« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

Hangi Milliyetçilik?

Hasan Celal Güzel , 29 Oca 2008

SONRAKİ YAZI

Neden ve nereye kadar AKP?

Avni Özgürel, 29 Oca 2008

29 Oca

2008

Uğur Mumcu-Özal Yaşar Kemal

BEHİÇ KILIÇ 29 Ocak 2008

TAM on beş yıl önce O'nu katlettiler ve cinayetin üstünün örtülmesini de sağladılar... Abdi İpekçi olayı nasıl unutturulduysa,zamanın Mumcu meselesini de iyice gömeceğine eminler..!

Öldürüldüğünde Türkiye'yi Demirel-İnönü koalisyonu yönetiyordu ve İçişleri Bakanı da İsmet Sezgin'di... Katillerin belirlendiği, yakalanacağı konusunda namus üzerine sözler verildi...

Değerli okuyucularım,Uğur Mumcu'nun öldürülmesinden dört yıl sonra,1997 de yazdığım yazıları, yıldönümü vesilesiyle sizlere sunmak istiyorum...

İşte o dönemde, onbir yıl önce yazdığım yazılardan birincisi aynen şöyleydi...

'24.OCAK.1997- EşkIya sürüsü, bundan dört yıl önce bu ülkenin bir yurt sever gazetecisini, gerçek manada aydın, dürüst ve cesur insanını kalleş bir saldırı ile canice öldürüldü. Uğur Mumcu hem Türkiye hem de tüm insanlık için yeri asla doldurulamayacak bir kayıptır. Terör odakları ve şiddeti besleyen, şiddetin ticaretinden zenginleşen çokuluslu şirketlere egemen ülkelerin komplocu gizli servislerine, silah ve uyuşturucu kaçakçılarına ülkemizi talan edenlere işbirlikçi hainlere karşı kalemi ile amansız bir kavganın içerisindeyken bomba ile havaya uçuruldu... Aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ saldırganların ve karanlıklarda onların iplerini tutanların gizli kalmasının hiçbir şekilde izahı yoktur. Oysa cinayet günü Türkiye'yi yönetenlerin katil sürüsünün yakalarına yapışılacağı üzerine verdikleri sözler vardır. Namus üzerine sözler... O cinnet gününün ardından daha rahmetli Mumcu'nun kanı yerde kurumadan ülkeyi yönetenlerin sözleri aynen şöyledir:

'Suikast işini çözdük, rahatız. Diplomatik sıkıntı istemediğimiz için henüz açıklamıyoruz. İşi kim ne için yaptı biliyoruz.'

Elimde bir kitap var... Rahmetli Mumcu'nun son kitabı... Yarım kalan Kitap... 108 sayfalık kitabın 88 sayfası derleme mahiyetinde ana temaya ek yapılmış. Baştan itibaren yirmi sayfa ise müthiş bir belge niteliğindedir...

Bu yirmi sayfada Uğur Mumcu, katillerinin kim olduğunu açık seçik yazmaktadır! Rahmetli Mumcu ancak yirmi sayfasını tamamlayabildiği kitabında bugün tartışılan devlet içerisine sızıp çete oluşturanları da belirtmektedir. Kitabı biraz anlatalım... Bu kitap Apo'nun Ankara'daki üniversite yıllarında sıkıyönetim savcılarına muhbir olarak nasıl çalıştığını, daha sonra ABD elçiliği tarafından birtakım istihbarat işlerinde değerlendirildiğini işaret etmektedir. Yirmi sayfalık kitap gümrük kapılarının nasıl eleğe döndürüldüğünü,devlet görevlileriyle bölücü çete elemanlarının karanlık ortaklıklarının, bu ortaklıkta uyuşturucu ticaretinin önemli yer tuttuğunu ortaya sermektedir. Kitabın içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin eşkıya ile masaya oturmasını isteyenlerin karanlık izdüşümleri vardır.

Uğur Mumcu'nun suikasta uğramasından sonra devrin Cumhurbaşkanı Özal'ın olaya donuk kalması hep dikkatimi çekmiştir. Mumcu'nun cenazesi kaldırılmadan Turgut Özal bir bahane ile ABD'ye gitti. Geçen yıl Milliyet Gazetesi çok küçük bir haber olarak,Uğur Mumcu'nun ağabeyi Ceyhan Mumcu'nun bir demecine yer verdi. Ceyhan Mumcu, Özal'ın Uğur Mumcu'yu Amerika'da bazı mihraklara şikâyet ettiğini söylüyordu. Üstelik Özal, bu şikâyetini Yaşar Kemal'in elinden aldığı mektupla destekliyordu. Mesele şudur...

1992 yılı Nisan ayında Özal ABD'de Methodist Hastanesi'ndedir. Buradan Semra Özal aracılığı ile bir ünlü gazeteciye ulaşır. Bu gazetecilerden Yaşar Kemal'e gidip Güneydoğu meselesine ilişkin bir yazı alması istenir. Semra Hanım aracılık istediği gazeteciye 'Turgut Bey en yüksek düzeyde ABD güvenlik örgütleriyle görüşecek. Bu yazarın görüşlerine ihtiyacı var' der. Yazar,Yaşar Kemal'dir... Yaşar Kemal malum sloganları ile federasyonlardan çağrışımlar yapar. Bu arada Ulusal Birlikçi-Kemalist yazarların, federasyonlar önünde engel koymalarından söz eder. Mumcu C-4 tipi bomba ile ödürüldü. Bu bomba tipi CIA patentiyle ünlüdür..."

Onbir yıl önce yazdıklarım, tazeliği ile öylece duruyor...



--------------------------------------------------------------------------------



ÖLÜMÜNDEN dört yıl sonra, 1997’nin Ocak ayı sonlarında değerli yazar Uğur Mumcu ile ilgili yazdığım yazıları hatırlatmayı sürdürüyorum...

Bu yazılarda rahmetli Mumcu’nun öldürülmesi ile ilgili bazı konular bulunuyor... İşte 25 Ocak 1997 tarihli yazım..

“Uğur Mumcu’yu kimler, neden öldürttüler?...

Türkiye Büyük Millet Meclisi geçtiğimiz dönemde faili meçhul siyasi cinayetleri bir komisyon kurarak araştırmıştı. Komisyonun CHP’li üyesi Mustafa Yılmaz’ın Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili çarpıcı açıklamaları vardır. Mustafa Yılmaz aynen söyle söylüyor... “MİT İstihbarat Daire Başkanı bize verdiği bilgide, Uğur Mumcu’nun öldürüleceğini önceden öğrendiklerini ve durumu içişleri Bakanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bildirdiklerini söyledi. Dehşete düşüp niçin önlem almadıklarını sordum. Biz uyardık ve devreden çıktık. işimiz orada bitti dedi”.

Bu kadar Basit midir!?.

Ülkenin en önemli yazarının öldürüleceği tespit ediliyor ama işte o kadar!.. Mumcu’nun ailesi ısrarla cinayette devlet içerisine yuvalanmış bazı karanlık elleri işaret ediyor... Daha da ilerisi, bu karanlık ellerin bir takım Batılı gizli servislere bağlantılarına ilişkin güçlü belirtiler de vardır... Uğur Mumcu son günlerinde yoğun biçimde devletin içerisinde yuvalanmış ihanet şebekeleri mafya ve bölücü çetenin işbirliğini belgelemeye çalışıyordu. Bu çalışmalarında hem yerli hem de yabancı bazı gizli servis mensuplarının ve de siyasilerle bu siyasilerin kullandıkları gazetecilerin izlerini tespit etmeye başlamıştır. Mumcu’nun yakın arkadaşı, gazeteci Emin Çölaşan “Uğur’un bana ölümünden önce sürekli anlattıklarından bildiğim üç şey var. Birincisi Abdullah Öcalan’la MİT’in çok eski yıllara dayanan ilişkisini araştırıyordu. İkincisi; PKK ile uyuşturucu kaçakçılığının ilişkisini kanıtlayacağını söylüyordu... Üçüncüsü; Hemen kitap yapacağı bir araştırma, PKK’yı zor durumda bırakacaktı” diyor...

Sadece PKK?yı mı?..

Eğer bu kitap tamamlansaydı hem yerli çeteler, hemde yabancı gizli servislerin bölgedeki elleri perişan olacaklardı. Kitap, uyuşturucu kaçakçılığı, ABD’nin bölgedeki hesapları çekiç güç ve gizli servisler bağlantılı karanlık ilişkileri tek tek belgeleyecekti. Uğur Mumcu Apo’nun istihbarat birimleri ile ilişkilerini yazmaya başladığı sırada öldürüldü. Kimler Öldürdü?.. Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden yaklaşık bir ay sonra devrin Başbakanı Süleyman Demirel, faili meçhul cinayetle ilgili olarak şunları söyledi: “Devletin bir takım zaafları olduğunu bende biliyorum. Bizim iddiamız devlet ak süte batırılmış kaşık değildir. Aksine bir takım sıkıntılar var devlette... Onları gidermeye çalışıyoruz...”

Sayın Demirel “Sıkıntıları olan devletin” başıdır şimdi...

Sıkıntılar devam ediyor. Uğur Mumcu son kitabının yazabildiği bölümünde Apo’nun devletle ilişkilerini anlatıyor. Anladığımız kadarıyla o dönemde Apo sıkıyönetim savcılarının emrinde, Siyasal Bilimler Fakültesi’nde muhbir eleman olarak görevlidir. Mumcu’nun belirlemelerine göre Apo’nun ilginç bir evrimi vardır. Ankara’da lise çağlarında hiç kaçırmadan namazı kılan, Komünizmle Mücadele Derneği’nin konferanslarını takip eden bir Apo... Ardından üniversitede sol kolu havada “Bağımsız Türkiye” diye slogan atan bildiriler dağıtan Apo... Ve bu bildiriler yüzünden göz altına alınan ama sıkıyönetim savcılarının “Elemanımızdır” müdahaleleri ile polisin elinden kurtarılan Apo...

Abdullah Öcalan daha sonra Kesire Yıldırım ile evleniyor... Mumcu, Kesire Öcalan’ın babasının Kürt isyanını bastıran devlet gücünün önemli bir adamı olduğuna değiniyor... Apo’nun muhbirliğinden, devlete silah sıkan bir örgütün başına oturmasına giden yolda nerelerden geçtiği, kimlerin omuz vermesi ile yükseldiği ve kürt devleti kurulması için kimlerin devrede olduğu hep öğrenilecekti. Şayet Uğur Mumcu yaşasaydı... Bu kitapta Özal için de ilginç pasajlar olacaktı!..”

Bunlar benim tam onbir yıl önce yazdıklarım...

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Ağu 2019

12 Mart 1971 Askeri muhtırası ile bütün üniversite ve yüksek okullardaki Ülkü Ocakları, Hür-Genç, Dev-Genç ve benzeri kuruluşlar kapatılarak faaliyetlerine son verildi.

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 53,12 M - Bugün : 14774