« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

AKP’nin Başarısının Sebepleri

Mehmet Şevket Eygi, 31 Tem 2007

SONRAKİ YAZI

Sandıktan çıkan mesajlar

Taha Akyol, 25 Tem 2007

31 Tem

2007

Uyarı levhası

Mahir KAYNAK 31 Temmuz 2007

Genel gidiş olumlu görünse bile ciddi bir uyarının göz ardı edilmesi beklenmeyen olumsuzluklara neden olabilir. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşananları halkın tercihlerini belirleyen en önemli neden saymak diğer tüm etkenlerin ve yapılanların değerini sıfıra indirmekle kalmaz, yeni döneme damgasını vurur ve tüm tartışmalar bu konu etrafında şekillenir.

Herhangi bir makama gelmeyi bir hak olarak düşünmek yapılabilecek ilk yanlıştır. Bir makama hak eden değil en uygun olan kişi getirilir. Geçmişte, bugüne benzemese bile, cumhurbaşkanlığı makamını bir hak olarak gören Özal ve Demirel hak ettiklerini düşündükleri yere geldiler ama her ikisi de arkalarında siyasi misyonlarının enkazını bıraktılar. Özal bıraktığı yere dönmeye uğraşırken hayata veda etti, Demirel ise hala arayışını sürdürüyor. Siyasette başarı bir yere gelmek ya da bir seçim kazanmak değildir. Eğer bu konuda başarılı olur ama siyasi misyonunuz yok olursa karşınızdakiler kazanmış olur.

MHP’nin Gül’ün cumhurbaşkanlığı yoluna kırmızı halılar sermesi ve bunun demokrasinin bir gereği olduğunu söylemesi, bir art niyet taşımasalar bile, bir tuzak olarak algılanabilir. Sonuçta AKP sürecin intikamını almış ve karşısındaki güçleri yenmiş sayılacaktır. Çatışmaması gerekenler mücadeleye başlamışsa kimin kazandığının önemi kalmaz ve sonuçta mutlaka ülke kaybeder. Kimsenin ülkemiz kaybetti ama demokrasi kazandı diye sevineceğini düşünmüyorum. Kaldı ki MHP’nin kararının kurumsal olmaması yani yetkili kurullarında tartışıldıktan sonra eğilimin belirlenmemesi 2002’deki erken seçim kararını hatırlatıyor. Sonuç en fazla MHP’yi yaralamıştı ve bugün alınan kararın da benzeşeceğini düşünüyorum.

Bir yanlışı düzeltmenin yolu onun intikamını almak değildir. Yanlışı doğuran şartlar ne ise onun kaldırılması gerekir. Bir çatışmada karşıdakini yenmeye uğraşmak içgüdüsel bir davranıştır ama hiçbir zaman bir sorunun çözümü olamaz. Zaten bugüne kadar benzer davranışlar sergilediğimiz için Güneydoğu sorununu çözmedik ve başlangıç noktasından çok daha kötü duruma getirdik. Bazen rövanş almanın genel bir huy haline geldiğini düşünüyor ve acaba bunu Anayasaya koyacağımız bir maddeyle yasaklasak mı diyorum(!).

Cumhurbaşkanlığı seçiminde kriter adı geçen kişilerin liyakati, bu makamı hak edip etmemesi, onu destekleyen siyasi gücün yeterli olup olmaması değildir. Önümüzdeki süreçte sorun yaratmayan, aksine var olanları etkisiz hale getirecek bir kişinin seçilmesi gerekir. Eğer hem içerde gerilimi artıracak hem de dünyada bizim için hazırlanan yaftayı kolaylıkla göğsümüze asacakları bir kişiyi seçersek başarılı olmuş sayılmayız. Bu kişinin adını belirlemeden önce profilini çizmemiz gerekir. Kişi ülkemiz için ileri sürülen askeri vesayet altındaki bir demokrasi imajını desteklememelidir. Ayrıca din ağırlıklı bir yönetim intibaını da vermemelidir. Ülkemizdeki farklı inanç, ideoloji ve soylardan hiçbirine yandaş diğerine karşı görünmemelidir. Ülkemizde böyle bir bilge kişi bulunamıyorsa dizimizi dövmekten başka çaremiz kalmamış demektir.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Ağu 2020

“Ali Karcılar bu milletin ruh, iman gelenek köklerine bağlı taşkın zekâlı çocuklarıdır. * Yolsuzluklara, kötülüklere, dinsizliklere, saçma sapan yeniliklere, her türlü bölücülük ve mezhepçiliğe, nursuzluk ve dönekliklere karşı içlerinde mukaddes bir isyanla İstanbul’a, Ankara’ya büyük şehirlere çoğunlukla “taşra” dan, bir kasabadan veya köyden gelirler.

Hüdai KUŞ

06 Ağu 2020

M. Metin KAPLAN

24 Haz 2020

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Ziyaretçi -> Toplam : 66,14 M - Bugün : 3577