« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

Yusuf Yılmaz ARAÇ

24 Haz

2024

YENİ BAKANLAR, AP YE İLTİHAKLAR, YORUMLAR - ÖTÜKEN (24)

24 Haziran 2024

YENİ BAKANLAR


Akşam, 7 Ağustos 1965.

Dağlı ve Kepir Bakan oldular

Hasan Dinçer’in istifasıyla boşalan Millî Savunma Bakanlığına Çankırı Senatörü Hazım Dağlı, Seyfi Öztürk’ten boşalan Köy İşleri Bakanlığına da Yozgat Milletvekili Mustafa Kepir atanmışlardır. Liderler toplantısında Dağlı ve Kepir üzerinde anlaşmaya varılmıştır. İki bakan Cumhurbaşkanının onayından sonra görevlerine başlayacaklardır.


Milliyet, 8 Ağustos 1965.

HÂZIM DAĞLI

Millî Savunma Bakanlığına getirilen Hâzım Dağlı Dördüncü Koalisyon zamanında Adalet veya Turizm ve Tanıtma Bakanı olacağı söylenen, fakat tahakkuk etmeyen CKMP lilerdendir. Türkeş, Genel Başkan seçilip, Genel Yönetim Kurulu belli olunca, Genel Merkeze hemen telefon etti. Telefonda, <<Türkeşçilerin Genel Yönetim Kuruluna çoğunlukla girmelerini>> sert bir dille tenkit etti. Ona göre bir Türkeş, iki de arkadaşı girmeliydi. Genel Yönetim Kurulunu beğenmediğini açıkça söyledi. Dağlı, telefondaki şahsın sesini tanıdığını zannederek, ikide bir <<Enver>> diye hitabediyordu. Enver dediği Enver Kök’tü. Fakat telefondaki Türkeş’in kendisiydi. Bunu anlayınca Dağlı, özür diledi. Türkeş, <<Zararı yok>> deyip, onu tatmin edici cevaplar verdi. Dağlı, tatmin olmuş bir şekilde, CKMP’den ayrılanlara katılmaktan vazgeçti. CKMP’den ayrılanlar ise, Hâzım Dağlı’nın kendilerine katılacağını söylüyor ve bekliyerek basına verecekleri açıklamalarını geciktiriyorlardı.

MUSTAFA KEPİR

Bir çiftçi çocuğudur. Topçu Binbaşısı iken, 1953 yılında istifa edip, Yozgat’a gelip yerleştikten sonra çiftçilik yapmaya başladı. Babadan kalma üç bin kadar toprağa da sahipti. Yozgat’taki CKMP teşkilâtına girdi. Kepir, sık sık, <<Ben Yozgat’ta ilçe başkanı berber olan bir teşkilâtta partiye girdim, yine döner orada üye olarak çalışırım>> demekten hoşlanmakta ve teşkilâtçı olduğunu öne sürmektedir. 1954 yılında CKMP’nin Yozgat adayı olmuş, fakat kazanamamıştır. 1961’de Kurucu Meclis’e geldi, sonra da CKMP’den Milletvekili seçildi.

Dördüncü Koalisyon zamanında, Köy İşleri Bakanı olmak istediğini, yakınları bildirmektedir. Bu tahakkuk etmeyince, o zamanki lider Ahmet Oğuz ve yerine Köy İşleri Bakanı olan Seyfi Öztürk’le yolları ayrıldı. Kepir, daha çok Türkeş taraftarı olarak tanındı



Cumhuriyet, 8 Ağustos 1965.

MP’nin Muhtırası

Koalisyon liderlerinin önceki gece yaptığı toplantıda MP tarafından Başbakan Ürgüplü’ye verilen muhtıranın metni dün açıklanmıştır. Hasan Dinçer ile Seyfi Öztürk’ün Bakanlıktan istifası olayında geniş ölçüde rol oynıyan ve CKMP’ye yardım eden muhtırada, demokratik temayül, siyasî ahlâk ve haysiyet yönünden; partisinden ayrılanların, koalisyon hükümetinden de çekilmeleri gerektiği belirtilmektedir. Muhtıranın metni şöyledir:

<<Verilen söze ve atılan imzaya türlü yollarla gösterilen sadakatsizlik yüzünden bugünkü koalisyon, derinden zedelenmiş bulunmaktadır>> diye başlıyan muhtırada, koalisyon liderlerinin toplanmasını gerektirecek bir çok mesele ortaya çıktığı halde Başbakanın, koalisyonun ahenk ve tesanüdünü korumak gayesiyle protokola konulmuş bulunan mekanizmayı harekete geçirmeği ve böylece lüzumlu samimiyet ve işbirliği ruhunun zedelendiği ileri sürülmekte, daha sonra seçimler dolayısiyle Hükümete alınacak üç müstakil Bakan hakkında da kendileri ile herhangi bir istişare yapılmadığı kaydedilmektedir.

Siyasî ahlâk

Muhtırada bundan sonra CKMP’den istifa eden Bakanların durumu ele alınmakta ve şöyle denilmektedir:

<<Millet Partisi, meseleyi şeklî hukukun siperinde değil, koalisyon hükümetlerinin mahiyeti ve siyasî ahlâk zaviyesinden mütalâa etmektedir. Koalisyonun kuruluşunda takip olunan yola göre, her ne suretle olursa olsun, bir parti ile alâkası kesilmiş bulunan bir Bakanın Bakanlıktan da istifa etmesi zaruridir. Demokratik teamül, siyasî ahlâk ve siyasî haysiyet mefhumları kanaatimizce partisiyle alâkası kesilmiş Bakanların Bakanlıktan da çekilmesini âmirdir. Aksi kabul edildiği takdirde, bid’atlar yaratılmış ve bir takım küçük ve geçici hesaplarla koalisyonların mânası ortadan kaldırılmış olur. Hattâ koalisyon hükümetlerinin bazı ortaklar veya muhalifler tarafından ayartılmış itibarsız Bakanlar topluluğu haline getirilmesinin yolu da açılmış olur. Millet Partisinin kesin görüşü budur.>>



Cumhuriyet, 8 Ağustos 1965.

Yeni Bakanlar dün belli oldu

MP’nin muhalefetine rağmen Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Hazım Dağlı’nın Millî Savunma Bakanlığına, Mustafa Kepir’in Köy İşleri Bakanlığına atanmalarını öngören Başbakanlık tezkeresini dün akşam onaylamıştır.

Dün öğleden sonra saat 16’da Osman Bölükbaşı Başkanlığında toplanan MP Genel İdare Kurulu bu görüşe varmış ve saat 17.30’da MP’li Bakanlardan Hüseyin Ataman ve Genel Sekreter İsmail Hakkı Akdoğan aracılığı ile bu görüşü Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’ye iletmiştir. Ataman ve Akdoğan, Genel Merkeze döndükten sonra MP Genel Merkezi şu bildiriyi yayınlamıştır: <<Dördüncü koalisyon hükümetine girecek Bakanlar hakkında 4 partinin mutabakatı sağlandıktan sonra koalisyon protokolü tanzim olunmuştur. Bu itibarla aynı usulün münhal Bakanlıklara atanmalarda da tatbik edilmesi tabiî ve zarurîdir. Millet Partisi Millî Savunma Bakanlığına CKMP tarafından gösterilen aday için mutabakat beyan edemiyeceğini ve bu mutabakat sağlanmadan Başbakanın Cumhurbaşkanına bir teklifte bulunamıyacağını sayın Ürgüplü’ye bildirmiştir.>>

Haber alındığına göre Ataman ve Akdoğan, bu görüşlerini Başbakana bildirdikleri zaman Başbakan kendilerinden bu görüşten vazgeçmelerini istemiş, fakat MP’li temsilciler bu görüşlerinin kesin olduğunu söylemişlerdir.

Anlaşıldığına göre önceki gece yapılan liderler toplantısında tam bir mutabakata varılamamış, MP mühlet istemiştir. Dün sabahtan başlayarak Başbakanlık Özel Kaleminden MP’ye sık sık telefon edilmesine rağmen MP Genel İdare Kurulu bir türlü toplanmamıştır. Kurul ancak öğleden sonra saat 16’da toplanabilmiş, bu defa da toplantı uzadıkça uzamıştır.

Ürgüplü sinirli

Başbakan Suat Hayri Ürgüplü saat 18.40’ta Başbakanlıktan ayrılmış, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’i ziyaret ederek 20 dakika süren bir görüşme yapmıştır.

Köşkten ayrılan Ürgüplü, Başbakanlığa gelirken Basın mensupları ile konuşmamış ancak çok sinirli olduğu gözden kaçmamıştır.

Gürsel imzalıyor

Daha sonra Gürsel’in tayinleri öngören Başbakanlık tezkeresini imzaladığı resmen açıklanmıştır. Tezkere şöyledir:

<<Millî Savunma Bakanlığından Hasan Dinçer’in, Köy İşleri Bakanlığından Seyfi Öztürk’ün istifaları kabul edilmiş ve Millî Savunma Bakanlığına Cumhuriyet Senatosu Çankırı üyesi Hazım Dağlı’nın ve Köy İşleri Bakanlığına Yozgat Milletvekili Mustafa Kepir’in atanmaları uygun görülmüştür.>>

MP Koalisyondan çekilecek mi?

MP, Hazım Dağlı’ya itirazını resmen açıklamıştır. Bu durumda MP’nin koalisyondan çekilmesinin söz konusu olduğu söylenmektedir. Bölükbaşı’nın özellikle Millî Savunma Bakanlığına, ısrarlı itirazına rağmen Dağlı’nın tayin edilmesi karşısında nasıl bir tutum göstereceği merakla beklenmektedir. Ancak MP’nin dün geceki Genel Kurul toplantısından sızan haberlerden anlaşıldığına göre, MP’nin koalisyondan ayrılması yolunda hükümete bir teklif getirmiyecekleri ifade edilmektedir.

Sabahki temaslar

Başbakan Suat Hayri Ürgüplü, dün saat 9’da Cumhurbaşkanını ziyaret ederek bir gün önce yapılan liderler toplantısı hakkında bilgi vermiş, daha sonra üzerinde anlaşmaya varılan Bakan isimlerini takdim etmiştir.

Sunay, Gürsel’le görüştü

Başbakan, Köşkten ayrıldıktan kısa bir süre sonra Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay Cumhurbaşkanını ziyaret etmiş ve bir süre görüşmüştür. Sunay’ın Cumhurbaşkanı ile yeni Millî Savunma Bakanı konusunda görüştüğü sanılmaktadır.

Ürgüplü’nün sözleri

Başbakan Suat Hayri Ürgüplü, Başbakanlıktan çıkarken gazetecilerin; <<İsimleri Cumhurbaşkanına takdim ettiniz mi?>> sorusuna şu cevabı vermiştir: <<Tam bir mutabakat halinde neticelere varmış bulunuyoruz. Sabırla, halledilemiyecek bir şey yoktur. İçiniz rahat etsin.>>

Dağlı ne diyor?

Öte yandan Çankırı’da Alparslan Türkeş’le bir gezide bulunan Hazım Dağlı, şunları söylemiştir: <<Benim bu göreve getirilmem biraz zordur. Zira, Bölükbaşı itiraz etmektedir. Nitekim geçen defa da onun itirazı yüzünden kabineye giremedim. Şerefli Türk ordusunda vazife almaktan gurur duyarım.>>

Yeni Bakanların Biyografileri

Hazım Dağlı: Çankırı’nın Yapraklı kazasında doğmuş ve ilk tahsilini burada tamamladıktan sonra Kastamonu Öğretmen Lisesini bitirmiş ve Pötürge’de öğretmenlik yaparken lise sınavını vererek İstanbul Hukuk Fakültesine girmiştir. 1937’de Hukuk’tan mezun olduktan sonra Avukatlığa başlamıştır. Kurucu Meclise seçildikten sonra 1961 seçimlerinde Senatör olmuştur. 1963 yılında Senato Başkanvekilliğinde de bulunmuştur. 59 yaşında olan Hazım Dağlı dul, bir çocukludur.

Mustafa Kepir: Yozgat’ta doğan Mustafa Kepir Harp Okunu bitirmiştir. Kepir binbaşı iken Ordudan ayrılmıştır. Kurucu Meclis üyeliği yapan Kepir 1961 yılında Yozgat’tan CKMP listesinde Milletvekili seçilmiştir. 50 yaşında olan Kepir evli üç çocukludur.

Dinçer törenle uğurlandı

Millî Savunma Bakanlığından istifa eden Hasan Dinçer, dün Millî Savunma Bakanlığında mesai arkadaşlarına veda etmiştir. Bu sebeple bir uğurlama töreni yapılmıştır.

İstifa eden Köy İşleri Bakanı Seyfi Öztürk de dün Başbakanı ve Başbakan Yardımcısı Demirel’i ziyaret ederek veda etmiş ve ayrılırken gazetecilere şunları söylemiştir: <<Pazartesi saat 9’da Mustafa Kepir beye görevimi devredeceğim. Bu bir bayrak yarışıdır. Millî Savunma Bakanı muhtemelen Hazım Dağlı’dır.>>

Eski CKMP’lilerin AP’ye girmeleri kesinleşti

CKMP’li müstafi sekizlerin AP’ye girecekleri kesinleşmiştir. Sekizlerin beşi AP’ye kayıtlarını, önümüzdeki günlerde resmen yaptıracaklar ve yoklamalara katılacaklardır. Bu beş kişi, Çankırı milletvekili Nurettin Ok, İstanbul milletvekili Ahmet Oğuz, Afyon Senatörü Rasim Hancıoğlu, Afyon milletvekili Veli Başaran ve Kütahya milletvekili Mehmet Kesen’dir. Buna karşılık son hükümette Bakanlık yapan üç müstafi de seçimlere, AP listesinden merkez kontenjanı adayı ve bağımsız olarak katılacaklardır. Bunlar, Hasan Dinçer, Seyfi Öztürk ve İrfan Baran’dır. Bu konuda müstafi sekizler ile AP yöneticileri arasında yapılan ön temaslar tamamlanmıştır. Müstafi sekizler, bir kaç gün içinde seçim bölgelerine giderek, teşkilât ile temasa başlıyacaklardır.



Ulus, 8 Ağustos 1965.

CKMP nin vereceği iki bakan belli oldu

Hâzım Dağlı Millî Savunma, Mustafa Kepir de Köyişleri Bakanlığına getiriliyor

Kabineye girecek yeni bakanlar üzerindeki son pürüz bu defa MP’den gelmiş, <<İsimleri incelememiz gerekir>> diyen Bölükbaşı, Genel İdare Kuruluna danışacağını ifade ederek dün saat 16.00’ya kadar Başbakandan mehil istemiştir. Sovyet Rusya seyahati arefesinde bir kabine buhranını atlattığı sanılan Başbakan Ürgüplü, bu isteği de kabul etmek zorunda kalmıştır. Siyasî müşahitlerin kanısına göre, Bölükbaşı’nın yapacağı bu toplantı, <<Kabinenin dağılmasına ben mâni oldum>> düşüncesini yaymak <<Kapris>>inden başka bir şey değildir.



Son Baskı, Benli Belkıs, Dedikodu, 7 Ağustos 1965.

ÖNCE ÇANKIRI’YI FETHEDELİM

CKMP nin yeni Genel Başkanı Alparslan Türkeş, dünkü yorucu liderler toplantısından sonra, bu sabah erken saatlerde uzun bir otomobil konvoyu ile Çankırı’ya gitti.

Bunu duyunca, hoppalaaa.. Düğün değil, bayram değil eniştem beni niye öptü?. diyeceksiniz.. Siz öyle sanırsınız.. Aslında mesele propagandası yapılmamış bir seçimle ilgilidir.

Dün gece Çankırı’dan kalabalık bir heyet Türkeş’i evinde ziyaret etti. Bu heyet, pazar günü yapılacak Çankırı Belediye Başkanı seçimlerinin mutlaka CKMP adayı tarafından kazanılması gerektiğini söyleyerek:

- Albayım fütuhata Çankırı’dan başlayalım!..

Dediler.. Albay bu sözlerden pek zevklendi ve derhal seyahat hazırlığına girişti.. Bu sabah da Çankırı’yı fethetmek üzere yola düzüldü.. Neticeyi pazar günü alacağız.. Bakalım, albay <<Üçüncü Zaferi>>ni kazanacak mı?..

Üçüncü Zafer diyorum, bu benim sözüm değildir.. CKMP liler Albay’ın zaferleri için çetele tutuyorlar da, onları memnun etmek için söyledim!.. Aynı zamanda onlara kolaylık da olur…



Cumhuriyet, 8 Ağustos 1965.

Ok’un istifası CKMP’yi Çankırı’da zayıflattı

CKMP’nin kalesi olarak bilinen Çankırı’da CKMP milletvekillerinin, özellikle Nurettin Ok’un partiden istifası Çankırı’da siyasi mücadelenin hareketlenmesine sebep olmuştur. Nurettin Ok’un istifasının resmen açıklanması üzerine başta AP’liler olmak üzere CHP’liler ve CKMP’liler Çankırı’ya gelerek yoğun bir siyasi faaliyete girişmişler ve karargâhlarını kurmuşlardır. Bu faaliyet sırasında CKMP teşkilâtının kendi partilerine aktarılması için faaliyet göstermektedirler.

CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, beraberinde Hazım Dağlı, Cevad Odyakmaz, Şefik Soyuyüce olduğu halde Çankırı’ya gelmiştir. Çankırı’da Genel Başkan oluşundan sonra ilk defa halkın önüne çıkmış ve siyasî görüşlerini açıklamıştır. CKMP’deki istifalar önce teşkilâtta şaşkınlıkla karşılanmış, bilahare Çankırı il başkanının Türkeş’le yaptığı toplantıdan sonra aydınlığa kavuşmuş ve il başkanı teşkilâtın dağılmıyarak eskisi gibi görevine devam edeceğini bildirmiştir.



Cumhuriyet, 8 Ağustos 1965.

Türkeş Genel Başkan olarak ilk siyasî konuşmasını yaptı

CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, ilk siyasî konuşmasını burada [Çankırı] bugün yapılacak olan Belediye Başkanlığı seçimi münasebetiyle yapmış <<Milliyetçilik ve toplumsal adalet ilkesi>>nden söz etmiştir. Türkeş’in dincilik yönünü tanıtan ideâl arkadaşı Şefik Soyuyüce ise <<Biz sabahleyin sofraya oturmadan önce besmele çeken ailelere mensubuz>> demiştir.

Açık hava toplantısında konuşan Türkeş, <<İlk defa bir siyasî konuşmayı Çankırı’da yapmaktan dolayı çok memnunum>> demiş, Milliyetçilik ilkesine değinerek, <<Programımızın başına bu ilkeyi koyduk. Türkiye’de ilk milliyetçilik hareketi Çankırı’nın Çerkeş ilçesinde yetişen Ali Suavi tarafından yapılmıştır. Milliyetçilik ilkesini savunan bir partinin Genel Başkanı olarak Çankırı’da yapılan ilk siyasî toplantıya gelmekten de ayrıca sevinçliyim>> demiştir.

Türkeş daha sonra, toplumsal adalet ve toplumsal güvenlik ilkelerinin de parti tüzüğünde yer aldığını belirterek, <<Türk halkının kalkındırılması için halk arasında bu ilkelere önem verilmesi>> gerektiğini söylemiştir. Türkeş bu arada geçmiş devirlerde toplumsal adaleti sağlıyan bazı teşekküllerin var olduğunu, bunların başında Vakıflar teşkilâtının geldiğini, Çankırı’da ahiler teşkilâtının bulunduğunu söylemiş ve bugün <<Bu çeşit teşkilâtların yeterli olmadığını, bu teşkilâtların genişletilmesi ve köylü, küçük esnaf, küçük memurların kalkındırılması>> gerektiğini ifade etmiştir.

<<Türkiye’nin gelirlerinin hiçbir zaman verimli olan sahalara yatırılmadığını>> söyliyen Türkeş fabrikalara ve ziraatin genişletilmesi ile ilgili sahalara önem verilmediğini, halkın ancak bu yollardan refaha ulaşacağını bildirmiştir.

Türkeş memleketin refaha kavuşturulması ve gereği gibi kalkındırılması için memlekete en iyi hizmet edeceklerin başa getirilmesine değinmiş ve yarın yapılacak Belediye seçimlerinde oy kullanırken bir partiden ziyade en iyi hizmet edeceğine inanılan kimseye oy verilmesini tavsiye ederek <<Bu seçeceğiniz CKMP’den olmayabilir. Yeter ki memleketine hizmet edeceğine güvendiğiniz insan olsun>> demiştir.

Türkeş’in ideâl arkadaşı Şefik Soyuyüce ise konuşmasında Türkeş’in dini inançlarından bahsedeceğini bildirmiş <<Biz sabahleyin sofraya oturmadan önce besmele çeken ailelere mensubuz>> demiştir.



Havadis, 8 Ağustos 1965

CKMP Çankırı mitingi muhteşem oldu

Çankırı - Çankırı’da bugün yapılacak Belediye Başkanlığı seçimlerine hazırlık olmak üzere CKMP Teşkilâtının düzenlediği açıkhava mitinginde bulunmak için şehrimize gelen Genel Başkan Alparslan Türkeş ve arkadaşları, belediye sınırında büyük bir kalabalık tarafından sevgi tezahüratı ile karşılanmışlardır

Dün sabah, beraberinde Hâzım Dağlı, Rahmi İnceler, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu, Orhan Kaftancı, Hikmet Tanyu ve diğer bazı genel idare kurulu üyeleri olduğu halde Ankara’dan hareketle Çankırı’ya giden Alparslan Türkeş’e partili ve partisiz kalabalık vatandaş kitlesi sevgi gösterisinde bulunmuş ve <<Hoş geldiniz>> demiştir. Bu arada CKMP Çankırı İl Teşkilâtı üyeleri, Türkeş’e Genel Başkan seçimlerinde oy vermediklerini, fakat oy verdikleri kimselerin kendilerini terkederek sadakâtsizliklerini ortaya koyduklarını bildirerek Türkeş’e <<Şimdi sizi bütün kalbimizle destekliyoruz.>> demişlerdir.

CKMP’nin düzenlediği açık hava mitingine binlerce Çankırılı katılmış ve konuşmaları dikkatle izlemiştir.



Havadis, 8 Ağustos 1965

Yeni Bakanlar Atandı

CKMP Genel Başkan Yardımcısı Yozgat Milletvekili Mustafa Kepir Köy İşleri, CKMP Çankırı Senatörü Hazım Dağlı da Millî Savunma Bakanı oldu.

CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in isteği üzerine yapılan koalisyon partileri liderlerinin son toplantısında CKMP’nin gösterdiği bakan adayları konusunda tam bir mutabakata varıldığı dün Başbakan Suat Hayri Ürgüplü tarafından da açıklanmıştır.

Bu durumda, Çankırı Senatörü Hâzım Dağlı’nın Millî Savunma Bakanlığına, Yozgat Milletvekili ve CKMP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kepir’in de Köyişleri Bakanlığına atanmaları kesinleşmiştir. Bu konuda resmî formalitelerin en kısa zamanda tamamlanarak, Cumhurbaşkanı Gürsel’in de tasvibi alındıktan sonra yeni bakanların iki gün içinde göreve başlamaları beklenmektedir.

Başbakanın Açıklaması

Dün, Başbakanlıktan çıkarken gazetecilerin sorularını cevaplandıran Başbakan Suat Hayri Ürgüplü, basın mensuplarının <<Müsterih olmaları>>nı isteyerek şunları söylemiştir: <<CKMP kontenjanından hükümette yer alacak olan yeni bakanlar konusunda <<Tam bir mutabakat halinde neticelere varmış bulunuyoruz. Sabırla halledilmeyecek hiçbir konu yoktur.>>



Yeni Tanin, 8 Ağustos 1965.

Yeni bakanlar yarın göreve başlıyacak
CKMP seçim faaliyetine hız verdi
Dağlı Çankırı’dan Ankara’ya döndü



Havadis, 8 Ağustos 1965

Dinçer ve Öztürk dün arkadaşlarına veda ettiler

Görevinden ayrılan eski Millî Savunma Bakanı Hasan Dinçer dün Genel Kurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanlarını ziyaret ederek vedalaşmıştır. Daha sonra Bakanlık önünde, Millî Savunma Bakanlığı mensuplarına da veda eden Dinçer <<Siyasî icaplarla bu gün bakanlık görevimden ayrılarak sizlere veda ediyorum.>> demiştir. Hasan Dinçer bu arada Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Sunay’a bir mesaj göndererek, altı aydan bu yana Türk Silâhlı Kuvvetler camiasında geçirdiği hizmet süresinin kendisi için iftihar ve şeref kaynağı olacağını bildirmiştir. Dinçer’in mesajına, Genel Kurmay Başkanı cevabî bir mesaj göndermiştir.

Öte yandan eski Köyişleri Bakanı Seyfi Öztürk de dün Bakanlıktaki mesai arkadaşlarına veda etmiş ve ayrıca bir mesaj yayınlamıştır.



Akşam, 8 Ağustos 1965.

Millet Partisi Millî Savunma Bakanlığı için CKMP tarafından gösterilen adayı kabul etmediğini bildirirken Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, iki yeni bakanın tayinine ait olan kararnameyi dün imzaladı

MP yeni bakanları kabul etmedi

LİDERLER NE DEDİLER

CKMP kontenjanından Savunma Bakanı olan Hazım Dağlı’nın, MP nin itirazda bulunmasına rağmen kararnamesinin onaylanması üzerine koalisyon kanadına mensup liderlerden YTP Genel Başkanı Alican <<İtirazın bir buhrana yol açacağını sanıyorum>> demiştir. Buna karşılık AP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Sükan da <<Anlaşmaya varmış durumdayız. MP’nin itirazının bir buhran yaratacağını sanmam>> şeklinde konuşmuştur.

Bu konuda yayınlanan MP tebliğinde şöyle denilmektedir: <<Dördüncü koalisyon hükümetine girecek Bakanlar hakkında dört partinin mutabakatı sağlandıktan sonra koalisyon protokolü tanzim olunmuştur. Bu itibarla aynı usulün, münhal bulunan Bakanlıklarda da atanmalarda da tatbik edilmesi tabiî ve zarurîdir. MP, Millî Savunma Bakanlığı için CKMP tarafından gösterilen aday için mutabakat beyan edemiyeceğini ve bu mutabakat sağlanmadan Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’na bir teklifte bulunamıyacağını Sayın Ürgüplü’ye bildiririz.

MP MUHTIRASI

CKMP den istifa eden Bakanlar konusunda Başbakana verdiği muhtırada MP <<verilen söze ve atılan imzaya türlü yollarla gösterilen sadakatsizlik yüzünden, bugünkü koalisyon derinden zedelenmiş durumdadır.>> demiştir. Hasan Dinçer ve Seyfi Öztürk’ün istifaları konusunda CKMP yi destekleyen MP nin, önümüzdeki günlerde Turizm Bakanı Dorman’ı partiden ihraç ederek hükümetten çekilmeye zorlaması beklenmektedir.

TAHAMMÜLÜMÜZ BİTTİ

Dün açıklanan MP muhtırasında, koalisyon kurulduktan sonra, önemli olaylara rağmen, Başbakanın, liderleri toplamadığı, hattâ anayasa gereğince istifa eden bakanların yerine yeni bağımsız bakan tâyininde de partilerin fikrinin alınmadığı belirtilmekte ve <<Gösterdiğimiz tahammülün, daha kötüye kullanılmamasını temenni ederiz>> denilmektedir.

Muhtırada, TRT konusunda Bölükbaşı’yla arası açılan Zekâi Dormen’in durumu da imâ edilmekte ve şöyle denilmektedir: <<Demokratik teamül, siyasî ahlâk ve siyasî haysiyet mefhumları, kanaatimizce, partisi ile alâkası kesilmiş bakanların, bakanlıktan da çekilmesini amirdir. Aksi hal kabul edildiği takdirde, hükümetlerin, bazı ortaklar veya muhalifler tarafından ayartılmış, itibarsız bakanlar topluluğu haline getirilmesinin yolu da açılmış olur.>>



Havadis, Gökhan Evliyaoğlu, 8 Ağustos 1965.

Faziletin zaferi

CKMP’nin kontenjanından koalisyon kabinesinde yer alan iki Bakanın, partilerinden istifa ettikleri halde hükûmetten çekilmek istememeleri kamuoyunda , AP hariç siyasi çevrelerde ve basında iyi karşılanmamıştı.

AP yöneticilerinin bir tesbiti ve tesiri ile meydana gelen bu durum uzun müddet devam edemezdi.

CKMP’nin kesin ve iradeli tutumu, basınımızın desteği, kamuoyunun kat’î tavrı ve CKMP’den ayrılmış bulunan Bakanların sağ duyusu ve ahlâk görüşleri Demirel’in etkisini hiçe indirdi ve Bakanlar kendilerinden beklenen olgunluğu göstererek istifa ettiler.

Bu sonucu Demirel’e arkadaşlarının antidemokratik, ahlâk dışı tertip ve entrikalarının iflâsı ve CKMP’nin genel tasvip gören haklı mücadelesi ile meydana gelen bir isabetli durum olarak görmek gerekir.

Bununla beraber CKMP’den, AP’lilerin teşvik ve telkinleriyle ayrılmış bulunan eski Bakanlarımızın, Bakanlıkta ısrar etmeyişlerini de CKMP’nin geleneksel siyasi ahlâkının bu değerli politikacıların silinmez karakter çizgileri kazandırmış olduğunu unutmamak lâzımdır.

Bu memleket çocukları ısrarlı telkinlerle bir yere kadar götürülebilmişler, sonra, bir oyuna Demirel’in entrikalarına âlet edilmek istendiklerini anlayarak, asil jestleriyle tertipçilerin oyununu bozmuşlardır. Kendilerini, kendi yuvalarında, tekrar CKMP saflarında görmekten CKMP’liler ve halk oyu son derece memnuniyet duyacaktır.

Onların Bakanlıkta ısrar etmelerini, koalisyon teamüllerine çok kötü bir başlangıç teşkil edebilecek kötü bir tutum içinde kalmalarını teşvik eden AP yazarcıkları hüsrana uğramışlardır.

Bunda CKMP’nin tutumunun, basının ve kamuoyunun olumlu etkilerinin payı vardır. Bir de CKMP’den ayrılmış olmalarına rağmen bu partinin ahlâk ve fazilet ölçülerine sadık kalmış olan değerli eski Bakanların..

Bu sonuçta payı olan herkes, tebrike değer.



Havadis, Mehmet Ulaş, 8 Ağustos 1965.

Uğurlar olsun

Bu memleketin fikrî ve içtimaî bir inkılâba ihtiyacı olduğuna inanmayan ve alışılmış politika mücadeleleri yerine, ilmî, milliyetçi bir dâva adamlığı gayesini taşımayıp CKMP’den ayrılanlara uğurlar olsun.

Bu partinin ilk ana fikrini vermiş ve bunu Kenan Öner ve arkadaşlariyle kurmak üzereyken ömrü vefa etmemiş bir insanın evlâdı olarak, ben bu partiye bugünlerde AP’den ayrılarak girmiş bulunuyorum

Bu parti, fedakâr ve siyasî ahlâklarını bütün hayatları boyunca bin bir cefaya rağmen idame ettirebilmiş insanların ilhamile 1948’de tesis edilmişti

Bu parti oportünist, istismarcı insanlara karşı her şeyden evvel ve siyasî iktidar gayesinden önce, memleketin bozulmuş bütün müesseselerinin ıslah gayesini taşıyan bir teşekkül olarak doğdu. Kendisine göre çizilmiş bir aklî, rasyonel yolu vardır. Bu idealist kurucularının ebediyete intikalile, muhteris ellerde, bazen siyaset insanına yakışmayan hatipler yüzünden türlü tefsirlere ve menfi tesirlere maruz kaldı

DP devrinde umdeleri asla birbirine yaklaşmayan CHP’ye kur yapma yollarına tevessül edildi. İstikrarsız, istikametsiz, siyasî fonksiyonu belirsiz bir parti haline sokuldu. Halbuki büyük ideallerle tesis edilmiş bu teşekkülü bu hale getirmek affedilmez bir suçtu.

Sayın Türkeş ve arkadaşları, bu partinin ilk doğuş sebebini ve onu meydana getiren idealist insanların eserini yok olmaktan kurtarmak gibi tarihi ve şerefli bir vazife yüklendiler. Bu memleketin siyasî ve askerî hayatında eşsiz bir isim yapmış olan merhum Mareşal’in aziz hatırasını tâziz ederek, bu eseri kurtardılar.

Bu parti, siyasî fazilet ve ahlâkı rehber edinerek doğdu. Bu yeni inkılâp onu asli gaye ve manasına kavuşturmağa matuftur.

Biz, dâvaya inanmış, bu memleketin her şeyden evvel bir kültür ve manevî inkılâba muhtaç olduğuna kâni, prensip sahibi idealist insanları CKMP’de görmek kararındayız. Bu prensiplere inanmayanların partiden ayrılmaları partiye zafiyet değil, kuvvet vermiştir.

Türk sağduyusu, muhakkak ki CKMP’nin Türk siyasî hayatındaki ehemmiyet ve mevkiini takdir ediyordur ve edecektir. Biz buna güveniyor ve inanıyoruz.



Adalet, 8 Ağustos 1965.

Eskişehir’de CKMP çöktü

Türkeş ve arkadaşlarını CKMP yi ele geçirmeleri üzerine teşkilâtta başlayan büyük çaptaki istifalara şehrimiz CKMP lileri de katılmışlardır. Eskişehir’de istifalar çok geniş olmuştur. İstifa edenlerin AP saflarına katılacağına dair haberler ısrarla dolaşmaktadır.



Adalet, 9 Ağustos 1965.

Ürgüplü: Koalisyonu yaşatma kararındayız.

<<Vicdanî ve siyasî kanaate göre hareket etmekteyiz. Bakanların ne şekilde tayin edileceklerine dair Anayasa’mızda sarih hükümler mevcuttur!..>>

MP tarafından itiraz edilmesine rağmen tâyini Cumhurbaşkanınca onaylanan Millî Savunma Bakanı H. Dağlı’nın durumu MP de kaynaşmalara sebep olmuştur. MP Genel İdare Kurulu üyelerinden bir kısmı, tâyinin itiraza rağmen yapılması karşısında <<Koalisyondan çekilme>> tezini müdafaa etmekte, aksi tezi savunanlar Bölükbaşı’nın Meclis kürsüsünden <<Şeref sözü>> verdiğini belirterek, partinin koalisyondan ayrılmıyacağını söylemektedirler. Koalisyondan ayrılma tezinin liderliğini eski İç İşleri Bakanı MP Genel Sekreteri İsmail Hakkı Akdoğan, karşı tezin liderliğini MP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Bilgin yapmaktadırlar.

Akdoğan bu konuda şöyle konuşmuştur: <<CKMP ve hükûmet H. Dağlı’da ısrar ederse MP olarak biz koalisyondan çekilebiliriz. Toplantıda nasıl hareket edeceğimizi kararlaştıracağız. Hükûmet kurulurken, Bakanların tesbiti konusunda ortakların mutabakatı alınmış, isimler dahi değiştirilmişti. Bu defa da başlangıçtaki usulün tatbiki gerekirdi.>> Dağlı’ya hangi bakımdan itiraz edildiğine dair bir soruya kaçamak cevap veren Akdoğan şöyle demiştir: <<Bu soruyu Başbakan sorsun açıklıyalım. İtirazımızın mutlaka bir sebebi vardır. İtirazımız elbette ki kaşa göze göre olmuyor. Öyle olsa Mustafa Kepir’e de itiraz ederdik. Etmediğimize göre, demek ki mesele kaşa göze itiraz değilmiş.>> MP Genel İdare Kurulu saat 16’da toplanarak meseleyi müzakereye devam etmiştir.

TÜRKEŞ’İN SÖZLERİ

Diğer taraftan CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş dün gazetecilerin konuyla ilgili sorularına <<İtiraz edilirken, sebepler de gösterilir. Sebep gösterilmemiş ve tâyinler tasdikten çıkmıştır.>> cevabını vermiş, yanında bulunan Dağlı’yı göstererek <<İşte Millî Savunma Bakanı burada>> demiştir. MP’nin koalisyondan ayrılıp ayrılmayacağına dair bir soruya da Türkeş <<Zannetmiyorum. Ayrılmazlar>> diye cevaplandırmıştır.

YENİ BAKANLAR

Millî Savunma Bakanı Hazım Dağlı ve Köy İşleri Bakanı Mustafa Kepir, dün saat 15.30’da Başbakan Suat Hayri Ürgüplü ve Başbakan Vekili Sağlık Bakanı Dr. Faruk Sükan’la birlikte Çankaya köşküne gitmişlerdir. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’le bir süre görüşen yeni Bakanlar, böylece vazifelerine başlamışlardır. Dağlı ve Kepir vazifelerini bugün fiilen devralacaklardır.

ÜRGÜPLÜ’NÜN BEYANATI

Başbakan Suat Hayri Ürgüplü, dün öğleden sonra Başbakanlıktan çıkarken, gazetecilerin çeşitli sorularını cevaplandırmış , koalisyonun devam edip etmiyeceği hususundaki soruya cevaben <<10 Ekim’e kadar bu heyetle yürümeğe kararlıyım.>> demiştir. Başbakan Ürgüplü gazetecilere koalisyonun durumu hakkında şunları söylemiştir:

<<Koalisyon muhakkak ki, bir balayı hayatı demek değildir. Çeşitli fikirlere hizmet ediyoruz. Bazan birbirimizi ikna edebiliyor, bazan edemiyoruz. Fakat vicdanî ve siyasî kanaatlerimiz neyse asıl ona hizmet ediyoruz. Bu yolda bizimle yürüyenlerle aynı zihniyetle yürümeğe devam edeceğiz. Vicdanî kanaatimiz neyse o yolda yürürüz. Bizi yarı yolda bırakacak olanlar çıkarsa buna da teessüf ederiz. Henüz Millet Partisi’nin ne karar aldığını bilmiyorum. Bir bakana itiraz etmişlerdi. Diğer parti liderleri, ben ve Cumhurbaşkanımız bu bakanların vazife görmelerinde bir mahzur görmediğimiz için karar vermişizdir. İttifak temin edilmesi hususunda protokolde hiçbir kayıt yoktur. Bakanların tayininin nasıl olacağı Anayasa’da sarih olarak gösterilmiştir. Anayasa her türlü anlaşmaların ve hattâ kanunların üstünde bir kuvvet taşır. Ortaklar arasında anlaşmazlık var diye, Hükûmet işi duracak değildir. Mevcut Anayasa’ya göre mes’ul Başbakan olarak Koalisyonu yürütmek benim vazifemdir. Erkin tarafından Moskova’da imzalanmış olan Kültür Anlaşmasına MP kanadı itiraz etmiş, ayrıca Kabinedeki diğer bazı arkadaşlarımın da tereddüdü olmuştur. Tereddüt noktası tesbit edilmiş ve yeni bir kararname hazırlanmıştır. Bu yeni kararnameyi de MP kabul etmemektedir. Dolambaçlı yollardan hareket edilmesi asla mevzubahis edilemez. Bir parti her türlü siyasî kanaate sahip olabilir. Ben bağımsız Başbakan olarak partilerin iç işleri ile uğraşmağa vakit bulamıyorum. Yalnız bir şey var ki, Koalisyonun kuruluşundan itibaren üzüntü ile ifade etmek isterim ki, pek çok meselelerde başka düşüncelerin sahibi olarak hareket ediyoruz. Anlaşmamız güç oluyor. Bunu ilk günden beri müşahede ettim. Koalisyonun nasıl kurulduğunu, bunun idaresini benden ne kadar ısrarla istediklerini hatırlamalarında fayda görüyorum. Bu güne kadar getirdiğim koalisyonu kısmet olursa seçime götürmek kararındayım. Hiçbir partiden hiçbir şey beklemiyorum.>>



Ulus, 9 Ağustos 1965.

MP iki Bakana itirazda direniyor

MP nin yeni tâyin edilen CKMP li bakanlara itirazı halen devam etmekte, fakat bu partinin bundan böyle ne yapacağı kestirilememektedir. Bu arada CKMP Genel Sekreteri Fuat Uluç, dün bir demeç vererek, tayinlerin kanuni olduğunu bildirmiş, <<MP nin itirazı, Başbakanla MP arasında bir meseledir.>> demiştir. Bu arada CKMP deki son istifalar üzerine Genel İdare Kurulundan boşalan yerlere dün yenileri atanmıştır. Bunlar Fazıl Akkoyunlu, Şefik Soyuyüce ve Ziya Tansu’dur.

MP Hâlâ Diretiyor

Öte yandan eski MP İçişleri Bakanı İsmail Hakkı Akdoğan bir kısa demeç vererek <<MP görüşüne rağmen tâyini yaptılar. Bu durum karşısında nasıl hareket edilmesi gerektiğini kararlaştıracağız.>> demiştir.



Cumhuriyet, 9 Ağustos 1965.

Dağlı’nın tayinine karşı tepki

MP Hükümet içinde pasif mukavemet yapacak

CKMP Çankırı Senatörü Hazım Dağlı’nın Millî Savunma Bakanlığı’na atanmasına itiraz eden MP bundan böyle hükümet içinde nasıl bir politika izliyeceğini Genel İdare Kurulunda müzakere ederken, üyeler arasında anlaşmazlık çıkmış ve bir kısım üyeler kolalisyondan çekilmeyi, bir kısım da pasif mukavemette bulunmayı teklif etmişlerdir. Anlaşmazlık tamamen giderilmemiş olmakla beraber, MP nin hükümet içinde kararnameleri imzalamamak suretiyle <<Pasif mukavemet>>te bulunması teklifinin ağır bastığı anlaşılmaktadır.

Önceki Günkü Toplantı

Önceki akşam CKMP den Kabineye giren Mustafa Kepir ile Hazım Dağlı’nın durumunu görüşen MP Genel İdare Kurulu uzun süren müzakereler sonunda izlenecek politika hakkında kesin bir neticeye varamamış, toplantının dün de devamına karar vermiştir.

Dünkü Toplantı

Dün öğleden sonra toplanan MP Genel İdare Kurulu, seçim beyannamesi üzerindeki çalışmalarına paralel olarak bu konuyu da ele almıştır. Kurul toplantısından önce Gazeteciler, Genel Başkan vekili Ahmet Bilgin ile Genel Sekreter İsmail Hakkı Akdoğan’a bu konuyu sormuşlar ve <<Hazım Dağlı’nın Bakanlığına neden itiraz edildiğinin açıklanmasını>> istemişlerdir.

Gazetecilerin bu sorusu MP nin Genel Başkan Vekili ile Genel Sekreterinin gazetecilerin önünde kısaca tartışmalarına sebep olmuştur. Böylece MP Genel İdare Kurulunda bu konuda bir anlaşmazlık çıktığı kesinlikle anlaşılmıştır.

Hangisininki Doğru?

MP Genel Başkan vekili <<Koalisyondan çekilecek misiniz?>> sorusunu: <<- Katiyen, parti olarak, genel başkanımız bunu Meclis kürsüsünden de ifade etmiştir. Şimdi kabineden çekilme kararı alarak, kendi sözünü kendisinin nakzedeceğini zannetmiyorum.>> şeklinde cevaplandırırken, genel sekreter İ. Hakkı Akdoğan:

<<- Belki de ayrılırız>> diye karşılamış ve şöyle devam etmiştir: <<- Bu itiraz hissî sebeplerle olsaydı, biz seçimler öncesi mühim bir Yatırım Bakanlığı olan Köy İşleri Bakanlığına tayin edilen Kepir’e itiraz ederdik. Kabine ile ilgili her ihtimal mevcuttur. Bunu genel idare kurulumuzda karara bağlıyacağız.>>

Akdoğan’ın bu beyanatı üzerine Ahmet Bilgin: <<- Peki, koalisyondan ayrılma kararı mı alacaksınız?>> diyerek hayretini açıklamıştır.

MP’nin iki yetkilisinin, gazetecilerin önünde bu tarz konuşması üzerine Akdoğan gazetecilerin sorularını cevaplandırmamış ve Bilgin’e hitaben: <<- Sen başladın, yine sen bitir>> demiştir. Bundan sonra Bilgin Akdoğan’a, Akdoğan Bilgin’e: <<sen cevaplandır, sen, sen cevaplandır şeklinde hitap etmişlerdir.

Pasif Mukavemet

İstemedikleri şahsın Bakan olması üzerine MP lilerin bundan böyle hükümet içinde <<pasif mukavemet>>e başvuracakları anlaşılmaktadır. MP ye yakın çevreler, bundan böyle MP li Bakanların bazı önemli hükümet kararnamelerine imza koymıyarak yeni <<sürtüşmelere>> yol açacaklarını söylemişlerdir. Bu konuda ilk örneği, Türk – Rus kültür anlaşması ile ilgili kararnamenin MP li Bakanlarca imzalanmaması teşkil etmektedir.

Asıl Gerekçe

TRT meselesinden bu yana MP den basında bahsedilmemesi ve seçimlerin yaklaşması Osman Bölükbaşı’nın yeni bir propaganda yolu aramasına yol açtığı ve Hazım Dağlı meselesini ortaya attığı söylenmektedir. Bu hususun Gürsel ve Ürgüplü tarafından da dikkate alınması ve Bölükbaşı’nın itirazını <<ciddî olarak>> kabul edilmemesi üzerine Dağlı, Millî Savunma Bakanlığına atanmıştır. Bölükbaşı’nın, bu atamayı, kamu oyu nezdinde itiraz konusu yapma suretiyle seçimler arifesinde kendinden ve partisinden basında ve radyoda bahsettirmek istediği kanaati başkentte yaygındır

Ürgüplü Ne Diyor?

Öte yandan Başbakan Suat Hayri Ürgüplü Koalisyonun durumu hakkında basına şu açıklamayı yapmıştır:

<<Koalisyon muhakkak ki, bir balayı hayatı demek değildir. Çeşitli fikirlere hizmet ediyoruz., bazan birbirimizi ikna edebiliyor, bazan da edemiyoruz. Fakat vicdanî ve siyasî kanaatlerimiz neyse asıl ona hizmet ediyoruz. Bu yolda bizimle yürüyenlerle aynı zihniyetle yürümeye devam edeceğiz, vicdanî kanaatimiz neyse o yolda yürürüz. 10 Ekim’e kadar aynı heyetle yürümeye kararlıyız. Bizi yarı yolda bırakacak olursa buna da teessüf ederiz. Henüz MP nin ne karar alacağını bilmiyorum. Bir bakana itiraz etmişlerdi, diğer parti liderleri, ben ve Cumhurbaşkanımız bu bakanların vazife görmesinde bir mahzur görmediğimiz için karar vermişizdir. İttifak temin edilmesi hususunda Protokolde hiç bir kayıt yoktur. Bakanların tayininin nasıl olacağı Anayasada gayet sarih olarak gösterilmiştir. Anayasa her türlü anlaşmaların ve hatta kanunların üzerinde bir kuvvet taşır. Ortaklar arasında görüş ayrılığı var diye Hükûmet işi duracak değildir, mevcut Anayasaya göre mesul Başbakan olarak Koalisyonu yürütmek benim vazifemdir.

Yatırım mı?

Basın mensuplarının <<MP nin başlangıçtan beri bu konuda yaptığı çıkışları siyasî bir yatırım olarak kabul ediyor musunuz? şeklindeki sorusuna karşılık Ürgüplü şu cevabı vermiştir:

<<Bir parti her türlü siyasî kanaate sahip olabilir. Ben bağımsız Başbakan olarak partinin iç işleri ile uğraşmağa vakit bulamıyorum, yalnız bir şey var ki Koalisyonun kuruluşundan itibaren üzüntü ile ifade etmek isterim ki, pek çok meselelerde başka düşüncelerin sahibi olarak hareket ediyoruz, anlaşmamız güç oluyor, bunu ilk günden beri müşahede ettim. Koalisyonun nasıl kurulduğunu, bunun idaresini benden ne kadar ısrarla istediklerini hatırlamalarını faydalı görürüm. Bu güne kadar getirdiğim Koalisyonu kısmet olursa seçime götürmek kararındayım, hiç bir partiden hiçbir şey beklemiyorum.>>



Havadis, 9 Ağustos 1965.

Uluç Hazım Dağlı için açıklama yaptı

MP’nin, Millî Savunma Bakanlığına getirilen Hazım Dağlı’ya yaptıkları itiraz yersiz ve zamansız görülmektedir. Hazım Dağlı’nın Millî Savunma Bakanlığına tâyin emri Cumhurbaşkanı Gürsel tarafından onaylanmış ve göreve başlaması kendisine bildirilmişken, MP, bu davranışı, her zaman olduğu gibi, kamuoyunda dikkatleri kendi üzerine çekmek için girişilmiş küçük bir oyun olarak nitelenmektedir.

CKMP Genel Sekreteri Fuat Uluç, dün bu konuda bir demeç vererek, Hazım Dağlı’nın bakanlık yapması için bir engel bulunmadığını belirtmiş ve bu konunun MP ile hükûmet arasında bir mesele olarak ele alınması gerektiğini söylemiştir.

Hasan Dinçer’in istifası ile boşalan Millî Savunma Bakanlığına atanan Hazım Dağlı için, CKMP Genel Sekreteri Fuat Uluç şunları söylemiştir:

<<Hazım Dağlı’nın Millî Savunma Bakanlığına atanmasına ait Başbakanlık yazısını kendisine tebliğ ettik. MP’nin bu konudaki itirazı Başbakanla MP arasındaki bir meseledir. Bize göre, tâyin kararı kanuni şekline tekammül etmiştir.>>

Öte yandan, MP Genel Sekreteri de <<Hazım Dağlı’nın tâyini konusunun müzakere edildiğini>> söylemiştir.

Seçim sathı mailine girildiği şu günlerde, hükümette geçici buhranlar yaratarak kamuoyunu kendi yönlerine çekme çabasında olan MP’liler, bu arada direktiflere rağmen görevinden ayrılmayan Turizm ve Tanıtma Bakanı Zekai Dorman’ı haysiyet divanına sevketmeye çalışmaktadırlar.

Seçimlere iki ay gibi kısa bir zaman kala, MP’nin suni buhranlarla ortalığı bulandırmaya ve meselleri kendi çıkarı için kullanmaya çalışmaları, Bölükbaşı partisinin seçimlerde alacağı üç beş milletvekili sayısını arttırmak için bir boşuna çaba olarak görülmektedir.



Tercüman, Suna San, Anahtar Deliğinden, 9 Ağustos 1965.

Seçmece

İhtilâlin kudreti 3 ay bile sürmeyen Albayı Alparslan Türkeş, şimdi kudretini CKMP de deniyor. Türkeş için kudretli, diyorlar… Kudretini 13 Kasım’da dünya âleme gösterdi. Hırslı, diyorlar. Ama hırsı çabuk geçiyor. Nasyonal Sosyalist, diyorlar, Faşist diyorlar. İkisi de aynı kapıya çıkar.

Efendim, şimdi size, onun bir sözünü nakledeceğim, adını siz koyun:

Türkeş liderler toplantısında elini masanın üzerine koymuş, keman kaşlarını çatmış ve şöyle demiş:

- <<Türkiye’de demokrasi varsa, ahlâk nizamı ile birlikte bütün müesseselerin işlemesi lâzım. Eğer yok ise, o zaman biz de kendi metodlarımızı tatbik ederiz, hangisini seçersiniz!..>>



Akşam, 9 Ağustos 1965.

Öztürk 14 leri suçladı

Eskişehir - Dün şehrimize gelen eski Köy İşleri Bakanı Seyfş Öztürk, basın mensupları ile yaptığı konuşmada 14 leri itham etmiş ve şöyle demiştir: <<Demokrasiye inananlar, milletle birlikte, milleti vesayet ve dikta metodları ile yukardan aşağıya yöneltmek istiyenleri mutlaka tasfiye edecektir. Çünkü kaynağını anayasadan almayan ve halk egemenliğine dayanmayan hiç bir kuvvet millet kaderinde söz sahibi olamaz. Milleti aldatmak isteyenler, kendilerinin aldandığını pek yakın bir gelecekte göreceklerdir.>>

Öztürk garda AP’liler tarafından karşılanmış ve AP merkezine götürülmüştür.



Zafer, 9 Ağustos 1965.

H. Dağlı’ya itiraz devam ediyor

S. Öztürk ise Türkeş’i ağır dille suçladı
Türk Milleti dikta ile yukarıdan aşağı idare edilemez

Millet Partisi Başkanlık Divanı ile Genel İdare Kurulu üyeleri dün müştereken yaptıkları gecenin geç saatına kadar devam eden toplantıda, Liderler nezdindeki toplantının yapılmadan Başvekilin yeni iki Bakanı açıklaması konusu görüşülmüştür.

Memleket hâdiselerini siyasî ahlak çerçevesinde mütalaâ ettiklerini söyliyen MP çevreleri bu iki Bakanın itirazlarına rağmen tayin edilmiş bulunmaları karşısında ilk akla gelen hususun koalisyondan çekilmek olduğunu belirtmişler ve MP hariç hangi parti bu durumla karşılaşsaydı koalisyondan çekilebileceğini söylemişlerdir. Bu arada çevreler, dördüncü koalisyonun gerek kuruluşu ve gerekse devamı için hiç bir fedakârlıktan kaçınmayan MP nin eserini yıkması da düşünülmemelidir, demektedirler. MP çevreleri Millî Müdafaa Vekaleti için de <<Nazik bir bakanlıktır, düşünmemiz lâzımdır.>> demişlerdir.

MİLLÎ MÜDAFAA BAKANLIĞI

Hasan Dinçer’in Millî Müdafaa Vekâletinden ayrılmasından sonra Millî Müdafaa Vekaletine Çankırı Senatörü Hazım Dağlı’nın getirilmesi ile ilgili olarak Millet Partisi’nin bu bakana karşı yaptığı itirazı, CKMP Genel Sekreteri Uluç şöyle cevaplandırmıştır: <<Hazım Dağlı’nın Millî Müdafaa Bakanlığına atandığına müteallik Başbakanlık yazısını kendisine tebliğ ettik. MP’nin itirazı, Başbakanla Millet Partisi arasındaki bir meseledir. Bize göre tâyin, kanuni bir şekilde tekemmül etmiştir.>> demiştir.

ÖZTÜRK TÜRKEŞ’E ÇATTI

Eskişehir’de bulunan eski Köy İşleri Bakanı Seyfi Öztürk, yazıhanesinde bir basın toplantısı yaparak CKMP nin yeni Genel Başkanı Alparslan Türkeş’e çatmış, <<Türkiye’de Türkeş rejimi değil Türkiye ve Türk Milleti mühimdir. Millet kendisini dikta metoduyla yukarıdan aşağıya idare etmek isteyenleri mutlaka tasfiye edecektir. Çünkü kaynağını Anayasa’dan almayan ve halk idaresine dayanmayan hiç bir kuvvet millet kaderinde söz sahibi olamaz. İflâs etmiş faşist metodlar ve dikta heveslileri de demokrasinin amansız gücü altında ezilmeye mahkûmdur.>> demiştir. Öztürk bilâhare hangi partiye gireceksiniz sorusunu da şöyle cevaplandırmıştır: <<18 yıldır teşriki mesai arkadaşlarımla istişareden sonra yarın ‘bugün’ saat 10 da umumî efkâra arzedeceğim.>> demiştir. Öztürk, muhtemelen bugün yapılacak bir töreni müteakip AP ye girecektir.

KÖY İŞLERİ BAKANININ DEMECİ

Köy İşleri bakanlığına getirilen Mustafa Kepir ise <zamanın ve imkânların çok sınırlı ve ihtiyaçların hudutsuz olduğunu müdrikim. İmkânlarla ihtiyaçlar arasındaki derin uçurumun bir hamlede kapatılabileceğini ummak, bir hayal olur. Ancak bu sınırlı imkânları en zarurî ihtiyaçlara cevap verecek şekilde kullanmaya bütün gücümle çalışacağım.>> demiştir.



Yeni Tanin, 9 Ağustos 1965.

Türkeş: <<MP’nin taktiği başka onlar reklâm yapıyor..>> dedi

Hasan Dinçer’in istifasiyle boşalan Millî Savunma Bakanlığına atanan Çankırı Senatörü (CKMP) Hazım Dağlı için, MP yöneticilerinin itiraz etmeleri üzerine, CKMP Genel Sekreteri Fuat Uluç, özetle demiştir ki:

<<Biz Hazım Dağlı’nın Millî Savunma Bakanlığına atandığına müteallik Başbakanlık yazısını kendisine tebliğ ettik. MP’nin itirazı Başbakanla Millet Partisi arasında bir mes’eledir. Bize göre, tayin kararı kanunî şekilde tekemmül etmiştir.>>

Parti Genel Başkanı Alparslan Türkeş de bu konuda şöyle demiştir:

<<Millet Partisi Millî Savunma Bakanı Hazım Dağlı’ya itiraz etti. Fakat itirazının nedenlerini açıklamadı. Bundan dolayıdır ki, Başbakan ve Devlet Ba[ş]kanı göstermiş olduğumuz adayı bakanlığa kabul etmiş bulunuyorlar.>>

Türkeş, Millet Partisi koalisyondan ayrılacak mı, yolundaki bir soruya karşılık olarak da <<Onların taktiği başka. Onlar biraz daha partilerinin reklâmını yapmak istiyorlar>> demiştir.



Yeni İstanbul, Bir İstanbul Efendisi, Server Muhsin, 9 Ağustos 1965.

İnsaf Dinin Yarısı

Fakat Kayzer’in hakkını Kayzer’e vermeye de mecburuz. Türkeş eski CKMP’lilerin kabineden istifasını talep etmekle bir hakkını kullanmış, bir prensip meselesini müdafaa etmiştir.

Acaba gazetecilerimiz, neden “Türkeş istediğini yaptı” havasını vererek ve sanki gayrımeşrû bir talepte bulunmuş gibi, hoşnutluk göstermiyerek bu haberi yorumluyorlar. İnsaf ve serinkanlılıkla vakıalara nazar etmeyi ne zaman öğreneceğiz bilmem ki..

Bir şeyler oluyor; değişik bir sima ve değişik hâdiseler. Yahu, ne olur, olanları olduğu gibi takip edip, peşin peşin hükümlendirmesek. Ne olur? Bu suretle selâmeti fikrimizi kaybetmez ve hakikatlere daha emin, daha çabuk vâsıl olabiliriz. Hayır!.

Bir kısım refiklerimiz için şimdi de Türkeş ve şürekâsını kötülemek, kaçınılmaz bir vazife olmuştur. Haydi bakalım. Halbuki bîtaraf bir insaftan ne kaybeder insanlar. Allah için söyleyin, ne kaybeder?



Zafer, Firuzan Tekil, 9 Ağustos 1965.

Siyasî Ahlak Üzerine

İki eski CKMP’li Bakanın, koalisyon kabinesi üyeliğinden istifa etmesi, isabetli bir hareket olmuştur. Bu hükme varır iken, yerlerine gelenler daha iyidir gibi bir kanaati belirtmiş olmuyoruz. Hayır, yerlerine gelenler daha az kifayetli de olsalar, istifalarda isabet vardır. Zira, böyle hareket etmek suretiyle bahanecilerin elinden silâhları alınmış olmaktadır. Bu iki anlayışlı zat istifa etmese idi, mutlaka seçim arefesinde bir mesele çıkarılacaktı. Koalisyon protokolü denilecekti, <<Bu hükümet kadrosu, güven oyu almış olan kadro değil>> denilecekti. Meclisin toplanması gerekir iddiası ileri sürülecekti. Hattâ, CKMP koalisyondan çekilme kararına yönelecekti. Ondan sonra da koalisyon protokolü ile oynanmak istenecekti. Hattâ hattâ, tezvir ve mugalâta erbabı gayri meşruluk iddiaları bile imal edecekti.

Bütün bunların bir teki dahi, makul olabilir mi idi? Vatandaş bu safsatalara inanır mı idi? Elbette inanmazdı ama, böyle bir tezvir konusunda hançere işletenler siyasî ortamı bulandırmak, rahatsız etmek için her şeyi yapacaklardı. Esasen maksat inandırmak değil, bulandırmak, mesele çıkarmaktı.

İyi siyaset bir bakıma da hasmın tertiplediği oyunları bozmaktır, elinden mugalâta silâhını düşürtmektir. İstifalar ile bu temin edilmiş, koalisyon rahat etmiştir.

Şu var ki, istifa istifa diye direnenlerin en çok kullandıkları fikir malzemesi, siyasî ahlâk ve fazilet konusu üzerindedir. Bunu Millet Partisi kullanırsa, kimse bir şey diyemez. Ama CKMP böylesine siyasî ahlâk vaazleri vermiye kalkarsa, biraz olsun, softanın verdiği talkın ile yuttuğu salkım meseli, ister istemez akla geliveriyor. Bir koalisyon düşününüz ki, içindeki partilerden birinin şimdi lideri bulunan zat, en büyük ortak partiyi Devlet Reisine şikâyet etmiştir. Şikâyet hafif kelime, o parti aleyhine aslı astarı olmayan bir ihbar yapmıştır. O partiyi, rejimin düşmanı gibi anlatmıştır. Rejim düşmanlığı elbette ki en ağır bir isnattır. Ama asılsız olursa, vahameti, iddia sahibinin üstüne çöker.

Şimdi, bir partiden istifanın, o parti kontenjanı olan Bakanlıktan da istifayı gerektireceğini, siyasî ahlâk anlayışına atıfta bulunarak iddia edenlerin, her şeyden önce, yazdıkları o mektup ile bir yanılma içine düştüklerini ifade etmeleri gerekmez mi? Koalisyonda kalmak ile, ortağına rejim düşmanlığı isnadında bulunmak halleri, birbiriyle bağdaşabilir mi?

Yine düşününüz ki, CKMP kongresi bittikten sadece yarım saat sonra, İnönü’nün tebrik telgrafı Türkeş’in masasındadır. Bu kadar içten tebrik kâfi değilmiş gibi, Baykam adındaki zat, Türkeş’le saatlerce başbaşa konuşur. Ortağına rejim düşmanı diyecek, muhalefet ile fikir birliği edecek, sarılıp koklaşacaksın ve bütün bunlardan sonra, Anayasa’da hak bulup yerinde kalmak isteyen iki Bakanın bu hareketi üzerine, akıl satacak, siyasî ahlâk ve fazilet vaazlerine kalkacaksın!

İyi oldu istifa ettiler. Bahanecileri bozuk düşürdüler. Yoksa iş medreseye düşer, yılan hikâyesine döndürülürdü.



Son Baskı, Benli Belkıs, Dedikodu, 9 Ağustos 1965.

SİYASÎ AHLÂK MI?..

Biliyorsunuz, Bölükbaşı CKMP nin Bakanlarını beğenmiyor. Veto etti!. Ben bu Bakanlarla çalışmam, değiştirsinler dedi.. O çırpına dursun, Bakanlar vazifelerine başladılar bile.. Vay efendim, benim istemediğim şahıslar nasıl Bakan olur diye küplere bindi. Sanki, Hükûmeti kuran kendisi!. Bu hırsla tuttu bir bildiri yayınladı. Efendim, Millet Partisi Sovyetlerle yapılan Kültür Anlaşmasını tasvip etmiyormuş, onun için bu partiye mensup Bakanlar anlaşmayı imzalamıyacaklarmış..

Şimdi olacak şey mi bu?. Bir defa bu anlaşma yapılalı bir yıl oldu.. Şayet tasvip etmiyorsan bir yıl içinde nerdeydin? Tam, Başbakan memleketi temsilen Sovyetler Birliğine gideceği gün böyle bir bildiri yayınlanır mı?. O Başbakanı bu gezide böylesine müşkül duruma düşürmek, bu memlekete ne fayda getirir?. Bir de kalkar şuna buna siyasî ahlâk dersi verir..

Valla, şu Bölükbaşı’yı idare etmek, her halde devleti idare etmekten çok daha zordur. Allah ecir, sabır versin!.



Adalet, Kenan Harun, 9 Ağustos 1965.

Talihsiz CKMP

Talihsiz CKMP, kimi kaprisli, kimi de politikacılık dublesinden, ataklığından yoksun, sadece iyiniyet sahibi olarak büyük işler yürütme çabasındaki liderle elinde sürüklendiği ikinci buhranı yaşıyor. Bu buhranın öyle kolay kolay, zâyiatsız atlatılacak cinsten olmadığı bir gerçek. Birincisinde <<dediğim dedik>> kafasının 1 numaralı politikacısı Osman Bölükbaşı CKMP yi dumura uğratmıştı, ikincisinde karşıtlarındakini daima kendileri gibi bilen, iyi niyetli liderler kadrosu iyi niyetlerinin kurbanı oldu, partiyi de kendileriyle beraber kurban verdiler.

Her şey 27 Mayıs sonrasının su yüzüne çıkardığı kaosla başlamıştı. Bölükbaşı’nın Millî Birlik Komitesini ve Başbakanını insafsızca hırpalayan sert konuşmaları CKMP yi birden <<en azından>> onbinlerin sevgilisi haline getirmişti. Girilen seçim sath-ı mâilinde Bölükbaşı’nın dozunu daha da artıran çıkışları bu küçük partiye hayli büyük bir akının varlığını doğurmuştu. Ankara gibi aydını çok bir merkezde bile CHP ile başa güreşen, diğer partileri hemen hemen tamamen silen CKMP 1961 seçimlerinde Meclis’e 70 den fazla temsilci sokmuştu. <<Ben bunların dördü ile başa çıkamıyorum, bu 70’le hâlim ne olacak?>> diyen Bölükbaşı kendi kehanetinin âkıbetine uğradı; bir süre sonra eski ideal arkadaşlarını bırakıp yeni dost ! larıyla birlikte başka çatı kurmaya gitmesi gelişme yolundaki CKMP nin karşılaştığı ilk büyük darbe oldu.

İkinci ve Dördüncü Koalisyon hükümetlerine girmek suretiyle hayatını idame etmeye çalışan CKMP deki son kaynaşmanın kökünü bu olaylardan sonraki devrede aramak da doğru değil. Bölükbaşı ve arkadaşlarının MP yi kurmalarından önceki zamanlarda CKMP ye sızabilen bazı kimseler sinsi bir taktikle bu günleri yavaş yavaş hazırlamakta gerçekten kıymetli bir başarı gösterdiler. Partiye 1961 seçimlerinin hemen akabinde maaşlı kâtip olarak giren bir emekli subayın bu konudaki düzenli gayretlerini son olayların o zaman ekilen tohumu olarak kabul etmek gerekiyor. Bölükbaşı’yı da, Bölükbaşı’dan sonraki Genel Başkanları da, Genel İdare Kurulu üyelerini de çabucak avcunun içine alan, partinin bütün işlerine el atan ve hareketlerinin hepsinde yetkililerin tam tasvib ile karşılaşan bu zâtın Türkeş’le fikir birliği halinde ve devamlı bulunduğu bilinmesine rağmen gösterilen hoşgörü CKMP nin ikinci ve çok derin bir yara almasına sebebiyet vermiştir. Bu yaranın en vahim tarafını ise ırkçı – turancı bir kadronun, yıllar yılı saman altından su yürütmüş faşist bir zihniyetin teşkilâtlanmış bir siyasî kuvvet halinde ortaya çıkması teşkil etmiştir.

Alparslan Türkeş ve arkadaşlarını parti yönetiminde hâkim kılabilmek için Büyük Kongrede ter ter tepinen, hançeresini yırtarcasına bağıran, delegeleri gizli -açık tehdit edebilecek kadar gemi azıya almış bir takım gençlerin, önergelerinde geçen <<Bey>> sözcüğünü bile <<Beğ>> şeklinde yazacak kadar inadcı turancılıklarını Türkiye’nin yarını için tehlikeli bulmak, hele hele, eski Turancılık hareketi sanıklarından (galiba mahkûm da olmuştu) birinin <<100 milyonluk Türkiye>> ham hayalini, <<gerçek olabilirmiş gibi>> programına geçiren zihniyeti doğduğu yerde boğulmaya lâyık görmek için bütün sebepler mevcuttur.

Ne var ki, şimdi totaliter bir yönetimden bahisle CKMP den çekilen Hasan Dinçer, Ahmet Oğuz, Seyfi Öztürk gibi kimseleri de bu sonuçla ilgili olarak <<tamamen temize çıkarmaya>> maalesef imkân görünmemektedir. Onlar da, bu şartlardan dolayı partiden istifa zorunda kalan bütün eski CKMP liler de gözlerini vaktinde açmamış olmanın, iyi niyetin her şeyi halle yeteceği kanısını taşımanın büyük vebâlini omuzlarında daima hissetmek mevkiinde kalacaklardır.

Bir siyasi partinin yaşamasında, ilerlemesinde, 18 aylık -parlak ya da az parlak- bir ömrü idrâk etmesinde baş rolleri oynamış bir yönetici zümrenin bu derece aldatılabileceğini, bu derece -âmiyane tâbiriyle- <<mandepsi>> ye basabileceğini tahmin etmek gerçekten güçtür. Hele bir ihtilâl teşebbüsüne girişmiş, başarı sağlayamayacağını anladığı son dakikada arkadaşlarını ihbar ederek kendisini kurtarmış bir kimseyi saflarına çağırabilmek, onlara kucak açmak acemiliğini gösteren eski CKMP yöneticilerinin, hiç değilse Türkeş’in bilinen geçmişinden dolayı uyanmış olmaları aslında gerekirdi.

Türkeş’in liderliğindeki CKMP nin nasıl bir gelişme ya da çukura doğru inme seyri takip edeceği şimdiden kestirilemez. Ne var ki, bu partinin ilerlemesi de, gerilemesi de daima eski CKMP liler için bir ithamnâme anlamını taşıyacaktır. İlerlemesi -ki çok zayıf bir ihtimaldir- memleket için zararlı, kötü sonuçlar doğuracak, gerilemesi de eski CKMP lilerin, yarattıkları, ellerinde büyütüp nu hâle getirdikleri bir teşekkülün hazin bir âkıbete ulaşmış olması bakımından kendilerini daima suçlu bir mevkide bırakacaktır.

Yıllar yılı, büyük mahrumiyetlere, hattâ fedakârlıklara katlanarak CKMP yi şehirlerde, kasabalarda ayakta tutan teşkilât mensupları bugün içinde bulundukları büyük hayal kırıklığından, şüphesiz Ahmet Oğuz, Hasan Dinçer, Ahmet Tahtakılıç gibi liderlerle onların yanıbaşında çalışan yöneticileri sorumlu tutulacaklardır. Ama bu sorumlu tutuşun CKMP’ye hiçbir şey kazandırmayacağı da artık kesinlikle belli olmuştur.

Zira, atı alan, Üsküdar’ı çok gerilerde bırakmıştır.



Adalet, Esin Talu, 9 Ağustos 1965.

Ayıptır yahu!

Gazeteleri açınız.. CKMP’den istifa eden iki bakanın <<en nihayet>> çekildikleri haberini okuyacaksınız. Koltuklarında kalmak üzere <<direnen>> bu iki vekili, ancak liderler toplantısı yerinden etmiş gibi bir intiba alacaksınız!. Hele hele eski İçişleri Bakanı, toplantıdaki MP temsilcisi İ. H. Akdoğan’ın <<siyasî ahlâk neyi icap ettiriyorsa o yolda karar verildi>> şeklindeki radyolarda okunan beyanatına bakılacak olursa, siyasî ahlâkın neyi icap ettirdiğini bu <<koltuklarına sımsıkı yapışmış>> iki adama sanki onlar öğretmiştir. Yani kısaca panorama şudur: Dinçer ve Öztürk kırkyılın bir pazarı ele geçirdikleri bakanlık koltuğunu terketmek istememişler ve bunları akıl, iz’an ve fazilet yoluna sokmak için Devletin bütün büyükbaşları seferber edilmiş ve <<nihayet>> bunlara beklenilen kararı verdirmiştir.

İşin içyüzünü bile bile iki şahsı böylesine mânevi bir yük altına sokanların evvel emirde utanmaları gerekir.

Madalyonun bir de tersi vardır ve madalyonun tersi Dinçer ile Öztürk’ün takdim edildiği şekilde koltuklarına sımsıkı yapışmış iki adam olmadığını göstermektedir. Anlatalım:

Albay Türkeş Genel Başkan seçilip eskiler partilerinden istifa edince, Hasan Dinçer ve Seyfi Öztürk Başbakana istifalarını sunmuşlar ve koalisyonda kontenjanı olan CKMP ile artık ilgileri kalmadığı için ayrılmak zorunda olduklarını belirtmişlerdir. Ne var ki başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Başbakan, ordunun yüksek kademeleri, AP ve YTP bu iki şahsın kabinede kalmaları için özel ricada bulunmuşlar, ayrılmalarının bir takım komplikasyonlar doğurabileceğini söylemişler ve bu ricacıların en başında en ısrarlı şekilde yer alan Başbakan Ürgüplü olmuştur. Bu iki vekile, özellikle Millî Savunma Bakanlığı gibi nazik bir bakanlığı hiç bir alerjiye yol açmadan işgal eden Dinçer’e herhalde bir takım ikna edici sebepler ileriye sürülmüş olsa gerektir.

Ne var ki bütün bu rica ve ısrarlara rağmen Dinçer ve Öztürk bakanlıktan istifada direneceklerdi. Bunu yapmamış olmaları hatadır, yalnız işin içyüzünü bilenler için faziletsizlik değildir. Israrlar karşısında istifadan vazgeçmeleri hatasını, bu ısrarlarda bulunanların bu iki şahsın böylesine ödetmeğe kalkışmaları.. Haa bu ise hata değil faziletsizliktır..

Moskova seyahatinden önce herhangi bir nâhoş iş çıkartacak olayın patlak vermemesine özel bir itinâ gösteren Başbakan Ürgüplü’ye <<Bu şahıslar benim ısrarımla istifa etmediler>> dedirtebilmek için, bir Parti liderinin kendisine telefonu açıp pek ağır sözler sarfetmesi icap etmiştir. Ancak böylesine ağır bir ikâzdan sonra harekete geçen sayın Başbakan, bu tepkiler belli olmasa idi besbelli ki, 18 yıldır siyasî ahlâk bakımından lekeliyemeyeceğimiz bu iki şahsın siyasî faziletsizlik ile kendi ısrarı yüzünden suçlanmalarına ses etmiyecekti. Ve bu yalnız siyasî değil üstelik de manevî ayıbı işlemesi kimsenin tuhafına gitmiyecekti..

Şimdi duruma bakınız.. Başbakan Ürgüplü’nün terini silen bir resmi.. Sanki kendisini terletenler bu iki bakandır ve bunları iz’ana davet edene kadar çekmediği kalmamıştır.. Liderleri toplantıya çağıran CKMP lideri Türkeş bu iki şahsı <<büyükler toplantısına şikâyet etmiştir>> ve sanki büyükler bu iki sımsıkı koltuğuna yapışmış adamı ikna edene kadar akla karayı seçmişlerdir. İnsanlar bundan güzel harcanır mı?

Ve hataları bütün bu ısrarcıların sözlerini dinlemekten ibaret olan bu iki şahıs böylesine yerilirken, Cumhurbaşkanından Başbakanına bir kişi çıkıp, mertçe:

- Benim ısrarım yüzünden çekilmediler, diyememiş, muğlâk bir ifade ile işi geçiştirmeğe çalışan Ürgüplü’nün bu metni kaleme alabilmesi için de parti liderlerinden birinden esaslı bir zaparta yemesi icab etmiştir.

Ayıptır, vallahi de billâhi de ayıptır bu yapılan!



Tercüman, 9 Ağustos 1965.

Türkeş, “Orduda 235 fazla general var” dedi

CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, ordunun üst kademelerinde tekrar kabarıklıklar olduğundan şikâyetle: <<Bizim yaptığımız gençleştirme hareketleri bugün orduda durdurulmuş ve üst kademede 235 general fazlalaşmıştır. Gerekli tedbirlerin alınması lâzımdır>> demiştir.

İhtilâlden sonra orduyu gençleştime amacı ile tekaüde sevkedilen 5.000 subayın plânlarını hazırlayanlar arasında bulunan ve bugün CKMP Genel Başkanı olarak siyasî hayata atılmış olan Alparslan Türkeş, dün yaptığı sohbet toplantısında, ordunun üst kademelerinin fazlalaşmasından bahsederek terfi ve tevfih sistemi birlikte yürütülmeli, subayların terfilerine geniş aralar verilmeli, bunun yanında terfi hak eden subaylar, gediklilerde olduğu gibi maaşlarına zam yapılıp terfih ettirilmelidir>> demiştir.

Türkeş daha sonra halen orduda general ve albay gibi yüksek rütbeli sınıfın pek fazlalaştırıldığını, bu şekilde hareket edildiği takdirde 1966 yılında, üst kademe kadronun ihtilâl öncesi kadrosundan daha kabarık bir hale geleceğini açıklamıştır.



Cumhuriyet, 9 Ağustos 1965.

CKMP, Partiyi tanıtma amaciyle komite kurdu

CKMP programında yapılan değişikliği halka anlatmak amaciyle bir komite kurulmuş ve komite, Türkiye’de mevcut baskı ve menfaat grupları yöneticileri ile temasa geçmiştir.

Mehmet Kılınç, Numan Esin, Dündar Taşer ve Ziya Tansuğ’dan kurulu komite, sendikalar, dernekler ve bunlara benzer baskı ve menfaat gruplarının yöneticilerine CKMP programını ve partiyi tanıtmaya başlamışlardır.

İlk olarak Ankara’da çalışmaya başlayan bu komitenin CKMP’nin teşkilâtının bulunduğu diğer illerde faaliyete geçeceği parti yetkililerince ifade edilmektedir.



Son Havadis, 9 Ağustos 1965.

Komünizmle Mücadele Derneği açıklama yaptı: <<İnönü Derneğe harp ilân etti>>

Ankara Savcılığınca hakkında tahkikat açılan Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği’nin İzmir’deki Genel Merkezi tarafından dün bir beyanname neşredilmiştir. Dağıtılan beyannamede, Derneğin, başta Komünizm olmak üzere yıkıcı, yıpratıcı, bozguncu fikir ve cereyanlarla mücadele etmek üzere kurulduğu belirtilmektedir.

Beyannamede ayrıca CHP lideri İsmet İnönü’nün derneğe âdeta harp ilân ettiği ve çeşitli ithamlarının yersiz olduğu ileri sürülmekte ve Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Fahri Genel Başkanlıktan istifasına da değinilerek, <<Cumhurbaşkanı sayın Gürsel’in derneğimizi himayelerine almaları şahsi hesapları bozulan ve karanlık emelleri bulunan çeşitli şahıs ve zümreler nezdinde yersiz bir telâş, icapsız bir korku yaratmıştır.>>



Akşam, 9 Ağustos 1965.

CKMP Kastamonu’da yeni teşkilât kurdu

CKMP nin seçim beyannamesini hazırlamakla görevlendirilen dört kişilik bir komisyon Ankaradaki meslek teşekküllerini gezerek dert ve dileklerini tesbit etmektedir. Heyet üyelerinden biri dün <<Temaslarımız bitmek üzeredir. Beyannamemizde yeni programımızın sosyal ve iktisadî esasları yer alacak, köylü, işçi ve küçük esnafın dertlerine temas olunacaktır. Beyannamemiz ağır iktisadî şartlar içinde bulunan vatandaşlara ilerisi için ferahlık verecek tedbirleri içine alacaktır.>> demiştir.

Öte yandan eski liderle birlikte istifa eden il ve ilçe teşkilâtlarının yerine yeni iltihaklarla teşkilâtlar kurulduğu parti genel merkezinden bildirilmiştir. Genel merkez dün de Kastamonu teşkilatının yeniden kurulduğunu açıklamıştır.



ESKİLERİN AP YE İLTİHAKI


Akşam, 9 Ağustos 1965.

Ok ve Baran AP’den teklif almamışlar

Türkeş’in Genel Başkanlığından sonra CKMP’den istifa eden eski CKMP’liler, AP’ye girmek için başladıkları temaslara devam etmektedirler. Bu konu hakkında, eski Millet Meclisi Başkan Vekillerinden Çankırı Milletvekili Nurettin Ok <<Benim AP ile bir temasım olmadı. Fakat temas yapan arkadaşlarımız oluyor.>> demiştir.

Ok, CKMP’den ayrılanların AP’ye geçmek için bir araya gelmediklerini, ancak buluştukları zaman bu meseleyi konuşabildiklerini söylemiştir. AP ile temas edenler arasında kendisinin bulunmadığını tekrarlayan Nurettin Ok, <<Ben henüz bir karar vermiş değilim. Belki bağımsız olarak seçimlere girerim veya politika hayatından çekilirim hiç belli olmaz. Onun için ne yapacağım hakkında şimdiden bir şey söyliyemem.>> demiştir.

<<Nasıl Girebiliriz?>>

Öte yandan eski Adalet Bakanı İrfan Baran da AP ile herhangi bir temasının olmadığını söylemiştir. Baran <<Ben evimde oturuyorum. Ancak gelen, giden vatandaşlarla konuşuyorum, onlarla temas halindeyim.>> demiştir. <<Seçimlere girmeyecek misiniz?>> şeklindeki sorumuza da eski Bakan <<Nasıl girebiliriz?>> cevabını vermiş, seçimlere girmek için bir partiye mensup olmak gerektiğini belirtmiştir.



Son Havadis, 10 Ağustos 1965.

CKMP nin eski liderleri bugün AP ye giriyor

CKMP’den istifa etmiş bulunan eski Köyişleri Bakanı Seyfi Öztürk, Meclis Başkan Vekillerinden Nurettin Ok ve YTP’den istifa eden Konya Milletvekili Mekki Keskin dün AP Genel Merkezine gelerek Genel Başkan Süleyman Demirel’i ziyaret etmişlerdir.

Bu milletvekilleri ile CKMP’den istifa eden Hasan Dinçer, Ahmet Oğuz, İrfan Baran, Rasim Hanoğlu, Veli Başaran ve Mehmet Kesen bugün AP Genel Merkezinde yapılacak bir törenle AP’ye iltihak edeceklerdir.

DİNÇER İLE ÖZTÜRK’ÜN AÇIKLAMASI

Eski Millî Savunma Bakanı Hasan Dinçer ile eski Köyişleri Bakanı Seyfi Öztürk, Bölükbaşı’nın bir gazetede çıkan beyanatı üzerine dün şu açıklamayı yapmışlardır.

<<Millet Partisine girmek diye bir şey aklımızın kenarından dahi geçmemiştir. Bölükbaşı sözde şahsiyetimizi yıpratmak için küçük bir hesabın içindedir. Onun bu davranışını tebessümle karşılıyor, her bulunduğu yeri huzursuz eden Bölükbaşı ile tekrar beraber olmak şöyle dursun, onunla beraber olanların tahammülüne acıyoruz.>>



Yeni Tanin, Server Sadık, Duvar Geçen, 10 Ağustos 1965.

Kur!

CKMP den ayrılan iki bakan doğrusu günün konusudur. Bay Dinçer’le, bay Öztürk’ün hangi partiye gireceği kişileri, bu arada kendilerini ziyadesiyle meşgul etmektedir.

Kulağımıza gelenler her iki eski CKMP linin çaktırmadan AP ye transfer edeceğidir. Bunun için de gerekli formül ince zekâlar tarafından bulunmuştur!

Bay Dinçer ve bay Öztürk AP listesinden <<bağımsız>> gireceklerdir. Ama seçim biter bitmez AP ye kaydolacaklardır.

Bu formülün bir güç yanı vardır. AP yöneticileri bay Dinçer’le bay Öztürk’ten bu işlem için belge istemektedirler!

Şimdi işin bu pürüzünü çözmenin yolları aranmaktadır. Transferin öyküsünü bilenler Başbakan Ürgüplü’yü yolcu etmeğe gelen Dinçer’in AP lilerle bu derece sıkı fıkı oluşunu bu yüzden yadırgamadılar!.



Son Havadis, 10 Ağustos 1965.

CKMP deki kargaşalık İstanbul’a da sıçradı

CKMP Genel Merkezinde başlayan kargaşalık İstanbul’a da intikal etmiş ve İstanbul İl idare kurulu CKMP Genel Merkezini mahkemeye verme kararını almıştır. CKMP Genel Merkezi, tüzük hükümlerine aykırı olarak İstanbul listesine 3 merkez adayı konulacağına dair yazı göndermiştir. Ancak 1 milletvekili çıkarabilme ümidindeki CKMP İstanbul teşkilâtı buna şiddetle itiraz etmiş, ancak bir merkez adayı kabul edebileceklerini bildirmişlerdir. CKMP İstanbul il teşkilâtında bir <<hukuk komitesi>> kurulmuştur ve genel merkezin her kanunsuz davranışını komite inceleyerek gerekli teşebbüslerde bulunacaktır.



Havadis, 10 Ağustos 1965.

CKMP Baran hakkında dâva açıyor

CKMP Genel Kongresinin <<Nazist ve faşist usullerle>> yapılarak idarenin ele geçirildiğini iddia eden eski Adalet Bakanı Konya Milletvekili İrfan Baran mahkemeye verilmiştir. İrfan Baran hakkında dava, CKMP Genel İdare Kurulu üyesi Doğan Ateşalp tarafından açılmıştır.

Bilindiği gibi, eski Adalet Bakanı İrfan Baran düzenlediği bir basın toplantısında, siyasî hayatının sık sık methiyesini yapmış, bu arada CKMP’ye yeni girenleri de <<Nazist ve Faşist>> olarak suçlandırarak, kongrede bu usullere baş vurulduğunu ve CKMP idaresinin böylece ele geçirildiğini ileri sürmüştü.

İrfan Baran hakkında dava açan CKMP Genel İdare Kurulu üyesi Doğan Ateşalp bu konuda <<Söylediklerini ispatlayamayan bir kişi her şeyden acizdir. İrfan Baran CKMP’ye ihanet etmiştir. Bu gibi şahıslardan her şey beklenebilir. Ama, bu memlekette yasalar vardır>> demiştir.



Havadis, 10 Ağustos 1965.

CKMP’den Ayrılanlar Bugün AP’ye Giriyor

CKMP’den istifa etmiş bulunan eski Köy İşleri Bakanı Seyfi Öztürk ile Millet Meclisi Başkanvekili Çankırı Milletvekili Nurettin Ok ve YTP’den istifa etmiş olan Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Konya Milletvekili Mekki Keskin dün saat 10.30’da AP Genel Merkezinde AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’i ziyaret etmişler ve kendileri ile bir müddet görüşmüşlerdir.

Bu milletvekilleri ile CKMP’den istifa etmiş bulunan diğer milletvekillerinin bugün saat 10.30’da AP Genel merkezinde yapılacak bir törenle AP’ye iltihakları beklenmektedir.

Hasan Dinçer ile Seyfi Öztürk’ün Açıklaması

Eski Millî Savunma Bakanı Hasan Dinçer ile eski Köy İşleri Bakanı Seyfi Öztürk Millet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı’nın bugün yayınlanan bir beyanatı üzerine şu müşterek beyanatı vermişlerdir:

<<Millet Partisine girmek diye bir şey aklımızın kenarından geçmemiştir. Bölükbaşı sözde şahsiyetimizi yıpratmak için büyük bir hesabın içindedir. Onun bu davranışını tebessümle karşılıyorum. Her bulunduğu yeri huzursuz eden Bölükbaşı ile tekrar beraber olmak şöyle dursun, onunla beraber olanların tahammüllerine acıyoruz.>>



Akşam, 10 Ağustos 1965.

Bölükbaşı, Dağlı’ya kin bağlamış

CKMP Genel Sekreteri Fuat Uluç, Osman Bölükbaşı’nın vaktiyle <<Bölükbaşı ne lider, ne de devlet adamı olabilir. Sıhhati bozuktur.>> şeklinde bir beyanı olduğu için, Hazım Dağlı’nın bakanlığına itiraz ettiğini öne sürmüştür. Uluç, Bölükbaşı’nın daima muhalif kalmak istediğini, bu bakımdan Dağlı ile eskiden arasının açıldığını da ifade etmiştir.



Zafer, 10 Ağustos 1965.

Afyon’da Dün CKMP’den Elli Bin Kişi Birden İstifa Etti

Seçimlerden de çekildiklerini açıklıyan CKMP liler durumu Valiliğe bildirdi. İstifa eden 23 Belediye Meclisi üyesi derhal Adalet Partisine iltihak etti.



Zafer, 10 Ağustos 1965.

CKMP Konya’da da tamamen çöküyor.

Gazetemiz yazarlarından Osman Yüksel Serdengeçti’nin Konya AP teşkilâtından adaylığını koyacağı haberi, çevrede büyük ilgi yaratmıştır. Anlaşıldığına göre 10 Ekim 1965 seçimlerinde Konya’da AP nin en az 10 milletvekili çıkaracağı söylenmektedir.

Olağanüstü kongrede bir oldu bittiye getirilerek Alparslan Türkeş’in Genel Başkanlığa seçilmesi dolayısiyle CKMP teşkilâtındaki huzursuzluk devam etmektedir. İstifalar olmakta ve böylece CKMP nin kısa bir süre sonra Levhasının dahi kalmıyacağı anlaşılmaktadır. Söylentilere göre CKMP den istifa edenlerin AP ne geçeceğine kati nazarla bakılmaktadır



Adalet, 10 Ağustos 1965.

Afyon’da CKMP çöktü, 50 bin kişi AP’ye giriyor
Süleyman Demirel: <<Sinemiz bütün vatandaşlara açıktır!>>

Türkeş ve arkadaşlarının CKMP yi ele geçirmelerinden sonra partiden yurd çapında gelişme istidadı gösteren istifaların ikinci merhalesini Afyon CKMP lileri idrâk etmişlerdir. Dün toplanan Afyonlu CKMP liler dört saat süren hararetli bir toplantıdan sonra oybirliği ile istifa kararı almışlar ve durumu valiliğe bir dilekçe ile bildirerek ön seçimlerden de çekildiklerini açıklamışlardır. Toplantıya CKMP den bir kaç gün evvel istifa etmiş bulunan Afyon Senatörü Rasim Hancıoğlu ile Afyon Milletvekili Veli Başaran da katılmışlardır. CKMP Afyon İl Başkanı Nedim Akan ile İl İdare Kurulu üyelerinin büyük çoğunluğunun katıldığı toplantıya 11 ilçenin başkanları ile yönetim kurulları üyeleri de iştirak etmişlerdir. Ayrıca Afyon merkezinde bulunan CKMP lilerden 500 kadarı da toplantıda hazır bulunmuştur. Söz alan CKMP liler de çeşitli konuşmalar yapmışlar, neticede Afyon ve kazalarındaki 50 bin CKMP linin partiden istifasına oy birliği ile karar verilmiştir.

İstifa edenler Afyon İl Başkanı ve İl İdare Kurulu üyelerinin çoğunluğu ile merkez ilçe idare kurulu, Emirdağ, Bolvadin, Çay, Şuhut, İhsaniye, Sultandağı, Sincanlı, Dazkırı, Dinar, Sandıklı ilçe idare kurulları ve bu teşkilâtlarda kayıtlı 50 bin CKMP lidir. Ayrıca il ve ilçelerdeki CKMP li Belediye Meclisi, İl Genel Meclisi üyeleri de istifalarını aynı toplantıda vermişlerdir. İstifa eden Belediye Meclisi üyelerinden 23’ü dün derhal AP’ye kayıtlarını yaptırmışlardır. Diğerlerinin de önümüzdeki bir iki gün içinde toplu olarak AP ye girecekleri anlaşılmaktadır.



Adalet, 10 Ağustos 1965.

2 Bakan ile 6 Meclis üyesi bugün törenle AP’ye girecek

CKMP’yi Hitler metodları kullanarak ele geçiren Türkeş’e kaptırdıktan sonra partilerinden istifa eden eski Millî Savunma Bakanı Hasan Dinçer ve eski Köy İşleri Bakanı Seyfi Öztürk’le arkadaşları bugün AP Genel Merkezinde yapılacak bir törenle AP’ye gireceklerdir. Dinçer ve Öztürk’ten başka AP ye girecek olan eski CKMP li parlâmento üyeleri şunlardır:

1- Çankırı Milletvekili ve Millet Meclisi Başkan Vekili Nurettin Ok.
2- Afyon Senatörü Rasim Hancıoğlu.
3- Afyon Milletvekili Veli Başaran.
4- Kütahya Milletvekili Mehmet Kesen.
5- İstanbul Milletvekili, CKMP eski Genel Başkanı Ahmet Oğuz.
6- Konya Milletvekili, eski Adalet Bakanı İrfan Baran.

Ayrıca bir kaç gün evvel YTP den istifa eden Millet Meclisi Reis Vekili Mekki Keskin de yarın törenle AP ye girecek parlâmento üyeleri arasındadır. Tören saat 10.30 da yapılacaktır.

DÜNKÜ ZİYARET

Bugün AP’ye resmen girecek olan Seyfi Öztürk, Nurettin Ok ve Mekki Keskin dün sabah AP Genel Merkezine giderek Genel Başkan Süleyman Demirel’le görüşmüşlerdir. Demirel’le bugün AP ye katılacak olan üç parlâmenter bir süre samimi bir hava içinde görüşmüştür.



Cumhuriyet, 11 Ağustos, 1965.

Türkeş’in “Ajan” Dediği 4 CKMP’li AP ye Girdiler

Bir kaç gün önce Alparslan Türkeş’i Faşistlik ve diktacılıkla itham eden ederek CKMP den istifa edenlerden dördü bir törenle AP ne girmişlerdir. İltihak töreni sırasında bir konuşma yapan ve AP yi öven eski CKMP lileri CKMP Genel Başkanı Türkeş dün gazetemize verdiği bir demeçle <<Ajan>> olarak suçlamış ve aynı zamanda <<Sözleriyle Faşizm ve diktacılık hareketinin tipik örneğini vermiştir.>> demiştir.

AP ne girenler

Eski CKMP lilerin AP ne iltihak töreni Genel Merkezde yapılmış ve törene ilk önce Hasan Dinçer gelmiştir. Dinçer’i Veli Başaran, Nurettin Ok, Seyfi Öztürk takip etmiştir. Daha sonra YTP li Millet Meclis Başkan Vekili Mekki Keskin de AP Genel Merkezine gelmiştir.

Dün partiye girenler arasında bulunan Bağımsız Milletvekili Fethi Doğançay herkesten önce Partiye gelmiş ve tanıdık tanımadık herkesle kucaklaşarak öpüşmüştür.

Başka parti ajanı mı?

Eski CKMP lilerin Adalet Partisine girişlerinden sonra gazetemize özel bir demeç veren CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş şöyle demiştir:

<<- AP ye girmiş bu eski CKMP li vatandaşlar, partiye girişlerinde söyledikleri sözlerle bu partiye çoktandır bağlı bulunduklarını ve âşık olduklarını ifade etmişlerdir. O halde, bu güne kadar CKMP saflarında bir partinin ajanı olarak hareket etmişler demektir.

Onlarla bir çok zaman beraber olarak yaptığımız görüşmelerde AP aleyhinde söylemiş oldukları sözleri biz hayatımız boyunca hiç kimse hakkında hayalimizden bile geçirmiş değiliz.

Biz daima halkla beraber, halk için çalışmaya ve demokratik hukuk düzeni yolunda her çeşit gayreti göstermeye azimli bulunduk. Kolay ve bedava başarılar, şahsî menfaat ve kâr getirici hareketler peşinde koşmadık. Bugün halk çoğunluğu, bir takım yanlış tahriklerle bazı partilere yığılıyor, diye aman o tarafa bir ân önce kapağı atıp çıkar sağlıyalım düşüncesinde olanların halkı aldatmalarına imkân olmıyacağı kanısındayız.

Demokrasi ve halk idaresinden bahsederek buna karşı olanlarla mücadele edeceklerini söylemek suretiyle telmihte bulundukları insanları CKMP ye girmeye ikna için kendi evlerinde bir çok toplantıları yapmış olan bu eski CKMP lilerin sözleri ve davranışları mutlak bir samimiyetsizlik örneğidir. Bu zevat demokrasinin başprensibi olan çoğunluğun oylarına ve kararlarına karşı hürmetkâr olmak yolundan sapmış ve böylece kendilerinin mücadele edeceklerini ifade ettikleri faşizm ve diktacılık hareketinin tipik örneğini ortaya koymuşlardır.>>



Son Havadis, 11 Ağustos 1965.

Eski CKMP liler AP saflarında

Dinçer, Öztürk, Ok, Başaran ile eski YTP’li Mekki Keskin törenle AP ne kaydoldu.

Türkeş’in partiyi ele geçirmesinden sonra CKMP’den ayrılan eski Millî Savunma Bakanı Hasan Dinçer, eski Köyişleri Bakanı Seyfi Öztürk, Meclis Başkan vekili Çankırı Milletvekili Nurettin Ok, Afyon Milletvekili Veli Başaran ile YTP’den istifa eden Konya Milletvekili Mekki Keskin ve bağımsız milletvekili Fethi Doğançay dün Genel Merkezde yapılan bir törenle AP’ye girmişlerdir.

Adalet Partisi saflarına katılan Milletvekillerinin giriş beyannameleri Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Süleyman Demirel ile Parti Teşkilât Başkanı Saadettin Bilgiç tarafından imzalanmıştır..

İltihaklarla ilgili olarak yapılan törende bir konuşma yapan Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel şunları söylemiştir:

<<Muhterem arkadaşlarım, basınımızın çok değerli mensupları, bugün Adalet Partisi saflarında yer alan arkadaşlarımızla memleketimizin ve milletimizin hürriyet ve refah dâvasında AP’nin yeni bir kuvvet kazanacağına kaniim.

Bugün saflarımızda yer alan arkadaşlarımız Türk siyasî hayatının çok iyi tanıdığı değerli kimselerdir.

Esasen aynı dâvanın sahibi olan çok değerli hizmet ve uzun siyasî tecrübeleri olan arkadaşlarımızın bu siyasî çatı altına gelmiş bulunmaları dâvanın tahakkukunu çabuklaştırması bakımından fevkâlade memnuniyet vericidir. Adalet Partisi Türk Milletine hizmet edebilmek için yeni bir imkân kazanmış bulunmaktadır.

Bütün Adalet Partililere ve saflarımızda yer alan yeni arkadaşlarımıza muvaffakiyetler diler, Cenabı Hakkın milletimizi ve memleketimizi daha iyiye ve daha ileriye götürülmesin niyaz eder, hepinizi saygılarımla selâmlarım.>>

CEMİYETE MUSALLAT OLANLAR

Eski Köyişleri Bakanı ve Eskişehir Milletvekili Seyfi Öztürk partiye girme sebebini anlatmış ve özetle şunları söylemiştir:

<<Aziz milletimiz, ekonomik, kültürel ve sosyal alanda yenmeğe mecbur olduğu çeşitli güçlükler içindedir. Köylü, işçi, esnaf, küçük memurdan tüccar ve sanayiciye kadar her sınıf her sınıf vatandaşın ümit ve sabırla hallini beklediği dertler vardır. Hızlı kalkınma, millî geliri artırmak, refah dâvasını gerçekleştirmek şüphesiz her engelin kolaylıkla aşılmasına, istikrar, emniyet ve huzurun sağlanmasına bağlıdır.

Demokratik düzeni temelinden sarsmak isteyen, sınıf kavgasını her gün artan bir hızla tahrike yeltenen komünistlerle, dikta heveslisi maceracılar, millet hayatına, millet huzuruna musallat olmuşlardır. Vatandaşın yarınından emin olması, işinde şevkle çalışması, ne olacak, ne oluyor endişesinden sarih şekilde kurtulması için cemiyeti rahatsız eden bu hastalıklar mutlaka tedavi edilmelidir, edilecektir.

Büyük milletimizin bekâsı ve kaderi ile ilgili bu problemleri süratle çözebilmek için yakın gelecekte içte güveni, dışta itibarı sağlam hükûmetler kurmak lüzumuna inanıyoruz. Hükûmetlerin ahenk ve istikrar içinde hizmet edebilmesi ise emniyetli bir parlamento ekseriyetine istinat etmesine bağlıdır. Bugüne kadar geçirdiğimiz değişik koalisyon tecrübeleri zaman ve imkân kaybına sebep olmuş, bu gerçek ciddi surette vatandaşın dikkatini çekmiştir. Bugün siyasî hayatı dağınıklıktan kurtarmak, demokrasiye inananları daha güçlü kılmak arzusu millî şuur haline gelmiştir. Her güçlüğün birlik ve beraberlik ruhu içinde yenileceğine inancımız tamdır.

AP Demokratik Anayasa rejiminin teminatıdır. Millet ekseriyetine dayanmaktadır. Kuvvetini meşru kaynaktan, millet iradesinden almaktadır. Halkın sinesinden doğmuştur. Halkla beraber idare etme anlayışına sahiptir. Demokrasiye düşman her akımın karşısındadır. Hususiyle bunlara aman vermeyecek kuvvetli bir yapıya ve ruha sahiptir. Mes’ut ve müreffeh Türkiye dâvası AP eliyle gerçekleşecektir.

Siyasî hayatımız boyunca halka ve hakka saygı, demokrasiye sevgi duyan bir dâvanın temsilcisi olduk. Bu itibarla AP liler her zaman bizim manevi kardeşlerimiz, ideal ve dâva arkadaşlarımız idi. Şu anda kaderin ayrı düşürdüğü kardeşler bir araya gelmişlerdir. AP’ye katılmamızın gerçek mânası budur. Aranızda olmaktan, el ele vermekten bahtiyarlık duyuyoruz. Hepimizin tek gayesi sevgi ve saygının üstünde yükselecek mesut ve müreffeh Türkiye dâvasını gerçekleştirmek ve ona hizmetkâr olmaktır.>>

VELİ BAŞARAN

Afyon Milletvekili Veli Başaran, seçime katılan delegelerin ve sandık kurullarının CKMP tarafından çekme kararı ile neticelendiğini söylemiş ve demiştir ki:

<<1946 demokrasi mücadelesini yapan arkadaşlarımın arasına katılmakla iftihar duymaktayım. Şu hususu müjdelemek isterim ki, dün Afyon CKMP nin İl İdare Kurulu ile bütün ilçelerin idare kurulları ve ön seçime katılacak delegeleri müşterek bir toplantı yapmışlar ve CKMP den istifa kararı alarak Adalet Partisi’ne katılmışlardır. CKMP ön seçime katılacak delegelerini ve sandık kurullarını da çekme kararı almıştır. Bu suretle Afyon’da ön seçime giremeyecek suruma gelmiş bulunmaktadır.>>

NURETTİN OK

Çankırı Milletvekili Nurettin Ok şunları söylemiştir:

<<Kaynağını hakiki halk oyundan alan ve hakiki halk idaresinin kurulmasında büyük bir mesafe almış bulunan Adalet Partisi ile beraber olmak benim için iftihar vesilesidir. İyi ve müreffeh Türkiye’nin yaratılmasında AP’ye görevler düşmektedir. Biz de buna yardımcı olduğumuz an azmimiz çelikleşecektir. Halkla beraber olmanın ve bu istikamette çalışmanın hazzını duymaktayız. Allah Türk milletine hayırlı etsin.>>



Tercüman, 11 Ağustos 1965.

Eski ihtilâlcilerden kaçan CKMP’liler, AP’ye girdi
“Dikta heveslisi maceracılar millet huzuruna ve millet hayatına musallat olmuştur”



Zafer, 11 Ağustos, 1965.

Dinçer, Öztürk, Keskin, Başaran, Ok ve Doğançay AP’ye Girdiler

Bir gün içinde iki eski ve değerli Bakan Hasan Dinçer ile Seyfi Öztürk’ü, iki Meclis Başkan Vekili Nurettin Ok ve Mekki Keskin’i, bunların dışında çok kıymetli parlâmento üyelerini kendi saflarına katan Adalet Partisi’nde bayram havası hakim. Demirel Ok’u, Cevat Önder ise Dinçer’i tebrik ederken, diğer yeniler eskilerle kucaklaşıyor. Türkiye’nin en büyük partisi, seçim arefesinde birbirinden değerli parlamento üyelerinin iltihakı ile tek ümit ve güven kaynağı olmuştur.

Yakalarına taktıkları <<AT>> rozetleriyle imza töreninde bulunan eski Millî Müdafaa Vekili Hasan Dinçer, eski Köy İşleri Bakanı Seyfi Öztürk, Millet Meclisi Başkan Vekili Nurettin Ok, Afyon Milletvekili Veli Başaran, YTP den istifa etmiş bulunan Meclis Başkan Vekili Mekki Keskin ile eski CKMP Milletvekillerinden bağımsız Fethi Doğançay’ın partiye giriş beyannamelerini Genel Başkan Süleyman Demirel ile Teşkilât Başkanı Sadettin Bilgiç imzalamışlardır.



Yeni İstanbul, 11 Ağustos 1965.

CKMP Genel Sekreteri Uluç partisinden istifa edip AP ye geçen eski CKMP liler için şunları söylemiştir: “CKMP’den ayrılanlar AP’ye hayırlı olsunlar. CKMP nin nereden nereye geldiği malûmdur. Bizi kuruttukları gibi AP’yi de kurutmazlar inşallah. Temennimiz budur.”



HerGün, M. Faruk Gürtunca, Başyazı, 11 Ağustos 1965.

Siyasî Ahlâk

Seçimin yaklaştığı bugünlerde CKMP den ayrılan iki eski bakanla bazı politikacılar, dün Adalet Partisi saflarına girmişlerdir. Bunlar, Hasan Dinçer, Seyfi Öztürk gibi iki eski bakanla Meclis başkan vekillerinden Nurettin Ok, Veli Başaran ile YTP den ayrılan yine Meclis başkan vekillerinden olan Mekki Keskin ile bağımsızlardan Fethi Doğançay’dır.

Seyfi Öztürk yaptığı giriş konuşmasında kendilerini kaderin ayırdığı kardeşler olarak vasıflandırmıştır. 6 aydır son kabinede AP lilerle birlikte çalıştıklarından dolayı herhalde birbirlerini daha yakından anlamış olacaklardır. Yeni CKMP Genel başkanı Türkeş’in politikasını beğenmediklerinden de elbette ayrılacaklardı. Ama gel gelelim, AP ye geçmeleri bazı çevrelerde siyasî ahlâka yakıştırılmamıştı.

Şimdi düşünelim: Bilhassa CKMP den ayrılanlar bir menfaat için mi bu partiyi terketmişlerdir? Eğer Ahmet Oğuz başkanlıktan istifa etmeseydi, yerine de Alparslan Türkeş gelmeseydi bu zatlar oradan ayrılacaklar mı idi? Benim fikrim senin ideallerine uymayacak, ben yine hâlâ o partide kalacağım. Asıl bu hareket siyasî ahlâka aykırıdır. Asıl olmayacak şey budur. CHP nin Atatürk ilkelerinden ayrıldığını gören Banguoğlu da siyasî ahlâktan dolayı uyarıcılık hareketine geçmiş, hatta eski arkadaşlarından ayrılabilmek fedakârlığını göze almıştır. AP ye girenlere de kızmaya kimsenin hakkı yoktur. 1961 yılında bazı partiler birbirlerini her zaman mânevî kardeş ve ideal arkadaşı tanımışlardı. Dörtlü Koalisyonun da kolayca kuruluşu ve CHP nin ve bağımsız kanatlarının yıkmaları da, gerçekten, kaderin ayrı düşürdüğü kardeşlik yakınlığından ileri gelmişti. Son altı kişinin AP ye geçmesinde bu sebepten bir siyasî ahlâksızlık değil, biz, asilâne bir siyasî ahlâk görmekteyiz.



Yeni İstanbul, Bir İstanbul Efendisi, Server Muhsin, 12 Ağustos 1965.

Sevmiyorum Böylelerini

Seyfi Öztürk onbin CKMP’li ile beraber AP’ye gireceğim, demiş. Ne duruyor girsin.

Bulunmaz Bursa kumaşı zannedip de kendini böyle ağırdan satmaya çalışanlara, bizim oğlanların tâbiri ile “bozuluyorum” doğrusu..

Hiçbir halde vefasızlık iyi değildir. Siyasette de! Hele kendisiyle beraber on bin kişiyi kandıran adam bunu demek ki, sadece seçim için yapıyor. Fırkasına, verdiği sözlere vefası olmayanın halka da vefası yok demektir. Olamaz da!

Gidecekmiş.. Haydi uğurlar ola! Kalmış CKMP’de de bugüne kadar ne hayrı olmuş ki giderken arkasından ağlayanlar bulunsun. Ben b türlü adamları sevmiyorum efendim. CKMP’ye bayıldığımdan değil, lâkin işte bu siyaset dönmeleri bizi mahvediyor da ondan sinirleniyorum.

Hamiş: Bu yazı Öztürk AP’ye girmeden önce yazılmıştır.



Haber, Dedikodu, 12 Ağustos 1965.

Türkeş’e CKMP nin tüyleri kalacak

Siyasî hayatımızda durmadan bir yerlere gelebilmek, lider olabilmek savaşı yapan Alparslan Türkeş kısa bir süre önce körpe bir tavuk yakalayan tilki gibi CKMP’yi eline geçirdi. Bu konuda her şeyi iyi tasarlıyan, her şeyi ince eleyip sık dokuduğunu zanneden Türkeş tam tavuğu gövdesine indirmek için hazırlandığı sırada tavuk debelendi, çırpındı, Türkeş’in elinde bu körpe tavuktan kala kala tüyler kaldı.

Bize kalırsa kime niyet kimse kısmet. Aceleci Türkeş’in acelesinden beklemesini bilenler yararlanacak bize kalırsa…



Yeni Gazete, 12 Ağustos 1965.

AP liler Çankırı’da Türkeş’i taşlamışlar

CKMP Genel İdare Kurulu üyesi Kemal Tamer, dün düzenlediği basın toplantısında, Pazar günü yapılan Çankırı Belediye Başkanlığı seçimlerinde AP’nin “Kanunsuz hareketlere tevessül ettiğini ve kaba kuvvet kullandığını” iddia etmiş, AP’liler bu hareketlerini itiyad haline getirdikleri takdirde, 1965 milletvekili seçimlerinde kardeş kavgası mukadderdir” demiştir. Kemal Tamer, AP’lilerin, seçimin cereyan ettiği Pazar günü propaganda yaptıklarını, köşe başlarını tutuklarını, Cumartesi günü tertiplenen mitingde Türkeş konuşurken, AP’lilerin çocuklara 5’er taş attırdıklarını da iddiaları arasında sıralamıştır. Çankırı belediye Başkanlığı seçimlerinin bozulması için Yüksek Seçim Kuruluna başvurduklarını



Haber, 12 Ağustos 1965.

CKMP ye göre seçimde kardeş kavgası çıkacak

Çankırı’da seçimi kaybeden CKMP sinirlilik içinde isnadlar yapıyor

CKMP Seçim Komitesi Başkanı Kemal Tamer dün bir basın toplantısı yaparak Çankırı Belediye Başkan seçimleri sırasında AP’lilerin CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’i taşladıklarını iddia etmiştir.

Tamer AP’lilerin beş lira vererek küçük çocukların Türkeş’i taşlamalarını sağladıklarını, AP’lilerin bu tür tutumlarının kardeş kavgasına yol açabileceğini ve Çankırı seçimlerinin AP tarafından sabote edildiğini söylemiştir. Çankırı Belediye Başkan seçimleri ile ilgili bilgi veren Tamer şunları söylemiştir:

>>AP seçim sonuçlarına CKMP nin ambleminin Yüksek Seçim Kurulu tarafından tescil edilmediği gerekçesiyle itiraz etti. Bu görüş kabul edildi ve oylarımızın çoğunluğu iptal edildi. Şimdi de biz AP’nin itirazına itiraz ediyoruz. Gerekli dökümanları hâvi dosyayı Yüksek Seçim Kuruluna gönderdik. Çankırı seçimleri göstermiştir ki, milletvekili seçimlerinde bir kardeş kavgası mutlaktır, delillerimiz çok kuvvetlidir. Çankırı’daki seçimin yenilenmesi gün meselesidir.>>

AP’ye giren Bakanların durumuna da temas eden Tamer, eski Köy İşleri Bakanı Seyfi Öztürk’ün hayatı boyunca DP’ye karşı olmakla tanındığını, partiden ayrılanların midelerini ön plânda tutuklarını ve yeni CKMP idarecileri için asılsız itham ve iddialarda bulunan İrfan Baran’ın mahkemeye verildiğini de sözlerine ilâve etmiştir.



Havadis, 12 Ağustos 1965.

Çankırı Belediye Başkanı seçimleri dolayısıyla CKMP nin itirazı Y.S. Kurulunda

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Seçim Komitesi Başkanı Kemal Tamer, dün parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Çankırı Belediye Başkanı seçimine <<AP’lilerin kanunsuz hareketlerde bulunduğu ve kaba kuvvet kullandıkları>> iddiasıyla itirazda bulunduklarını açıklamış ve <<10 Ekim milletvekili seçiminde de AP bu kaba kuvvet ve kanunsuz hali devam ettirdiği takdirde, kardeş kavgası mukadderdir ve bunun tel mesulü de AP olacaktır>> demiştir.

Basın toplantısının Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in arzusu üzerine durumu umumi efkârın bilmesi gayesiyle düzenlediğini belirten Kemal Tamer, <<AP’lilerin bu kanunsuz hareketleri karşısında, CKMP’lilerin infiale kapıldıklarını, ancak partinin itidal tavsiyesi sonucu, durumun vahim bir hal almasının önlendiğini>> söylemiştir.

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Seçim Komitesi Başkanı, Çankırı İl Seçim Kuruluna yapılan itirazın, bu kurulun kendisini yetersiz görerek durumu Yüksek Seçim Kuruluna intikâl ettirdiğini bildirmiş ve bu arada İl Seçim Kurulunun öne sürülen iddialarla ilgili olarak, müsebbibler hakkında dâva açılması için durumdan savcılığı haberdar ettiğini sözlerine eklemiştir.

Tamer, AP Çankırı Teşkilâtına mensup bazı kişilerin, seçim günü <<Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin oyları iptal edilecek. Oylarınızı CKMP’ye verdiğiniz takdirde, CHP kazanacaktır. Oylarınızı bu sebepten AP’ye veriniz>> diye propaganda yaptığını söylemiştir.

CKMP Genel Merkezinde düzenlenen basın toplantısında Çankırı CKMP İl Başkanı ve Belediye Başkan adayı İhsan Gafur, CHP Belediye Başkan adayı Taci Gürkan ile CHP İl İdare Kurulu Sekreteri de hazır bulunarak olayın gerçek olduğunu teyit etmişlerdir.



Havadis, 11 Ağustos 1965.

Fazilet Örnekleri
Yazan: Şehirli

Yine de fazilet
[Ahmet Oğuz]

Siyasete Demokrat Parti ile başlamıştı. Partisi ile geçinemeyip ayrılan Hür Demokratlar grubundandı. Sonradan Mareşal Çakmak ve Kenan Öner’lerin kurduğu MP ile anlaştı, oraya geçti.

Partisinin ön saflarında görülüyordu. Genç yaşta milletvekilliği yapmış, heyecanı, atakları ile tanınmıştı. Partide çalışmaktan çok ticareti seviyordu. Bu yüzden, lideri Bölükbaşı ona <<sen kuş yemini satarken>> diyor ve kendisini övmeye ondan sonra başlıyordu.

Devir değişti. Onu Kurucu Mecliste ve daha sonra Millet Meclisinde gördük. Bütçenin tümü üzerinde konuştu. Uzun cümleler yapıyor, on yıl önceki kelimeleri kullanıyordu. Allah bilir, bu on yıl içinde on adet kitap okumamıştı. Bir defasında servet beyanı hakkında ateşli bir çıkış yaptı, bu müessesenin karşısında durdu, fakat ikinci toplantıda onu tekrar görmek ve kuvvet almak istiyenler sükutu hayale uğradılar. Zira, sonuç alınacağı gün kahramanımız, ticaretinin başına dönmüştü.

Partinin teklif ettiği bakanlığı kabul etmez görünmüş, ben İsmet Paşa ile bir masada oturmam demişti. Fakat çok kısa zaman sonra reddeder göründüğü bakanlığı ve bir masaya oturmıyacağını söylediği zatın başkanlığında çalışmayı kabul etti.

Kurnazdı. Türkeş ve arkadaşlarını partiye alacağını vaad ede ede, altı ay sonra yetkilerini Türkeş’e devir için yemin billah eden Genel Başkan seçildi.

Cesurdu. Grubun temayülüne rağmen yeğenini bir bakanlığa, hemşehrisini bir başka bakanlığa oturtmaktan korkmamıştı. Gerçi iki defa -saat altıdan sonra- <<ben grup üyesi değilim>> dedi ve ikisinde de sözünden döndü, istifasını geri aldı ama, bu onun korkaklığını değil, olsa olsa kurnazlığını gösterir.

Gizliliği ve karışık politikayı seviyordu. Para işleri ise onu lüzumundan fazla ilgilendiriyordu. On yedi yıl önce <<bu davanın adamı değil>> dedikleri bir hükümlü zatı gizlice ziyaret etmiş ve aylarca bu ziyaretten arkadaşlarını haberdar etmemişti. Kendisine soranlar nedense doyurucu bir cevap alamadılar.

Mareşallerin, Enis Akaygenlerin oturduğu koltuğa o da oturdu. Kendisinden önce gelip partisine ihanet eden Genel Başkanlar zincirine bir halka daha ekliyerek, partiyi överek aldığı insanın Genel Başkanlığına tahammül edemiyerek ayrıldı, gitti. Gidişinde yine ahlâktan, faziletten, bağlılıktan dem vuruyordu…



Havadis, 12 Ağustos 1965.

Fazilet Örnekleri: 2
Yazan: Şehirli

Bir Hülleci
[Kadircan Kaflı]

Dini yazılar üstadı olarak yaygın şöhreti vardır. Kazanovanın Aşk Maceraları adlı eseri gençlerin duasını almak için Türkçeye çevirdi. En son eseri Türkiye’nin Kaderi’dir. Burada Adalet Partisini kötüleyen kısımlara rastlanır. Sayın Süleyman Demirel’in Adalet Partisi başkanlığına gelişi, Masonluk hakkında bir kitap yazmasını gerektirdi; şimdi onunla meşguldür.

Siyasete CKMP’de Bölükbaşı’nın bir telefon çağrısı ile 1960 yılında girdi. İhtilâl sonu, temsilciler meclisinde CKMP’ye ayrılan 25 kişilik kontenjandan birisi için yapılan daveti aşk ile, şevk ile kabul etti. Kurucu Meclis, arkasından Millet Meclisi çalışmaları başarısız geçti denemez. Mecliste çalışıyor, seçmenlerle teması muhafaza ediyor, lideri ile iyi geçiniyordu.

Yasama görevi yanında, fıkra yazarlığını da başarı ile yürütüyordu. Liderinin arzu ve ısrarı ile onu öven yazılar yazıyordu. En demokratik lider olarak anlattığı insan birkaç ay sonra partisini terkedip gitmiş, yazarımız ise onu yeren şiddetli yazılar kaleme almaya başlamıştı. İyi tesir etmedi bu yazılar. Türk halkı bu kadar kısa süre içinde yapılan dönüşleri ya dar görüşlülük veya karakter zayıflığı olarak görüyordu.

Demokrat Parti iktidarından haksızlık görmüştü. Bu yüzden onu ve devamı saydığı Adalet Partisini sevmezdi. Demokrat Partiye zaafı olan bir başka milletvekili ile ağız kavgaları ve birbirlerine yağdırdıkları hakaretler karşısında arkadaşları ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. CHP’yi sevmez fakat beğenirdi. AP’yi ise hem sevmez hem beğenmezdi. <<CHP hiç değilse bir partidir, onunla anlaşılabilir ama AP parti değildir. Karmakarışık bir çorbadır, onunla ortaklık olmaz>> sözü onundur. Bu yüzden İsmet Paşa hükümetinin bütçesine kırmızı oy vermemiş AP’li bir koalisyon hükümetine şiddetle muhalefet etmiştir.

Hasta idi, yaşlanmıştı. Gazetede fikirlerini yazmak imkânı be kendisine yetecek kadar dünyalığı vardı. Fakat hırs-ı piri onda da başgöstermiş, yeniden seçilebilmek için sağlam oyu olan parti gerekmişti. Hısımlarının sevmediği Türkeş ‘i sevemezdi ve ona güvenemezdi. Büyük kongrenin toplanması kararını fırsat bildi, partisinden çekilip çorba dediği AP’nin içine daldı.

Bir zamanlar gazetede “hülle” işini tartışmış, okuyucularını ikna edememişti. Hullecilerin çok olduğu partide hülleyi iyice öğrenecek ve yeni liderinin yardımı ile Masonluk kitabını bitirebilecektir.



Havadis, 13 Ağustos 1965.

Fazilet Örnekleri: 3
Yazan: Şehirli

İtidal Unsuru
[Hasan Dinçer]

Bazı akarsular görürsünüz, koşar gibi değil, kımıldar gibi akarlar. Sakin, durgun, telâşsız ve gösterişsiz… İnsanlar da vardır. Çok şey istemezler, düşünmezler, -itirazları yumuşak, tartışmaları sessiz, reaksiyonları geç olur. Birinci adam olmayı, önde görünmeyi istemezler. Tanrı onları geriden gitsinler diye yaratmış sanki. Bu yüzden hataları da az olur. İyi bir öncünün yanında kuvvetli bir fren vazifesi görebilirler.

Böylesine bir insandı. Hakimlikten politikaya, politikadan avukatlığa ve sonra tekrar politikaya dönmüştü. Yeniden meclise girişi dostlarını sevindirmişti. Partisi içinde aklı selimi, ağır başlılığı ve efendiliği ile saygı telkin ediyordu. Çoktandır arasının açık olduğu lideri ile de barışmıştı. Böylece kendisini yormadan teşriî görevini rahatlıkla ifa ediyordu.

Günün birinde parti başkanlarının huysuzlaşması ve partiyi terketmesi onun rahatını kaçırıverdi. İş başa düşmüş, istemediği halde parti kendisine kalmıştı. Fakat bu netice onun karakterini değiştiremezdi. Partinin teşkilâtı selefi tarafından tahrip ediliyor, eşyalar yağma ediliyordu. Bunlara ses çıkarmadığı gibi, açık enerjik bir mücadeleye de girmedi. Ortak hükûmete girmiş, önemli bir görev almıştı. Bu görevin kendisine göre olduğunu düşünüyor, parti işlerini mühimsemiyordu. Gelip çatan mahalli seçimlerde itidal partisiyiz, muvazene partisiyiz ve akıllı uslu partiyiz sloganlarını benimsemiş, konuşmalarını bunlar üzerinde oturtmuştu.

Seçim sonuçları alındı. Parti sonuncu gelmişti. Dinamizme, yeni bir hamleye yaratılışı uygun değildi. Esasen bu işler onu iyiden iyiye sıkmağa başlamıştı. Bir münasibine devrini düşünüyordu. Kongre bu yükü omuzlarından aldı. 1948 yılında bir hata yapmıştı. Demokrat Partiden ayrılmıştı. Gerçi bir ara, bu hatasını tamire karar vermişti fakat kararın uygulanması ve ilânı ihtilâl dolayısıyla mümkün olmamıştı. En iyisi Demokrat Partinin devamı ile birleşmekti; böylece itibarlı bir anlaşma yapıp, rahatlıkla ön safta bulunması kabil olabilirdi. Teklifini Genel İdare Kuruluna kadar getirdi, arkadaşlarına fikrini açtı, fikrini olgunlaştıramamıştı, beklemeyi uygun gördü.

Alparslan Türkeş’in Genel Başkanlığa seçilmesi tekrar bir fırsat verdi. Kendisi statükocu, diğeri hamleci idi. Onun mevcudu korumak, itidal ve muvazeneyi muhafaza düşüncesi yanında, öteki, yeni bir nizam istiyordu. Ne olur, ne olmazdı, başı derde girebildi. Bu sebeple sevmediği halefini de yanına alıp, selefi Bölükbaşı’nın yolunu tuttu. Partiyi kolayca terketti. Bakanlığı bırakışı daha geç ve çok daha güç oldu.

Bu gün, elinde CKMP’den alınmış iyi hal belgeleri, yanında arkadaşları olduğu halde ağa kapısının kendilerine açılmasını bekliyor…



Vatan, Mehmed Kemal, 17 Ağustos 1965.

Partiden partiye

Fikirden yoksun olan ve milletvekilliğinden başka bir şey düşünmiyenler gün geçtikçe belli olmaktadır. Hele bunların en tipik örneğini CKMP den koparak AP ye geçenler vermektedirler. Bunlar artık ipliği pazara çıkan politikacılardır.

Payları yok

Dün söylediklerini bunlar bu gün yalamışlar, fikir ve politika onurundan payları olmadığını ispatlamışlardır. Bırakın gündelik konuşmalarındaki AP düşmanlığını, birkaç ay önceki resmî demeçleri bile bunların AP ile ilintili olmadığını gösterir. AP de zerrece uzak görüşlülük bulunduğunu sezsek, bunları politika pazarında rezil etmek için partiye alıyor, deriz. Ama sanmıyoruz. AP spekülatif ve fırsatçı her hareketin arkasındadır. Belki bundan da medet ummaktadır.

Söyliyebiliyor

İçlerinde bir Seyfi Öztürk var ki, daha düne kadar hükûmet içinde görev almıştı. Hükûmet içinde görev almak demek meselelere ciddiyetle eğilmek demektir. Bu zat milletvekilliği kapmak için tesadüfen kendisine verilen hükûmet etme geçmişini bile unutarak bakın neler söyliyebiliyor:

<<- Demokratik düzeni temelinden sarsmak istiyen, sınıf kavgasını her gün artan bir hızla tahrike yeltenen komünistlerle dikta heveslisi maceracılar millet hayatına, millet huzuruna musallat olmuşlardır.>>

Bir partiye girerken tafralanıyor ve sözde ciddî sözler söylemek istiyor.

Tahtaravalli Uzmanı

Partiden partiye geçen tahtaravalli uzmanı <<demokratik düzeni temelinden sarsmak istiyen, sınıf kavgasını her gün artan bir hızla tahrike yeltenen…>> diyeceğine kolayından <<ben bir partiye girmek zorundayım, bir şeyler de söylemem gerekiyor, aklıma bunlar geldi…>> dese daha isabetli ve samimi davranırdı. Ama böyle yapmıyor ve basıyor dumanı… Moda ne kadar lâf varsa sıralıyor. Oysa bu zat, hükûmette hükûmetcilik etti. Demezler mi kendisine, madem demokratik düzeni temelinden sarsanlar vardır, sınıf kavgasını her gün artan bir hızla tahrike yeltenenler vardı, ne güne tedbirini o zaman almadın?. Hükûmete bir düzeni sarsanlara karşı teklif götürmedin?.

Ama gözlerini mebusluk karartmış, kendisine böyle sorular sorulacağını düşünmez bile..

Ne yapacaksınız böylelerine.. En iyisini yine Türkeş söylemiş..

Ajan mı?

Türkeş partiler arasında tahtaravalli oynuyan bu gibilerini ajan olarak niteliyor. Ve <<- AP ye girmiş olan bu eski CKMP li vatandaşlar, partiye girişlerinde (AP ye) söyledikleri sözlerle bu partiye çoktandır bağlı bulunduklarını ve aşık olduklarını ifade etmişlerdir. O halde bugüne kadar CKMP saflarında başka bir partinin ajanı olarak hareket etmişlerdir.>> diyor.

Ardından Türkeş, siyasî ahlâk ve siyasî onur meselesine değinerek şunları ekliyor:

<<- Onlarla (yani AP ye geçenlerle) bir çok zaman beraber olarak yaptığımız görüşmelerde AP aleyhine söylemiş oldukları sözleri biz hayatımız boyunca hiç kimse hakkında hayalimizden bile geçirmiş değiliz. AP’nin aleyhinde söylemiş oldukları sözleri biz hayatımız boyunca hiç kimse hakkında hayalimizden bile geçirmiş değiliz.>> AP nin gözünde yeni olan bu adaylar, Türkeş’in gözünde de bu!...

Sarsılır

Demokratik düzeni sarsanlardan söz edenler aslında demokratik düzeni kendileri sarsmaktadırlar. Çünkü demokratik düzen ona saygılı olanların, fikir söyliyenlerin, halkı kandırmayanların yarattıkları bir düzlem üzerinde oturur. Yoksa mebusluk elden gider gibi olunca, o partiden bu partiye hiç bir sakınca duymadan geçebilenlerin elinde demokratik düzen dejenere olur. Bu düzene, bu düzene saygıları olanlar güvenlerini yitirirler. Bilmiyorum Eskişehirli seçmenler hangi partinin listesinden karşılarına çıkarsa çıksın, Seyfi Öztürk’e ne diyeceklerdir. Ama her şeyden önce demokratik düzen, bu düzenin sarsıldığını iddia eden tarafından sarsılacaktır.

Kapağı Atanlar

Bu gibileri beraber çalıştığı için çok iyi tanıması gereken Türkeş’in bir cümlesi ile bunları tanımlıyalım:

<<- Bugün halk çoğunluğu, bir takım yanlış tahriklerle bazı partilere yığılıyor diye, aman o tarafa kapağı atıp çıkar sağlıyalım düşüncesinde olanların imkân olmayacağı kanısındayız.>>

Bunlar halkı oy soygunculuğu ile uzun süre aldatacaklarını sanıyorlar. Aldatamıyacaklardır. Bunların ağababaları da bir süre önce aldatmıştı. Sonu ne oldu? Onlar belki unutmuş görünürler. Ama Türkiye’de unutmuyanlar vardır. Bekliyen akıbet de, temenni etmeyiz ama, ilk aldatmacanın akibeti olacaktır. Yalan dolan uzun süre hiç kimsenin sermayesi olmamıştır ki, bunlar sermaye edinsinler ve yeni dükkân açsınlar. Bu dükkânın da sonu iflâsla bitecektir.

Bunlar Türkeş’e faşist diyorlardı ya, galiba faşist olan kendileridir.



ÖTÜKEN DERGİSİ – NEJDET SANÇAR’IN İFŞAATI


Ötüken, 24 Eylül 1965, Sayı, 21, Sahibi: Atsız.

Milliyetçi Umumî Efkâra Bir Açıklama

Bir Parti Mücadelesine Ait Bazı Gerçekler

Siyasetin gayesinin, millete ve vatana hizmet esasına dayandığı muhakkaktır. Bir toplumun siyasî hayatında vazife alanların, içeride ve dışarda millet menfaatlarını ön plânda tutmaları, bu bakımdan, bir zarurettir. Oturmuş toplumlarda bu, böyledir. Bu seviyeye erişmemiş memleketlerde ise, siyasetin mânâsı, şahıslar veya zümreler için çıkarlar sağlama yoludur.

Bizde siyasetin, asıl gayesinden çok uzaklarda sekmekte olduğu malûmdur. Çamaşır değiştirir gibi parti değiştirenler, yıllarca aleyhinde atıp tuttuğu bir partiye girer girmez (birkaç yüz fazla aldığı takıma transfer olan futbolcuların: <<Şimdi ideal renklerime kavuştum!>> tarzında lâflar etmesi gibi) eski partisine yüklenip yenisini göklere çıkarmakta hiçbir ahlakî sınır tanımayanlar, bu sekmenin artık tiksinti veren örnekleri olmuştur.

Ancak, bu yakın günlere kadar, kaypak ve çıkarcı siyasîlerin bu gibi hareketlerinde hedef, daha çok partiler oluyor. Fakat, 1965 yazında, bir siyasî partinin iç bünyesinde görülen bir kaynaşma dolayısıyla meydana gelen olaylar, şimdiye kadar alışık olduğumuz partiler arası sayışıp sövüşmeleri aşarak, tanınmış bir Türk milliyetçisinin şahsında Türk milliyetçiliğine karşı bir saldırı mahiyetini aldı.

Olay malûm: Türkeş ve birkaç arkadaşı, vaki davet üzerine CKMP ye girmişler ve Parti Genel Kurulu’nun verdiği bir kararla, Temmuz ayı içinde olağanüstü bir kurultay toplanmasına karar verilmişti. Türk milliyetçisi Türkeş’in CKMP genel başkanlığına aday olacağı ve kuvvetli bir ihtimal ile seçilerek partinin başına geçeceği anlaşılınca, sanki siyasî partilere genel başkan olmak için mutlaka milliyetçilik seviyesinden yoksun veya kökü dışarda birtakım teşekküllere mensup olmak, yahut Türkçülük düşmanı bulunmak şartmış gibi, her taraftan kendisine saldırılar başladı. Bu arada, CKMP mensuplarından birtakım ileri gelenler de, önce akortsuz sesler çıkarıp, sonradan berikilerle aynı safta birleştiler. Bir Türk milliyetçisi olan Türkeş; faşistlik, nazi usulleriyle çalışmak, korkunç fikirler sahibi olmak filân gibi, ancak komünistler tarafından ileri sürüldüğü takdirde akla yakın sayılacak iftiralara hedef oldu.

Halbuki bir Türk milliyetçisi için faşistlik, nazi usulleriyle çalışmak yahut memleket için kötü fikirlere sahip bulunmak gibi şeyler bahis konusu olamazdı. Bir Türk milliyetçisi, milletine ve yurduna hizmet etmekten başka bir fikrin sahibi olamazdı. Bu iftiralar ve benzerleriyle herhangi bir siyasî değil, siyasî hayatının başlangıcında bir Türk milliyetçisi ve onun şahsında milliyetçilik vurulmak istenmişti.

Her propagandanın, az veya çok, bir etki yapması mukadderdir. Bu iftiraların da tesirsiz kalmadığı ve kalmayacağı, yani milliyetçi umumî efkârda bazı tereddütler yaratacağı muhakkaktı.

Burada, 1964 yılının ilk aylarında geçmiş ve tanıklarının sayısı yirmiye yakın bir toplantıdan bahsetmek suretiyle hem partiler tarihimizin bir yönüne ışık tutmak, hem saldırıların nasıl bir iftira temeline dayandıklarını ortaya koymak, hem de gerçek bir Türk milliyetçisinin ahlâk dışı hareket yapmasının imkânsızlığını gözler önüne koymak istiyoruz:

Kıbrıs olaylarının patlak vermesinden sonraki ilk aylar içinde… O zamanki Çankırı milletvekili ve Meclis Reis Vekillerinden Nurettin Ok’un evinde, Mart ayının bir gecesinde bir toplantı tertip edilmiş bulunuyor. Toplantının gayesi, Türkeş ve arkadaşlarının partiye bir an önce girmelerini sağlamak.. Nurettin Ok’un, Kavaklıdere’de Meneviş Sokağındaki kira ile oturmakta olduğu dairesinde yirmiye yakın insan toplanmış.. Büyük çoğunluk CKMP li.. Başta ev sahibi Ok olmak üzere Hazım Dağlı, Mustafa Kepir, Mehmet Altınsoy, Seyfi Öztürk, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu, Ramazan Demirsoy, Rahmi İnceler, Fuat Uluç, Mustafa Kemal Erkovan vesaire.. İkinci bir grup da Alparslan Türkeş’i temsilen toplantıya katılan Rifat Baykal, Muzaffer Özdağ ve Numan Esin…

Toplantının bir tarafsız başkan tarafından idaresi uygun görülmüş ve iki tarafın da dostu Nejdet Sançar üzerinde mutabık kalınmış. Nurettin Ok’un kapı komşusu Nejdet Sançar, toplantıya o gece misafiri bulunan Türkçü şair Refet Körüklü işe birlikte geliyor ve oturum saat 20.00 sularında açılıyor.

İlk olarak CKMP liler konuşuyorlar. Mehmet Altınsoy, Mustafa Kepir ve Hâzım Dağlı, çok samimi ve tesirli sözlerle meseleyi ortaya koyuyorlar. Sözlerinin özeti şu:

CKMP mazisi ve haliyle, bütün partiler içinde gerek tüzüğü ve gerekse mensuplarının büyük çoğunluğunun fikriyatıyla en milliyetçi olan partidir. Ancak, yıllardan beri gerçek bir lidere sahip olamadığı için, Türk siyaset hayatında hakkı olan yeri alamamış, aksine ilgisizlikten ve diğer bazı sebeplerden ötürü daha da zayıf düşmüştür.

Türkeş ve arkadaşları partiye katıldıkları takdirde durum değişecektir. Hem parti gerçek bir lidere sahip olmak imkânını kazanacak, hem de bu milliyetçi ve enerjik grupla yeni bir hareket meydana gelecektir.

Biz milliyetçi insanlar olduğumuz için, milliyetçi Türkeş’i ve arkadaşlarını istemekteyiz. Elele verip Türk siyasî hayatında milliyetçilik ülküsünü hâkim kılmak emelindeyiz. Arkadaşlarımızı bunu için partiye davet ediyoruz. Yalnız artık bekleyecek vakit kalmamıştır. Bu iltihak gecikmeden olmalıdır!

Bu sözlerin çok samimi olduğundan şüphe etmeye imkân yoktu. Çünkü söz sahipleri, Türkçülük dâvâsının eski yolcuları idi. Başta Mehmet Altınsoy olmak üzere bu samimi insanlar: <<Bizim siyasî hayatımız bu partide başladı ve muhakkak bu partide bitecek. Arkadaşlar gelirlerse parti büyür, güçlenir. Gelmedikleri takdirde CKMP bugünkü şartlar içinde siyasî hayatta fonksiyonu kalmayan bir parti haline düşerse, bizim siyasî hayatımız da parti ile birlikte sona erer!>> diyorlardı.

Türkeş’i temsil eden üç eski subayın konuşmalarında beliren fikrin özeti ise şuydu:

Biz CKMP ye girmek istek ve kararındayız. Çünkü bu parti siyasî hayatımızın tek milliyetçi teşekkülüdür. Mensuplarının çoğunluğu da milliyetçilerdir. Ancak, bugün mevcut bazı şartlar, hemen CKMP li olmamıza engel teşkil ediyor. (İleri sürülen sebepleri şimdilik açıklamıyoruz.) Bu sebepten partiye iltihakımızda acele etmeyelim. En iyi zamanı bekleyelim. Fakat o ana kadar da irtibatımızı muhafaza ederek, ilerisi için bazı hazırlıklarda bulunalım.

Özetlediğimiz bu fikirler, dört saat kadar süren ve hatiplerin teker teker konuşmalarıyla ortaya koyduklarının sonuçlarıdır. Bu suretle iki taraf esasta anlaşmış oluyor, ancak zaman meselesinde birleşemiyorlardı. Türkeş’i temsil eden grubun ileri sürdüğü engellere karşı tarafın mukabil fikirleri de kuvvetli görülüyordu. Bu, hemen partiye girme hususunda en ateşli konuşmaları ev sahibi Nurettin Ok ile Seyfi Öztürk yapıyorlardı. Her ikisi de gecikmenin doğru olmadığını, Türkeş’in bir an önce partinin başına geçmesinin zarurî olduğunu ısrarla tekrarlayıp duruyorlardı. Seyfi Öztürk, çay için verilen küçük aradan faydalanarak Nejdet Sançar’ın yanına gelmiş ve : <<Hocam! Bu işi geri bırakmak asla doğru değil. Siz Türkeş Bey’in yakınısınız. Kendisine baskı yapıp bu işi bir an önce gerçekleştirirseniz milliyetçiliğe ve millete büyük hizmet olur!>> diyordu.

Son sözü söylemesi kendisinden istenince, Nejdet Sançar, CKMP lilerden iki hususun açıklanmasını istedi:

a)Türkeş ve arkadaşlarının partiye girmeleri isteği umumî bir dilek midir?
b) Bu istek gerçekleştiği takdirde, parlamento mensuplarından istifa eden olabilir mi?

İsteğin en yüksek kademede kararlaştırıldığı ve dilek gerçekleşince Kaflı ve Karasaban gibi bir iki kişinin ayrılabilecekleri, fakat bu ayrılmaların partinin aleyhine değil, lehine olacağı da bu suretle ortaya konmuş oldu.

Nejdet Sançar, iki tarafın da çok makul fikirler ileri sürdüklerini, bu bakımdan her iki tarafı da, başka başka açılardan, haklı saymak gerektiğini, esasta anlaşma olduğuna göre, partiye giriş işini bir süre geri bırakıp bu müddet içinde ileriye ait meseleler üzerinde ortaklaşa çalışma yapılmasının uygun olacağını söyledi.

Ve toplantı bu hava içinde sona erdi.

* * *

Tanıklarının büyük çoğunluğunun adlarını vermek suretiyle ana çizgileriyle naklettiğimiz bu toplantıdan çıkarılacak sonuç meydandadır.

Türkeş’in CKMP ye girişi, partinin yüksek kademesinde verilen karar sonucu vaki davet üzerine olmuştur. Sonradan aleyhinde bulunanlar dahi bu girişin gecikmemesi için gayret sarfetmişlerdir. Partinin Temmuz kurultayı sırasında fiskoslarla ve gazetelere verilen demeçlerle yaratılmaya çalışılan hava, hiçbir ciddî ve ahlâkî temele dayanmayan şeylerdir. Türkcülük düşmanı çevrelerde hazırlanan plân ile malûm kampanya açılmış ve gerçekle en küçük bir ilgisi bulunmayan yalanlar ve iftiralar ile umumî efkâr bulandırılmaya çalışılmıştır. Fakat ne yalan ve iftiralar, ne de başka yollardan yapılan tahrikler, bir milliyetçinin şahsında Türk milliyetçiliğini vurmaya çalışanlara bir şey sağlamıştır.

Gerçek budur. Milliyetçi umumî efkâr bu gerçeği bilmeli ve âdî menfaatçıların adlarını da aklının unutulmayacak bir köşesine yazmalıdır.



Ötüken, Nejdet Sançar, 24 Eylül 1965, sayı 21.

Türkeş Hakkında

27 Mayıs hareketine kadar yalnız dostları, arkadaşları ve yakınları tarafından tanınan Alparslan Türkeş, bu tarihten sonra Türkiye’nin sayılı şöhretleri arasına girdi. Bu şöhretin lehte ve aleyhte olmak üzere iki yönlü olduğu bir gerçektir.

Sayısı hiç de az olmayan bir kütle için Türkeş, kendisinden bir şeyler beklenen bir insandır. Anadolu’da, Türkeş adı etrafında âdeta menkıbeler meydana gelmesinin bir sebebi de budur. Ancak, bu lehteki hüküm, aynı fikrin ve inancın ürünü değildir. Birbirinden az veya çok farklı hareket noktalarına dayanmaktadır. Bunların içinde en mânâlısı elbette ki, milliyetçi zümrenin ve bilhassa gençliğinkidir. Hayatta, Türk ülküsünün üstünde bir dâvâ tanımayan milliyetçilerin ve gençlerin, Türkeş adında, bu büyük dâvâ ile ilgili şeyler aradıkları bir gerçektir.

Diğer yandan, Türkiye’de, yine azımsanamayacak bir kütle için de Türkeş, çekinilecek ve hattâ korkulacak bir addır. Bu hükümde birleşenler için Türkeş, âdeta bir umacıdır.

Bir insan, bir memleket için hem bir ümit kaynağı, hem de korkulacak bir varlık olabilir mi?

Türkeş hakkındaki bu birbirine çok aykırı hükümler, bir yandan kendisinin gerçek kişiliği ile bilinmemesinden, diğer yandan da aleyhindeki kasıtlı propagandalardan ileri gelmektedir. Bu yanlıştan kurtulmanın tek yolu, menkıbelerle iftiraları bir yana itip, katı gerçeği öğrenmektir.

Türkeş’in gerçek karakteri nedir?

Kendisiyle yakınlığı bilinenler, bilhassa gençler, bu soruyu bana sıkı sık sormaktadırlar. Bir nice zamandan beri, küçük gruplara ağızdan nakletmekte olduğun gerçeği, yazı ile de tesbit etmem hususunda eskiden beri tekrarlanan istekler, son zamanlarda daha da artmış bulunuyor. Yakın günlerin Türkeş hakkındaki sistemli iftiralarını da dikkate alınca bu isteği yerine getirmek, artık, bir zaruret haline gelmiş oluyor.

* * *
Alparslan Türkeş ile yirmi yılı aşan bir zamandanberi sürüp gelen bir arkadaşlığımız var. Bu başlangıç tarihi 1944 tür. Türk milliyetçiliğinin o büyük ihanete uğradığı ve Türk milliyetçilerinden bir grubun hürriyetlerinin ellerinden alındığı, işkenceler ve zulümlerle dolu o uğursuz ve Türk tarihi için kapkara leke olan yıl..

Türkeş’i o tarihe kadar görmüş değildim. Sadece ateşli bir Türk subayı olarak adını duymuştum. O hürriyetsizlik günlerinde tanıştığımız zaman, henüz üsteğmendi. Tophane’deki askerî cezaevinde geçirdiğimiz uzun aylar, bizlere birbirimizi yakından tanıma imkânını vermişti. İşte, Türkeş ile arkadaşlığımızın ve dostluğumuzun temelleri o zaman atıldı. Bizi, birbirimize kopmaz bağlarla bağlayan, temeli Türklük sevgisi olan büyük fikir idi. Bu sebeple, arkadaşlarımız ve dostluğumuz, tek parti diktatörlüğü devrinde Türk milliyetçili suçu (!) ile yargılandığımız askerî mahkemede beraat ettikten sonra da devam etti.

Aşağıdaki satırlar, işte bu yirmi yılı aşan arkadaşlığın ve dostluğun hükümleridir.

Alparslan Türkeş, her şeyden önce bir milliyetçi, bir Türk milliyetçisidir. Fakat bu milliyetçilik, bizde örneği çok görülen şekilde, mânâ ve şuur kazanmamış bir milliyetçilik değildir. Türkeş’in milliyetçiliği sağlam ve ilmî temellere dayanan şuurlu bir milliyetçiliktir. Yani, fikir tarihimizdeki adı ile, Türkçülüktür. Bu sebepten, bütün gerçek Türk milliyetçileri gibi, Türkeş de, Türkçülüğün büyük menfaatlarını her şeyin üstünde tutan bir yaratılıştır.

Alparslan Türkeş, köklü bir kültür sahibidir. Bilhassa millî kültür bakımından örnek bir Türk aydınıdır. Bizde, mesleklerinde değer sahibi pek çok kimsenin dahi, millî kültür bakımından ne kadar yavan ve fakir oldukları malûmdur. Türkeş, iyi bir Türk subayı olarak yetişmeye çalıştığı yıllarda, bu çalışmayı sadece askerlik çerçevesi içinde bırakmamış, millî kültürün, insanı insan yapan hazinelerine de inmiştir. Samimî ve sağlam bir milliyetçi olmasında, bu köklü millî kültürün payı da büyüktür.

Alparslan Türkeş, kelimenin mutlak mânâsıyla bir asker ve onun da üstünde bir Türk askeridir. Askerliğe bütün varlığı ile bağlı olmasının ve Türk ordusunu bütün kalbiyle sevmesinin sebebi budur. Türkeş, Türk askerliğinin tarihî vasıflarına sahiptir. Akademiye giriş, akademiyi bitiriş imtihanlarında ve askerlikle ilgili başka sınavlarda daima üstün ve en üstün dereceler kazanmış olmasında, bu vasfının rolü büyüktür.

Alparslan Türkeş, parlak bir zekâya sahiptir. Meslek hayatındaki başarılarında bu parlak zekânın payı da mühimdir. Türkeş’in zekâsının asıl beğenilecek yönü, onun, en çok Türklüğün faydası yönünde işlemesidir. Yani bu, bizde örnekleri bol olan şahsî çıkarcı ve tilki kurnazlığı seviyesinde bir zekâ değildir. Toplumun ve milletin faydasını araştıran gerçek zekâdır.

Alparslan Türkeş, cesur bir yaratılıştır. Be cesaretin gerçek derecesi, savaş sınavlarında mihenk taşına vurulup da ölçülmüş değildir. Fakat, kendisini yakından tanıyanlar, Türklüğün büyük menfaatları gerektirdiği takdirde, Türkeş’in bu karakterinin hakkını verebilecek bir Türk oğlu olduğunda birleşmektedirler.

Alparslan Türkeş, dinî inançları sağlam bir insandır. Çocuklarının yalnız millî şuur ve terbiye ile değil, dinî inanç sahibi olarak da yetişmelerine gayret göstermesi, bundandır.

Alparslan Türkeş, daha bir çok insanlık vasıflarını şahsında toplamıştır. Şahsiyet sahibidir, olgundur, karakterlidir, iyi huyludur, naziktir, kibardır. Kaynağını Türklükten ve Türkçülükten alan şahsiyet ile kendisini tanıyanlar üzerinde büyük tesir bırakır. Millî davalarda arkadaş ve dostlarının kendisine karşı besledikleri büyük inanç, karakterinin kayalar gibi sağlam oluşundandır. Örnek bir aile reisi oluşu, dış çevrelerle olan münasebetlerinde dahi insanlık terbiyesinin gerekli kıldığı en küçük hususlara bile büyük dikkatle riayet etmesi de bundandır.

Ve nihayet Alparslan Türkeş, tam bir ülkü adamıdır. Onun, çok genç yaşlarında gönül verdiği ülkü, Türklük ülküsüdür. Milletimizin bütün gerçek ve samimî milliyetçileri gibi, Türkeş de, Türklük ülküsü ne hiçbir karşılık beklemeden hizmeti, hayatın tek ve en büyük mânâsı olarak bilir.

* * *

Türkeş hakkında tarafsız ve doğru bir hükme varmak isteyenler, kendisini bu açıdan ve bu gerçek vasıflarıyla değerlendirmeye çalışmalıdırlar. Çünkü, insanlar hakkındaki hükümler, hiçbir ciddî esasa dayanmayan menkıbelere veya iftiralara değil, onların karakterlerine, inançlarına, fikirlerine ve dâvâlarına dayanılarak verilir.

Türkeş konusunda gerçekle taban tabana zıt fikirlere sahip olanlar, onu, parti çıkarları gibi dar bir açıdan ele alanlar, yahut hakkındaki kasıtlı yalan ve iftiraları, akıl ve mantık süzgecinden geçirmek gibi bir insanî davranışa dahi lüzum görmeden kabul edenlerdir.

Milletlerini sevenler ve bilhassa gençler için şunu önemle belirtmek isterim ki mahiyetleri henüz iyice bilinmeyen bazı olaylar dolayısıyla veya Türklüğün büyük menfaatları yanında hiçbir değeri olamayan küçük çıkarlar öne sürülerek, kendisinde bir takım kusurlar ve hattâ suçlar bulmaya çalışanlara rağmen, Alparslan Türkeş, birer ferdi olmakla övündüğümüz büyük millete, büyük hizmetler edebilecek bir Türk oğludur.



Ötüken, Ötüken’den Sesler, 24 Eylül 1965, Sayı 21.

TÜRKEŞ VE ORHON

Türkeş’in CKMP ye girmesi ve arkasından genel başkan olması pek çok kişiye üzüntü oldu Türkeş’in bu başarısına kızanlar arasında çeşitli siyasî akide sahipleri var: TİP çiler, CHP liler, AP liler ve başkaları. Bu işe sevinenlerin başında ise milliyetçiler bulunuyor ki bu da pek normal.

Türkeş’in Türkeşliği elbette ki bir Türk milliyetçisi oluşundan geliyor. Milliyetçilerin kendisini desteklemesi ve milliyetçiliğin karşısındaki grupların aleyhinde oluşunun sebebi de bu. Ancak, bu arada, eski bir milliyetçi olan Orhan Seyfi Orhon’un da, son zamanlarda, sütununda Türkeş aleyhtarlığı yapmakta olması dikkati çekiyor ve bütün milliyetçileri haklı olarak üzüyor.

Son fıkralarından birinde Orhan Seyfi Orhon, Türkeş’i genel başkan seçiminde demokratik yoldan ayrılıp başka yollardan hedefe gitmekle suçluyor.

Doğrusu bu hükmü sayın Orhon’a hiç yakıştıramadık. Çünkü komünistlerin, Halk Partililerin ve emsalinin tekrarlayıp durdukları bu sözleri bu kıdemli ve muhterem Türk milliyetçisinin ağzına ve kalemine hiç yakıştıramadık. Ve yakıştıramıyoruz. Orhan Seyfi Bey, DP yi beğenebilir be onu tutan yazılar da yazabilir. Fakat DP yi tutmak, Türkeş aleyhine yazı yazmak şeklinde tecelli etmeli mi?

Türkeş’in son genel başkan seçiminde antidemokratik yollara başvurmuş olması iddiası tamamen hayaldir, tamamen yalandır. Tam bir demokratik seçim yapılmış ve karşı tarafın dalavereli yollara başvurmasına rağmen seçimi yine de Türkeş kazanmıştır.

Evet, gerçek budur. Bunun dışındakiler uydurmalara yazılarında yer vermek gibi hareketler sayın Orhon gibi ciddî insanlardan uzak olmalıdır:

Burada Orhan Seyfi Bey’e biz de bir müddet önce yapılmış bir başka genel başkan seçimini hatırlatmak istiyoruz: AP genel başkanlığı için bir süre önce yapılan seçimde Ankara otellerine yerleşen seçmenlerin otel paralarını ve yemek paralarını bir gizli el (!) ödemiş ve sonunda seçimi büyük sayı farkı ile Demirel kazanmıştı.

Sayın Orhon, o seçimin tam demokratik ve ahlâk kurallarına uygun olduğu düşüncesinde midir? Neticenin, şu veya bu yoldan, vicdanlara baskı yapılmadan alındığını iddia edebilir mi?

O halde, Türkeş için bu gibi lâflara ne lüzum var?


Ötüken, Ötüken’den Sesler, 24 Eylül 1965, Sayı 21.
NURETTİN OK’UN TRANSFERİ

Bizim, yüz lira fazla para verenin üzerinde kalan futbolcularımız, binlikleri cebe indirip resmî mukaveleyi imzaladıktan sonra, artık klişe haline gelmiş olan şu sözü söylerler: <<Nihayet özlediğim renklere kavuştum!>>

Eski CKMP li Nurettin Ok’un yeni partisine girer girmez: <<AP ile beraber olmak bizim için bir iftihar vesilesidir!>> demesi de bu futbolcu tekerlemesini hatırlatıyor.

Anlaşılan traş edebiyatı, spordan siyasete de atladı.



Ötüken, Ötüken’den Sesler, 24 Eylül 1965, Sayı 21.

BAY OK

1961 de CKMP den Çankırı milletvekili seçilen ve son günlerde partisinden ayrılarak AP ye geçen Nurettin Ok, tanıyanlar bilirler ki, çok sempatik bir delikanlıdır.

Bu sempatik delikanlı, bir bayram günü, kapı komşusu Nejdet Sançar’ı ziyaret ettiği zaman, söz Türkeş’in CKMP ye girişine gelince, heyecanla:

- Hocam! Türkeş Beyin partimize girişi çok iyi oldu. Eskiden bana <<niçin CKMP lisin?>> diye sorarlarsa, verilecek ciddî bir cevap bulamıyordum. Artık bu engel kalmadı. Bundan sonra: <<Partimiz milliyetçi olduğu için bu patidenim!>> diyebileceğim! demişti.

Acaba aynı soru şimdi: <<Niçin AP desin?>> şeklinde sorulsa, sayın Bay Ok, nasıl bir izah yapabilecek? Morisonculuktan mı, yoksa biraderlikten mi söz edecek?



Ötüken, Ötüken’den Sesler, 24 Eylül 1965, Sayı 21.

AHMET OĞUZ

Türkeş’in büyük kızı Ayzıt’ın, bundan sekiz dokuz ay kadar önce, Ankaranın büyük bir salonunda düğün töreni yapılmakta idi. CKMP liler, büyük bir masanın etrafında toplanmışlardı. Bir ara, birkaç masa ötede oturmakta bulunan Nejdet Sançar, CKMP liler tarafından, masalarına çağırıldı.

Ahmet Oğuz, Nejdet Sançar ile askerlik arkadaşı idi. Sohbet sırasında:

-Nejdet Bey! Toplantılar ne zaman başlayacak? diye sordu.

Toplantıdan maksat, Nurettin Ok’un evinde yapılan ve Türkeş ile arkadaşlarının bir an önce CKMP ye girmelerini sağlayacak olan toplantılar idi. Ve genel başkan Ahmet Oğuz, Nejdet Sançar’dan bu işin bir an önce sağlanmasını istemekte idi.

Evet, Ahmet Oğuz yedi sekiz ay önce böyle demişti. Askerlik arkadaşının, Türkeş ile olan dostluğundan böyle faydalanmak istemişti.

Ya sonrası?

Onu da erbabı bilsin..

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

Ziyaret -> Toplam : 107,19 M - Bugn : 7724

ulkucudunya@ulkucudunya.com