« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Santuri Edhem Efendi

1855 – 14.09.1926, 14 Eyl 2020

SONRAKİ HABER

PKK ile varılan "özerklik anlaşması"

Arslan Bulut, 27 Eki 2015

27 Eki

2015

Koza-İpek'e kayyum: Diktatör çıldırmış olmalı

Mümtaz’er Türköne 01 Ocak 1970

Başka bir şey değil, çılgınlık. Aklî melekelerini kaybetmiş, hacir altına alınması gereken birinden ancak böyle bir tasarruf sadır olabilir.

Pazar günü iktidarla birlikte her şeyini kaybetme korkusuna kapılmış biri, kendini her şeye muktedir sanan bir diktatör "nasıl olsa âsâ halâ benim elimde, iş işten geçmeden son kozlarımı oynayayım" diye böyle bir kararı verebilir.

Geri dönüşü yok: İpek- Koza Grubu'na kayyum atadıktan sonra diktatör elinde kalan bütün gücü seferber etmeli, seçimleri iptal etmeli, muhalefet partilerini tek tek kapatmalı. Bütün holdinglere yönetim kurulu üyeleri atamalı. Dışarda kendisine itiraz edecek tek kişi kalmamalı. Stadyumlar yüzbinlerce kişiyle doldurulmalı, idam cezası geri gelmeli, anayasa rafa kaldırılmalı, kanunlar ilga edilmeli, Saray'ın ışıkları dışında memlekette tek bir lamba yanmamalı... Aksi takdirde bu kararın şu veya bir şekilde arkasında yer alan SPK bürokratından savcısına, yargıcına kadar kim varsa hepsi yüzlerce yıl hapis yatacak.

Türkiye'nin büyük şirketlerinden birine kayyum tayin ediyorsunuz, milyarlarca doların altına imza atıyorsunuz. Ya Türkiye dikta yönetimine geçecek, himaye göreceksiniz, taltif edileceksiniz; ya da hukuk önünde hesap vereceksiniz. İlk çıkan haberler kayyum kararının CMK 133'e göre verildiğini gösteriyor. Bu maddenin uygulanmasının gerekçesi ise muhtemelen TCK'da 328-337 arasında yer alan "Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk" suçları olmalı.

133'ün önemli bir özelliği var. "Makul şüphe" TCK'ya dönmesine rağmen, bu madde ancak "kuvvetli şüphe" ile uygulanıyor. Madde açıkça uygulanabilmesi için bir suçun tespitini şart koşuyor. "Kuvvetli şüphe", tespit edilen suçla şirket arasındaki ilişkiye dair, suça dair değil. Ve üstelik "kayyum tayini"nin "maddi gerçeğin" ortaya çıkartılması için "gerekli" olması gerekiyor. Kararda ne suçla ilgili bir tespit, ne şirketle bir bağlantı ne de "kayyum ataması"nun "maddi gerçeğin ortaya çıkatılabilmesi için gerekli" olması söz konusu.

Mahkeme kararı SPK'dan ilgili devlet kurumlarına kadar bir dizi hazırlık gerektiriyor. Kayyum tayinine mesned teşkil eden bütün tasarru?ar ayrı ayrı suç ve tamamı çok ağır suçlar. Bu kararı hiç bir yere koyamazsınız, hukukun hiç bir yerine sığdıramazsınız, hiç bir yerde savunamazsınız. Dünya ile irtibatınız devam ettiği sürece bu işten çok fazla adamın başı yanacak demektir. Belli ki Mustafa Varank'ın yedi kanalın Türksat'tan çıkartılması konusundaki rolünden "gurur duyması" gibi, bu işi dikta için bir mücadele olarak sürdürenler var. Bu "mücadele" tarzının esaslı bir sorunu var: Pazar günü seçim yapılacak ve milletin bu hukuksuzluktan mazoşistler gibi haz duymasını beklememiz gerekiyor. Yoksa gerçekten seçimi ertelemek veya sonuçlarını tanımamak gibi bir hesap mı var? Öyle olsa bile seçim arafesinde milletin gözüne parmak sokulmaz.

Güç sarhoşluğu? "Seçimden sonraya kalırsa yapamayız" endişesi ile bir intikam operasyonu mu? Ne derseniz deyin, burada bir akıl yok, sadece çılgınlık var. Hem de başını sonunu hesaplamayan, kaprislerini takip eden saraylara özgü bir çılgınlık. Siyasetçi nasıl olsa işin içinden çıkar, peki bürokratlar? Sahne biteviye tekrarlanıyor. Davutoğlu beyni ambale olmuş vaziyette artan dil sürçmeleri ile mâlûl zorlu bir kampanya yürütüyor. "İstikrar olsun, tek parti olsun" diye meşrû bir çerçeve oluşturmaya çalışıyor. Partisini, kadrolarını, seçmeni ısıtıp kıvama getiriyor ve biraz da olsa sandıktan umutlanıyor. Arkadan eşek şakası gibi diğeri yaklaşıyor ve bir kazan pişmiş aşın içine soğuk suyu boca ediyor.

Akıl var izan var: Davutoğlu İpek-Koza'ya kayyum atanması kararından ancak bizlerle birlikte haberi olmuştur. Haberi olduktan sonra sizce nasıl bir tepki vermiştir dersiniz? Geride kalan günlerde daha fazla dil sürçmesi beklemelisiniz. 7 Haziran'da önceki hafta başında 120 gazetecinin tutuklanması için yapılacak operasyonu bekliyorduk; İktidar kanadında "çok oy kaybedebiliriz" endişesi, bu operasyonu erteletmişti. Sahne belli ki tekrarlanacak. "Ne uzlaşması, ne barışı" diye saldırıya geçen Havuz tetikçileri "ne duruyorsunuz, Zaman Gazetesi'ne STV'ye de operasyon yapın" diye bastırıyor olmalılar.

Saray çıldırmış durumda, bu seslere kulak veriyor. Ya diğerleri, Davutoğlu ve ekibi, kazanmayı umdukları seçimi ne yapacaklar, nereye koyacaklar? Kimsenin endişesi olmasın, Türkiye bu kadar ucuz çılgınlıklara teslim olacak bir ülke değil, Allah'a şükür.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

18 Eyl 2020

12 Eylül Askeri darbesinden sonra Ülkücüler devlet ile zindanlarda, mahkeme salonlarında ve darağaçlarında yüzleşmek zorunda kalmışlardır. Bu insanlar devlet gibi, dost, baba olarak kutsadıkları müesseselerino yıllardaki yöneticileri (darbeciler) tarafından perişan edilmişlerdir, birçoğugençliklerini yaşayamamış bir büyük sevdaya kapılmanın dışında sevdiklerine, gönül verdiklerine dahi duygularını itiraf edememişlerdir.

Hüdai KUŞ

17 Eyl 2020

M. Metin KAPLAN

24 Haz 2020

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Ziyaretçi -> Toplam : 67,38 M - Bugün : 6303