« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

Kılıçlar kınlara

Taha AKYOL, 19 Şub 2008

SONRAKİ YAZI

Başbakan neden kabadayılaştı?

ESFENDER KORKMAZ, 19 Şub 2008

19 Şub

2008

İSLAM-ETNİK MİLLİYETÇİLİK VE YENİ DÜNYA DÜZENİ

Ramazan K. KURT 19 Şubat 2008

ABD, AB ve İsrail, İslam'ın Türkiye'de bütünleştirici değil, dağıtıcı; milli değil, gayrı milli; ulus devlet değil, Ortadoğu'da hüküm süren kabileci-şeyhçi İslam'ın "ılımlı İslam" versiyonunun uygulanmasını istiyor.

Türkiye'deki siyasi ümmetçilerin işine gelen de bu. "Türkiyelilik üst kimliği" saçmalığı bu maksatlara hizmet etmesi için tedavüle sürülüyor ve altında yatan etnik milliyetçiliktir.

Hâlbuki ABD, AB ve İsrail'de din, milli kimliğin ve milli çıkarların bir parametresi olarak fonksiyon icra ediyor.

Avrupa devletlerinin deniz aşırı sömürgelerinde Hıristiyan yayılmacılı, misyoner faaliyetleri ve iktisadi yayılmacılık birbirini tamamlar şekilde görülmüştür.

Bugün de ABD merkezli Evanjelist misyonerlerin hedefi dini, siyasi ve ekonomik maksatlı bir planlanmaya dayanmaktadır.

Osmanlı Türkiye'sinin başına gelenler adeta bir laboratuar çalışmasıdır. 1838-1914 arasında Türkiye'de Hıristiyan misyoner -Batı iktisadi kurumları- Batı tazyikli siyasi düzenlemeler koordineli olarak götürüldü ve nihayet Batı'nın askeri saldırılarıyla 600 yıllık devlet yıkıldı. Milli mücadele sonucu Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Osmanlı Türkiye'sinin yıkılmasında hem Hıristiyanlık ve Yahudilik hem de İslam kullanılmıştır.

İngiliz Lawrence ile sembolize edebileceğimiz "İslami formatlı" yıkım programı ile Şerif Hüseyinler çıkarılmış ve Müslüman Türkler bir kısım Arap ve Kürt şeyhlerin başını çektiği arkadan vuran isyanlarla katliama tabi tutulmuştur.

Günümüzde de ülkemizde, birçoğunun ipleri yabancı servisler tarafından tutulan dini tarikatlar ve cemaatler eliyle İslam fırkalara bölünmüştür.

Bir tarikat mensubu diğer bir tarikat mensubu olduğunu düşündüğü hocanın arkasında namaz kılmamaktadır.

Hâlbuki İslam'ın gayesi, insanları dürüst, hoşgörülü, paylaşımcı, yardımsever, vatan ve millet menfaatini kendi menfaatlerinin üstünde tutan şekilde davranmaya yöneltmektir.

Cehennem kötü davranışların, hilekârlığın, sinsiliğin, haksız kazanç sağlamanın, hâsılı "kirliliğin cezalandırılmasıdır.

Cennet ise, dürüstlüğün, vatan ve millet menfaatlerini her şeyin üstünde tutmanın, insanlara yardım etmenin, kısaca "temiz" olmanın mükâfatıdır.

İslam ne yazık ki, cumhuriyet döneminde İnönü iktidarı ile başlayan bir süreçten günümüze kadar bir kısım tarikatlar, siyasetçiler ve "holding Müslümanları" elinde "Makyevelist" bir yaklaşımla, gayeye vasıl olmak için kaldıraç aracı olarak kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Hadise sadece iç (domestic) nemalanma değil.

Önce "yeşil kuşak", şimdi "ılımlı İslam" modeli.

BOP çerçevesinde mübarek dinimiz, namus ve şerefimiz Türk vatanını, Cumhuriyet Türkiye'sini parçalamak için emperyal güçler tarafından kullanılıyor.

İslam adına çıkar amaçlı dernekler, TV kanalları, gazeteler, keramete kıç attıran hoca efendiler…

İşin bu noktaya gelmesinin birinci sorumluları İslam'ı dar, ateist çağrışımlar yapan, laiklik paketinin içine koyanlardır. Atilla İlhan'ın "ceberut laikler" dedikleridir.

İslam devletin okullarında adam gibi Türk çocuklarına öğretilseydi… Sadece ABD ve Kanada'da olduğu kadar devlet bu işi organize etseydi… İslam merdiven altına itilince orada etnik takıntılı tarikat şeyh ve şıhlarının eline geçti. Onları da önce bir güzel "görünmez" yollarla, sonra açıktan finanse eden "Batılı" servis ve kurumlar… Şimdi de siyasi ve iktisadi diyet için merdiven altından "plaza"lara taşıdılar ve vatan, Türklük ve İslam aleyhine kullanıyorlar.

Amerika'da bulunduğum yıllarda bana üç kişi "kazık"atmıştı. Her biri on dolar fazla taksi parası aldılar. Acıdır ki üçü de benim dinime mensuptular. İranlı Müslüman, Filistinli Müslüman ve Pakistanlı Müslüman.

Batılılar için ne güze söylemiş M. A. Ersoy: "Dinleri var işimize benzer, işleri var dinimize benzer."

Acıtacak ama iğneyi batırmalıyım. Ne işimizi, ne de dinimizin gereklerini doğru dürüst yapıyoruz.

Açıkçası İslam ülkelerinin hepsi bu durumda.

Müslüman ülkelerin hiçbiri yeterince kalkınmamış. İnsan hakları ihlalleri İslam ülkelerinde. Kadını aşağılayan, gereken değeri vermeyen İslam ülkeleri, ki Kur'an kadına en büyük payeyi vermiştir.

1999'da Suudi Arabistanlı bir profesör, UCSD'de ülkesinde kadınların otomobil kullanmalarının yasak olduğunu ve bunun İslam'ın emri olduğunu söyleyebilecek kadar "cehalet içindeydi.

Tabi ki bir düzine Amerikalı akademisyenin yanında gereken cevabı aldı.

Sevgili okuyucu, problem İslam'da değil, onu iktisadi ve siyasi nema vasıtası olarak kullananlarda.

Bir başka husus, tetik düşürerek, bir kısım gariban Müslüman'ı intihar bombacıları olarak kullanıp cihat edenlerin de ipleri Batılı servislerin elindedir.

Osmanlı Türk İmparatorluğu'nu yöneten yabancı soylu elitler tüfek icat olduğu gün ülkeye getirirken, matbaayı 329 yıl Müslüman Türk'ten uzak tuttular. İşte sonuç. Matbaanın sağladığı hızla milyonlarca kitabı toplumun her kademesine sunan Batı ve Japonya.

Sonunda tüfek bizi öldürdü, kitap onları aydınlanma çağına taşıdı.

Demek ki sadece tetiğe dayanan, kitaba ve milli benliğe dayanmayan fütuhat kalıcı değildir.

Türk milleti İslam'ı emperyal güçlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin elinden kurtarmak mecburiyetindedir. Kurtuluşa giden yoldaki temizlenmesi gereken "deve dikeni"dir bu durum. Mısırlı bir profesör dostumun söylediği gibi,"Türk dünyası kurtulmadan İslam dünyası kurtulamaz." İlk şartta Türkiye'yi kurtarmaktır.

Erol Manisalı Hoca'nın söylediği güzel bir söz var:

"İktisadi yayılmacılıkta, dini faktörler dışşallık sağlıyor, iktisadi yayılmacılık, dini yayılmacılık için ortam hazırlanıyor.

Kuvayı Milliye'nin kurduğu Cumhuriyet Türkiye'si 1838-1914varasında olduğu gibi yeniden bir laboratuar haline getirilmiş vaziyette.

Üretmeden tüketmek kamçılanıyor.

İç Pazar, "yerli ve dış ülke vatandaşları" yabancılar tarafından işgal ediliyor.

Liberal ve siyasi ümmetçi Kürtçü takıma servet transferi yapılıyor.

Eğitim kurumları, devlet ve özel sektör bürokrasisi, sivil toplum kuruluşları "etki alanı" içine sokuluyor.

Misyonerlik faaliyetleri almış başını gidiyor. BOP ve AB'nin en hararetli destekleyicileri bir kısım siyasi ümmetçiler.

Çok ilginçtir, Türkiye'de "İslamcı siyasiler" ile birlikte Hıristiyan yayılmacılığın önü açılıyor. "İslamcı siyasiler", Hıristiyan misyonerler ve Evanjelist-Siyonist, Kabalist projesi BOP'un teorisyenlerinin düşmanları ortak.

Milli, laik, üniter Türkiye Cumhuriyeti

Milli kimlik ve Atatürk

Milli formatlı dini ve kültürel kurumlar

Türk ordusu

Milli çizgideki fikir insanları, akademisyenler, gazeteciler, işadamları

Milli meslek odaları

Siyasi partilerden milli çizgi yerine "İslamcı" veya liberal olması isteniyor.

Uyguladıkları yöntemin adına da "ılımlı İslam" adını veriyorlar.

Sonuç olarak Türkiye'deki İslamcı siyasiler ve bir kısım tarikatlar ABD, İsrail ve AB'nin politikalarının "bir aracı olmaya başlamışlardır". Türkiye'deki "PKK Kürtçülüğü"nü, Tarikatçı-Barzani Kürtçülüğü'ne monte etmek için yukarıdaki ülkelerle işbirliği yapıyorlar.

Anayasada Türk kimliğini sulandırmak için başörtüsünü manipüle ediyorlar.

Ancak tarihin ortaya koyduğu sonuç; yukarıda saydıklarımız ne Türklüğe ne de İslam'a yar olmamıştır.

Emperyalizm ile evlenip yatağa giremezsiniz, ancak "bedel" karşılığında "muta nikâhı" yapar ve sonra da boşar.

"Gülün Adı" ve "Faucualt Sarkacı" gibi ünlü romanlarıyla tanınan İtalyan yazarı Umberto Eco, 2005 Noel'i vesilesiyle şunları yazmıştı:

"İnsanlar dinsel hayvanlardır. Dinin sağladığı pozitif duygu ve umut olmadan hayatı baştan sona yaşayabilmek psikolojik olarak çok zordur. Bunu 19.yüzyıl pozitivist bilim adamlarında bile görebilirsiniz. Evreni bütünüyle maddeci açıdan tanımlamakta direnmekle birlikte geceleri ruh çağırma seanslarına katılmışlardır.

Bugün bile sık sık kendi dar bilim dalları dışında, boş inançlara saplanıp kalan bilim adamlarıyla karşılaşıyorum. O kadar ki, bazen günümüzde tam bir inançsız olabilmek için insanın filozof olması gerektiğini düşünüyorum. Ya da belki de rahip."

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

25 Eyl 2020

Değerli okuyucularım, sizlere araştırmacı, yazar, hukukçu Dr. İrfan Sönmez Bey’in büyük emekler vererek yayınladığı üç kitabından bahsetmek istiyorum. Birincisi “Anadille Eğitim ve Milliyetçilik ve AB Hukuku”, ikincisi “Kürt Sorunu mu Devletleşme Sorunu mu ?” ve üçüncüsü de “Self-Determinasyon Ayrılma Girişimleri ve Kürtler”.

Hüdai KUŞ

24 Eyl 2020

M. Metin KAPLAN

24 Haz 2020

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Ziyaretçi -> Toplam : 67,46 M - Bugün : 9359