« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

Yayına hazırlanan "1980 Öncesi Ülkü Ocakları Başkanları Başbuğ Türkeş'i Anlatıyor" isimli kitabımız için kapak resmi olarak okuyucular yukarıdaki resmi seçmiş bulunuyor; teşekkür ederiz...

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

TÛSÎ, Ebû Ca‘fer

Mustafa Öz, 03 Ara 2019

SONRAKİ HABER

Bu hukuksuzluk Türkiye'yi batıracak

Mümtaz’er Türköne, 22 Ara 2014

22 Ara

2014

Hukuka ve medya özgürlüğüne darbe

Erhan Başyurt 01 Ocak 1970

Türkiye’nin en yüksek tirajlı gazetesinin Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ve
5 ulusal televizyon kanalını bünyesinde barındıranSamanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karacatutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildiler.

Yöneltilen suçlamalar net bir şekilde hukuka ve medya özgürlüğüne darbedir…

Türkiye’de ifade özgürlüğünün bittiğinin delilidir.

Suçlamalara ilişkin maddi delil yok. Mantık örgüsü ve illiyet bağı yok. Hukuki dayanak yok.

İşte 3 maddede en çürük soruşturmanın detayları…

***

Birincisi, Tahşiye Grubu’na yönelik operasyonun düğmesine, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Nisan 2009 tarihli sohbeti ile basıldığı iddia ediliyor.

Televizyon dizileri, haber ve köşe yazıları ile “iftira” atıldığı, polislerin de “evrakta sahtecilik”suretiyle Tahşiyeciler’i gözaltına aldığı ileri sürülüyor.

Oysa Mehmet Doğan grubunu 2004’te MİT takibe almış. Gruba “Tahşiyeciler” adını da MİT koymuş.

MİT 2009’da dosyayı Emniyet’e intikal ettirmiş. Emniyet İstihbarat da Şubat 2009’da TEM Şube’ye intikal ettirmiş.

Yani Gülen’in uyarıları sonrası ortaya çıkmış bir grup veya çalışma söz konusu değil.

Hukuki dayanaktan yoksun 14 Aralık operasyonu için tamamen uydurma bir gerekçe üretilmiş.

Ancak savcılık, dosyanın düşmesine neden olacağı için şüphelilere sorduğu sorularda bu tarih silsilesini gizliyor.

MİT’in 2004’ten beri takip ettiğini ve Tahşiye adının isim babası olduğunu da saklı tutuyor.

Somut delil üzerinden değil, şüpheye dayalı “yasak sorgu” sistemi kullanılıyor.

***

İkincisi, Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca “talimat” alarak senaryoya ekleme ve yazarlara yazı yazdırmak ile suçlanıyorlar.

Ancak Savcılık, “talimat” alındığına dair tek maddi delil sunamıyor.

Yasa dışı bir dinleme kaydını, muhatapları yalanlamış olmalarına rağmen, “delil” gibi kullanmaya çalışıyorlar.

İlk ifadeleri alınanların aksine tepkiler gelince de Dumanlı ve Karaca’ya “yasa dışı kayıt” delil olarak sorulamıyor.

Şüpheliler arasında yer alan yazarlar ve dizi senaristleri de kendilerinin bir talimat almadıklarını ifade ediyorlar.

Dizi yapımcı ve senaristleri serbest kalıyor.

Gazete yazarları serbest bırakılıyor.

Ancak talimat aldıkları veya verdiklerine dair delil bulunmayan ve muhatapları da yalanladığı halde, Dumanlı ve Karaca “tutuklanmak” isteniyor.

Dumanlı’ya yöneltilen bir diğer suçlama da “Hocaefendi’nin söz konusu halka açık sohbetinin neden haberleştirildiği” şeklinde…

Ne zamandan beri kamuyu ilgilendiren aleni bir konuşmayı haber yapmak suç oldu?

Aynı konuşma Vatan ve Hürriyet gazetelerinde de yer almış. Onlar için “suç” değil mi?
Durumu daha da vahim hale getiren husus, Basın Kanunu’na göre Dumanlı ve Karaca’nın hiçbir sorumluluklarının olmaması…

Yazıyı yazan ve sorumlu yazı işleri müdürü hukuken mesuldür.

Yani apaçık bir hukuk katliamı yaşanıyor.

Bu tarz suçlamalar ile Türkiye’de tüm gazete ve televizyon yöneticilerini tutuklayabilirsiniz…

Yazarın yazısından, dizideki senaryoda geçen bir kelimeden suç üretir ve tüm medyayı baskı altına alıp Kuzey Kore’de olduğu gibi sindirebilirsiniz.

***

Üçüncüsü, operasyonun yapılması gerekçesini oluşturan Tahşiyeciler Grubu ile ilgili dava halen sürüyor. Yani elde edilen delillerin sahte mi gerçek mi olduğu bilinemez.

Bahse konu “polisin parmak izi” de iddia edildiği gibi bomba üzerinde değil bombanın bulunduğu poşet üzerindeymiş.

Arama anında poşete dokunan iki polis kendileri durumu savcıya bildirip, parmak izi verip, tutanak tutturuyorlar. Yani sonradan ortaya çıkmış bir husus da değil.

Usame Bin Ladin’in cihat çağrısına destek açıklamaları, silahlanma tavsiyesi, herkesi tekfir etmeleri, bombalar dışında bulunan diğer tabanca ve Kalaşnikoflar da deliller
arasında duruyor.

El Kaide’yi desteklemekle suçlananlar değil, tıpkı hırsızları yakaladığı için hedef yapılan polisler gibi, burada da MİT’in bildirdiği bir örgüte operasyon yapan polisler yargı önüne çıkarılıyor.

Kaldı ki savcılık dosya hazırlamış, hâkim karar vermiş. İtiraz yine hâkimlerce reddedilmiş.

Ama suçlanan gazeteciler ve yazarlar…

Polislere soruşturma için izni veren dönemin Emniyet Müdürü Oğuz Kağan Köksal ve İstanbul Valisi Muammer Güler şu an AKP milletvekili.

Toptan ve Güler, her ne hikmetse soruşturma dosyasından muaf tutulmuşlar.

***

Soruşturma dosyasının bu kadar hukuki dayanaktan yoksun olduğu yetmez gibi, özellikle gözaltındaki gazeteciler Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca’ya “psikolojik işkence” yapılmaya çalışılıyor.

Avukatları ile görüştürülmüyorlar.

Haklarındaki suçlama ve deliller kendilerine verilmiyor.

Sabah 06.00’da doktor kontrolüne götürülüyorlar.

Adliyede bodrumun yedinci katında, soğukta tutuluyor ve avukatları ile görüştürülmüyorlar.

Hatta Karaca’nın diyabet ilaçlarını yutabilmek için istediği bir bardak suyu bile vermiyorlar…

17 Aralık’ın üstünü örtmek için yapılan uydurma bir operasyonla, hukuka güven ve insan haklarına saygı sıfırlanmış, demokrasimiz ve uluslararası itibarımız yerle bir edilmiştir.

Ülkemiz geleceğine ve medya özgürlüğüne darbe vurulmuştur.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

06 Ara 2019

Sancak Dostları Vakfı Divan Sohbetlerinin bu haftaki konusu Konumuz `HUKUKUN ÜSTÜĞÜNLÜĞÜ VE HUKUK DEVLETİ`idi. Misafir konuşmacımız AHBV Hukuk Fak.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 56,72 M - Bugün : 27739