« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

SONRAKİ YAZI

HAREKETİN LİDERİ!...

25 Ağu 2017

Nurullah KAPLAN

01 Oca

2018

DEVLETİN BEKASI

01 Ocak 2018

Son zamanlarda giderek artan bir “beka sorunu” söylemiyle yüz göz olmaktayız, maalesef…
Maalesef çünkü, sağımız-solumuz, önümüz-arkamız, yanımız-yöremiz devletin bekası uğruna
nutuk irad edip, sayfalarca yazı döşenen yazar-çizer, televizyoncu-gazeteci, analist-stratejist,
doçent-profesör, milletvekili-bakan v.s.den geçilmiyor. Küçük Cem taifesinden tutun da
Nagihan’ın taifesine kadar hepsi beka çığırtkanlığında yarış halindeler.

Halbuki devletle, hele de devletin bekası ile işleri olmazdı bunların; hem de hiç olmazdı!...
Devletin, milletin bekasından bahsedildiğinde yüzleri ekşir, kırmızı görmüş boğa gibi sağa
sola saldırırlardı.

Ne zaman ki, ayakkabı kutularında dolarlar, sıfırlanamayan eurolar, sekizyüz milyonluk kol
saatleri ortalığa saçıldı; kime ne götürdüğü meçhul tırların bırakın yurtdışı operasyonunu,
yurtiçinde dahi nakliyesi yüzlerine gözlerine bulaştı; analar ağlamasın politikası iflas etti;
Emeviye Cami’sinde namaz kılma rüyası duvara tosladı o zaman mırın kırın devlet bekası
telaffuz edilmeye başlandı.

Ne istediler de vermedik dedikleri fethullahçıları devlete yerleştirmek için eğip bükmedikleri
kanun, yıkıp geçmedikleri kamu personel rejimi bırakmamışlardı. Sonra dönüp, aldatıldık
devlete sızmışlar teraneleriyle, milletin başına açtıkları beladan kendilerini sıyırıp, temize
çıkmak yolunda devlet bekasına sarıldılar.

Öyle ya, her ne yapıyorlarsa hepsini devlet-millet için yapıyorlardı(!). Devletin bekası için
iktidarda kalmalıydılar, başkanlık sistemi gelmeliydi, partilerinin başı başkan olmalıydı.
Yoksa, Hafazanallah...

Bilhassa 15 Temmuz sonrasında iktidar başörtüsü, alnı secdeli cumhurbaşkanı gibi iktidarı
tahkim edici argümanlarını devletin bekası ile ikâme etti. İktidar yanlılarının inansalar da,
inanmasalar da bu argümana dört elle sarılmaları anlaşılabilir. Ama pozisyonları gereği
muhalefette yer alan ve milliyetçiliği temsil noktasında olanların bu masala nasıl kandıkları
izaha muhtaç olmalı!

Onların izahatları bir yana, beka sorunu olabilmesi için öncelikle devletin olması gerekmez
mi, olmayan bir devletin beka sorunu olur mu? O bilindik, para basan, bayrağı, marşı, sınırları
belli bir toprağı olan devletten bahsetmiyorum; fena-fid’devle şahsiyetlerin hayat gayesi
olmuş devlet-i ebed müddet bildiğimiz devleti soruyorum… Bizim devletimizi, Türk Devleti'ni
soruyorum.
Savurmaya gelince biz kabile devleti değiliz deyip, binlerce yıllık devlet geleneğinden
bahsediyoruz ya, işte o devleti soruyorum! Onbeş yıldır yana yakıla geleneğinin son
kırıntılarını da “Eski Türkiye” deyip yıktığımız devleti soruyorum.

Dünyada 200 civarında devlet var. Ama, bunlarının çoğu sadece şeklen devlettir. Gerçek
anlamda devlet deyince, akla Çin, Rusya, İran gelir; Almanya, Fransa, İngiltere, Avusturya,
İtalya gelir; hâkezâ ABD, İspanya, İsrail v.s…

Bunlar bihakkın devlet olduklarından mesela Almanya’da kimse çıkıp da anayasadan Alman
lazfı çıkarılsın diyemez; Franda’da Fransız bayrağından rahatsız olup da, ne bu bayrak
fetişizmi, her yerde asılı bu bayraklardan tahrik olanlar var, asılmasın diyemez; İran’da kimse
Farslık bölücülüktür diyemez.

Çeçen yahut Ahbazların Moskova’da, Petersburg’da, Novgorod’da ellerinde bayraklarla
meydanlarda gösteri yaptığını, üniversitelerde kurtarılmış bölgeler kurduğunu; İngiltere’de,
İrlandalılar rahatsız oluyor devletin ismini değiştirelim United Kingdom olmasın diye
kampanya yapıldığını; Alman Başbakanının Fransa seyahatinde Alsace - Lorreina sokaklarında
ilk gördüğüne yaklaşıp, yılışık yılışık ben de aslen Fransız’ım, dedelerim buradan Berlin’e
göçmüşler dediğini; İtalyan hükümetinin önemli-önemsiz, sivil-asker bütün devlet kadrolarını
başka bir ülkenin istihbarat servisinin kucağındaki bir tarikatın üyelerine teslim edip, sonra da
devlete sızmışlar vâveylası kopardığını tasavvur edebiliyor musunuz?…

Yok, edemiyorsunuz, çünkü gerçek devletlerde bunların hayali bile muhaldir. Bunlar ancak
bizim gibi, devlet olduğunu zanneden ülkelerde mevzubahis olabilir. Sonra da kalkıp, biz
kabile devleti miyiz derler.. devletin bekası derler… Derler de derler…

İktidar yalakalarının, saray soytarılarının beka çığırtkanlığı devlet adına durumun vahametini
göz ardı edilmeyecek şekilde önümüze seriyor. Ancak vahametin daha da vahimi yandaşların
korosuna Türk Milliyetçiliğinin yegane temsilcisi iddiasındaki zevatın da katılıyor olması.

Türk düşmanlığı ile maruf, Türk Milliyetçiliği ayaklarımın altındadır, Türkçülük bölücülüktür
diyen, Türkiye Cumhuriyetine tahammülü olmadığından T.C. ibaresini kaldırmak için
kamudaki bütün tabelaları değiştiren, Türk Kızılay Maden Suyu isminden Türk’ü söküp atan
bu zihniyete devlet bekası masalıyla destek veriliyorsa sifonu çekmekten gayri yapacak bir
şey kalmamıştır. Devletin bekası bunlara kaldıysa zaten her şey bitmiş demektir, çekin sifonu
gitsin.. çekin!

Yazarın tüm yazılarını okumak için tıklayınız.

HARBİDEN
Efendi BARUTÇU

24 Nis 2018

Mehmet Akif İstiklal Marşı’nı yazmakla ‘milli şair’ sıfatını kazanmadı. Daha başından itibaren o, böyle bir çizgi üzerinde ilerledi. Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı boyunca da, benzer bir saygı ve kabul duygusu üretmekten asla geri kalmadı.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

14 Nis 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Nurullah KAPLAN

01 Oca 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 33,27 M - Bugün : 17147