« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

HASAN FEHMİ BEY 1874 – 06.04.1909

, 06 Nis 2020

SONRAKİ HABER

Nazım'a tapmak

Ergün Göze, 03 Eki 2011

03 Eki

2011

Devlet Adamı

Ergun Göze 01 Ocak 1970

ÜLKEMİZ ve devletimiz çok uzun zamandan beri eskilerin 'Kaht-ı Rical' dedikleri 'Devlet Adamı yokluğu' çekmektedir. Devlet Adamı adeta bir Zümrüd-ü Anka kuşu haline gelmiştir. Bu, bir yandan da demokrasinin marifetidir. Çünkü sandık, devlet adamı yetiştirmez, makama oturtur ama o makama liyakat vermez. Seçenlerin de isabet edip etmediklerini gösterir.
Biz ki savaş meydanından gelmiş, her biri ne olursa olsun, bir noktada devlete hizmet etmiş, fedakarlık göstermiş insanları bile 'Devlet Adamı' sıfatına layık görmemiş tenkit etmişiz, bugün sandıktan çıkanların bir kısmına bakınca tenkitlerimizden pişman olmaktayız. Kurtuluş Savaşı'nda, düşmana ilk kurşunu atan alay kumandanı, yahut savaşlarda yaralana yaralana vücudu kalbura dönen bir insan belki kendisinden istenen kamu hizmetini tam yapamıyorsa da, devletine önceki hizmetleriyle bir hak en azından mazeret sahibi görünümdedir.

Devlet Adamı deyince bu millet önce bir haysiyet, vakar, tokgözlülük, tenezzülsüzlük, icabında fedakarlık ve sorumluluk şuuru aramıştır. Bunu da ekseriya basit gibi görünen ölçülerle ifade ve tespit etmiştir. Mesela 'Oturduğu koltuğun yayları ona sert gelir' cümlesinde olduğu gibi.

Ne var ki demokratik çalkantılar ve parçalanmalar zaten bir devlet kadrosunu zor çıkaran toplumda, bürokrasi, parti ve devlet kademelerinde, boşluklar açmış üstelik irtifa ve değer kaybına sebep olmuştur.

Bu dert Osmanlı'nın son zamanlarında da kendini göstermişti. Nüktedan bir Ohannes Efendi anlatırlar. Yeni kabine ilan edilmiş, Dahiliye Nazırlığına hiç umulmayan mesela bir 'Hilmi Efendi' tayin edilmiş. Ohannes Efendi'ye sormuşlar 'Hilmi Efendi'den de Dahiliye Nazırı olur mu?' Ohannes Efendi kendi şivesiyle cevap vermiş 'Yapıncas olur'.

'Yapıncas' oluyor da, yapınca olmuyor. Nitekim birçok bakan yerini doldurmuyor. İğreti duruyorlar. Liderlerin, 'Efendim, kumaş bu, eldeki malzeme bu, ne yapalım' demelerine kulak asmayın. Onlar da daha iyi kumaş mı aradılar, yoksa bana itaat etsin, akıl öğretmeye kalkmasın, emrimden çıkmasın'ı siyaseten yükselmek, ahlaken terbiye ve görgü itibariyle, tok gözlülük, hakka riayet, önce vatanı milleti düşünmek bakımından da yükselmiş olmayı gerektirmez mi? Hatta başkaları için meşru olanı Devlet Adamı sıfatıyla kendisine yakıştıramamak gibi bir asaleti gerektirmez mi? Oğullarına bakanlığından imkanlar temin eden bakanlar, hukuken mesul olmasalar bile manen milletin ayıplamasından kurtulabilirler mi?..

Bütün bakanların, dış seyahatlere bu kadar itibar etmesi, hanımını alanın dünya turuna çıkması ne demektir? Bu pahalı seyahatlerde millete ne gibi bir fayda temin etmektedirler, bunu açıklayabilirler mi? Bunların hepsi mi iş seyahati?

Bilhassa başbakanımız için kimse çok geziyor diyemez. Derse hemen Nasrettin Hoca'mız, mezarından kalkıp gelir 'Hayır! der, çok gezse memlekete de uğrardı' derdi. Çok gezdi de ne oldu? AB'ye gireyim derken üzerimize nice belaları sıçratmadı mı?

Harcırah tatlıdır diyecek olanlara bir harcırah hikayesi anlatayım. Mareşal Çakmak'ın Yardımcısı Org. Asım Gündüz'den naklediyorum. Büyük Taarruzun İkinci Ordu Kumandanı Yakup Şevki Subaşı Paşa gözlerinden rahatsızlanır. Tedavi için Viyana'ya gitmesi gerekir. (Galiba) İki bin lira harcırah verirler. Tedavi olur döner. Harcırahtan artan parayı iade etmeye gelir. Ordu muhasebesi şaşırır. 'Avans vermedik. Bu para kanuni ve kesin hakkınızdır iade mümkün değildir' derler. Ama Subaşı Paşa 'Kabul edemem. Bu millet beni yetiştirdi, okuttu paşa yaptı, tedavi de ettirdi, saçı bitmemiş yetimin bu parada hakkı var, alın ne yaparsanız yapın' der.

Asım Gündüz Paşa 'Hatıralarında' bir de şişman bir milletvekilini anlatır. Orduya bozuk dürbün ve eğer 'PAZARLAMAYA' uğraşmaktadır. Buyurun kulak verin tarih ne diyor: 'Adam var adam var. Hem adam, hem devlet adamı olan da var.'

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

04 Nis 2020

Aşağıdaki yazı ilk defa 17 Kasım 1950 tarihinde Orkun Mecmuası’nda merhum Alparslan Türkeş tarafından “Kazganoğlu” müstear ismiyle yayınlanmıştır. Yazıyı arşivinden bularak bize gönderen değerli araştırmacı yazar Metin Turhan beye teşekkür ederiz.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 61,25 M - Bugün : 34977