« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Babalar Günü

, 17 Haz 2019

SONRAKİ HABER

Apo ne ister?

Hasan Pulur, 16 Haz 2014

16 Haz

2014

Müzakere sürecinin ismini koymak

Gökhan Bacık 01 Ocak 1970

Kürt meselesini çözmek için yürütülen müzakere sürecinde üç temel soru işareti bulunuyor:

Birincisi, müzakere sürecinde varılmak istenen ve “PKK etrafındaki Kürtler”i nihai barışa ikna edebilecek final sonuç nedir?

Türkiye ve PKK’nın merkezinde olduğu Kürt siyaseti somut hangi ajandayı müzakere ediyor?

Ne hükümet varmak istediği nihai sonucu telaffuz ediyor ne PKK tarafı elde etmek istediği nihai neticeyi deklare ediyor.

Aksine her iki taraf sonu gelmeyen sözel peşrevleri devam ettiriyor.

Siyasetin doğası açısından bu söz peşrevleri elbette anlaşılır. Hükümet de Kürt tarafı da taktik hata yapmak istemiyor. O nedenle kullandıkları siyasi söylemin temkinini anlamak mümkün.

Öte yandan belki de ne hükümet ne PKK tarafı sürecin nereye gideceğini biliyor. Bir ihtimal karşımızda “MİT ve PKK yönetimi arasındaki güçlü diyaloğa” güvenilerek çıkılan iyimserlikle başlanmış süreç var.

Ancak gelinen nokta itibariyle her gün üzerine konuşulan ancak dinleyenlere açık şeyler ifade etmeyen bir süreç muhabbeti ile karşı karşıyayız.

Öcalan’ın statüsü

İkinci soru, Öcalan’ın statüsüdür. Alınan sinyallere göre Kürt hareketi Öcalan’ın durumunun değişmemesini içeren bir çözümü kalıcı görmüyor.

Şimdi güçlü biçimde dile getirilmese bile ilerleyen dönemlerde Kürt tarafı Öcalan’ın statüsünü olmazsa olmaz bir şart haline muhtemelen getirecektir.

O zaman şu soru ile karşı karşıyayız: Türkiye Cumhuriyeti, bir zamanlar “devletin bir numaralı düşmanı” ilan ettiği Öcalan’ı ne yapacak?

Türk devletinin ne yapacağı belli olmaz! Ancak devlet, bu konuda kendi içinde “Öcalan konusunda takip edeceği yolu” bir an önce belirlemelidir. Daha sonra bu kararın toplumsal açıdan olumlu/olumsuz sonuçlarını hesaba katarak bir yol haritası belirlemelidir.

Sürecin teknik aşamaları

Üçüncü sorun yürütülen müzakere sürecinin teknik olarak nasıl ilerlediğinin bilinmemesidir.

Çözüm süreci algı ve psikoloji olarak ilerlemiş görünüyor. Ancak “ne kadar silahsızlanma oldu” gibi teknik şartlara gelince hâlâ süreç başladığı noktada duruyor.

Taraflar “süreç hangi aşamada”, “en başta tanımlanan aşamalar nasıl geçildi” gibi hiçbir konuya tatmin edici cevap vermemektedir.

Çözüm sürecinin hayati noktalarından ikisi “PKK mensuplarının ne olacağı” ve “PKK’nın silah altyapısının ne olacağıdır.”

Vaziyete göre “bir güven sorunu yaşayan” PKK olabildiği en son ana kadar ve hatta mümkünsü her zaman bir veto gücü gibi kullanacağı silahlı bir gücü elinin altında bulundurmak istiyor.

Sorgulamanın önünü açmak

Bütün bunların dışında müzakere sürecinin bir “düşmanı” da süreci içeriği bakımından teknik olarak sorgulayanlara yönelik sert eleştiridir.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da “barış süreci karşıtı” şeklinde milli bir yaftamız var.

“Acaba şurada bir sıkıntı var mı” diye soranı hemen “süreç karşıtı” olarak yaftalıyoruz.

Geçmişten şunu biliyoruz: Türkiye’de tartışılamaz hale getirilen her konu kokuştu ve etrafına “mikrop saçtı.” Aynı hatayı çözüm süreci konusunda tekrar etmemek gerekiyor.

Ancak ilginç bir şekilde bazı isimler çözüm sürecini tabulaştırmak istiyor.

Şunu iyi anlamak lazım: Çözüm süreci hakkında herkes iyi niyetini ifade etti. Pek çok güzel şeyler söyledik, temennileri ifade ettik.

Artık bu konunun temennide bulunma ve laf söyleme faslı geride kaldı.

Şimdi işin teknik boyutu hakkında konuşmak “olumlu ve olumsuz giden tarafları” ifade etme vakti.

Bir vakit sonra “tarihin ruhu bunu gerektiriyor”, “çözüm süreci şöyle güzeldir böyle güzeldir” gibi sözler meseleye net bir bakış açısını engellediği için aksine sürece zarar bile verebilir.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

17 Haz 2019

Türkeş’in ikili münasebetleri: İncelik, dikkat ve sevgi Yukarıda da temas ettiğimiz gibi Türkeş Bey’in bir kurmay subay ve tecrübeli bir diplomat tavrıyla dava arkadaşlarına ve başka insanlara kaşı gösterdiği sevgi, saygı hareketin mensuplarının birlik ve dayanışmasında önemli bir rol oynamıştır.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 50,77 M - Bugün : 106