« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

Başbakan neden kabadayılaştı?

ESFENDER KORKMAZ, 19 Şub 2008

SONRAKİ YAZI

Cehalet medyası ve Putin...

Özay ŞENDİR, 19 Şub 2008

19 Şub

2008

Prof.Dr. Ümit Özdağ’ın Güler Kömürcü’ye Yazdığı Mektubun Tam Metni

19 Şubat 2008

15.1.2007 tarihli yazınızda Sayın İrfan Ülkü’nün Enver Altaylı’ya dayanarak kaleme aldığı kitabın bir bölümünü aktarmışsınız. 27 Mayıs İhtilali doçentlik tez konum olduğu için orijinal belgelere ve Milli Birlik Komitesi (MBK) üyeleri ile saatlerce kasete alınmış görüşmeye dayanarak hazırlamıştım. Tezimin çok önemli bir bölümünü de MBK içinde “14’ler” diye anılan radikal üyelerle CHP yanlısı üyeler arasındaki siyasal mücadele ve 13 Kasım iç darbesi oluşturuyordu.

Enver Altaylı’nın kaynak olduğu kitapta Rahmetli Türkeş’in 13 Kasım’da tutuklandıktan sonra kurşuna dizilmekten CIA’nın Ankara Büro Şefi Ruzi Nazar’ın girişimi ile CIA karıştırılmadan, Albay Alparslan Türkeş’e Türk Dünyası politikaları açısından ihtiyaç duyduğu için kurtarıldığı iddiasını hayretle okudum. İddia, olayların akışı, belge ve mantığa da aykırıdır.

Mantık açısından bakarsak; İhtilal Yönetimi, 14’lerin tasfiyesinden sonra Gürsel’e ABD Başkanı, İngiliz Kraliçesi ve birçok ülke hükümetinin yaptığı başvuruya rağmen rahmetli Menderes, Polatkan, Zorlu’yu asmaktan geri adım atmamıştır. Ancak iddiaya göre yanında Amerikan Büyükelçisi olan CIA’nın Ankara Büro Şefi’nin “Türkeş’i asarsanız çok bozuluruz” şeklindeki ifadesi üzerine Gürsel içeri gidip, birkaç dakika sonra geri dönüp “mesele halloldu” demiştir. Bu söz konusu olamaz. Türkiye muz cumhuriyeti değildir.

Darbe mantığı açısından bakarsak; darbelerin kendi mantığı vardır. 14’lere karşı darbeyi onaylayan Gürsel’dir; ancak planlayan/icra eden çalışmaları 11 Kasım 1960’da Ankara Merkez Komutanlığı’nda başlayan Korg. Cemal Madanoğlu ve Sezai Okan, Osman Köksal, Mucip Ataklı, Haydar Tunçkanat ve Emanullah Çelebi’dir. Org. Gürsel istese bile eğer böyle kolektif olarak bir “kurşuna dizme” kararı alındı ise o kararı geri çevirecek durumda değildir.

Hiç bir zaman teyit edilemeyen bir “rivayet” tasfiye edilecek olanların tamamının kurşuna dizilmesinin Ataklı, Tunçkanat ve Çelebi tarafından önerildiğidir. Bu rivayettir. Üstelik Org. Gürsel’in Madanoğlu’na toplantıdan önce verdiği emir, tasfiye edilenlerin Erzurum götürülerek hapsedilmeleridir. Ayrıca, Albay Türkeş’in ve radikallerin kurşuna dizilmesi durumunda Ordu Albay Türkeş ve radikal subaylara bağlı genç subayların vereceği tepkiden dolayı bölünecektir. Gürsel bunu bilmektedir.

Belgeler açısından hadiseye bakıldığında ise; Devlet ve Hükümet başkanı olan Org. Gürsel’in ABD Büyükelçisi ve CIA Ankara bürosu şefi ile üstelik bu kadar önemli bir süreçten geçilirken yanında MBK üyelerinden birisi, bir Dışişleri görevlisi ve tercüman olmadan en azından bunlardan birisi olmadan ve tutanak tutulmadan böyle bir görüşmeye girmesi Çankaya Köşkü’nü veya Başbakanlığı açıkça “yol geçen hanına” çevirecektir. Hele devlet geleneğinin en sağlam yaşadığı bir dönemde bu şekil bir görüşme mümkün görünmemektedir. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı kayıtlarında 13 Kasım-20 Kasım 1960 tarihleri arasında Org. Gürsel ile Amerikan Büyükelçisi ve Ruzi Nazar arasındaki bir görüşme kaydı yoktur. O günlerde basın toplantılarını bile Köşk’te yapan Org. Gürsel’in Büyükelçi’yi Başbakanlık’ta kabul etme ihtimali ise yok denecek kadar azdır.

Olayların akışı açısından bakıldığında; 13 Kasım darbesini hazırlayanlar başta rahmetli Gürsel ve Madanoğlu olmak üzere ne Albay Türkeş’i ne de diğer radikal komite üyesi subayları kurşuna dizmeyi düşünmemişlerdir. Bundan dolayı 14’ler daha tutuklanmadan yurtdışına devlet müşaviri adlı bir kadro ihdas edilmiş ve kimin nereye yollanacağı tespit edilmiştir. Öyle ki, 12 Kasım 1960 tarihinde tasfiye edilenlerden birisinin eşinin adına Gürsel’e yazılan mektupta eşinin Avrupa’da bir ülkeye sürgüne yollanması rica edilmiştir. Kesin olan 12 Kasım’da Albay Türkeş dahil 14’lerin yurtdışına gönderileceklerinin belli olduğudur.

13 Kasım 07.30’da operasyon başlamıştır. Evlerinde MBK’nın fesh edildiğine ve evlerinden çıkmamalarına dair sarı zarf kendilerine ulaştırılmıştır. Buna rağmen Binbaşı Dündar Taşer ve Yüzbaşı Muzaffer Özdağ, Köşk’e gitmek üzere askeri araçla yola çıkmışlar, yollar kesik olduğu için TBMM’ye gelmişler ve burada Korg. Madanoğlu’na bağlı bir havacı birlik tarafından tutuklanarak Merkez Komutanlığına oradan da Mürted Hava Üssüne götürmüştür. Daha sonra aynı gün Albay Türkeş ve Yüzbaşı Numan Esin’de Mürted Hava Üssüne götürülmüştür. İdam edilecek bir heyetin üyelerine yönelik ihtilal tutuklamaları sarı zarf yollanarak ve böyle mi yapılır?

13 Kasım saat 18.00’de Köşk’te basına bir açıklama yapan Gürsel, 14’ler ile ilgili olarak “Onlar kıymetli ve şerefli arkadaşlarımızdır. Kendilerine her türlü vazife verilebilir” demiştir. 17 Kasım’dan itibaren 14’ler devlet müşaviri statüsü ile dünyanın değişik yerlerine yollanmışlardır.

Sayın Kömürcü,

Rahmetli Alparslan Türkeş’in aziz anısına yapılan saygısızlık niteliğindeki tutarsız iddia ile ilgili bu tarihi bilgileri sizinle, Türk Milleti ve Türk Dünyası ile paylaşmayı bir görev biliyorum.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

25 Eyl 2020

Değerli okuyucularım, sizlere araştırmacı, yazar, hukukçu Dr. İrfan Sönmez Bey’in büyük emekler vererek yayınladığı üç kitabından bahsetmek istiyorum. Birincisi “Anadille Eğitim ve Milliyetçilik ve AB Hukuku”, ikincisi “Kürt Sorunu mu Devletleşme Sorunu mu ?” ve üçüncüsü de “Self-Determinasyon Ayrılma Girişimleri ve Kürtler”.

Hüdai KUŞ

24 Eyl 2020

M. Metin KAPLAN

24 Haz 2020

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Ziyaretçi -> Toplam : 67,46 M - Bugün : 10180