« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

KÖPRÜLÜZÂDE FÂZIL MUSTAFA PAŞA

Abdülkadir Özcan, 19 Ağu 2019

SONRAKİ HABER

Türkiye’yi dünyaya rezil etme operasyonu!

Abdülhamit Bilici, 22 Ara 2014

22 Ara

2014

Celladımızı beklerken

Nuriye Akman 01 Ocak 1970

Tanığım; dışarıda ve içeride dillendirilen ana slogan “Özgür basın susturulamaz” ile “Tarih bunu da yaz” idi. Operasyona uğrayan bir gazete için bundan daha yumuşağı ve haklısı bulunamazdı herhalde. Ancak sabah gazeteye gelen polis memurları bu kadarından bile ürkmüş, can güvenlikleri tehlikede sanıp yukarı çıkmamışlardı. Oysa yukarıdaki iklim bambaşkaydı.

Asalet çiçeği zor zamanlarda açar. Genel Yayın Yönetmeni’mizin gözaltına alındığı pazar günü gazetemiz çiçek bahçesi gibiydi. Polislerin dönüşünü öfkeyle değil, sabırla bekledi herkes. Kimi eşofmanlarıyla, kimi damatlık giysileriyle gece yarısı ekmek teknelerine koşmuştu. Zulüm tarihinin bu sahnesine tanıklık ederken, direniş ahlakından ödün vermeyeceklerdi.

Aralarına öğleye doğru katıldım. Bütün geceyi uykusuz geçirdikleri halde yüzlerde tebessüm vardı, beden dillerinde metanet. Destek için gelenler kucaklanıyor, izzet ikramda kusur edilmiyor, hal hatır soruluyordu. Sanırdınız bayram kutlaması yapılıyor. Korkunun izini aradım gözlerde, bulamadım. Herkes duasını kalbinde saklıyordu. Aşkolsun, hüzün bu kadar mı güzel taşınırdı.

Fakat evham bastı içimi; ya onca kalabalığın arasına karışan art niyetli bazı kişiler oraya buraya silah veya sahte belge bırakır mı, çirkin sözlerle kışkırtıcılık yapar mı, birileri de nefsine yenilip asalet çiçeğini soldurur mu? Hayır, saatler sonra polisler yeniden teşrif ettiklerinde hançerelerden intikam yemini yükselmedi. Dördüncü katta, merdiven başında bekleyenler arasındaydım. Kültür ve Sanat Editörümüz Ali Çolak’ın görevlerini yapan memurlara “Hoş geldiniz” dediğini duydum, gözlerim yaşardı.

Ah keşke dedim, vaktiyle başka gazetecilere reva görülen bu muameleye “N’ayır, n’olamaz” diye karşı çıkılabilse, sivil darbeden söz edenlere kulak verilseydi. O dönemde köşe yazmadığım için bilemiyorum, ben bu tavrı gösterir miydim? Hani hükümet üyeleri “Cemaat bizi kandırdı” diyorlardı ya, aslında kandırılan bizdik. Usulün esastan önce geldiğini bilmiyorduk. Kurşunun adres sormadığını tarih defalarca göstermişti de biz ders almamıştık.

Şimdi şerrin hayra dönük yüzünü okuma zamanı. Hiç gocunmadan hem de. Sistem bozuksa, ayak basılan bütün zeminler kaygandır. Solculuk sağcılık, Kemalistlik liberallik, şu particilik bu particilik işe yaramaz; yer yarılır aniden, içine düşersiniz. Aidiyet bağlarınız sizi kurtaramaz. Suçlayan devletse, bin düşünüp bir söylemek, suçlanan kim olursa olsun kılı kırk yarmak lazım. Bugün sizden yanaymış gibi davranıp seçilmiş düşmana sizin ellerinizle taş attıranlar, yarın taşlanacak şeytan olarak sizi işaret edebilirler. Uyanık kalacaksınız her daim, kutuplaşma tuzağına düşmeyeceksiniz. Fikirlerinizle en uyuşmayan insanlara dahi “başımıza bir hal gelirse seslerini en önce onlar çıkarır” güvenini vereceksiniz.

Yetmez. Aranızda bu olgunluğu göstermeyenler varsa onları eğiteceksiniz. Yanlışa düşenler çıkarsa, kol kırılır yen içinde kalır demeyip derhal dışlayacaksınız. Toplu suçlama kadar toplu savunma da bela getirir. Özeleştiri ise yapanı küçültmez, aksine güçlendirir. Dünyaya siyah-beyaz gözlüklerle değil çıplak gözle bakarsanız hayatın ara renklerini de teşhis edersiniz. Buysa hata yapma katsayınızı düşürür.

Mağrurları gökte, mağdurları yerde tutan bu yamuk teraziyi düzeltme sorumluluğu elbette sadece Cemaat’e ait değil. Hükümetin operasyon gerekçelerine makul bir şüpheyi bile çok gören seçmen kitlesi, “oh olsun” sevinciyle meslektaşlarına yapılanları kayıtsız şartsız destekleyen medya, henüz TV dizileri takibata uğramayan yapımcılar, senaristler... Artık kimse güvende değil.

“Devletin egemenliğini ele geçirmek” gibi her kesime, herkese kolaylıkla giydirilebilecek deli gömleğini yırtmanın tek yolu hukuku bütün kural ve kurumlarıyla tesis etmeye çalışmak. Sayısal gücün, yatay ve dikey büyümenin değil saf adaletin talibi kesilmek. Aksi takdirde hizmetkârımız olması gereken devlet hepimizin celladı olmaya devam edecek. Ne zaman nasıl hangi kılıkta karşımıza çıkacağını hiç bilemeyeceğiz. Unutmayalım, gün geceyle başlar. Karanlığı idrak edemeyen, aydınlığa kavuşamaz.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

08 Ağu 2019

12 Mart 1971 Askeri muhtırası ile bütün üniversite ve yüksek okullardaki Ülkü Ocakları, Hür-Genç, Dev-Genç ve benzeri kuruluşlar kapatılarak faaliyetlerine son verildi.

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 53,20 M - Bugün : 38252