« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

İBN ÂBİDÎNZÂDE (Ahmet Özel)

, 10 Haz 2019

SONRAKİ HABER

Irak'ın işgali öncesi gizli anlaşma

, 13 Mar 2007

13 Mar

2007

İSLÂM DİNİ, tarihin en büyük saldırılarından biri ile karşı karşıyadır

Beyan Araştırma 01 Ocak 1970

Dünya üzerinde hızla yayılan İslâm Dini'nin önüne geçmenin en kolay yolu, iletişim araçlarını ortadan kaldırmaktır. Bunu yapamayacaklarına göre önlerinde iki yol kalıyor. Birincisi, İslâm Dini'ni karalayıp kötüleyerek insanların gözünden düşürmek. İslamî Terör, Dinci Terör, İrtica, gibi kavramları kullanarak İslâm Dini'ni karalamak. Bu da amaçlarına ulaştırmazsa, o zaman madem ki engel olamıyorum, o halde gerçek İslam değil de, benim uyguladığım İslam'ı insanlara sunayım. ‘Ilımlı İslam, Reform edilmiş İslam’ kullandıkları malzemelerdendir.

İSLAMÎ TERÖR
İslamiyet, tarihinin en büyük haçlı saldırısı ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu saldırı öyle sıradan, geçmişte yapılan klasik saldırılara benzememektedir. Bu saldırının planlayıcıları, en küçük ayrıntıyı dahi dikkate alarak, bir çok cepheden İslâm Dini'ne karşı savaş açtılar. İslâm Dini'ne karşı başlatılan bu savaş, birçok cepheden oluşmaktadır. Çok sayıdaki cepheden beş tanesini inceleyeceğiz.
İslâm Dini'ni karalamak, İslamiyet'in yükselen imajını düşürmek için ortaya atılan kavramların başında İslamî terör gelmektedir. İslamiyet'i şiddet, korku, kan, göz yaşı ve nefret içeren bir din olarak sunma gayretinde olanlar, İslamî terör, dinci terör, radikal İslamî terör gibi isimleri kullanmaktadırlar.
İslâm Dini ile terörü bir arada düşünmek, izahı mümkün olmayan bir durumdur. İslâm Dini insana beş temek güvence verir, bu beş güvenceden biri "can güvenliğidir", her insanın can güvenliği garanti altındadır. Kur'anı Kerim şu ayetle bunun altını çizmektedir:
"… Kim haksız yere bir cana kıyarsa bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Her kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur…"(1)
İslâm Dini hedef olarak insanı yaşatmayı seçmiştir. Gaye insanın yaşamasıdır. Gaye insanın yaşamasıdır, çünkü yarının ne olacağını kimse bilmez. Bugün çok olumsuz bir iş içinde olan bir insan, yarın çok olumlu bir iş içinde olabilir. Tarih bunun sayılamayacak kadar çok örneği ile doludur.
Hazreti Ömer'i ele alalım. Müslüman olmadan önce, ne kadar kötü ve alçak bir işe niyetlenmişti, niyetlendiği iş itibariyle o an yaşayan insanların en alçağı mertebesinde bulunuyordu. Sonra ne oldu, o alçaklıktan en zirveye çıktı.
Peygamberi öldürmek niyeti ile hareket ettiği anda, onun karşısına birisi çıksa ki, Hazreti Hamza çıktı, onu öldürseydi, ne olacaktı, insanlık tarihi Ömer gibi bir büyük dehadan mahrum olacaktı.
Halid bin Velid, Amr İbnul As, Ebu Cehil'in oğlu İkrime ve daha niceleri öldürülmüş olsalardı, İslam tarihine yaptıkları katkı olmayacaktı.
Taif öyle bir ders ki, kitaplara sığmayacak kadar büyük. Peygamber çok zor durumda kalmıştı ki; Mekke'deki sıkıntılardan kurtulmak için Taif'e gitmiş. Adeta yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş misali, taşlanmış, kovulmuştu. Yer yüzü peygambere dar geliyordu. Ne gidecek bir yeri, nede sığınacağı beşeri bir makam kalmıştı. O anda ilahi ferman geldi.
"Ey Muhammed! İstemen yeterlidir, şu dağları Taif halkının üzerine indiririm." O rahmet peygamberinin verdiği cevap, İslâm Dini'ni terör dini olarak göstermek isteyenleri yüzlerine tokat gibi inmektedir:
"Ben onların helak olmalarını istemem, Rabbimin onların sulblerinden, yalnız Allah'a ibadet edecek, O'na hiçbir şeyi şerik koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim."
İşte İslâm Dini, İşte İslam peygamberinin ümmetine bıraktığı miras. Sonraki yıllarda Taif halkı İslam ile şereflendi, her biri İslam için güzel hizmetlerde bulundular.

AMAÇ, İNSANI YAŞATMAKTIR
ÖLDÜRMEK DEĞİL
Peygamberimizin hayatı boyunca yaptığı uygulamalara baktığımızda, kendisine gaye olarak insanı yaşatmayı seçmiştir. Muhatabı kim olursa olsun, öldürmek değil, amaç yaşatmaktır.
Abdullah İbnu Ömer Radıyallahu Anhümâ'den rivayet edilmiştir ki; efendimiz şöyle buyurdular:
"Dünyanın tamamının zeval bulması, Allah nazarında bir Müslümanın haksız yere öldürülmesinden daha hafiftir"(2)
İbnu'lArabi'nin şu sözünü de kaydediyoruz:
"Haksız yere hayvan öldürmenin yasağı ve bununla ilgili tehdid sabittir. Öyleyse bir insanın öldürülmesi nasıl olur? Hele bu Müslümansa? Muttaki ve salih ise?"(3)
Hayvan öldürmeyi yasaklayan bir din, nasıl olurda insan öldürmeye cevap verebilir.
Haksız yere adam öldüren kimsenin, bu günahtan yapacağı tevbenin makbul olmayacağına dair yaygın bir kanaat mevcuttur. İbnu Abbas Radıyallahu Anhümâ, böyle bir katile şöyle demişti:
"Sen bir bardak soğuk su iç, artık cennete gidemezsin".
Muaviye İbnu Ebi Süfyan Radıyallahu Anh anlatıyor:
"Resulullah buyurdular ki:
"Her günahı Allah'ın mağfiret buyurması muhtemeldir. Ancak bilerek mü'mini öldüren veya kâfir olarak ölen kimse hariç..."(4)
Büreyde Radıyallahu Anh anlatıyor:
"Resulullah buyurdular ki:
"Müminin öldürülmesi, Allah katında dünyanın zevalinden daha büyük bir hâdise'dir."(5)
Ebu Hüreyre Radıyallahu Anh anlatıyor:
"Resulullah buyurdular ki:
"İman, ihanetle öldürmeye bağdır, mü'min ihanet suretiyle öldürülmez."(6)
Burada bahsi geçen ihanet, kişinin aman dilemesi, yada teslim olduktan sonra öldürülmesidir ki; bu şekilde bir öldürme çok daha vahim sonuçlar doğuracağı gibi öldürenin imanını da tehlikeye düşürmektedir.

GAYRİ MÜSLİM ÖLDÜRÜLMEZ
Gayri Müslimlerin öldürülmesi gelince; İslâm Dini masum insanların katledilmesini, zulme uğramalarını yasak etmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyurdu:
"Zimmî'yi öldüren cennet kokusu alamaz."(7)
Zimmî, İslam memleketinde yaşayan Gayri Müslim'e verilen addır. Kasten Gayri Müslim'i öldüren, cennet kokusunu alamaz, cennet kokusunu almamak demek de, cennete giremez demek manasına gelmektedir ki, bu çok ağır bir durumdur.
İslâm Dini savaş halinde dahi Gayri Müslimlerin öldürülmesine sınırlama getirmiştir.
Semure İbnu Cündeb Radıyallahu Anh anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Müşriklerin yaşlılarını öldürün, fakat tıfıllarına yani henüz tüyü çıkmayanlara dokunmayın."(8)
Hadisi şerifte bahsi geçen yaşlıları öldüründen kasıt, savaşa katılan olgun erkelerdir. Çocuklara göre yaşlı olan erkekler. Bugün İslamî terör diye yaygarayı basan batılı ülkeler, işgal ettikleri ülkelerde bebek, çocuk demeden insanları katlederken, 1400 yıl öncenin şartlarında dahi savaşırken, savaşa kurallar koyan bir dini, terör odağı gibi göstermek art niyetten başka bir şey olamaz.
İbnu Ömer Radıyallahu Anhümâ anlatıyor:
"Resûlullah'ın katıldığı gazvelerden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Resûlullah bunun üzerine kadınları ve çocukları öldürmeyi yasakladı."(9)
İmam Malik hazretleri, Resulullah'ın bu husustaki hassasiyetine binâen şu hükme varır:
"Kadın ve çocuğun savaşta öldürülmesi hiçbir surette câiz değildir, öyle ki, ehli harb, kadın ve çocukları kendilerine kalkan yapıp gerisinde siperlenseler veya bir kaleye veya gemiye girip beraberlerinde çocukları ve kadınları alıp perde olarak tutsalar onlara öldürücü atış yapmak veya sığınaklarını yakmak caiz olmaz."
İmam Şâfi-î ve Hanefî ulemâsı:
"Kadın savaşçı olarak askerlere karışmış ise öldürülmeleri câizdir" demişlerdir.
İster mümin olsun ister Gayri Müslim olsun ölümeöldürmeye böyle bakan bir dine terör yakıştırmasında bulunmak, ancak art niyetle izah edilebilir.


İSLÂMÎ TERÖR, İSRAİL VE ABD’NİN
ORGANİZASYONUDUR

Terörist İsrail devleti ve ABD kendi varlıklarını devam ettirebilmek ve çıkarlarını üst seviyeye getirebilmek için anarşik ve kargaşalı bir ortam arzu etmektedirler. ABD'nin Irak'ı işgal planı bunun çok net bir göstergesidir. Adım adım Irak'ın işgali yapıldı. Önce Saddam işbaşına geldi. Saddam'ın Irak'ta yönetimi eline geçirmesinin şartları oluşturuldu ve Saddam yönetime el koydu. Daha sonra; Saddam'a Arap Milliyetçiliğine ve Arapların liderliğine soyunma fikri empoze edildi. Saddam gerek ülke içinde gerekse uluslararası arenadaki tüm icraatlarını Arap liderliği ve bu liderliğe dayandırdığı Arap milliyetçiliği tezi üzerine kurdu.
İran ile savaşı başlattı, galibi olmayan bu savaş sekiz yıl sürdü. İki ülke savaştı, savaşan ülkeler mağlup, İsrail ve ABD galip. Sekiz yıl içinde başta ABD olmak üzere, bütün batı ülkeleri, Saddam'ı destekledi. Saddam'a her türlü yardımı yaptılar.
Sekiz yılın sonunda görev tamamlanmış, şimdi sıra başka bir organizasyona gelmişti. Büyük planın bir parçası Kuveyt'in işgalidir. Saddam'a onu da yaptırdılar. Sonraki yıllarda ABD'nin müdahalesi ve sonuçta bütün Irak'ın işgali. Amaç Irak'ı işgalin yanında başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada istikrarsızlık ortamı meydana getirmek. İslamî terör adı ile tüm dünyaya da şiddeti yayarak, İslâm Dini ile terörü bir göstererek, İslâm Dini'ni İnsanlığın gözünden düşürmektir.
Afganistan, Çeçenistan hepsini aynı uygulama içinde değerlendirmek mümkündür.


TERÖRÜN KAYNAĞI İSRAİL VE ABD
İslamî terör kavramının dünya gündemine oturmaya başladığı yıllar ile İsrail devletinin kurulduğu yıllar birbirine denk düşmektedir. 20. yüzyılın ortalarında kurulan İsrail devleti, beraberinde uluslar arası terörü de getirdi. İsrail devletinin kurulması, ile Ortadoğu da başlayan terör eylemleri, zaman içinde dalga dalga tüm dünyaya yayıldı.
İsrail ve ABD'nin birlikte yaptıkları çalışmalar neticesinde, terör ortamının oluşması için gerekli şartlar meydana geldi.
Terörün olması için önce terör şartlarının meydana gelmesi gerekiyordu. Bunun için sinekler (ABDİsrail) vardı, sıra sineklerin yaşaması için gerekli olan bataklığın meydana getirilmesine kalmıştı. Bataklık olarak Ortadoğu'yu seçtiler, bu bataklığın sinekleri de İsrail ve ABD oldu. İsrail kurulduğu günden itibaren, Filistin topraklarında terör estirdi. Modern silahlarla donanmış katil İsrail askerleri, Filistin köylerini basarak masum insanları acımazsızca katlettiler. Kundaktaki çocuktan, yataktaki yatalak nineye varıncaya kadar önlerine kim çıktıysa katlettiler.
Zulüm, işkence ve katliamlarla karşı karşıya kalan insanlar, öyle bir noktaya çekildi ki, ya ölecekler ya öldürecekler. Zaten İsrail'in amaçladığı da buydu, ya öl yada öldür.
Terörist İsrail devletinin uygulamaları o kadar çok ki; yazmakla bitecek gibi değil. "…Arabayı erkek kullanıyor, yanında hamile eşi var. Eşini hastahaneye yetiştirecek. Yolu İsrail askerleri tarafından kesiliyor. Şoför arabadan zorla indiriliyor, hamile hanımının gözleri önünde öldüresiye dövülüyor. Hamile kadın arabadan zar zor inebiliyor, kocasına doğru koşuyor, kocasının yanına vardığında, kocası çoktan şehadet şerbetini içmişti. Kocasının üzerine yığılması ile İsrail askerlerinin tekmeleri vücuduna inmeye başlıyor… Kadın hastahaneye kaldırılıyor. Karnındaki çocuk kurtuluyor, ama kadında şehadet şerbetini içiyor.
Doğan çocuk, sağlıklı bir erkek çocuğu.
Bütün dünyaya sormak gerekir; bu çocuk büyüdüğü zaman, annebabasını soracak ve ona olanları anlatacaklar. Annesinin, babasının ve doğumda kendi başına gelenleri öğrendiğinde bu çocuk ne yapar dersiniz?
Terörist İsrail askerlerine karşı gül atmayacağı kesindir, yok eğer gül atarsa bu çocuk o anne babanın çocuğu değildir. Filistin baştan başa böyle çocuklarla doludur.
Bu çocukların yaptığına terörist eylem, çocuklara da terörist ifadesini kullanmak doğru mudur?

ILIMLI İSLAM
İslam düşmanlarının uygulamaya koydukları bir başka hadisede Ilımlı İslam diye ortaya attıkları sinsi plandır.
Bir yanda İslâm Dini ile terörü aynı kefeye koyarak, İslam eşittir terör mesajları vermeye çalışan Siyonist İsrail ve onun destekçileri, diğer tarafta Ilımlı İslam diye bir kavramları gündeme getirmeye başladılar.
Ilımlı İslam kavramından kasıt, önce olumsuz, sevimsiz, kan ve şiddetle insanların önüne konulan İslâm Dini'ne, alternatif getirdiler "Ilımlı İslam". İslam'ı dehşet, kan döken bir din olarak göstererek, bunda başarılı oldular. Ardından da; terör ve şiddet dinini ortadan kaldırmak için Ilımlı İslam modelini gündeme getirdiler.
İslam'ın temel ilkelerinden olup da kıt akıllarının almadığı kavramları akıllarınca değiştirmeye çalıştılar.
İslam hukuku; insanlığın yegane kurtuluş reçetesi olmasına rağmen, Ilımlı İslam adı altında ortaya çıkanlar İslam hukukunun ilkelerini sözde çağa uydurarak, Ilımlı İslam modelini oluşturmaya başladılar.
Ilımlı İslam modelinin teknisyenleri, Kur'anı Kerim'de açık ve tevile gerek olamayacak şekildeki buyruklarını değiştirerek, İslâm Dini'ni ılımlı hale getirmeye başladılar.
Örneğin Kur'an'da:
"Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız."(10)
Ilımlı İslamcılara göre, bu ayetin hükmü değişecek, bu çağda kısas olur muymuş. Ve bunun gibi İslam'ın temel hükümleri, sözde çağa uydurularak değiştirilecek ve Ilımlı İslam ortaya çıkacak.
İslam akıl ve mantık dinidir…
İslam'ın hükümlerini aklınız almıyor diye, hakikatleri yok saymaktan daha geri daha aptalca ne olabilir?
İslâm Dini'nin ilke ve prensipleri, vahiy kaynaklıdır, ilmidir, aklîdir, mantıklıdır. Ilımlı İslam derken, bunu kullanan çevreler sanki birde Ilımsız İslam varda, bu Ilımsız İslam'dan insanlığı uzak tutmaya çalışmaktadırlar.

İSLAM'DA REFORM
İslâm Dini'ne karşı kurulan büyük komplonun bir diğer cephesi de İslam'da reform çalışmalarıdır. İslâm Dini'nin aslından uzaklaştırarak, geçmişte, Musa Aleyhisselam'ın ve İsa Aleyhisselam'ın getirdiği şeriatların başına gelenleri İslâm Dininde de uygulamak için İslam'da reform çalışmaları başlatıldı. İslam'da reform faaliyetleri günümüze mahsus bir hadise değildir. Özellikle son iki yüz yıldır batıda bu konuda çok ciddi çalışmalar yapılmaktadır.
Batının yaptığı bu çalışmalar içerde de destek görmektedir. Özellikle isminin önünde İslamî sıfatlar taşıyan Müslümanlar da batılılarla birlikte İslam'da reform çalışmalarına katkı sağlamaktadırlar.
İslâm Dininde reform yapılamayacağı gibi, İslâm Dini'nin reforma da ihtiyacı yoktur. Hıristiyanlık ve Yahudilik örnek gösterilerek, "onlarda yapılan uygulama İslam'a da uygulanır" düşüncesi son derece yanlış, ilimden, bilimden ve akıldan yoksun bir faaliyettir.
İslâm Dini'nin en üst temsil makamı olan peygamber, dini ikmal etti, öyle bir ikmal ki; kıyamete kadar ne gerekli ise onu getirdi. Getirmekle de kalmadı bizzat da uygulayarak, İslâm Dini'ne son noktayı koydu.
İslâm Dininde reform olamayacağını söylerken, dayanaklarımız şunlardır. Peygamber ve O'dan sonra 2. yüzyılda yaşayan müçtehit imamlar, İslam'ın itikadı ve ameli haritasını çizdiler. Bu harita kıyamet sabahına kadar değişmeyecek kadar ilmi, aklî ve mantıklı gerçeklerle donatılmıştır.
İslâm Dini'nin itikadı ve ameli ilkeleri yerli yerine konmuştur. Bunlarda herhangi bir değişiklik söz konusu olamaz.
Gelişen dünya şartlarının ortaya çıkardığı yeni meselelere karşı İslam alimleri yeni uygulamalar ortaya koyabilirler. Örneğin; kadın doğumunda meydana gelen yeni gelişme (Sezaryen) ve buna karşı gelişen yeni uygulamalar. Seferilikteki gelişme, gelişen modern ve hızlı ulaşım araçlarının durumu, seferiliğin yeni tanımı. Bu ve benzeri hususlar için yeni hükümler konulabilir, İslam alimleri de gelişen şartlara uygun kurallarıda ortaya koymaktadırlar.

FİTNE-FESAT EHLİ MUTEŞABİHATİ
PLANLARI İÇİN KULLANIYORLAR
İslâm Dini'ni Reform adı altında bozarak, tahrif etmek için yapılan uygulamalardan birkaç örnek.
İslamiyet'teki ibadetin dili Arapça'dır. İslâm Dininde reform adı altında önce ibadet dili değiştirilmek istendi. Uygulaması yapıldı ama sonuç alınmadı.
Camilere, kiliselerde olduğu gibi oturak sıraları konularak, İslâm Dini'ni, Hıristiyanlaştırma gayretleri de sonuç vermedi.
Peygamberi aradan kaldırma çalışmaları yapıldı. Peygambere postacı görevini verdiler, peygamber vahyi getirmiş, sadece getirilen vahiy bizi bağlar başka da bir şey bilmeyiz dediler. Peygamberi aradan çıkararak, Kur'an'daki Muteşabihata ve te'vile muhtaç ayetleri kendi işlerine göre tefsir ederek, İslâm Dini'ni aslından uzaklaştırmak.
İslam'da Reform çalışmalarının içinde olan bir Profesör, Kur'an'daki ayetleri kendi kıt aklına göre tefsir ederek, Peygamber'den bize mütevatir haberle gelen günde beş vakit namazı üç vakte indirdi.

ABD'DEN TÜM DÜNYAYA

REFORM SERVİSİ YAPILIYOR
İslam'da reform çalışmalarının en önemli malzemesi her zaman kadın olmuştur. Gün oldu kadının imamlığını gündeme getirdiler. Gün oldu, kadının örtüsünü gündeme getirdiler, örtünmek kadına farz değil, isteyen örtünür isteyen örtünmez. Örtü kadının insiyatifine bırakılmıştır dediler.
Bu konudaki son gelişmeler ABD'de yaşandı. ABD'de bir kadın ortaya çıktı, bu kadın, kadınlı erkekli karma cemaate imamlık yaparak Cuma namazı kıldırdı. Cemaate imamlık yapan bu kadının adı Amina Wadud'du. Amina Wadud'un kıldırdığı Cuma namazı ve cemaati içinde yaptığı uygulamalar, kısa zamanda tüm dünyaya duyuruldu, en ücra köşelere servis yapıldı.
Dikkat edelim bakalım ne diyor Amina Wadud:
"Kur'anı tekrar okumak gerekiyor. Kur'an'ı değiştirmek değil ama uygulamaları güncellemek gerekiyor. Kur'an'ın temel prensiplerini yeniden belirlemeliyiz."(11)
Kendini müçtehit imam yerine koyarak, Kur'an'dan yeni bir yoruma, Kur'an'ın prensiplerini yeniden oluşturmaya başladı bile. Amina Wadud:
"Kur'an'ın temel prensiplerini yeniden belirlemeliyiz." Sormak lazım bu kadına? Sen kim oluyorsun da, Kur'an için yeni prensipler belirleyeceksin? Hiç şüphesiz kadın kendisine verilen görevi yerine getiriyor, İslam için büyük komployu kuranların görevlendirdiği bir elemandan başkası değildir Amina Wadud.
Amina Wadud'un uygulamalarının dünya üzerinde beklenen etkiyi yaptığını anlamak için geçen aylar içinde Üsküdar'da bir camide uygulamalara bakalım.
Kadınlı erkekli bir gurup Üsküdar Çamlıca'daki bir camide Cuma namazı kılıyor. Namazda dikkati çeken husus, tamda İslam'da reforma uyacak cinsten. Namaz kılan kadınların kılık kıyafetleri, namaz kılmaya uygun değil, kadın erkek birlikte aynı safta saf tutmuşlar.
İslâm Dini'ni bozma, tahrif ederek aslından uzaklaştırma çabası olan İslam'da Reform fitnesi, azda olsa sonuç vermiştir. Unutulmamalıdır ki, İslâm Dini'ni reform etmek kimsenin haddine değildir, çünkü onun sahibi ve koruyucusu vardır.


KÖKTEN DİNCİ
İslâm Dini'ni bozup, tahrip etmek için açılan cephelerden biride Kökten Dinci cephesidir. İslam düşmanlarının icat edip önümüze koyduğu bir kavramdır. Bizim dışımızdakilerin, ortaya attığı bu kavramlar içerde destek görmeseler, etkili olmaları söz konusu olamazdı. Ancak batıda organize edilen her hadise içerde taraftan bulmuştur.
Kökten dinci kavramı da bilgisizce ve cahilane ortaya atılan bir kavram. Ne demek kökten dinci? Her Müslüman kökten dinci olmak zorundadır. Daha da açacak olursak, her Müslüman kökten Müslüman'dır, kökten mümindir. Bunun aksini söylemek İslâm Dini'ne aykırı bir harekettir.
İslâm Dini'nin en üst temsil makamı olan Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem en büyük kökten dinci idi. Bir mümin için bir tek hedef vardır, "Allah ve Resulünün gösterdiği yol." Bir dinki onun peygamberi kökten dincidir, her müminin gayesi peygamberin yaşadığı gibi yaşamaktır. Hal böyle olunca da her müminin hedefinde kökten dinci olmak vardır.
Kökten dinci kavramını ortaya atanlar, Hıristiyanlık tadı uygulamaları dikkate alarak, aynı uygulamaları İslâm Dini içinde uygulamaya koydular.
Batı Hıristiyanlığı kiliseye hapsetti, kilisenin dışındaki dini de müntesiplerinin kalbine soktu. Batılının hayatında din, kilisenin içindedir, dışarıda da kalbinde. Aynı uygulamayı İslam için de yaptılar. Dediler ki; camide ne yaparsanız yapın, camide ne yaptığınıza karışan var mı? Bakın camiler açık, camiye bir şey diyen yok. İslam öyle ortaya yapılacak bir şey değildir, senin kalbin temiz olsun, Allah'a karşı duygularını kalbinde gizle."
İslâm Dini'nin ilke ve prensiplerini yüzdelersek, cami yüzde bire ancak tekamül eder. İslâm Dini, mensubunun her hal ve hareketine müdahale eder, şekil verir, yol gösterir. Yemekten, giymeye, yatmadan, kalkmaya, aile ilişkilerine, komşu münasebetlerine, suç ve cezalara, kısaca insan hayatının doğumdan ölümüne kadar her sayfasına müdahalesi vardır.
İslâm Dini'ni, Hıristiyanların uygulamaları doğrultusunda yaşayanlara Müslüman. Kur'an'ın ve sünnettin getirdiği prensipleri, doğumundan ölümüne kadar hayatının her safhasında uygulamaya kalkanlara Kökten Dinci dediler.
Bir mümin kalbinde ve camide istediği gibi uygulama yapabilir, olması gereken budur. İslamî uygulamayı, kalbinin ve caminin dışına çıkarırsa işte bu kökten dinci olur.
"Ne mutlu kökten dincilere…"

İRTİCA
İslam'a atılan çamurlardan biride irtica hadisesidir.
İrtica; kelime manası olarak geri gitmek, aydınlığa, gelişmeye kapalı manasına gelmektedir. İrticanın, İslâm ve dindarlar için kullanılmasının ana sebebi, İslamiyet'in ilke ve prensiplerinin bundan 1400 yıl önce konmuş olmasıdır. İslamiyet'i ve Müslümanları irtica diye adlandıranların amacı; kuralları bu kadar eskiye dayanan bir dine mensup olmaktan kaynaklanmaktadır.
"İki günü müsavi olan zarardadır." Temel prensibi olan bir din nasıl gerici olabilir. Bir başka temel kural "İlim müminin yitik malıdır." Çağları aşan bir başka kural "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." "Merhamet etmeyen merhamet bulamaz."
Bir takım batılı ilim adamının ikrar etmek zorunda kaldığı gibi "Hazreti Muhammed öyle prensipler getirmişki, O'nun ilke ve prensiplerini medeniyet tarihinin en üst basamağı sayacak olursak, biz (batı) henüz o medeniyet merdiveninin ilk basamağındayız."
Böyle bir din ve o dinin müntesipleri nasıl irtica olabilir.
İslâm Dini'nin irtica ile uzaktan yakından bir alakası olmadığı gibi, İslam ve irtica hiçbir zaman yan yana gelmeyecek iki kelimedir.

BİLİM VE TEKNOLOJİ

İSLAM'IN LEHİNE GELİŞİNCE PANİKLEDİLER
Yukarıda maddeler halinde yazdığımız İslâm Dini ile hesaplaşma çalışmaları niçin yapılıyor? İslâm Dini ile niçin bu kadar uğraşılıyor?
Bu sorulara başlıklar halinde cevap bulmaya çalışacağız.
Öncelikle İslâm Dini'nin gelişip yayılması bir çok menfaat ve çıkar şebekesini sıkıntıya sokmaktadır. Bu şebekelerden bazıları Hıristiyanlık, Yahudilik ve diğer sahte dinlerdir. Hıristiyanlığa baktığımızda karşımıza devasa bir rant kurumu ve bundan nasiplenen milyonlara varan insanlar. Bu kadar devasa bir rant kaynağının ellerinden çıkmasını istemezler.
İslâm Dini dünya zevk ve saltanatına, sömürüye, haksızlığa müsaade etmez. Günümüzde uygulanan sözde medeniyet, toplumu iki parçaya bölmüştür. Bir yönetenler, birde yönetilenler. Demokrasi ve insan hakları yönetenler için vardır, demokrasi onlara uygulanır. Yönetilen halk tabakalarına gelince uygulamanın adı adalet olur.
Halbuki İslâm Dini, insan haklarının kullanımında, makamı, mevkisi, durumu ne olursa olsun insanlar arsında ayırım yapmaz. Bu eşitlik birçoklarını rahatsız etmektedir.
Hıristiyanlar, 1400 yıldır İslâm Dini'ni ve İslâm Dini'nin peygamberini kabul etmiyorlardır. Yani onlara göre; İslam diye bir din olmamış, (haşa) Hazreti Muhammed de peygamber değil. Hıristiyan alemi, bütün kiliselerinde, okullarında her yerde halkına bunu anlatıyordu. Bütün halkta buna inanıyor ve ona göre amel ediyordu. Bu durum 1964 yılına kadar devam etti. 1964 yılında Papalık makamı, bu 1400 yıllık tezinden vazgeçti. İslamiyet'te bir dindir ve bu dinin peygamberi de Hazreti Muhammed'dir. Bunu kabul etmelerinin en önemli sebebi, iletişimde ki hızlı gelişimdi.
Hıristiyan ilahiyatçıları, 1400 yıllık yalan ve iftirayı daha ileri götüremeyeceklerini gördüler. İletişimin gelişen imkanları, dünya halklarına gerçekleri öğretecektir. Halk gerçeği başkalarından ve kendi imkanları ile öğrenmeden Papalık tarafından, Papalığın istediği şekilde öğrensin denildi. Ve böylece İslamiyet'in din olduğu onun peygamberinin de peygamber olduğu kabul edildi.
Seksenli yıllara gelindiğinde, Papalık binlerce yıllık Allah inancından da taviz vererek, Fatiha süresi vaazını kabul ettiler. Fatiha'yı Müslümanlarla birleşme noktası kabul ettiler.
Bütün bu gelişmelerin sebebi; gayri müslimlerin hakikati öğrenme korkularından kaynaklanmaktadır.

İSLÂM DİNİ’NİN
DÜNYA HAKİMİYETİNİ ENGELLEMEK
İslâm Dini dünya üzerinde hızla yayılmaktadır. Dünyanın dört bir yanında hızla yayılan İslâm Dini, başta şer odakları olan Siyonist Yahudiler ve Hıristiyanlar, bu hızlı gelişimin önüne geçmek için her yola baş vurmaktadırlar.
İslamiyet'in hızla yayılmasının örneklerinden biri Orta Afrika'daki Kongo Cumhuriyeti'nde yaşandı.
Afrika'daki Kongo Cumhuriyeti'nde yaşayan Tutsiler İslam'ı seçti. İslâm Dini ile şereflenen Tutsilerin sayısı 2 milyon 600 bin kişidir.(12) Tarihin en büyük toplu din değiştirme olaylarından biri gerçekleşmiştir.
Ne yapsalar ne etseler, İslâm Dini'nin hızla yayılmasının önüne geçemiyorlar. Bu defa da kendi istedikleri gibi bir dini, bu yeni Müslümanların önüne koymaya başladılar.
Amina Wadud (Amerikalı bayan imam) bu gerçeği şöyle dile getiriyor:
"Bende sonradan İslamiyet'i seçenlerdenim. Kuzey Amerika'da İslam en hızlı büyüyen din. Buna Kanada da dahil. Bir taraftan İslamiyet'i seçenler ve bir taraftan da ülkeye gelen Müslümanlar sayesinde büyüyor."(13)
Dünya üzerinde hızla yayılan İslâm Dini'nin önüne geçmenin en kolay yolu, iletişim araçlarını ortadan kaldırmaktır. Bunu yapamayacaklarına göre önlerinde iki yol kalıyor birincisi, İslâm Dini'ni karalayıp kötüleyerek insanların gözünden düşürmek. İslamî Terör, Dinci Terör, İrtica, gibi kavramları kullanarak İslâm Dini'ni karalamak.
Bu da amaçlarına ulaştırmazsa, o zaman mademki engel olamıyorum, o halde gerçek İslam değil de, benim uyguladığım İslam'ı insanlara sunayım. 'Ilımlı İslam, Reform edilmiş İslam' kullandıkları malzemelerdendir.



Dipnotlar:
1– Maide;5/32
2– Tirmizî
3– Kütüb–i Sitte Muhtasarı Tercümesi ve Şerhi", İbrahim Canan
4– Nesâî, Tahrim 1, (7, 81)
5– Nesâî, Tahrim 2, (7, 83)
6– Ebu Davud, Cihad 169, (2769)
7– Tirmizi
8– Ebu Dâvud, Cihâd 121, (2670); Tirmizî, Siyer 28, (1583)
9– Buharî, Cihâd 147, 148; Müslim, Cihâd 24, (1744);
Muvatta 3, (2, 447); Tirmizî, Cihâd 19, (1569);
Ebu Dâvud, Cihâd 34, (1667); İbnu Mâce, 30, (2841)
10– Bakara;2/179
11– Tempo dergisi; 05/948, sh. 24
12– Kırmızı Çizgi Dergisi, Şubat 2006 sh. 29
13– Tempo dergisi; 05/948, sh.24

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

14 Haz 2019

Bakınız günümüzde dekahraman Mehmetçik Türkiye sathında ve yakın coğrafyamızda aynı ruh ve heyecanla her türlü bölücü teröre karşı bu mücadeleyisürdürerek, hainlerin ve şaşkınların “Kürdistan” hayallerini toprağa gömmeye devam ediyorlar.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 50,68 M - Bugün : 29526