bir dille yazdı. Türkçenin söz dizimini araştırıp konuşma dilinde bulunan devrik cümleyi yazı diline kazandırdı. Yazılarında özellikle genç edebiyatçıların çalışmalarına yer verdi. Fransız, Latin ve Sovyet yazarlarından yaptığı çeviriler 50 kitabı geçti. Bunlarda da anlatım biçimlerine büyük bir önem verdi. Bu konuda şunları söyledi: "Bir söz, şöyle yolu yordamıyla, kendine en yakışan tilcik (kelime)lerle, kullanılan dilin gereklerine uygun olarak söylenmemiş mi, geçin onları!"

Ataç, dilci, deneme ve eleştirmeci yanıyla edebiyatımızda büyük bir usta oldu. Türk dilini özleştirmek için sürekli çaba gösterdi. Bunda da çağdaşı yazarlara göre, aşırı bir tutum izledi. Bu durumu eleştirenler için o hiç çekinmeden, "Aşırıyım ben, aşırılıktan çekinmek, düşüncelerimizin sonuna dek gitmekten çekinmek demektir." dedi.

Çoğunlukla devrik cümlerle yazdı, yabancı sözcükler kullanmamaya, öz Türkçeyle düşüncelerini dile getirmeye büyük bir özen gösterdi. Her yazısında yeni yeni sözcükler kullanarak, kendisine en yakışanı seçmede özel bir dikkati korudu.

Edebiyatımızda deneme ve eleştirme yazarlığı deyince ilk akla gelen Ataç'ın bu alandaki yazılarının etkisi 1940'lı yıllarla birlikte başladı. Ataç'ın eleştirileri heyecan ve duygularıyla birlikte değer yargılarına dönüştü. O bu konuda şu görüşü dile getirdi:

"Deneme bir yandan eleştirmedir. Bir konuyu alır, onu inceler, onun gereklerini bulmağa, göstermeğe çalışır... Bunda, bir yaratıcılık payı vardır: Denemeci şiirde, hikâyede, müzikte neler bulduğunu söylerken kendince bulunmaması gerekenleri de söyler. Yani kendi içini de dinler, kendini bir yana bırakmaz."

Ataç'ın, tutkunu olduğu Türkçe için, dil devrimi için tek başına yaptığı katkılar, yalınlaştırmalar, denemeler, yabancı edebiyatlardan kazandırdığı yapıtlar, bir üniversite düzeyini bile geride bırakacak ölçüde büyük oldu.

Nurullah Ataç'ın Başlıca Eserleri
Deneme:

Günlerin Getirdiği (1945),
Karalama Defteri (1952)
Sözden Söze (1952),
Ararken (1954),
Diyelim (1954),
Söz Arasında (1957),
Okuruma Mektuplar (1958),
Günce (1960),
Prospero ile Caliban (1961),
Günlerin Getirdiği (1989),
Günlerin Getirdiği: Sözden Söze (1998),
Okuruma Mektuplar; Prospero ile Caliban (1999),
Dergilerde (2000),
Diyelim (2000)
Günce:
Yaşantı (2000)

Söyleşi:

Dil Üzerine Söyleşiler (der. Hikmet Dizdaroğlu-Sami Nabi Özerdim, TDK, 1962),
Söyleşiler (1964).
Çeviri:
Adsız Köşk (Alain Fournier, 1940).
Kızıl ile Kara (Stendhal, 1941),
Kumarbaz (Fiodor Mihayloviç Dostoyevski, 1945),
Taras Bulba (N. Gogol 1946),
İki Yeni Gelinin Hatıraları (H. De Balzac, 1953),
Çömlek (Plautus, 1958),
Madame Bovary (Gustave Flaubert, 1967)
Masallar (Aisopos, 1949),
Masallar (Andersen, 1952).

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

07 May 2019

Particiliğe gelince; ancak Türkeş Bey rahmetli olduktan sonra millet bize oy vermeye başladı. Ama onu da büyük bir basiretsizlik örneği göstererek layıkıyla değerlendiremedik.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 49,74 M - Bugün : 14263