« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

30 Eki

2007

Baymirza Hayit

Ahmet Sırrı ARVAS 01 Ocak 1970

İki cephe arasında Baymirza Hayit

Hani zalimler korkak, korkaklar zalim olurlar ya, işte karşı devrim fobisi ile uykuları dağıtan Stalin de, Yejov adlı bir seri katili İçişleri Bakanı yapar, üç vardiya kafa koparırlar.
Baymirza, Türkistanlı ediplerin şairlerin tutuklandığı günlerde öğretmen çıkar. İşe Sir-i Derya kıyılarında Torokurgan adlı bir rayonda başlar. Onu Camacoy, Sayram, Uyçiboyun köylerinde dolandırır, okul olarak “camileri” kullandırırlar. Baymirza eğitim dendi mi çok heyecanlanır, vazifesini eksiksiz yapar. Gün gelir, Torokurgan kasabasına Maarif Müdürü atarlar. Baymirza 8’inci sınıftaki çocukları da karatahta başına geçirir, ortalıkta okuma yazma bilmeyen kalmaz. Bu arada fakülteyi bitirir ve “Znok Poçeta” madalyasını göğsüne asar. Her ne kadar Konsomol’a çalışıyor gibi görünse de okul müdürlerini milliyetçi Türklerden seçer, ufak ufak kadrolaşırlar.
Sovyet rejimi iğneli fıçı gibidir, ona bir yandan “Hürmet Beratı” sunar bir yandan KGB’yi peşine takarlar. Jurnalcinin biri “faşo” diye fısıldasa yeter, anında defterini dürer, hizmetlerini yok sayarlar. Kaldı ki Baymirza “Bağımsız Türkistan” dendi mi duramaz. Coşar, taşar, kabına sığamaz. İzleniyormuş dipleniyormuş hiiiç kulak asmaz.

Gönüllü asker!
Baymirza henüz Tohtahan adlı çiçeği burnunda bir kızcağızla nikah kıymıştır ki, NKVD (gizli polis) bir sürü masum çocuğu içeri tıkar. Baymirza, Lenin’in Bakan eşi “Yoldaş Nadejka”ya bir mektup yazar, “neler olduğunu” sorar. Ve başına “en püsküllüsünden” dert açar. İçişleri Bakanlığındaki dostları hakkında tutuklama emri geldiğini sızdırır “git bir an önce Kızıl Orduya katıl” derler, “ya da infaza hazırlan!”
Baymirza derhal Mareşal Voraşilov’a telgraf çeker, “hasta olduğum bahanesi ile beni askere almıyorlar. Halbuki Sovyetler için çarpışmak istiyordum” yazar. Savaş kapıdadır onu ilk trenle cepheye yollarlar. Vagon henüz kıpırdamıştır ki hasret başlar, öyle ya gidip de dönmemek, dönüp de görmemek var...

İhanete uğrayınca
Baymirza’yı yüksek tahsilli olduğu için teğmen yaparlar. Doğrusu Polonyalılar karşısında pek zorlanmazlar ama Almanlar çetin çıkar. Zaten tayın, ilaç yoktur, komutan da zıbarınca işler iyice aksar. Naziler tankları bir bir vurup yakar, Ruslar kamyonlara binip kaçar. Türklerin eline tüfeğe benzer tahta parçaları sıkıştırır, ayazda bırakırlar. Netice Almanlar gelir, alayını toplar. (1941).
SS subayları Rus esirlerin arasında ısrarla Yahudi arar, sünnetlilerin beynine kurşun sıkarlar. Sıra Baymirza’ya gelir, o idamdan evvel iki rekat namaz kılar. Almanlar Müslümanların da sünnetli olduklarını ancak o zaman anlarlar... 160 garibi kırdıktan sonra...
Kış başlarken esirleri yorucu ve yıpratıcı bir yolculuğa çıkarırlar, yürüyen yürür, yürüyemeyene acınmaz. Baymirza hasta ve yaralıdır, arkadaşları onu kaputlarına yatırıp taşır, ortada bırakmazlar. Nitekim 360 bin Türkistanlıyı Çnestahov esir kampında toplarlar. Almanlar Türklerin savaşa gönülsüz katıldıklarını ve Stalin’den nefret ettiklerini farkedince “Türk lejyonu” kurmaya kalkarlar. Mürekkep yaladığı her halinden belli olan Baymirza’yı çağırır, akıl sorarlar.
Bu arada Paris’te yaşayan ve “Türkistan” adlı bir dergi çıkaran Mustafa Çokay, Hitler’le irtibata geçer ve “Türkistan Milli Ordusu” kurulmasındaki faydaları anlatmaya çabalar.
Almanlar, müstakbel orduda idareci olacak 250 Türkü ciddi bir eğitimden geçirir, özellikle Komünizm ve Siyonizm aleyhinde propaganda yaparlar. Baymirza bu gruba “milli kimlik” kazandırmakla vazifelendirilir ve “Türkistan Fedaileri Birliğine” din, dil, tarih, kültür dersleri vermeye başlar. Veli Kayyum Hanı komutan yapar, Baymirza’nın omzuna yüzbaşı apoleti takarlar.
Göğüslerinde “Allah biz bilan” (Allah bizimle) yazan armalar taşıyan Türkistan Birlikleri 1942’den itibaren Rusları bunaltır. Kızıllar bunlara “Kara Faşist” der, asla esir almaz, cesedlerine bile kurşun sıkarlar.
O günlerde Almanya’nın Türkiye’ ye saldırma ihtimali belirir, ancak Yzb. Baymirza Türkiye’ye açılacak bir savaşta karşı tarafa geçeceklerini söylemekten korkmaz, Azeriler, Tatarlar ve Başkırtlar da arkasında dururlar.

Ruslarla asla
Türkistan Birlikleri, Rus, Gürcü ve Ermenilerle (anti komünist olsalar bile) yan yana savaşmak istemez, mesela Alman tarafına geçen General Vloşov’dan emir almaya yanaşmazlar. Azeri Binbaşı Abdurrahman Fatihalibey bunu anlatmaya çalışırsa da başarılı olamaz. Tutar isyan çıkarır, Çekoslovak milisleriyle birlikte Almanlara saldırırlar.
Gestapolar fena kızar, Baymirza’yı çağırıp “neler olduğunu” sorarlar. Baymirza Türklerdeki Rus alerjisini anlatır ki esasen bu öfke Almanların da işine yarar. Türklerden müstakil birlikler kurmaya razı olurlar.
O yıl Baymirza ve arkadaşları Viyana’da yapılan MTB kongresine çağrılırlar. Trene Dresten’den üç Gestapo biner ve ukalalık yapar. Baymirza bir Alman subayına hem de Almanya’da namlu doğrultmaktan kaçmaz, emrindeki askerler havaya ateş açınca adamlar limon gibi sararırlar. Hayit, bu yüzden rütbelerini kaybeder, sivillerle dolanmaya başlar.

Savaştan sonra
Bunda da bir hayır vardır, o günlerde savaş biter. Bulundukları şehri (Marienbad’ı) Amerikalılar devralırlar, Baymirza’yı rütbelerinden eden karar çok işine yarar, savaş suçlusu olarak yargılanmaktan yırtar.
Gelgelelim artık bu saatten sonra Rusya’ya dönemez, Almanya’da da yapamazlar. Türkiye’ye gitmeyi çok arzularsalar da İnönü hükümeti “içinde casuslar olabileceği kuruntusu ile” kapıları kapar.
Müttefikler Yalta Anlaşmasıyla Türkistanlıları Ruslara satar. Kızıllar tam 110 bin çocuğumuzu kurşuna dizer, birini bile bırakmazlar. Baymirza o hengamede eline eski bir Osmanlı pasaportu geçirir, bunu İslam harflerini okuyamayan görevlilere yutturursa da CIA ajanlarını atlatamaz. Tam Moskofa teslim edilmek üzeredir ki bir Gürcü ona “yeğenim” der, sahip çıkar.
Düşünebiliyor musunuz koca ordudan sadece 800 Türkistanlı hayatta kalır. Vebale bak!

M. Metin KAPLAN

15 Nis 2024

14 Şubat 1977 M. Metin Kaplan’ın henüz yirmi üç yaşında Bursa’da üniversite öğrencisi iken, tutuklu bulunduğu sırada, arka sayfasını tamamen “Ülkü Ocakları Sayfası” adı altında ülkücü yazarlara tahsis eden milliyetçi bir gazetede, 6.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Nis 2024

Efendi BARUTCU

01 Nis 2024

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

15 Mar 2024

Halim Kaya

11 Mar 2024

Nurullah KAPLAN

04 Mar 2024

Altan Çetin

28 Ara 2023

Hüdai KUŞ

19 Eki 2023

Ziyaret -> Toplam : 102,89 M - Bugn : 31027

ulkucudunya@ulkucudunya.com