« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

ŞEYH ŞÂMİL

Mustafa Budak, 16 Şub 2020

SONRAKİ HABER

DR. BAYMİRZA HAYİT

Orhan KAVUNCU, 27 Eki 2015

27 Eki

2015

Mesut Cemil TEL

Nuri Özcan 01 Ocak 1970

Tambur virtüozu, viyolonselist, koro şefi.

Aralık 1902’de İstanbul Cağaloğlu’nda doğdu. Asıl adı Mesut Ekrem’dir. Babası Tanbûrî Cemil Bey, annesi Şerif Saîde Hanım’dır. On yaşlarında iken babasından aldığı kemençe ve solfej dersleriyle başladığı mûsiki çalışmalarına Kaşıyarık Hüsameddin Efendi’den usul öğrenerek devam etti. 1915’te Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi’nde okurken Daniel Fitzinger’den Batı müziği eğitiminin yanı sıra keman dersleri aldı. Babasının ölümünden (1916) sonra onun talebesi olan virtüoz Kadı Fuad Efendi ve Refik Fersan’dan tambur çalıştı. Refik Talat’tan (Alpman) nazariyat çalışmalarını sürdürdü ve Hamparsum notasını öğrendi; bir taraftan da viyolonist İzzet Nezih ile Batı müziğini ilerletti. Birkaç yıl içinde önemli mûsiki mahfillerinde tambur çalmaya başladı ve kendisinden söz ettirmeyi başardı. Bu arada Yenikapı ve Galata mevlevîhânelerine devam ederek pek çok mûsikişinasla tanıştı ve onlardan faydalandı. Bunlar arasında Mehmet Emin Dede (Yazıcı), Rauf Yektâ Bey, Zekâizâde Hâfız Ahmet (Irsoy) ve neyzen Hilmi Dede en önemlileridir. Mehmet Suphi’den (Ezgi) klasik tambur öğrendi. Şerif Abdülmecid Efendi ve Karl Berger’den keman dersleri aldı. Şerif Abdülmecid Efendi’nin kardeşi Şerif Mehmet Muhittin ile (Targan) tanışmasının ardından ondan düzenli biçimde viyolonsel eğitimi gördü. Dârülfünun Hukuk Fakültesi’nin ikinci sınıfında iken Hüseyin Sadettin (Arel) tarafından Berlin’e gönderildi. Stern Konservatuvarı ve Mûsiki Akademisi’nde Batı müziği nazariyatı ve armoni eğitimi aldı ve Hugo Berger’den viyolonseli ilerletti. Berlin Üniversitesi Psikoloji Enstitüsü Ses Arşivi’nde asistanlık yaptı. 1924 yılının sonunda annesinin hastalığı sebebiyle öğrenimini bitiremeden İstanbul’a döndü.

1925’te Dârülelhan’a solfej, nazariyat ve tambur, Gelenbevî Lisesi’ne mûsiki muallimi tayin edildiyse de aynı yıl görevinin Konya Lisesi’ne nakledilmesi üzerine muallimlikten ayrıldı. 1926’da İstanbul Radyosu’n-da programcı, spiker, yönetici, viyolonsel ve tambur sanatçısı olarak çalışmaya başladı. 1937’de başspiker ve müdür vekili oldu. Bu arada 1930’da Pertevniyal Lisesi’n-de mûsiki öğretmenliği yaptı. 1935’te İstanbul Belediye Konservatuvarı Tarihî Türk Mûsikisi Eserlerini Tasnif ve Tesbit Heyeti üyeliğine, ardından aynı kurumda sanat üyeliğine getirildi. Ankara Radyosu hizmete girince Türk mûsikisi neşriyat şefliği göreviyle Ankara Radyosu’na gittiği yıl (1938) Klasik Türk Mûsikisi Korosu’nu kurdu ve uzun yıllar bu koroyu yönetti. 1940’ta Ankara Radyosu Müdürlüğü’ne tayin edilmesinin ardından Türk ve Batı mûsikisini bünyesinde toplayan müzik yayınları şefliğine getirildi (1941). 1950’de Türkiye radyoları müdürü oldu, ertesi yıl görevini radyo müdürü olarak İstanbul’a nakletti. Kırkıncı sanat yılı jübilesi 14 Kasım 1952’de İstanbul’da Atlas Sineması’nda yapıldı. 1955’te Cevdet Çağla ile birlikte gittiği Bağdat Güzel Sanatlar Akademesi’nde mûsiki bölümü başkanlığını üstlendi ve Türk mûsikisi dersleri verdi. 1959’da başmüşavir sıfatıyla İstanbul Radyosu’na döndü. Eylül 1960’ta memuriyet hayatından emekliye ayrıldı. 31 Ekim 1963 tarihinde Haseki Hastahanesi’nde vefat etti ve Sahrayıcedid Mezarlığı’na defnedildi. Ölümünden sonra İstanbul Radyosu’nun büyük stüdyosuna ve Kuştepe semtindeki bir sokağa ismi verildi.

Mesut Cemil, Türk ve Batı mûsikisindeki geniş bilgisi, mûsiki hocalığı, koro yöneticiliği, saz icracılığı, idareciliği ve program yapımcılığı, dili kullanmadaki ustalığı ve yazarlığı ile son dönem sanatkârları arasında farklı bir yere sahiptir. On yedi yaşlarında iken özel tambur hocalığına başlamasının ardından Ali Rifat Bey’in (Çağatay) yönettiği Şark Mûsiki Cemiyeti konserleriyle sahneye çıkmaya başlamış, Ali Rifat Bey’in evinde düzenlenen, dönemin ünlü sanatkârlarının katıldığı toplantılarda birçok kişiyle tanışmış, bunlar arasında Münir Nurettin Selçuk ve Refik Fersan’la başlayan dostlukları uzun yıllar sürmüştür. Berlin’de bulunduğu sırada viyolonist Âli Sezin ve Mahmut Ragıp Gazimihal’i tanımış, onların vasıtasıyla Curt Sachs, Erich Moritz von Hornbostel ve Robert Lachman gibi ünlü müzik adamlarıyla birlikte çalışma ortamı bulmuş, müzikoloji ve folklora dair önemli bilgiler almıştır.

Dârülelhan’da ve Gelenbevî Lisesi’ndeki görevleri sırasında Cemal Reşit ile Ekrem Reşit (Rey) kardeşler ve Muhiddin Bey’le (Sadak) birlikte Union Française konserlerine viyolonseliyle katılmış (1925-1927), 1930’lu yılların ortalarında kurduğu Unison Erkekler Korosu ile toplu icranın ilk ciddi örneklerini vermeye başlamış, Klasik Türk Mûsikisi Korosu’nda kendi koro anlayışını ortaya koymuştur. Onun en önemli hizmetlerinden biri bu sanatın icrasına getirdiği disiplin, teknik ve düzenle modern nlayıştır. Bu anlayış çerçevesinde ince saz ve küme faslını yeniden düzenlemiştir. Ayrıca Ankara Radyosu’nda Yurttan Sesler ve Bir Türkü Öğreniyoruz adlı programların ortaya çıkmasında, halk mûsikisinin bu programlarla radyodan tanıtılması ve yayılmasında büyük rolü olmuştur. Nevzat Atlığ kendisini XX. yüzyılda mûsikide çığır açmış üç büyük icracı arasında zikreder: Tambur ve kemençede Tanbûrî Cemil Bey, ses icrasında Münir Nurettin Selçuk, toplu icrada Mesut Cemil.

1938’de Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü’nde viyolonsel, 1944’te Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Türk mûsikisi tarihi, 1948’de aynı kurumda viyolonsel ve İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda mûsiki folkloru (1951) hocalıklarıyla mûsiki eğitimi ve öğretimine büyük katkılarda bulunan Mesut Cemil, Ankara’da bulunduğu sırada Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiştir (1945). Hocalığı sırasında pek çok talebe yetiştirmiştir. Bunlar arasında Muhiddin Erev, Alâeddin Yavaşça, Mefharet Yıldırım, Ercüment Batanay ve Necdet Yaşar sayılabilir. Niyazi Sayın, onun mûsikişinaslar arasında beğendiği kişileri pek söylememesine rağmen Hâfız Şaşı Osman’ın okuyuş tarzını çok beğendiğini anlatmıştır. 8 Mart - 11 Nisan 1932’de Kahire’de toplanan Arap Mûsiki Kongresi’ne Rauf Yektâ Bey’le birlikte katılmış, 1935’te Viyana’da Türk mûsikisiyle ilgili konferanslar vermiş, 1960’ta Paris’te UNESCO’nun düzenlediği Çağdaş Bestekârlar Festivali’nde Türkiye’yi temsil etmiştir. Mesut Cemil ayrıca bir sohbet adamı ve dil ustasıydı. Bunda, okul yıllarında ve ilk gençlik dönemlerinde edebiyatla ilgilenmesinin yanı sıra geniş bir sanat ve kültür çevresinde yetişmiş olmasının büyük etkisi vardır. Özellikle İstanbul Radyosu’ndaki yöneticiliği sırasında hazırlayıp sunduğu Ses ve Saz Dünyamızdan adlı programlarındaki samimi, duygulu, nâzik tavrı, akıcı anlatımı, nüktelerle süslenmiş sade üslûbu, yumuşak sesi ve mükemmel diksiyonu, bazı programlardaki açıklayıcı bilgilerle usta bir konuşmacı olduğunu ortaya koymuştur.

Tamburu bir müzikalite ve teknikle icra eden Mesut Cemil’in babası gibi çok mızrap kullanılarak ritimsel melodinin şekillendirildiği bir tambur tarzı vardı. İhsan Özer, Mesut Cemil’in geleneksel mûsikiyle yetiştiğini, babasının tarzını kendi tarzıyla birleştirerek yeni bir üslûp oluşturduğunu ifade eder. Onun ortaya koyduğu bu taklitsiz üslûpta bir serbestlik sezilir. Ruşen Ferit Kam (kemençe), Vecihe Daryal ile (kanun) birlikte bu üçlünün uzun yıllar titizlikle ortaya koyduğu yorumlar Türk mûsikisinin en canlı icraları olarak arşivlerde yerini almıştır. Mesut Cemil plaklarda ve radyoda pek çok taksim yapmıştır. Aynı zamanda usta bir viyolonselist diye bilinen Mesut Cemil lavtayı üçüncü bir saz olarak benimsemiştir. Bunların dışında yaylı tambur, kemençe, keman, ud, viyola ve bağlama ailesindeki sazları çalmış, onun müzikalitesi icracılıkta çığır açmıştır. 1936’da hazırladığı yayımlanmamış tambur etütleri bugün Murat Bardakçı’nın elinde bulunmaktadır. Fazla bestesi yoktur. Şehnaz sirto, nihâvend saz semâisi ve çok sesli çârgâh Türk raksı dışında dört adet şarkısı ve “İzmir Yollarında” adlı bir marşı bilinmektedir. Sadece nihâvend saz semâisi bile bestekârlıktaki düzeyini gösterecek bir eser kabul edilmiştir.

Eserleri. 1. Türk Târihinin Ana Hatları eserinin müsveddelerinden: Medeniyet Tarihinde Mûsiki Âletleri ve Türkler (İstanbul 1934). Broşür tarzındaki bu çalışma Mûsiki Mecmuası’nın 374. sayısında da neşredilmiştir (İstanbul 1980). 2. Tatbikatlı Türk Mûsikisi Târihi (Ankara 1940-1941). Osmanlı Türkçesi’yle kaleme alınan el yazması halindeki eser bugün İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi’nde (nr. 57) kayıtlıdır. 3. Kutbün Nâyî Şeyh Osman Dede (1945, AÜ Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans tezi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Ktp., nr. BT 8). 4. Tanburî Cemil’in Hayatı (Ankara 1947). Vakit gazetesinde Nisan-Ağustos 1946 tarihleri arasında tefrika edilmiş, eseri bazı değişiklik ve ilâvelerle Uğur Derman yayımlamıştır (İstanbul 2002). İstanbul Konservatuvarı tarafından neşredilen Türk Musikisi Klâsiklerinden Mevlevî Âyinleri’nin son ciltlerini (X-XVIII, İstanbul 1935-1939) hazırlayan heyette yer alan Mesut Cemil’in 200 civarında makale yazdığı söylenmektedir. Onun makaleleri İstanbul’da Âile, Dârülelhan, Hafta, Hayat Tarih Mecmuası, Kalem Dergisi, Kültür Haftası, Mûsiki Mecmuası (İleri Mûsiki Mecmuası), Resimli Hayat Dergisi, Türk Düşüncesi, Türk Mason Dergisi, Yarın ve Ankara’da Hep Bu Topraktan, Radyo Mecmuası (Şerif Sait Çeren imzasıyla), Ulus’ta yayımlanmıştır. Ciddi bir tıp kültürüne sahip olan, veteriner olmayı arzu ettiğini söyleyen Mesut Cemil’de çocukluk yıllarına kadar uzanan bir kedi sevgisi vardı. Turgut Etingü onun yalnız kediler için otuz sekiz makale yazdığını söyler (bk. bibl.). Basılmamış bazı roman ve hikâye tercümeleri bulunan Mesut Cemil hakkında F. Arzu Yücebıyık yüksek lisans tezi hazırlamıştır (Mesud Cemil’in Hayatı ve Eserleri, 1992, İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

14 Şub 2020

Abdal Halil Ağa Kadar Haysiyetli Olamaz Mısınız? Fotoğrafta elinde davulla gördüğünüz Abdal Halil Ağa milli mücadele yıllarında Maraş’ta Abdallar mahallesinde mukim abdalların reisi durumundadır.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 59,26 M - Bugün : 21851