« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

CEVAP VERİYORUM

28 Şub 2012

SONRAKİ YAZI

BİR CEZAEVİ HATIRASI DAHA… VE YORUMU

24 Oca 2012

M. Metin KAPLAN

07 Şub

2012

MHP NE YAPMALI? (18)

07 Şubat 2012

MÇP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Ülkücü Hareket’in kurucu lideri olduğunu bir kere daha göstermiş. "Bu iş, Türkeş'le, MÇP (MHP) ile ve ülkücülükle olmuyor, olmadı, olmaz" diyen Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve hatta “Ülkücü Hareket’e küfür isnat eden, ülkücülere kâfir” diyen Yaşar Yıldırım’ı, hem Ülkücü Hareket’in birlik, beraberlik ve bütünlüğünü tekraren temin etmek ve hem de kendilerine bir şans daha vermek adına MÇP’ye almış. Üstelik MKYK’da görevlendirilmelerini de sağlamıştı.
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları ise hem gaye/maksat/emel/hedef ve amaçlarını Ülkücü Hareket’in dışında ve kendi başlarına gerçekleştirmelerinin mümkün olmadığını bildikleri için hem de Ülkücü Hareket’in Hacı Mustafa Bağışlayıcı gibi bir hakiki aksakalı; "Allah Türkeş'e uzun ömür versin de yaşasın. Şuradan buradan gelen çatlak seslere kulak vermeyin. Arkadaşlar rahat dursun. Bugün bu adam, bu haliyle bu yolda çalışıyorsa bizim de ona yardımcı olmamız lâzım. Ama ne zaman Allah'ın emriyle ahirete göçerse o zaman kim münasip ise o çıkar meydana, ona göre hareket ederiz. (...) Dün milliyetçilerle birlikte olup, bugün ayrı düşenlere, dışarıda kalanlara sesleniyorum: Dışarıdan söz söyleyerek eleştirmek yanlıştır, düşmana hizmettir. Eğer bir şey söyleyecekseniz gelin, bunu camianın içinde söyleyin, düzeltilecek bir şey varsa birlikte düzeltelim" diyerek, Alparslan Türkeş’ten yana açık tavır aldığı için MÇP’ye girmek ve verilen görevleri kabul etmek zorunda kalmışlardı.
Kısaca söylemek gerekirse Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları MÇP’ye, gerek Ülkücü Hareket’in bütününe ve geleceğine ilişkin hesaplarının, gerek kendi siyasî güçlerini ("içte" ve "dışta") geliştirme hesaplarının etkisiyle girmişlerdi!
Ancak Alparslan Türkeş ilk MKYK toplantısında özellikle Muhsin Yazıcıoğlu ve Yaşar Yıldırım’ın gözlerinin içine bakarak, "Milliyetçilik her çağın ve dönemin önemini kaybetmeyen görüşüdür. Bazıları 'milliyetçilik küfürdür' diyor. Bunların bir kısmı bizim yayın organlarımıza kadar sızıyorlar. Bu oyuna gelmeyelim. Bu bozgunculuktur… Bazıları ise 'ben Türkeş'i tanımıyorum' diyor. Bunu söyleyen bu Hareket’in içinde yer almaz, kendi görüşüne uygun yere gider. (...) MÇP bir din görevlileri federasyonu gibi çalışamaz" demiş ve bu suretle hem Muhsin Yazıcıoğlu hizbine (fraksiyon/klik) göstermiş olduğu müsamaha/tolerans ve hoşgörünün hududunu hiçbir tevile meydan vermeyecek şekilde açık seçik olarak ortaya koymuş ve hem de Muhsin Yazıcıoğlu hizbinin yanlış olan dünya görüşlerini; dinî-felsefî/ideolojik/doktriner inançlarını mutlaka tashih etmeleri gerektiğini yüzlerine karşı ifade etmiştir!
Nitekim Yaşar Yıldırım, Kurucu Liderin kendilerine vermiş olduğu bu mesajları ya almış ve kabul etmiş olduğundan ya da durumun ciddiyetini kavramış olduğundan ötürü takiye yapmak zorunda kaldığından "Bizler bugün sağlam bir imana sahipsek, Allah'a(c.c) kulluk yapıyorsak bizi bu noktaya getiren, Ülkücü Hareket’in kurucusu ve lideri Alparslan Türkeş'tir. Ben lidere kuru kuruya bağlı değilim, bana sağlam bir iman kazandırdığı için bağlıyım" diye yazmak mecburiyetinde kalmıştır! (17.07.1991 Yeni Düşünce Gazetesi)
Ne ise… MÇP, daha evvel de Devlet Bahçeli-Ali Güngör hizbini bünyesine katmayı başarmış olduğundan 26 Mart 1989 Mahalli İdareler Seçimleri’ne ülkücü camianın nispeten çoğunluğunun desteğini almış olarak girdi… Ve mahallî seçimlerin kendine has özellikleri olsa da bu seçimlerde kısmî bir sıçrama yapmayı başardı. 1987 Genel Seçimleri’nde yüzde 2.92 olan Türkiye çapındaki oy oranını yüzde 4.1'e çıkarırken; üç (3) il merkezinde (Elazığ, Erzincan ve Yozgat) belediye başkanlıklarını kazandı. Belediye başkanlığını kazandığı Kırıkkale'nin de seçimlerden sonra il olmasıyla bu rakam dört (4)’e çıktı.
Üstelik MHP'nin 1980 öncesinde güçlü olduğu hemen bütün illerde, adaydan çok parti tercihinin öne çıktığı il genel meclisi oyları itibarıyla en azından yüzde on barajını zorlayacak noktaya geldi: Kahramanmaraş yüzde 18.0, Yozgat 17.5, Erzincan 15.5, Kırşehir 14.9, Elazığ 12.5, Erzurum 12.1, Kayseri 10.8, Çankırı 10, Çorum 9.1, Kastamonu 8.8, Tokat 8.5, Niğde 8.3, Gümüşhane 7.8, Sivas 7.0. Hatta bu illerden Kahramanmaraş, Erzincan, Kırşehir ve Kastamonu'da, MHP'nin 1977'deki oy oranını dahi geride bıraktı... MÇP, MHP'nin milletvekili çıkardığı illerden yalnızca üç (3)’ünde nisbeten başarısız olarak yüzde beş civarında kaldı: Adana yüzde 6.1, Konya 6.0, Gaziantep 5.2.
Eskiden yüzde beş ile yüzde on arasında oy aldığı illerin çoğunda, yeniden yüzde beş civarına yerleşti: Trabzon yüzde 6.8, Ankara 6.5, Giresun 6.2, Malatya5.7, Amasya 5.5, Afyon 5.3, Burdur 4.8, İçel 4.7, Hatay 4.3, Rize 3.5. Bu kategorideki illerden Rize, Adıyaman, Kars, Ordu, Eskişehir, Ağrı ve Ş.Urfa'da ise MÇP'nin silindiği görüldü. Buna karşılık, MHP’nin 1977'de yüzde beşin altında oy aldığı Samsun ve İsparta'da, 1977'deki oylarını aşarak yüzde beş sınırına yaklaştı: Samsun yüzde 4.9, İsparta 4.4.
MÇP'nin 26 Mart 1989 seçimlerinde gösterdiği bu nispî gelişme, Ülkücü Hareket’e önemli bir moral destek sağladı. Başta Yozgat olmak üzere, MHP'nin evvelce güçlü olduğu siyasî coğrafyada ‘yeniden doğuşu’ fevkalade bir özgüven kazandırdı. Kaldı ki kazanılan belediye başkanlıkları ile alınan rey oranı MÇP’nin ülkücü camiada meşrulaşması bakımından da kıymetli bir fonksiyon ifa etti… MÇP, bu moral güçle bütün muhalefet partilerinin öne sürdüğü erken seçim talebini kararlılıkla sahiplendi, hatta ‘iktidara yürüme’ motifini kullanmaya başladı. Bu arada yurt çapında teşkilâtlanma faaliyeti de büyük hız kazandı: 1990 yaz sonunda MÇP 68 il ve 798 ilçede teşkilâtlanmasını tamamlamıştı. 1990 yılında yapılan çeşitli küçük çaplı mahalli seçimlerde, kayda değer bir hamle yapmasa da, Orta ve Doğu Anadolu'da 26 Mart 1989'da ortaya koyduğu ‘seçim kazanabilirlik’ özelliğini sürdürdü.
Ülkücü Hareket bu dertlerle boğuşurken, Millî Görüş Hareketi de benzer sıkıntılarla uğraşmaktaydı… MSP (Milli Selamet Partisi)’nin yerine kurulmuş olan Refah Partisi (RP) 1983 seçimlerine katılamamış… Ahmet Tekdal parti genel başkanlığına getirilmiş... RP, ülke çapındaki teşkilâtlanmasını bundan sonra yapabilmişti... İlk olarak 25 Mart 1984'te yapılan yerel seçimlere katılmış ve oyların % 4.44'ünü alabilmişti… Yapılan referandum (halk oylaması) sonunda siyaset yapma yasağı kaldırılınca, Necmettin Erbakan 11 Ekim 1987 günü RP genel başkanlığına getirilmiş... Ve RP, oy oranını 26 Mart 1989'da % 9.8'e çıkarmıştı.
Milletvekili Genel Seçimleri’nin 20 Ekim 1991 günü yapılacağı böyle bir ortamda kesinleşti… RP daha rahat olsa da gerek RP gerekse MÇP, yüzde onluk ülke barajından ötürü TBMM’ye girememe tehlikesiyle karşı karşıyaydılar... O sebeple MÇP ile RP’nin seçim ittifakı yapması gündeme geldi… Zaten Abdülkadir Doğru’nun MÇP genel başkanı olduğu dönemde, iki parti arasında bu yönde bir çalışma yapılmış ve fakat Necmettin Erbakan buna karşı çıktığı için bir sonuç alınamamıştı… Lâfı uzatmayayım, uzun, yorucu ve yıpratıcı bir çalışma sonunda, A. Doğru’nun evvelce yaptığı çalışmanın da etkisiyle üç partinin; RP, MÇP ve IDP (Islahatçı Demokrasi Partisi)’nin seçim ittifakı yapmasına karar verildi… Keza, Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP)’de seçimlere Halkın Emek Partisi (HEP) ile birlikte katılma kararı aldı… Ancak meri mevzuat siyasî partilerin seçim ittifakı yapmalarına imkân tanımıyordu. Bu sebeple MÇP ve IDP adayları seçime RP ve HEP adayları da SHP listelerinden girdiler… Sonuç olarak seçimde RP (daha doğrusu RP, MÇP ve IDP ittifakı) Türkiye genelinde kullanılan reylerin % 16.87’sini alarak, TBMM’ye altmış iki (62) milletvekli seçtirmeyi başardı.
MÇP’den on dokuz (19) kişi Meclis’e girmişti. Ancak Meclis’te grup kurma sayısı olan yirmi (20)’ye ulaşılamadığı gibi MÇP Genel Sekreteri Devlet Bahçeli de Adana’dan milletvekili seçilememişti… O gün MÇP adına TBMM’ye Alparslan Türkeş (Yozgat), Yaşar Erbaz (Yozgat), Rıza Müftüoğlu (Erzurum), Oktay Öztürk (Erzurum), Muharrem Şemsek (Çorum), Muhsin Yazıcıoğlu (Sivas), Osman Sevimli (Karaman), Servet Turgut (Konya), Musa Erarıcı (Konya), Seyfi Şahin (Kayseri), Mustafa Dağcı (Kayseri), Osman Develioğlu (Kayseri), Ökkeş Şendiller (Kahramanmaraş), Esat Bütün (Kahramanmaraş), Saffet Topaktaş (Kahramanmaraş) Tuncay Şekercioğlu (Elazığ), Koray Aydın (Trabzon) İsmet Gür (Aksaray) ve Ahmet Özdemir (Tokat) girmişti.
O zaman bir partiden başka bir partiye geçmek kanunen mümkün değildi… Ancak seçilen milletvekillerinin MÇP’ye dönmeleri gerekiyordu… Bu milletvekilleri, başta Alparslan Türkeş olmak üzere 15 Kasım 1991 günü RP’den istifa ettiler… 25 Aralık 1991 tarihinde Demokrat Hareket Partisi isimli bir parti kurdular… Demokrat Hareket Partisi kurucular kurulu, MÇP’ye ilthak kararı aldı… Böylece Milletvekilleri MÇP’ye geçme imkânı buldular… Ve Alparslan Türkeş, MÇP’nin 29 Aralık 1991 tarihinde yapılan 3. Olağan Genel Kongresi’nde tekrar Genel Başkan seçildi… Ancak MÇP Meclis Grubu kurulamamıştı. Hâlbuki TBMM’de Grup olmanın hem hazine yardımı almak, hem de meclis çalışmalarında müessir olmak bakımından birtakım avantajları vardı… Bu yüzden MÇP Genel Merkezi bir milliyetçi milletvekilinin "transferi" için hemen harekete geçti… Hatta o zaman bana da bir görev düşmüştü.
Burçak Kitabevi'nde otururken bir gün, telefon çaldı. Ortağım Nazif Güngör açtı. "Ağabey, MÇP Genel Merkezi'nden arıyorlar. Devlet Ağbi seninle görüşmek istiyormuş" dedi. -Şimdi MHP Genel Başkanı olan Sayın Devlet Bahçeli, o zaman ülkücülerin Devlet ağbisiydi- Lâfı uzatmayayım, Devlet ağbi Başbuğ'umuzun selâmını söyledi ve MÇP'nin mutlaka grup kurması gerektiğinden bahisle, ANAP Kastamonu Milletvekili Murat Başesgioğlu’nun transferi konusunda benden yardım rica etti... Daha doğrusu, Mehmet Kutucu'nun yardımı konusunda aracılık etmemi talep etti… Ülkücü bir MÇP'li olarak, ne gerekiyorsa yapacağımı söyledim.
Yaptım da… Hemen, tanıdığım en iyi, fedakâr ve sabırlı ülkücüyü; Bursa Ülkü Ocakları’nın efsane başkanlarından Mehmet Kutucu'yu aradım, konuyu anlatıp, yardımını rica ettim. Kabul etti. Sayın Murat Başesgioğlu ile görüşüp, sonucu bildireceğini söyledi… Döndüm, Devlet Ağbiye durumu arz ettim… Çok geçmedi, iki gün sonra Mehmet Kutucu aradı… Ve "Sayın Vekil teklife teşekkür etti, ama kabul etmedi... Çünkü Parti'sinden memnunmuş ve ayrıca MÇP'nin bir grup kurmasına imkân da yokmuş. Çünkü Muhsin Yazıcıoğlu Parti (MÇP)'den istifa edecekmiş" dedi… Ben Mehmet Kutucu'ya inanırım, güvenirim, zira tanıdığım en dürüst ve güvenilir insanlardan biridir… Söylediklerini, Devlet ağbiye olduğu gibi anlattım. O ise, “Böyle bir şey yok” diyerek, söylediklerime inanmadı… Hâlbuki iki gün sonra, yani 7 Temmuz 1992 Pazar günü istifalar gerçekleşti... Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 milletvekili arkadaşı MÇP’den istifa ettiler, MÇP'nin grup kurma hayâli de suya düştü.
Ankara'da Maltepe Düğün Salonu'nda, altı (6) milletvekili; başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere, Ökkeş Şendiller, İsmet Gür, Saffet Topaktaş, Ahmet Özdemir ve Esat Bütün, bazı MÇP Başkanlık Divanı üyeleri, MÇP’nin birçok il, ilçe ve belde teşkilâtları başkanları, üst düzey yöneticileri, Bizim Ocak Dergisi'ni çıkartan kadronun mühim bir bölümü ve Türkiye'nin birçok yerinde bulunan Bizim Ocak Dergisi temsilcilerinin önemli bir kısmı, MÇP'den ve Bizim Ocak'tan daha doğrusu Ülkücü Hareket’ten ayrıldıklarını bir bildiri ile açıkladılar. Ve Muhsin Yazıcıoğlu ile hizbi, MÇP’de görev aldıkları tarihten yedi (7) ay on üç (13) gün sonra Alparslan Türkeş’i de Ülkücü Hareket’i de MÇP’yi de bırakıp, arkalarına bile bakmadan gittiler! (Lütfen dikkat! İhraç edilmediler… İhraç edilmek üzere disiplin kuruluna sevk edildikleri için istifa etmediler… Öylece istifa ettiler!)
Ülkücü Hareket bu suretle kelimenin tam anlamıyla ikiye bölünmüş… Ülkücü camia ağır bir hasar almış oldu… Bu “bölünme”nin Ülkücü Hareket’e mâliyeti maalesef henüz tam olarak hesaplanmamış ve uğradığı zarar ortaya çıkarılmamıştır. O sebeple bu konuda söylenen/söylenecek her şey tahminden ileri gitmeyecektir. Ancak bilinen ve görünen odur ki; Partisi, Ocak’ı ve yan kuruluşlarıyla birlikte bütün olarak Ülkücü Hareket öyle ya da böyle hâlen bunun bedelini ödemektedir… Kaldı ki hesabın ne zaman tam olarak kapanacağı da belli değildir… Ülkücü Hareket’in Kurucu Lideri ve Başbuğu, gerçi bu “bölünme”den sonra da Yaradan’ın kendisine bahşettiği azim, kararlılık, cesaret, sabır, metanet, üstün idrak, adalet, merhamet, şefkat, karizma ve istikametiyle eski muhteşem günlerine geri dönerek, Türkiye’nin yeni dönemine de damgasını vurmuştur, fakat bu kesin olarak böyledir!
Kim ya da kimler ne derlerse desinler… Kim ya da kimler neye inanırlarsa inansınlar… Kim ya da kimler ‘olay’ı haklı gibi görünen hangi gerekçe ya da gerekçelerle izah etmeye kalkışırlarsa kalkışsınlar… Muhsin Yazıcıoğlu ve hizbi Ülkücü Hareket’ten ayrılıp gittikleri için bu “bölünme”nin sorumlusu herhalde Alparslan Türkeş değil, Muhsin Yazıcıoğlu’dur!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

22 Nis 2019

1975 senesi başlarında mecliste temsil edilen sağ partiler ile Milliyetçi Cephe hükümeti kurulması gündeme gelmişti. Türkeş Bey bu konuyu önce partinin merkez yetkili organlarıyla, sonra il başkanlarıyla istişare etti.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,73 M - Bugün : 46650